Güner Yiğitbaşı: Biz olsaydık ne karar verirdik?-2

Mahkeme salonlarının duvarlarına, “Adalet Devletin Temelidir” tümcesi boşuna kazınmamıştır. Hukukun üstünlüğüne dayanan demokrasilerde, sistemi ve devleti yargı ve hakimler korurlar

Güner Yiğitbaşı: Biz olsaydık ne karar verirdik?-2
Bir önceki aynı başlığı taşıyan yazımızda, seçilmiş olmasına rağmen, anayasanın öngördüğü niteliklere uygun bir şekilde cumhurbaşkanlığı yapmadığı, anayasaya bağlılık ve tarafsızlık yeminine uymadığı, partisi ile ilişiğini kesmediği,parlamenter sistemi bekleme odasına alarak başkanlık adı altında fiili ve illegal bir sistem kurduğu ve tüm bunları çok açık ve net bir şekilde beyan ve kabul ettiği için, Tayyip Bey'in Türk Ceza Kanununun 299. maddesinde düzenlenen cumhurbaşkanına hakaret suçunun mağduru olamayacağına, bu maddenin himayesinden yararlanamayacağına ilişkin görüş açıklamış ve bu nedenle Tayyip Bey'e hakaret ettikleri iddiasıyla haklarında cumhurbaşkanına hakaret suçundan davalar açılan kişileri yargılayan bir  hakim olsaydık, eylemlerinde bu suçun unsurları oluşmadığı için, sanıklar hakkında cumhurbaşkanına hakaretsuçundan beraat kararı vereceğimizi, şayet eylem başka bir suçu oluşturuyorsa, bu suçtan ihbarda bulunacağımızı dile getirmiştik.
Bu yazımızda açıkladığımız hukuki görüşlerimiz, okurlar arasında büyük oranda destek görmesine rağmen, en başta benim sürekli ve dikkatli okurum olan ve eleştirel yorumları sebebiyle görüşlerimizi daha detaylı olarak açıklama imkanını bize sağlayan meslektaşımız Sayın Zafer ORUS olmak üzere, bazı okurlardan da olumsuz tepkiler aldık.

Bırakınız hukukçu olmayan okurları, hukukçu olan ancak siyasi görüşleri bizden farklı olan bazı hukukçuların dahi kafalarının karıştığını gözlemledik.

Bu nedenle, konuya biraz daha açıklık getirmek ve oluşan kafa karışıklıklarını gidermek için, aynı başlık altında 2. bir açıklayıcı yazı yazma gereğini duymuş bulunuyoruz.

Eleştirenlerden Sayın ORUS özetle diyor ki;”Hayret edici bir düşünce tarzı.Yasa koyucu kanun çıkarıyor,hakim kendi anlayışına bu kanunu uygun görmüyor. Bu durumda ;kamu düzeni sağlama sorumluluğu kime ait olacak. Her hakim ceza kanunundaki bir suçu kendi anlayışına göre cezasız bırakırsa bu hukukçuluk mudur?......esas olan milli irade ve onun temsilcisidir. Yasama ve yürütme halk tarafından seçilmiş olmasına rağmen Yargı da halktan kimse yok. Bir de kalkmışlar her kararın başına Türk milleti adına ibaresi koyuyorlar. kaldı ki ; hakim önüne gelmemiş bir ihtilafı çözemez. İhtilaf ta yaratamaz.Ülkede kamu düzeni ve hukuki sulh yok gibi.Bunun sorumlusu acaba kim ? cumhurbaşkanının üstünde sadece TBMM vardır.”

Bu okurumuz, bazı hususlarda temelde haklı gibi gözüküyor ise de; eleştiri ve karşı görüşlerini,anayasasıyla, yasalarıyla, cumhurbaşkanının eylem ve söylemleriyle, yasama ve yürütmesiyle, tam ve eksiksiz bir şekilde tıkır, tıkır işleyen, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir sistemin ülkemizde var olduğunu kabul ederek, yani anayasaya ve yasalara göre olması gereken legal gerçeklere göre açıklıyor ve ülkemizdeki, anayasanın rafa kaldırıldığı, başbakanı tarafından anayasa ne derse desin mantığıyla icraat yapıldığı fiili durumu görmezlikten geliyor ve işte burada yanılıyor.

Anayasası ve yasaları tam olarak uygulanan, yargısı tam bağımsız ve tarafsız olan, Cumhurbaşkanı; anayasaya bağlılık ve tarafsızlık yeminine saygılı olan, partisi ile ilişiğini kesen, tarafsızlığı ile tüm milletin birliğini temsil edebilen, yasama organının iktidar partisinin  çoğunluğunu teşkil eden milletvekillerinin, anayasayı rafa kaldıran ve fiili bir başkanlık sitemini kurduğunu açıklayan bir cumhurbaşkanının vesayeti altında bulunmadığı, yürütmenin başı olan Başbakanının, taraflı ve partili olan ve  anayasa tanımayan bir cumhurbaşkanının kayıtsız ve şartsız emri altına girmediği, onun iki dudağına bağımlı olmadığı, meclisin yürütmeyi denetleyebildiği, sistemi tıkanmamış normal işleyen demokrasilerde, iş yargıya düşmez ve sistem kendi içinde işler ve çalışır.

Ülkemizdeki fiili durum böyle midir? Okurum diyor ki; cumhurbaşkanının üzerinde sadece TBMM vardır, ülkemiz gerçeklerine göre, bu görüş çok gülünç bir saptamadır. Ülkemizdeki fiili duruma baktığımızda, olması gerektiği gibi TBMM cumhurbaşkanının üzerinde değil, cumhurbaşkanı Tayyip Bey, TBMM. nin üzerindedir, TBMM avcunun içine almış ve istediği yasayı en kısa sürede çıkartabilmektedir.

İllegal bir şekilde oluşturulan fiili durum böyle olunca, anayasa rafa kaldırılınca, keyfi ve anayasa dışı bir sistem oluşturularak, oluşturulan bu sistemin başına da, tek yetkili olarak, kendisine yönelik eleştirileri önleyebilmek için cumhurbaşkanına hakaret suçunu silah olarak kullanan ve önüne gelen muhalifler hakkında, haksız bir şekilde, cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla davalar açtıran Tayyip Bey oturursa, tıkanan demokratik sistemi işletebilmek için, Allah saklasın darbeciler değil, anayasayı ve yasaları uygulamakla görevli olan yargı, yani hakimler devreye girerler.

Mahkeme salonlarının duvarlarına, “Adalet Devletin Temelidir” tümcesi boşuna kazınmamıştır. Hukukun üstünlüğüne dayanan demokrasilerde, sistemi ve devleti yargı ve hakimler korurlar, adalet bunun için devletin temelidir, devletin temellerinin yerinden oynadığını gören hakimler, oynayan o temelleri, yerli yerine oturtmakla görevli ve yetkilidirler.

Unutmayınız, demokrasilerde son sözü daima yargı söyler.

Türk Medeni Kanununun başlangıç hükümleri vardır, bunun ilk iki maddesi çok önemli olup, bize göre sadece özel hukukta değil, hukukun tüm dallarında geçerli olması gereken hukukun genel kurallarıdır.

Buna göre, bir ülkenin anayasaya uymak bir yana, anayasanın uygulanmasını gözetme görevi bulunan cumhurbaşkanı, anayasayı takmıyorsa, anayasayı ilga etmiş ve fiili bir sistem kurmuşsa, anayasa koyucunun, anayasayı yaparken öngöremediği,daha doğrusu öngörmek dahi istemediği için, böyle illegal bir sistem kurarak demokrasinin kanallarını tıkayan bir cumhurbaşkanına karşı önlem alma konusunda oluşan hukuki boşluğu,kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verme yetkisine sahip olan hakimlerimiz doldurarak,hakarete uğradığını iddia eden Tayyip Bey'in; Türk Ceza Kanununun cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen 299. maddesinde öngörülen nitelikte hukuken himaye görmeye mazhar bir  cumhurbaşkanı olup olamadığını taktir ve tayin etme ve buna göre karar verme yetkileri mevcuttur.

Özel hukuk kuralı olmakla birlikte,herkes haklarını kullanırken dürüstlük ve iyi niyet kurallarına uymak zorunda olup, hak ve yetkilerin kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

“BİZ OLSAYDIK NE KARAR VERİRDİK?” başlıklı ilk yazımızı bu anlayış içinde kaleme aldığımızı, samimi görüşümüzün bu olduğunu, okurlarımızla paylaşmayı görev sayıyoruz.

Son söz; bu ülkeye, ileride milli irade aldatmacasıyla saltanat ve hilafet geri getirilecek olursa, milli irade adına, bu saçmalığı da kabul mü edeceğiz?

08/06/2016
Güner YİĞİTBAŞI 

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget