‘THÖ’den ‘Ergenekon’a, ‘Balyoz’a - Meriç Velidedeoğlu

‘THÖ’den ‘Ergenekon’a, ‘Balyoz’a - Meriç Velidedeoğlu
“12 Eylül 1980”de, bu “Karşı Devrim” sürecinde gözaltına alınan aydınların sorgulanması sırasında, “savcı” birinden zorla bir “örgüt” adı isteyince -belki de Karadenizli olan aydınbirden “THÖ”, yani “Titrek Hamsi Örgütü” deyivermiş.
Daha önce de sözünü ettiğim gibi bu örgütün adı, “Erzincan Ergenekon Davası”nda tutuklu olarak yargılanan eski Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı -şimdi CHP milletvekili- “İlhan Cihaner” tarafından, “Özel Görevli” Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmasında dile getirilmişti. (5.5.2010)
Demek o dönemde “örgüt” böyle kuruluyormuş...
Günümüzdekine “Ergenekon”a gelince; bu sözde “terör örgütü”nün “varlığını”(!) İşçi Partisi Başkanı “Doğu Perinçek”e bağlamak isteyen “Ergenekon Davası”ndaki duruşma yargıcı “S.S. Haşıloğlu” ile “D. Perinçek” arasında geçen bir “tartışma”ya değinelim diyorum.
“Dava”nın “200.” duruşmasında (4.11.2011) yargıç “Haşıloğlu” bu “iddia”sını, “Perinçek”in “13 Ocak 1966”da yayımlanan “Ergenekon ve Kava” adlı yazısıyla “teyit” ettiğini -işte kıstırdım dercesine- dile getirmesini hiç unutamadığım gibi, Perinçek’in “Kürsü”“sıfırlayan” yanıtını da unutmadım.
“Haşıloğlu”nun sözünü ettiği “makale”nin içeriği, konusu “Türk Ulusu”nun kaynağı olarak kabul edilen -daha ilköğretimde sözü edilen- bir “destan”dı, “Ergenekon Destanı”...
Demek ki yargıç Haşıloğlu makaleyi okumamıştı, makalenin başlığındaki “Ergenekon”u görünce büyük bir sevinçle atılmıştı “Yakaladım!” diye...
Bu durumu “Perinçek” keyifle ortaya koyunca, “Balyoz”dan tutuklu “Tuğgeneral Hakan Akkoç”un hep söylediği gibi “Kürsü” yine “susma hakkı”nı kullanıp sus-pus olmuştu; sanırım “susma hakkı” genelde “sanık”larındır...
Bilmem ki anımsanır mı dersiniz, “Silivri yılları”nda bu duruşmalarda olup biteni sıcağı sıcağına “Cumhuriyet”teki bu köşeden siz değerli dostlarıma ulaştırmaya çalıştığım yazılar...
Öte yanda bu davalarda, ister “Ergenekon” ister “Balyoz” olsun hepsinin “iddianame”leri -bunun gibi- inanılmaz “İFTİRA”larla doluydu; duruşmalarda bunlar bir bir ortaya dökülünce, “iddianame”yi hazırlayan “savcı”nın, “savcılar”ın yüzleri “kızarır” mıydı diye hiç sormayın.
Çünkü bilindiği üzere, bu “savcı”ların “baş”ının, en tepedeki “Başsavcı”nın “Başbakan R.T. Erdoğan” olması, verilecek yanıtı da ortaya koyar sanırım.
Bütün bunları anımsamama neden, bitmekte olan bu hafta boyunca basında yer alan “İlhan Selçuk”un resimleri, gerek onun gerekse “Cumhuriyet” gazetesi hakkında yazılanlardı.
“Yüz”leri “kızarmayan” “savcı”ların hazırladığı Ergenekon “iddianamesi”nde en ağır “suç”lamalar “İlhan Selçuk”a, en ağır “iftira”lar da “Cumhuriyet” gazetesineydi. “İlhan Selçuk” hazırladığı “savunma”sında “Cumhuriyet”e yapılan “iftira”ların geçersizliğini ortaya koyarken “iddianame”deki bir “belge”den söz eder.
Bu “belge”de: “Cumhuriyet gazetesinin Yunus Nadi tarafından 1945 yılında, İstanbul Cağaloğlu’nda yayın hayatına girdiği” yer alıyor, ardından da gazetenin “Alman Nazi İstihbarat Servisi’nce finanse edildiği” bildiriliyor.
“İlhan Selçuk” yaşasaydı mahkemede yapacağı savunmasında, bu “iftira” için, “Bir savcı yüksek eğitimini tamamlamış, hukuk fakültesini bitirmiş bir kişidir” diyecekti.
Yani “okuması yazması olan biri”; eğer “Cumhuriyet gazetesini eline alma zahmetine (!) katlanırsa, gazetenin başlığı altında, 1924 yılında kurulduğunu” görüp, okuyabilirdi...
Üstelik “1945” yılında, “Almanya” savaşta yenildiğinden bitmiş tükenmişti; artık ne milyonlarca insanı fırınlayan “Hitler”den ne “Nazi” yönetiminden dolaysiyle ne de “Nazi istihbaratı”ndan söz edilebilirdi.
Ayrıca, “1945” yılında “Cumhuriyet” de yayım yaşamının “21.” yılını başarıyla sürdürüyordu.
Öte yandan da “İlhan Selçuk”un belirttiği gibi, “1924 yılında ne Nazi’ler ortaya dökülmüşlerdi, ne de Nazi istihbaratları vardı!”
Bu yazıyı yazarken, “Silivri”de mahkeme salonundaki “düzen” bir kez daha gözlerimin önüne geldi; “savcı”lar, “Kürsü”den birkaç metre uzaklıkta “Kürsü”ye “dikey” bir konumda otururlar. Bizler onları yandan (profil) görürüz, cüppelerinin yüksek dik yakaları gibi oturuşları da diktir; sanki hiç kıpırdamazlar; bu görüntüleriyle “sfenks” gibidirler, bilirsiniz “sfenks”ler “taş”tan yapılırlar.
Eh! “Doğu Perinçek”e, “İlhan Selçuk”a ve “Cumhuriyet” gazetesine “iftira” atmak için “taş”tan olmaları gerekmez mi? Ne dersiniz?

 Meriç Velidedeoğlu/Cumhuriyet

Yorum Gönderme

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget