Gündüz Akgül: Orada ki Hakim Alevi!..

Gündüz Akgül: Orada ki Hakim Alevi!..
Sevgili dostlar,
Bu yazıyı büyük bir aşkınlık içinde yazıyorum.
Şaşkınlığım, Anayasasında demokratik, hukuk devleti yazılı olan bir ülkede asla olmaması gerekenler olduğundandır.
Son zamanlarda Başbakan ile ilgili açıklanan ses kayıtlarında dile getirilen konuları kabul etme olanağı yoktur.
Hepimizin bildiği gibi büyük medya grubuna sahip iş adamı Aydın Doğan’ı susturmak ve medyasını iktidar lehine kullanmasını sağlamak amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu yasasına aykırı davranmaktan bir soruşturma açılmıştı.
Başbakan ile Adalet Bakanı arasında geçen ve yargı bağımsızlığına aykırı konuşma bu soruşturma ile ilgilidir.
Başbakan Erdoğan, eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e, Aydın Doğan hakkında açılan davayı yakın takibe almasını isteyerek “İhmale uğramasın, yazık olur” diyor.
Adalet Bakanının yanıtı tüyle ürperticidir.
Davaya bakan Yargıcın Alevi olduğunu belirttikten sonra, “Orada münferit bir hâkim geleceğini buna adamıştır. O şekilde bir yaklaşım sergiliyordur. Olumsuz birisi olduğunu da söylediler” diyor.
Bunun üzerine Başbakan Erdoğan’ın “Bunların mahkûm olması lazım” deyince, Adalet Bakanı Ergin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanı ile Bakanlar Kurulu öncesi görüşeceğini, gerekli hassasiyetleri sağlayacağını ifade ediyor.
Bu konuşmadan çıkan sonuç şudur;
-Anayasamıza göre bağımsız olması gereken yargı bağımsızlığı hiçe sayılmıştır
-Yargıçların mezheplerine göre fişlendiği ve ayırımcılık yapıldığı anlaşılmıştır.
-Yürütme, yargıya baskı uygulaya çalışmıştır.
-Yargıda büyük bir kadrolaşma yapılmıştır.
-Bunların hepsi anayasa suçunu oluşturmuştur.
Medyada geniş bir şekilde yer alan bu konuda daha fazla yazmak yerine, her dönemde Alevi yurttaşlara uygulanan ayırımcı tavır konusunu bir anıyla dile getirmek istiyorum.
Şahsen tanımadığım ancak adımı bildiğim Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı Sayın Abdullah Seyit’ten 13.09.1979 tarihli bir telgraf geldi. Bu telgrafta, “Teftiş Kuruluna alınmanız düşünüldüğünden müfettişlik görevini kabul edip etmeyeceğinizi Başkanlığıma telle bildirilmesini rica ederim” deniyordu.
Müfettişlik idari bir görev olduğu için, bu göreve atanabilmek için ilgilinin kabulü gerekir.
Cevaben, Müfettişlik görevini kabul ettiğimi telgrafla bildirdim.
Benimle birlikte Kuşadası ve Foça Cumhuriyet Savcılarında ayni öneri yapılmıştı.
Kısa süre içinde o iki meslektaşım Müfettişlik için Ankara’ya çağrılıp göreve başlatıldılar.
Aradan bir aydan fazla süre geçti, benim çağrım gelmedi.
 Bakanlıkta Kanunlar Genel Müdürlüğünde çalışan ve Tapulama Mahkemesinde ki bir davası nedeniyle Seferihisar’a sık sık gelen Hakkı Yaşar Bey bir gün geldiğinde, neden çağrılmadığımı öğrenip bana bildirmesini rica ettim.
İkinci gelişinde “Gündüz’cüğüm, Bakanlıkta bizim seni tanıdığımız gibi tanınmıyorsun. Güvenlik soruşturman olumlu gelmedi. Sen hem alevi, hem solcusun, bu göreve atanmanı uygun görmediler” dedi.
Müfettiş olmadığıma üzülmedim. Fakat 20’nci asırda hala din ve mezhep denilen olayın insan hayatında bu kadar etkili olması ve büyük Önder Atatürk’ün çağdaş uygarlığı hedef gösterdiği Türkiye’mde solcu ve alevi olmanın sakınca nedeni gösterilmesi beni adeta yıktı.
 Aydınlığımla, Kemalist oluşumla, ülke sevgimle, dürüstlüğümle, laik oluşumla övünen ben, meğerse sakıncalı bir yurttaşmışım da haberim yokmuş.
 Atatürk’ün Cumhuriyetini hangi geri kafalı ve tutucu yobaz bu hale getirmişti.
 İşte böyle dostlar, aradan bu kadar yıl geçmesine karşın değişen bir şey yok, aksine bu konuda artan bir baskı var.
Aydınlık bir Türkiye özlemiyle….

 06.03.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget