Hani "Nereden başlasam?.." diye düşünürken daha bir umutsuzluk kaplar içini "Neresinden tutsam?" noktasına gelirsiniz ya!.. İşte bu yüzden iki gün gecikti bu yazı.
Anladınız sözü nereye getireceğimi. CHP'nin 35. Olağan Kurultayı. Yani
en geç iki yıl içinde olağanüstü toplanacak olan kurultaydan bir önceki
kurultay.
Benim de gazeteci olarak değil de PM üyesi adayı olarak katıldığım
ilk, belki de -böyle olursa tabi- son kurultayım. Sakın PM’ye giremedim,
diye böyle söylediğimi düşünmeyin. Ben kendi adıma aldığım oy ve
sonuçtan memnunum. Çünkü biliyorum ki "Ben olmasam da CHP var." ama Genel Başkan Kılıçdaroğlu'na da söylediğim gibi "Olursam fena olmaz!" diye düşünenlerdenim.
İşte benim eleştirilerimin odak noktası da bu. Hani "keşke bizi çarşaf liste" diye kandırmasaydınız. 462 PM adayının en az 400'ü bu kadar açık açık "enayi" yerine konmasaydı. Yani yıllardır süre gelen bir yanlış "anahtar liste" çıkartmak genel kural haline gelmemiş olsaydı. Hadi geldi diyelim, hiç olmazsa delege ve adayların "bir hiç" sayıldığı açıkça yüzlerine vurulmasıydı.
"Blok liste" yapılsaydı ve Sayın Genel Başkan, daha
rahat çalışabileceği isimleri bildirse, delege de onaylasaydı da hiç
kimse sonu hüsranla bitecek bir rüya görmeseydi. Böylece hem parti içi
tartışmalar bu düzeye gelmez hem de dosta düşmana karşı daha bir "Bütünlük içindeyiz." mesajı verilirdi.
Bu yöntemi anti demokratik bulabiliriz ama daha dürüstçe olurdu. Ayrıca
kurultaya tek aday olarak giren ve delegenin onayını alan bir Genel
Başkan’a, birlikte çalışacağı insanları belirleme hakkı verilmesi de
doğaldır. Yani "Seni seviyoruz ama Genel Başkanım senin sevdiklerini sevmiyoruz." yaklaşımı çok sağlıklı bir düşünce gelmiyor bana. Nitekim sonuç da böyle olmuştur.
Divan masasından bir densizin "Dolaşan listelere inanmayın Genel Başkanın gerçek listesi budur." anonsu, yalan kurultayını yüzümüze tokat gibi vurmuş, "Figüranlar siz çekilebilirsiniz" mesajı verilmiştir. O liste veya diğer listelerde olmayanlar için kurultay o anda son bulmuştu.
Ben direnmedim ve salonu terk ettim. Çünkü iki gün boyunca "CHP delegesi aptal mı? Kendi düşüncesi yok mu da birileri eline sağdan soldan listeler tutuşturuyor." düşüncemi açıklamıştım.
Delik deşik olan listelerin, bu söylediklerimi kanıtladığını görünce
mutlu olmadım desem yalan. Çünkü hâlâ dayatmalara karşı durabilen önemli
bir kitle var, diye düşündüm.
Gerçi salona hiç uğramayan isimler de listeye girmedi değil ama kim
ne derse desin, tüm yanlışlarına ve çarpıklıklarına karşın delege;
dengeli bir PM seçmiştir. Seçilen arkadaşları kutluyor başarılar
diliyorum.
Şimdi artık birbirimizle savaşmayı bırakıp,"Faşizme karşı omuz omuza verme" zamanıdır. Seçilemeyenlerin
de yeniden kurultay toplama hastalığından vazgeçip il, ilçe ve merkez
kurultaylarındaki heyecanımızı genel seçimlere "Nasıl taşırız?"ı düşünmesi ve bu yol da çalışması gerekir.
Şu anda CHP dışında Cumhuriyet'i yeniden inşa edecek bir parti
olmadığına göre kurultayı, kurultay salonunda bırakıp önümüze bakmamız
gerek.
Tayfun Talipoğlu/abcgazetesi
Faşizme karşı omuz omuza verme zamanıdır
Tayfun Talipoğlu
Yorum Gönder