Gürültü Koparan Akademisyenlerin İmza Bildirisi Üstüne

Güneydoğu'daki operasyonları eleştiren, Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu’ndan yerli ve yabancı pek çok doçent, profesör akademisyenlere kadar 1128 kişinin

Gürültü Koparan Akademisyenlerin İmza Bildirisi Üstüne
Güneydoğu'daki operasyonları eleştiren, Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu’ndan yerli ve yabancı pek çok doçent, profesör akademisyenlere kadar 1128 kişinin imzası ile yayınlanan bildiri kıyameti koparttı. Önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, akademisyenlerin bildirisine ateş püskürdü, ardından Başbakan, bakanlar, birçok AKP lilerce hedef gösterircesine eleştiri bombardımanına tutulunca kamuoyunda kıyametler koptu. Sosyal medyadan tehditler başlayınca, eski mafya sabıkalılarından Sedat Peker de adeta imzacıları, "oluk oluk kan akacak"  diyerek 1128 Akademisyeni ölümle tehdit ediyor, aynen şöyle diyordu: oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız!”
Bu bildiriyi destekleyen bildiriler, bu bildiriye karşı çıkan bildiriler karşılıklı yayınlanırken, bu kadar gürültü koparan bildiride ne yazıyordu:
İşte bildirinin tam metni böyle:
"Bu suça ortak olmayacağız! Em ê nebin hevparên vî sûcî!
Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız!
Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlarını Sur'da,  Silvan'da, Nusaybin'de, Cizre'de, Silopi'de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak,  yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.
Bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye'nin kendi hukukunun ve  Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.
Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini,  sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını,  yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş,  gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.
Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.
Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz." [1]

BİLDİRİ YARALAYICI İNCİTİCİ
Bu metinde, kamuoyunun, öteki iktidar ilgilerinin tepki gösterdiği kadar gerçekten arızalı ve kusurlu. Çünkü metinde görüldüğü gibi, evlere,  insanlara, kamu binalarına, camilere, tarihi eserlere,  kütüphanelere, okullara saldıran, oraya buraya kazdığı hendeklere patlayıcılar yerleştiren, asker, polis, sivil insanları katleden PKK lı teröristleri eleştiren tek satır bile yok.  Bu bildiri adeta bölücülerin sözcüsünün dili gibi bir metindir. Ülkede evlere her gün şehitlerin geldiği günümüzde, bu bildiriyi yazanlar daha özenli bir dil kullanmalıydı. Bu bildiride suç unsuru yoksa da, bu metin tüm vatandaşları ve şehit ailelerini yaralamıştır.  Bu kusur da kin ve düşmanlık yaratmaya, imzayı atan akademisyenlere karşı tutuklama,  saldırma,  evlerine baskın yapma, aşağılamaya vesile olmamalıdır. Sadece uygarca eleştirmemiz yeterlidir.  Kaldı ki hükümet yetkililerini eleştirmek asla bir ihanet olamaz.
Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan’ın da, barış çağrısı’ metnine imza atan 1128 akademisyene, “ey aydın müsveddeleri, siz karanlıksınız, bunun adı müstemleke zihniyetidir, mandacılıktır” demesini doğrusu pek de isabetli göremedik.
Gürültü Koparan Akademisyenlerin İmza Bildirisi Üstüne

DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE SAYGI AZALDI
Özellikle günümüz iktidarı tarafından insanlar o kadar kutuplaştırıcı,  o kadar hoş görüsüz hale getirildi ki karşı tarafın düşüncesine,  görüşüne asla saygı duymuyoruz;  yanıldığımızı,  yanılabilirliğimizi asla hesaba katmıyoruz. İşte bu saplantı insanı yanılgıya götürür. Demokratik düşünce ve davranışla bağdaşmaz.  Günümüzden 250-300 yıl kadar önce, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunan, onu özdeyiş haline getiren ve de Voltaire’e ait olduğu söylenen şöyle bir söz vardır:
 “Fikirlerinize katılmıyorum ama onları ifade etme hakkınızı sonuna dek savunacağım.” Voltaire (1694-1778)
Bazıları bu sözün Voltaire’e ait olmadığını söyleseler de aynı anlama gelen düşünce ifade Özgürlüğünü savunan bu sözler aşağıdaki gibi söylendiğini savunanlar da vardır:
 “Fikirlerinize katılmıyorum ama o fikirleri özgürce ifade edebilmeniz için canımı bile veririm.”
“Fikirlerinize katılmıyorum fakat fikirlerinizi özgürce söyleme özgürlüğünüzü sonuna kadar destekliyorum.”
Yazdıklarınızdan nefret ediyorum, ancak yazmayı sürdürmenizin mümkün olması için hayatımı verirdim.”
“Söylediklerinize katılmıyorum, ancak onu söyleme hakkınızı ölümüne savunurum. Acaba biz bu özdeyişlerin ruhunu anlayabilmiş miyiz? Matbaada olduğu gibi bu alamnda da, henüz bu açıklığı kapatamamış gibiyiz.

DEVLET ADAMI HOŞ GÖRÜLÜ OLMALIDIR
Ancak,  eleştiri dozunu kaçıran Cumhurbaşkanı, Başbakan dâhil, öteki iktidar yetkililerinin karşıt açıklamaları da adeta suça teşvik niteliği taşımakta; nitekim Sedat Peker gibi bazı sicilli fanatikler tehditlere başlamıştır.  Bazı imzacı akademisyenlerin evlerine sabahın köründe gelen polisler ifadeye çağırırken,  evlerine, odalarına işaret konularak,  akademisyenleri üniversiteden atmaktan tutun da, ölümle tehdide kadar varan topluca linç başlatılmış oldu. Tüm bu olumsuz düşünce taşıyan bildiriye karşın, insanları düşünce fikirlerini yüzünden linç etmeye kalkmak, çağdaş demokratik düşünceyle bağdaşmaz.
Durum böyleyken, siyasilerin, toplumun hassasiyetlerini kullanarak imzacılara karşı linç ve suça itici konuşma ve açıklamalar yapmaları da toplumsal barışa zarar verecek mahiyettedir. AKP-RTE iktidarı başlangıcından beri, kendilerinden olmayanlara karşı her alanda, medya ve devlet olanaklarını kullanarak topluma karalama, kötüleme yaparak kendilerini öne çıkarma çabası içindeler. Dozunu kaçıran eleştirilerde bu işin başını bizzat Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan çekmektedir,  kendini en küçük eleştiride bulunanlara durmadan dava açtırmakta; bu konuda hiç bir cumhurbaşkanı bizimki kadar böylesine eleştiri yapanlara, vatandaşlarına, muhalif gördüğüne yüzlerce dava açmamıştır.  Oysa devlet adamı erdemin, hoşgörünün örneği olmalıdır ki daha çok saygınlık kazansın.
Batı basınında, tüm liderler, politikacılar daha ağır karikatür, yazılarla eleştirilmekte, bizimkilerin devlet imkânlarını kullanarak böylesine alınganlık gösterip dava üstüne dava açmaları demokratik bir ülkeyle bağdaşmaz. Bir madalyonun mutlaka öbür yüz varsa, bir görüşün de mutlaka karşıt bir görüşü ve eleştirisi olacaktır.  Eleştirilere tahammül ettiğimiz sürece, başkalarının görüşlerine saygı duyduğumuz oranda demokratik düşünce ve davranışlar gelişecektir.

DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ANAYASAL BİR HAKTIR.
Dünyanın bütün demokratik ülkelerinde düşünce ve ifade özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazlarındandır.  İsterseniz bu noktada T.C.  Anayasamızın  Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti”  başlıklı 26. Maddesine bir göz atalım.
26. Madde:

VIII. Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir”.
Bütün evrensel anayasalarda, demokratik ülkelerde düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti bu denli önemli iken,  doğru yanlış her düşüncesini açıklayan vatandaşa bizdeki gibi davalar açar, linç etmeye, işinden gücünde etmeye kalkarsak toplumsal barışı nasıl koruyabiliriz. Bu olumsuz bildiriyi ancak mantıklı ifadelerle eleştirebiliriz. Bu düşüncede olan lider ve toplumlarda demokrasi asla gelişmez. Ama bizde demokrasi, “amaca ulaşmak için bir araç” olarak görüldüğüne göre, her türlü faşizan baskı mubah görülür. Manyak, paranoya biatçiler da muhaliflerin “kanlarında yıkanmaya” ant içerler.  Bu da kaos, kin ve düşmanlığı artırır, bu mudur demokrasi, demokratik düşünce.

SEDAT PEKER İKTİDAR MENSUPLARI TARAFINDAN UYARILDI MI?
Sedat Peker’in bu kan, kin, düşmanlık kokan oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız sözleri için ancak CHP nin savcıları göreve çağıran açık çağırısı ile birlikte,  iktidar mensuplarından herhangi birileri tarafından uyarı, ikaz yapılmamıştır, duymadık, öyle bir uyarı olmadı.
Gönül isterdi ki iktidar mensupları tarafından da, “bu akademisyenler düşünce ve ifade özgürlüğü adına özü yanlış olan bir bildiriyi imzalayıp yayınlanmışlarsa da, Sedat Peker’in dediği gibi, ölüm, düşmanlık telkin edemeyiz, bu da çok yanlıştır, buna izin veremeyiz”, demeliydiler.  Bu söz söylenmeliydi.
Aynı şekilde AKP Gençlik Kollarından Boynukalın’ın eline sopa alıp,  bir sürü saldırganları Hürriyet’e saldırmalarını da, “hoş karşılamıyoruz” demeliydiler.  Toplumsal barış adına, demokrasinin güvenliği adına bunu beklerdik.  Pek çok örnekte olduğu gibi, AKP-RTE iktidarı böyle vahşi saldırı ve tehditlerin doğru olmadığını açıklamak bir yana, o yandaş, saldırgan yalakaları adeta ödüllendirmişler, onları belli mevkilere getirmişler.  Diktatörlük gibi totaliter devletlerde olabilecek bu tür davranış ve eylemler toplum huzurunu, hak ve adalet duygusunu köreltir,  toplumda sevgi saygıyı azaltır, demokratik düşünceyi yok eder. Öyleyse devlet yönetimindeki siyasiler, eğer demokratik bir toplumda yaşayacaksak, daha bir herkesi kucaklayıcı, birleştirici,  uzlaştırıcı,  yatıştırıcı tavır içinde olmalıdırlar.


Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com
DİPNOTLAR


[1] http://www.internethaber.com/akademisyenlerin-bildirisi-tam-metinde-ne-var-1557144h.htm

Gürültü Koparan Akademisyenlerin İmza Bildirisi Üstüne


Cevat Kulaksız

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget