Araştırma Gazetecilik Ve Basın Özgürlüğü Açıkoturumu- 2

Şimdi Uğur’lu yıllarda neymiş, Uğursuz yıllar da neymiş ona bakalım. Rabıta kongresinde alınan kararlardan bir tanesi; kongreye katılan taraflar

Bölüm 2  Gazeteci Yazar Işık Kansu’nun konuşması
Araştırma Gazetecilik Ve Basın Özgürüğü Açıkoturumu- 2
Uğur Mumcu’nun 23 yıl önce, evinin önünde suikastla katledişinin anısına her yıl düzenlenen Adalet ve Demokrasi Haftasının 25.01.2016 günkü ilk bölümünde,  Deniz  Zeyrek (Hürriyet Ankara temsilcisi), Av. Kemal Akkurt  (Sosyal Demokrasi Avukatlar Dern. Genel Başkanı), Gazeteci Yazar Işık Kansu Araştırma Gazetecilik ve Basın Özgürlüğü konusunda bilgi ve görüşlerini anlattılar.
Ancak, 240 kişilik salonda ne yazık ki dinleyici olarak 50 yi geçmeyen katılımcı olduğu için, bu konuşmaların daha geniş kitleye yayıp yararlanmayı sağlamak amacıyla bu konuşmaları okuyucularımıza sunmak istedik. O nedenle her üç konuşmacının yazılı uzun metinlerini tek bir yazıda vermekle okuyucu sıkılacağı için ayrı ayrı sunmak zorunda kaldık.
Bu bölümde Cumhuriyet Yazarlarından Işık Kansu’nun, daha önce Uğur Mumcu’nun kitaplarında açıkladığı, Türkiye’de irticai örgütlenme üzerinde yaptığı araştırmaları içeren konuşmasını sunacağız.
Okuyucuyu sıkmamak için bu 2. yazımızda sadece Işık Kansu’nun konuşmasını veriyoruz. 
Gelecek yazımızda Hürriyet Ankara Temsilcisi Gazeteci Deniz Zeyrek’in konuşmalarına yer vereceğiz.
Aynı gün ve etkinlikte Işık Kansu şu yararlı konuşmayı yaptı:

IŞIK KANSU UĞUR MUMCU’NUN RABITA KİTABINDAN KAYNAKLI ŞU KONUŞMAYI YAPTI
“-Her 24 Ocakta olduğu gibi yine beraberiz. Uğur’suz yıllar için hepimizin buradaki görevi araştırma gazeteciliği ortaya koymak. Ben size bir çalışmayla geldim, bunu Anadolu’da insanlarla paylaşarak geldim. O nedenle, Karşıyaka’da, Alaşehir’de, Etimesut’da, Giresun’da her tarafta bunu tartışarak devam ediyorum.
Konumuz Uğur Mumcu’nun Rabıta kitabı. Uğur’lu yıllarla Uğur’suz yılları karşılaştıracağız. Uğur’lu yıllar Rabıta 1987 yılında yayınlanmıştır. Uğur Mumcu Rabıta kitabında belgelerle ortaya koyar. Der ki, Rabıta Suudi Arabistan kökenli bir örgüttür, dünya çapında çalışır. Amacı da Müslüman ülkeleri Şeriatla yönetilmesini sağlamaktır. Sadece Suudi Arabistan kaynaklı bir İslam örgütü değildir. Rabıta’nın büyükbabası 1930 lu yıllarda Suudi Arabistan’la ABD nin birlikte kurdukları ARAMCO adlı petrol şirketi en önemli kaynağıdır, daha doğrusu, Rabıta örgütünün.
Uğur Mumcu 30 yıl önce yayına kurduğu Rabıta kitabında, Rabıta örgütünün 1976 da Pakistan’da bir Siret kongresinin düzenlendiğini yazar. Siret kongresine de AKP nin atası sayılan Milli Selamet partisinden badem bıyıklı ince sözlü bir devlet bakanı katılır Hasan Aksay. Burada alınan çeşitli kararlar alır. Rabıta kitabında tek tek sayar Uğur Mumcu.

UĞUR’LU VE UĞUR’SUZ YILLAR

Araştırma Gazetecilik Ve Basın Özgürüğü Açıkoturumu- 2
 Şimdi Uğur’lu yıllarda neymiş, Uğursuz yıllar da neymiş ona bakalım.
Rabıta kongresinde alınan kararlardan bir tanesi; kongreye katılan taraflar “İslami eğitim İlkokuldan üniversite seviyesine kadar ders olarak okutmalıdırlar”. Bu karar önce Türkiye’de 12 Eylül Anayasası ile birlikte, yani din dersinin zorunlu olmasıyla birlikte hayata geçirilmiş oldu. En sonunda biliyorsunuz 4+4+4 Medrese öğretimi tüm okullara yayıldı.
İkinci karar bütün İslam ülkelerinde İslam Öğretileri Enstitüleri kurulmalı ve İslami çalışmalar yapmalıdır. Bırakınız artık İslami enstitüleri bütün okullarda ilkokuldan başlayarak üniversite seviyesine kadar bu gerçekleşmiş durumda. Hemen hemen her illerimizde de İlahiyat Fakültesi var.
Rabıta’nın bir başka kararı; İslami ahlak ve değerlerin propagandasına özel bir dikkat sarf edilebilir. Saraydaki beyefendinin her gün bu programı da gerçekleştirdiğini biliyoruz, “Danıştay’ın karar almasına gerek yok din ulemasına soralım; ey kadınlar üç tane çocuk yapınız; kız erkek aynı evde oturamaz” gibi sözlerle bu program da hayata geçmiş bulunuyor.
Pakistan’da 40 yıl önce alınan bir başka karar. Bütün daire ve işyerlerinde mescit açılmalıdır; kamu kuruluşların hemen hepsinde bu gün mescit vardır, Meclisten alın üniversitelere kadar. Eylül 2014 de de Milli Eğitim Bakanlığıca yayınlanan bir genelge ile bütün okullarda mescit var. Demek ki bu da uygulamaya geçmiş.
Bir başka karar Rabıta’dan, dünyada kadınlar bütün İslami yasaklara uymalıdırlar. Biliyorsunuz artık kadınların hepsi artık İslami yasaklara uyuyor. 2013 yılında 29 Ekim Bayramın hemen arkasında Meclisteki kadınlar da artık İslami yasaklara uyuyorlar. Demek ki karar da uygulamada.
Bir başka bir karar, gene 40 yıl önce alınmış bir karar. Arapça lisanı; Arapçanın ana lisanı olmadığı ülkelerde zorunlu olmasıdır. Bunu da hayata geçiriyor, bu yıl itibariyle; bu yıldan itibaren ilkokul ikinci ve beşinci sınıflardan başlamak üzere Arapça eğitimi zorunlu oluyor bütün okullarda.
Bu 1976 da Rabıta toplantısının ardındın alınan başka karar var, bunun bir bölümü gerçekleşti, bir bölümü henüz gerçekleşmiş değil; gerçekleşen şu, İslam birliğinin kurulmamsı. Biliyorsunuz, büyük ölçüde bu İslam konferansı bütünüyle birlikte gerçekleşti. Türkiye de bu örgüte üye olarak bu kararı büyük ölçüde yerine getirmiş oldu.
Biliyorsunuz AKP iktidara geldikten sonra, İslam Konferansı Örgütünün başına bir Türk geldi, Prof. Dr. Ekmelettin İhsanoğlu. Uğur Mumcu Rabita kitabında Rabıtayla bağlantılı kuruluşları, örgütleri, vakıfları kuruluşları açıklarken İslami Araştırmalar Vakfından söz eder. Bunların kurucuları arasında Prof. Ekmelettin İhsanoğlu da vardır. Ekmelettin İhsanoğlu’nun babası Yozgat’lı İhsan İhsanoğlu, 1924 de Cumhuriyetin hemen ilanından sonra, Hilafetin kaldırılmasından hemen sonra Mısır’da El Ezher Şeriatçı Üniversitesinde eğitim görmek üzere Mısır’a gider,  yanında en yakın arkadaşlarından biri de Mustafa Sabri Efendi’dir. Mustafa Sabri Efendi’yi hepimiz biliriz, son Osmanlı Şeyhülislamlarındandır ve Kuvayi Milliyeciler için “kudurmuş haydutlar” diye hitap etmiştir, aynı zamanda Mustafa Kemal ve arkadaşları için ölüm fetvası veren kişidir.
Ekmelettin İhsanoğlu’nun İslami Araştırmalar Vakfında birlikte kurdukları birtakım arkadaşları da var, onları da ben araştırdım buldum. Bunlardan birisi Emin Saraç, Emin Saraç Ekmelettin Bey’in babasının öğrencisi El Ezher’den, o kendisini Osmanlı çocuğu olarak vasıflandırıyor. Emin Saraç Bey’in iki tane oğlu var, çok yakından bu günkü ilişkiler bakımından hepiniz bileceksiniz, bir tanesi “Alo Fatih” Fatih Saraç, diğer oğlu da şu anda YÖK Başkanı Yekta Saraç.

BAŞKANLIK OLURSA, RTE BAŞKAN SEÇİLİRSE, HALİFE OLACAKMIŞ!

Araştırma Gazetecilik Ve Basın Özgürüğü Açıkoturumu- 2
 Bu Sayın Ekmelettin İhsanoğlu’nun kendisine vakfettiği İslami Araştırmalar Vakfı diğer kurucuları kimler diye de baktım, birkaç tane örnek vereyim size. Korkut Özal var, biliyorsunuz Turgut Özal’ın kardeşi; Numan Kurtulmuş var, şu anda AKP Başbakan yardımcısı ve sözcüsü; Sabahattin Zaim var, Abdullah Gül’ün hocası olarak bilinir. Biliyorsunuz Ekmelettin Bey’i de ortak cumhurbaşkanı adayı idi.
Şimdi dönelim bu Rabıta kararının diğer bölümüne. İslam Birliğinin yeniden kurulması büyük ölçüde gerçekleşti demiştik. Gerçekleşmeyen ama eli kulağında bir karar var, onu da ekleyelim; bütün Müslüman Devletlerinin “İslam Devleti “olduklarını ilan etmeleri ve bir federasyon teşkil ederek kayıtları ortaklaşa yürütmeleri. Bu henüz Türkiye’de gerçekleşmedi. Fakat askerliği birlikte yaptık, askerlik arkadaşım, Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak. 1 Kasım’da Kanada’ya gitti, Kanada’da bir konuşma yaptı. “1 Kasımdan sonra AKP çoğunlukla iktidara gelirse, Sayın Erdoğan Başkan seçilirse, başkanlık sistemine geçilirse Cumhurbaşkanı  R.T.Erdoğan Halife olacak, bütün dünya İslam devletleri için birer müşavir atayacak, o müşavirler de Saraydaki 1150 odada oturacaklar” dedi. Yani Rabıta’nın son kararı, muhalefet partilerinin desteğiyle anayasa değişikliği gerçekleşirse,  bir Halifemiz de gerçekleşmiş  olacak, gündemimizde olacak.
Uğur Mumcu Rabıta kitabında Bereket Vakfı, tıpkı İslami Araştırmalar vakfı gibi birtakım başka Rabıta bağlantılı gruplardan da söz açar. Bunlardan birisi Bereket Vakfıdır. Bereket Vakfının kurucularını sıralarken Uğur Mumcu, Kemal Unakıtan’dan söz açar. Unakıtan yıllar sonra AKP nin Maliye Bakanı olarak karşımıza çıkmıştır.
Bu Bereket Vakfının ortakları arasında Al Baraka Türk şirketi vardır. Bunların ortaklarının en başında Yasin El Kadı gelir. Yasin El Kadı kimdir diye sorarsanız, Yasin El Kadı Suudi bir işadamıdır. Amerika’da İkiz Kuleler vurulduktan sonra Yasin El Kadı’nın bütün vitrinine Birleşmiş Milletler kararıyla El Kaide destekçisi olduğu gerekçesiyle bütün işleri dondurulmuştu. Bizim Maliye Bakanlığı da bu konuda karar vermiş, Bakanlar Kurulundan karar çıkmıştı Yasin El Kadı’ya ilişkin yasak kararı çıkmıştı. Fakat daha sonra Maliye Bakanlığı bu kararı kaldırdı. Yasin El Kadı’nın oğlu var, Muaz Kadı, Muaz Kadı kimle ortak diye bakarsanız, o biçim ortak Bilal Erdoğan’la ortak. O dönem sordular, “oğlunuz El Kadı’nın oğluyla ortaklık yapıyor” deyince Erdoğan dedi ki, “ne yapalım Yasin El Kadı benim aile dostumdur,  ne yapacak oğlum çalışmayacakta başka bir şey mi yapacak” dedi.
Bu Al Bara Türk’e devam edelim, Uğur Mumcu Al Baraka Türk’ün ortaklarını açıklarken Zeki Sayın’dan söz eder. AKP döneminde Zeki Sözen ne olmuştur diye sorarsanız, Ziraat Bankası Genel Müdürü olmuştur; yetmemiştir Emlak Bankası Genel Müdürü olmuştur. Yine Al Baraka Türk’ün kurucularından Mehmet Emin Özcan AKP döneminde Halka Yönetimine, yetmemiş Halk Bankası Muraza azalığına, o da yetmemiş Ziraat Bankası Yönetim Kurulu Başkan vekilliğine atanmıştır.

“SEÇİLMİŞ KİŞİLİK” VE ZENGİNLEŞEN YANDAŞLAR
Yine Uğur Mumcu Rabıta kitabında Al Baraka Türk’ün kuruluş aşamasında görev yapan Korkut Özal’dan da söz açar. Korkut Özal, AKP iktidara geldiğinde 2002 yılında Tv da izledim, dedi ki R.T.Erdoğan için “seçilmiş kişiliktir”, seçilmiş kişilik bizim oylarla değil, yukarıdan seçilmiş kişiliktir.
Çok bereketli Bereket Vakfında Topbaş ailesi var, İstanbul Belediye Başkanı ve ailesi. Ama o Topbaşlar arasında Mustafa Latif Topbaş var ki onun yeri ayrı AKP döneminde. Biliyorsunuz Latif Topbaş’ın akamete uğrayan 17/25 Aralık soruşturmaları içerisinde gözaltı listesinde yer alıyordu. Mustafa Latif Topbaş Erdoğan’ın yakın aile dostlarından, AKP döneminde epey büyüdü kendisi. Neleri var Bahariye Mensucat,  Al Baraka Türk ortaklığı, Bereket İplik, Bahar, BİM mağazaları Tekstil Mustafa Latif Topbaş’a ait.
Biliyorsunuz Forbes dergisi her yıl bir sayı yayınlar ve dünyadaki en zengin işadamlarını sıralar.  Forbes dergisinin son sayılarında baktım, Mustafa Latif Topbaş Türkiye’nin en zengin yüz Türk İşadamları arasına girdi. Yani “yürü ya kulum” oldu yani. Çok isim sıralıyorum, dilerim sıkmıyorum.
Uğur Mumcu kitabında Faysal Finans kurumunun ülkemizdeki paydaşları sıralarken Orhan Özokur’dan söz eder. Orhan Özokur’un adı AKP döneminde ilişkiler açısından önemli, çünkü Orhan Özokur’un kardeşi Atila Özokur, R.T.Erdoğan’ın ortağı, birlikte şirket kurdular, daha sonra bu şirketi Cumhuriyet gazetesinde işledik, konu büyüdü büyüdü Recep Bey şirketi satmak zorunda kaldı. Biraz ucuza gitti, o dönemin parasıyla bir trilyona satıldı.
Uğur Mumcu, Bereket vakfını geçtik, Ensar Vakfından söz ediyor Rabıta kitabında, kurucularından söz ediyor. Onlardan birisi Ömer Dinçer,  biliyorsunuz Ömer Dinçer AKP döneminin en önemli isimlerinden birisi; ilk önce Başbakanlık müsteşarıydı. 1995 de AKP kurulmadan önce Sivas’ta bir konuşmasını hatırlarsınız, “artık TC bir mana ifade etmiyor, TC nin Müslüman bir yapıya evirilmesi gerekir” diye bir konuşma yapmıştı. Başbakanlık Müsteşarlığından sonra, Çalışma Bakanı oldu kendisi; Çalışma Bakanı olduğu dönemde çok büyük icraatı var! Zonguldak’ta işçileri üzerine grizu patladı, kendisi ölen işçiler için “güzel öldüler” diye tanımladı. Milli Eğitim Bakanı yaptılar sonra, bir üst makama geçti. Orda da 4+4+4 medrese yasanın yasalaştırmakla görevliydi.

RABITA PARASIYLA AVRUPA

Araştırma Gazetecilik Ve Basın Özgürüğü Açıkoturumu- 2
 Uğur Mumcu Rabıta kitabında ilki Süleyman Demirel’in başbakan olduğu 1980 yılını, diğeri de 12 Eylül Askeri dönemini kapsayan süreçte iki ayrı kararname ile 73 Kamu görevlisi, imam ve din adamının Rabıta parasıyla yurt dışına gönderildiklerini yazar. Ben 73 din adamını izledim, not alırım, nerdeler, ne yapıyorlar diye, onlardan birkaç örnek vereyim. Bunlardan biri 1980 de Denizli müftü yardımcısı iken Rabıta parası ile yurt dışına gönderildiğini, daha sonra, Uğur Mumcu’nun ölümünden yaklaşık on yıl sonra Refah Partisi’nden Ramazan Yenidede milletvekili oldu, Refah Partisi kapatıldı, bu kez Fazilet Partisi’nden Denizli milletvekili oldu. Fazilet Partisi kapatıldı ama Fazilet Partisinin kapatılmasının gerekçelerinden birisi de Ramazan Yenidede’nin konuşmasıydı. Ramazan Yenidede o konuşmasında özetle şu konuşmayı yapmıştı: “Hırsız ben Atatürkçüyüm, ben laikim diyor; soysuz böyle diyor, hazine yerlerini işgal edenlerin elinden bu yerleri almaya giden kamu görevlilerin karşısına Atatürk posterleriyle çıkılıyor”, hırsızın kim olduğunu daha iyi görüyoruz şimdilerde.
Efendim bir örnek daha vereyim, Kemal Tanrıkulu 1980 li yıllarda yüksek İslam Enstitüsü öğretim üyesiymiş, Rabıta parasıyla yurt dışına gönderildiğinde, eve dönende ne oldu diye sorarsanız, profesör dr oldu ilkönce sonra Rize İlahiyat Fakültesi kurucusu oldu, ardından dekan oldu, ardından Rize Üniversitesi rektör yardımcısı oldu. Biliyorsunuz artık Rize Üniversitesi yok, R. T. Erdoğan Üniversitesi oldu.

AVRUPA GÖRMÜŞ İMAM
Bir başka örnek Alâeddin Şahin İmam Hatip Lisesi müdürüymüş Rabıta parasıyla yurt dışına gönderildiğinde, döndüğünde Nuruosmaniye Cami imamı olarak atandı, daha sonra AKP geldi, AKP gelince İmam Alâeddin Şahin İETT Müşterek Daireler Başkanlığına getirildi. İki özelliği var Alâeddin Şahin’in Tarikat-Cemaat ilişkisi nedeniyle R.T.Erdoğan kendisine “abi” diye hitap ediyor. Bir başka özelliği de biliyorsunuz Türkiye’ye ilk kez Türban davasını AİHM ne taşıyan Leyla Şahin vardır, o davayı da kaybetmiştir, Leyla Şahin’in babasıdır İbrahim Şahin.
Bir örnek, bu da biraz komik bir örnek, Kastamonu’da vaiz Mahmut Sezgin Rabıta parasıyla yurt dışına gitti döndü AKP döneminde, yalnız zavallının başına bir şey geldi, cami yardım paralarını zimmetine geçirdiği için tutuklandı, kendisi.

6. FİLOYA KARŞI KIBLE GİBİ NAMAZ KILANLAR ŞİMDİ ÜLKE YÖNETİMİNDE
Rabıta kitabında Uğur Mumcu, Dünya Rabıta örgütüne dünya çapında yardım eden örgütleri sıralarken Milli Türk Talebe Birliğinden (MTTB) söz eder. Rabıta doğrudan MTTB ne yardım eder, MTTB nin, ben yaştakiler bilirler en önemli eylemini. 1969 da Amerikan 6. Filosu İstanbul limanına demirler.  Bunun üzerine bağımsız devrimci gençler Taksim’de bir miting düzenlerler. O mitinge karşılık Komünizmle Mücadele Derneği, üyeleriyle MTTB üyeleri, 6. Filoyu kıble sayarak önce namaz kılarlar, arkasından gençlerin üzerine saldırırlar. İki genç öldürülür, çok sayıda yaralı olur. Bizim siyasi tarihimizde bu “Kanlı Pazar” olarak geçmiştir, devrin en önemli eylemlerinden bir tanesi idi.

NECİP FAZIL’IN CUMHURİYET’E SALDIRISI
MTTB nin 1975 de yapılan “Milli Gençlik Gecesi’nde Şair Necip Fazıl Kısakürek, biliyorsunuz R.T. Erdoğan ondan şiir okumaktan büyük zevk duyuyor. Gençliğe Hitabe adı altında bir metin okumuştu N.F.Kısakürek, bu gençliğe hitabe aslında Atatürk’ün Gençliğe Hitabesine naziredir. O nazirede Cumhuriyet dönemini şöyle ifade eder, N.F.Kısakürek:  “İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayet işlenmiş Cumhuriyet döneminde. Madde planında kurtarıldıktan sonra bu planında ebedi felaket, mahkûmiyet yani ölüme yok edilmeye mahkûm edilmişiz, Cumhuriyetle döneminde. Sonra Kısakürek nasıl bir gençlik istediğini ifade etmiş, altını çizmiş, şöyle diyor:  Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, evinin, kininin davasını muhafazasını istemiştir.  Şimdi o kinin davacısı gençlik bu gün Türkiye’yi yönetiyor. MTTB nin üyeleri Ahmet Davutoğlu Başbakan, bugün; MTTB nin geçmişte Tesisler Müdür Yardımcılığı ve Kültür Müdürlüğü yapan Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı; bunlara 1 Kasımda MTTB birisi daha eklendi, 1967-69 arasında MTTB başkanlığını yapan İsmail Kahraman TBMM Başkanı seçildi.

İMRAN ÖKTEM’İN CENAZE NAMMAZINI KILDIRMAK İSTEMEYENLER
İsmail Kahraman Başkanı olduğu dönemde MTTB nin iki eylemi var, birisi 1967 de Ayasofya’da topluca namaz kılmak; diğeri de bilirsiniz belli bir yaşta olanlarımız bilir, çok değerli Yargıtay Başkanı İmran Ökten, 1967 de bir adli açılış konuşması yapmıştı. Oradan küçük bir bölüm okuyayım size, İmran Öktem ne demişti:
“-Türkiye’de bir İslam ve Hilafet rejimi kurmak Türk Milletini dini esaslara dayanan bir hukuk düzeni sokmak isteyenlerin birtakım hurafeleri dini esaslar gibi göstermeye kalkan ve bu surette halkın kökü dışarıdaki yurt düşmanlarının daima hüsrana uğrayacaklarına inanıyorum demiş. Bunun üzerine MTTB üyeleri ve başkanı ayaklanmış protesto bildirirleri vs vs. Daha sonra İmran Ökten hayatını kaybetti, MTTB üyelerinin ve onun çevresinin yaptığı eylem neydi? İmran Öktem’in cenaze namazını kıldırmamak, Maltepe camiinde.
MTTB nin önemli bir eylemi daha var, o eylemde Ankara İlahiyat Fakültesinde yapılan ilk türban boykotu. Bu Türban boykotunu gerçekleştiren tek kişi var, onun çevresinde geniş bir eylem gerçekleştirildi. Bunu MTTB büyük ölçüde destekliyor, o öğrenci numarasını da öğrendim, gittim 1859 numaralı İlahiyat Fakültesi Öğrencisi Hatice Babacan. Hatice Babacan, AKP döneminde çeşitli bakanlık yapan Ali Babacan’ın halası idi. Bu türban boykotunu destekleyen Ankara Hukuk Fakültesi öğretim öğrenci derneği MTTB bağlı öğrenci derneğine bağlı başkanı kim derseniz, o da Beşir Atalay. Peki, o boykotta o öğrencileri Hatice Babacan’la MTTB üyelerinin protesto ettiği İlahiyat Fakültesi Dekanı kimdi o dönemde?   Paramparça edilen Bahriye Üçok. Birileri parça parça ediliyor, öbürleri “yürü ya kulum yürü ya kulum”.
Özeti verdim, Uğur Mumcu neden öldürüldü, şimdi daha iyi anlıyoruz herhalde. Muammer Hoca niye öldürüldü? Ben 20 yaşından beri sürekli tabut kaldırıyorum. Çoğumuz da öyle. İlk önce 20 li yaşlarımda sevgili abimiz Muzafer Erdost’un kardeşini toprağa verdik, döverek öldürüldü İlhan Erdost. Arkasından benim Mülkiyeden Basın Yayın Yüksek okulundan Anayasa Hukuku Profesörü değerli Öğretmenim Muammer Aksoy’u öldürdüler. Arkasından Uğur Mumcu’yu öldürdüler, gazeteci ustam. Geldiğimiz nokta bu. Şimdi ben bunları niye anlattım, müthiş bir örgütlenme, dış güçlerce de destekli bir örgütlenme. ODTÜ de çocukları birbirlerine soğuttular, oradaki camiyi kim yaptı derseniz yine Rabıta örgütü yaptı parayı verdi, peki onun yapılması için ısrar eden kim, i Turgut Özal”.
Işık Kansu’nun anladığımız göre, Demek ki, öldüre öldüre köşe başlarını tutmuşlar, şimdi de dışlayı dışlayı, hapislere ata ata köşe başlarından ayrılmak istemiyorlar.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com 

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget