Bir Güne Sığdırdıklarım - Cevat Kulaksız

11.01.2016 günü kendimi hiç de iyi hissetmiyordum, hastayım, üşütmüşüm galiba; boğazım, kulaklarım, gözlerimin etrafı bile her yanım ağrıyor, adeta vücudum

11.01.2016 günü kendimi hiç de iyi hissetmiyordum, hastayım, üşütmüşüm galiba; boğazım, kulaklarım, gözlerimin etrafı bile her yanım ağrıyor, adeta vücudum ağrılardan ağır bir işkence görmüş gibi idi sanki. Eşime, kendimi iyi hissetmiyorum, keşke evde yatıp dinlensem, deyince, “aman Cevat bu gün günüm var, altı arkadaş gelecek, misafirlerim kendini rahat hissetmez, sen yine bir yerlere git, muayene filan ol” dedi. Yavaşça evden kovdu sanki.

AĞAÇTA ASILMIŞ ADAM GİBİ KORKULUK

Bir Güne Sığdırdıklarım - Cevat Kulaksız
 Çaresiz hasta vücudumu sürükleyerek, gönülsüz evden çıktım, önce bir muayene olayım, dedim.  Uğur Mumcu Mahallesindeki aile doktorumuza muayeneye giderken, Rajiv Gandi Caddesi kıyındaki bir evin bahçesinde dala asılmış başı fötr şapkalı bir adam gördüm. Adamın buruşuk fötr şapkasından omuzlarına doğru sarkan gri renkli saçları vardı; yüzü siyah, beyaz ayakları, beyaz elleri çıplaktı, sırtında kefen gibi ama simsiyah bir pelerine benzer giysi vardı. İlk bakışta insana korku veren bu garip korkuluk,  uzaktan sanki dala asılmış adam gibi görünüyordu.  Kendi kendime, Aman Tanrım bu da neyin nesi diye söylenerek korkuluklu bahçeye yaklaştım, bahçe kapısını açıp içeri girdim, yaşantımda böylesine bir korkuluk görmemiştim. Hortlak mıydı, Gulyabani miydi inanın korktum, korkuluktan. Elim cep telefonuna gitti, resmini çektim. Vaktim de olmadığı için, bu korkuluk neyin nesi diye soracaktım ama kimse de yoktu zaten.
Bahçe kapısını kapatıp sağlık ocağına doğrun yürüdüm, yolda kendi kendime düşünmeye başladım. Küçüklüğümde köyde bağ, bahçelerde, tarlalarda kargaları, öteki kuşları ekin, sebze ve meyvelerden uzaklaştırmak için (T) harfi gibi çakılmış ağaçlara şapka takılır, üzerine çul çaput sarılıp korkuluk yapılırdı ama ben şimdiye değin, böylesine buradaki gibi insana korku veren korkuluk görmemiştim. Acaba bunu yapan komşu ne amaçla yapmıştı, diye kendi kendime sorarak yürüyordum. Keşke bu korkuluğun encamını sorsaydım da, okuyucuya sebebini sunsaydım, diye de söylendim. Ama vaktim yoktu.
Bizim siteler dubleks olduğu için hırsızlıklar çok oluyor, belki hırsızı korkutmak için yaptı desek, hırsız salak değil ki, bunun korkuluk olduğunu anlamasın.  Her neyse, belki de korkuluk sahibi adam hayal ve korku filmlerine meraklı bir maceraperest olmalı diye düşündüm.
Neyse bu düşüncelerle, hasta bedenimi sürükleyerek sağlık ocağına vardım, muayene olup hemen 50 m karşıdaki eczaneden ilaçlarımı aldım, orada da birkaç hapı yuttuktan sonra yola devam ederek durağa doğru koyuldum.

ÇAY SATMAYA ÇALIŞAN KADIN

Bir Güne Sığdırdıklarım - Cevat Kulaksız
 Otobüs ve de metro ile Kızılay’a varırken, kendi kendime çantamda bulunan kitabımı,  gazetemi nerede okuyabilirim, nerede sıcak bir yer bulabilirim, diye düşündüm.  Hemen, yakındaki A.Ö.Halk Kütüphanesine gideyim, dedim oraya yöneldim. Güvenpark’ın içinden geçerken, bidonuna doldurduğu sıcak suyla çay satmaya çalışan bir kadına rastladım, kadın müşteri beklerken, desenli eşarbını başına dolamış, melul mahzun bakarak müşteri bekliyordu. Nerelisin, diye sorduğumda, ağzından yavaşça “Elazığlıyım” sözü çıktı. Ben vay Gak koçlar diyarı diye espri yapınca kadın zoraki gülümsedi. Kim bilir ne acil ihtiyacı için bir bardak çayı bir liraya satmağa çalışıyordu kadıncağız. Çay müşterisi yoktu, onun için mahzundu kadın sanırım. Tanrı yardımcı olsun deyip biraz yürüdüm. Ama içim burkuldu.
Biraz yürüyünce, parkın yuvarlak banklarının birinde bir kız, bir erkek iki sevgili adeta birbirlerine sarılmışlar, arada bir öpüşüyorlardı. Hava soğuk, yanlarına doğru biraz yaklaştım, -aman çocuklar üşütürsünüz dikkat edin-, şeklinde bir söz söyleyip, -resminizi çekebilir miyim-, diyecektim. Ama rahatsız etmemek için ve şiddetli tepki verirler endişesi ile bundan vaz geçtim. Akılıma buna benzer bir olay geldi; giden yıl bizim siteye yakın bir parkta aynı vaziyette iki genci gören Polat Bey diyen bir komşumuz, “burada aile var” diyerek gençleri azarlayıp kovmuştu. 

GÜVERCİN YEMİ SATAN

Bir Güne Sığdırdıklarım - Cevat Kulaksız
 Hemen ileride, başka bir adam güvercinler için yem satmaya çalışıyordu. Sırtını Güven Park anıtına dönmüş, önüne iki plastik meyve-sebze kasası üstüne bir tabla, tablanın üstüne 20 kadar içi buğday dolu naylon bardak koymuş, bir liradan satmaya çalışıyor. Elinde sigara, başındaki bereyi üşümeyeyim diye kulaklarını da kapatacak şekilde giymiş, “çek abi müşteri gelsin” diye gülümseyerek bakıyordu.
Yem gelsin diye bekleşen güvercinler de, guruldayarak buğday satıcısının etrafında dolanıyorlar. Birileri yem için, birileri de para için, Ankara’nın Güven park ayazında bekleşip duruyorlar. Herkes bir şey bekliyor, bir umut, bir ekmek bekliyor canlılar, insanlar, devran böyledir işte, diye düşüne mırıldana adımlarımı atıyorum. Ama şu güvercinler bambaşka munis, barışçıl kuşlar; serçe kuşları önündeki yemi yiyeceği kapıp kaçıyor da hiç tepki vermiyorlar, nasip neyse onunla besleniyorlar. Onun için dünyanın her yerinde güvercinler barışın sembolü olmuş kuşlardır. Köylerde, kasabalarda pek çok insan güvercin beslerler. Öylesine meraklılar vardır ki yüzlerce lira verip güvercin satanın alanlar vardır.  Bizim Batıkent’de, dubleks evlerinde güvercin besleyen komşularım var, dışarı çıkıp güvercinlerin uçuşunu, takla atışını seyrediyorlar. Atalarımız güvercinler için vakıf kurmuşlar, saraylarının duvarlarına süslü güvercin yuvaları yapmışlar. Geçmiş devirlerde yüzlerce yıl iletişim araçlarının olmadığı zamanlarda güvercinler haberleşme araçları olarak kullanılırdı.

KIZILAY KAN ALMA ARACININ ÖNÜNDE
Neyse benim yazı da, köy odası sohbeti gibi ulanıp gidiyor, devam edelim. Hemen Güvenpark’ın içinde Kızılay kan toplama aracına rastladım. Aracın önünde, Kızılay gömleği giymiş bir bayan, “Kızılay’a kan vermek isteyen, Kızılay’a kan vermek isteyen” diyerek dolanı dolanı ünleyip duruyor. Yanından geçerken, “günde ne kadar kan alabiliyorsunuz”  diye sordum. O Bayan ne dedi biliyor musunuz?
“-Değişiyor, maalesef çoğunlukla hasta yakınları kan veriyor” . Demek ki birçok vatandaşımızda düzenli kan verme alışkanlığı yok, oysa hangimizin ne zaman kana gereksinim duyacağını kimse bilemez; hepimiz, kadın, erkek gerek ameliyatla,  gerek doğumla, kaza ile her an için kana gereksinim duyabiliriz. O an bulunamazsa,  kanın hiç önemi yok. Dünyada her gün değişik kaza, savaş ve felaketlerle karşılaşıyoruz. İşte o zamanları kana gereksinim duyarız ki, kan henüz dünyada hiçbir fabrikada yapılamıyor. Ana kaynağı insandır. Öyleyse hepimiz, sık sık, hiç olmazsa yılda bir iki kez kan verelim. Sadece kan değil, organlarımızı da bağışlayalım. Çünkü yurdumuzda binlerce insan, başta böbrek olmak üzere, organ beklemektedir. Zengini de, yoksulu da her an için kan ve organa gereksinim duyabilir. O an bulunamazsa, paranın ve servetin değeri o anda düşünülemez. Övünmek gibi olmasın ben naçizane bütün organlarımı bağışladığım gibi, 15 yılda verdiğim kanlarla altı madalya almışımdır. Hepimiz ve herkes yılda birkaç da olsa mutlaka kan bağışında bulunalım.

KÖPEĞİ SEVEN TURİST KIZ

Bir Güne Sığdırdıklarım - Cevat Kulaksız
 Yine bu gün Kızılay Güvenpark'tan kütüphaneye giderken, park içinde bir genç kızın bir sokak köpeği ile oynaştığını, köpeği sevdiğini gördüm. Köpek de kız da çok mutlu görünüyordu, sevincinden o yana bu yana yuvarlanıyor, kız da onu okşuyor, sürekli köpeğe bir şeyler söylüyordu. Resimlerini çekerken farkında bile olmadılar, son karede kız bakınca, "onlar bile sevgi bekliyor" değil mi, dedim; kız da ,"ben Türkçe bilmez" deyince onun yabancı olduğunu anladım. Gelip geçenler de kızla köpeğin oynaşmasına şaşkın şaşkın bakıyorlardı. Ben de sizler için görüntüledim. Elin bilmem hangi ülkesinden gelmiş bu genç kız, bizim sokak köpeklerini seviyordur bizim topraklarda.
Bir köpeği, başını okşayarak sevin, bunu birkaç kez yapın ve inanın ki o sevgiyi asla unutmuyorlar, her karşılaştığınızda dostlukla yaklaşıyorlar. Ben bunu kendi köpeğimle gezmeğe çıktığımızda çok tanık olmuşuzdur.
Oradan ayrıldıktan sonra, Kızılay meydanında sokak lambasının demir direğine dayanmış görme engelli bir adam, elinin birinde beyaz bastonu, sırtında çantası, kucağında sattığı mendil, tıraş bıçağı gibi maddeleri satmaya çalışıyordu. Resmini çekerken hiç tepki vermedi, demek ki gözleri hiç görmüyor, o ekmek parasının derdinde idi.
Bir Güne Sığdırdıklarım - Cevat Kulaksız
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget