Aptallık mı aptala yatmak mı!?-Mehmet Halil Arık

Ne çok haini varmış bu ülkenin!?... Hem de kendi elleriyle toprağında büyütüp, suyunu verip ekmeğiyle beslediği!.., Yüksek mevkilere getirip kendi elleriyle yerleştirdiği… Ne çok haini varmış!...

Aptallık mı aptala yatmak mı!?-Mehmet Halil Arık
APTALLIK MI APTALA YATMAK MI!?...
***
NE ÇOK HAİNİ VARMIŞ BU ÜLKENİN!...
Düşünüyorsunuz, ve düşündükçe şaşırıyorsunuz…..
Ne çok haini varmış bu ülkenin!?...
Hem de kendi elleriyle toprağında büyütüp, suyunu verip ekmeğiyle beslediği!.., Yüksek mevkilere getirip kendi elleriyle yerleştirdiği…
Ne çok haini varmış!...
Bu takke bu külah, bu bürokrat… bu da adamımız; teknokrat denilerek yetkiler verilip, bu eğitim, bu sağlık, bu meclis, bu ordu, karakol, oda, dernek, vakıf, parti, demeden, vekil, altbakanlık, üst başkanlık, eşbaşkanlık, sultanlık, emirlik, , iyanet, ihanet bu diyanet demeden yerleştirip, emrine yüzbinler verilen…
Ne çok haini varmış bu ülkenin!?...
Sivilinden askerine, formalı, üniformalı, poturlu cübbeli, sarıklı, prof. sıfatlı… Okutup “adam” edemediği…
Ahlakı, adabı, yurtseverliği, barışı, erdemi, vicdanı, izanı, aklı kullanmayı, sorup sorgulamayı öğretemediği…

Ne çok haini varmış bu ülkenin!?...
Düşmanın çok olduğunu bilsek de, şaşırmadık değil, bunca haini görünce.
O düşmanlar emperyalizmin, “üzerimize çullanma savaşını” kaybetmişti bir asır önce…
“Sevr” dediler, “Lozan” dedik….
“Savaş” dediler, “barış” dedik….
Olmaz dediler, “esaret” dediler… dört koldan, ülkenin ufkuna bir karabulut gibi çöreklendiler!....
Hodri meydan, dediler, hodri meydan dedik!...
Dosta, düşmana, haine; ilan ettik: “ya bağımsızlık ya ölüm” dedik!...
Düşmanı da haini de yendik!...
Ve bir amansız kurtuluş savaşı ile başardık da bunu!...
Çürümüş Osmanlı’dan, yoksul ama onurlu, cahil ama gururlu, yoksun ama azimli, acılı ama mutlu, kararlı taptaze bir Cumhuriyet yarattık.
Ve ilan ettik yedi düvele: “Laik, sosyal bir hukuk devletidir yeni Cumhuriyet.. İlkemiz de “Yurtta Barış… Dünyada Barış…”
Savaşın devamı cehaletle olsun dedik!...
Farkımız nedir bizim, elalemin Avrupalısından dedik!...
Çağdaş uygarlık düzeyine ülkemiz de kavuşsun istedik.
Sosyal, laik, demokratik bir hukuk devleti bu ülkenin hedefi olsun istedik. Ne çok haince pusu kuranımız varmış… kendi içimizde yetişen!...
Ne çabuk ve sinsice sarmış, zehirli sarmaşıklar o taze bedeni…
El açmasın halk!... “Ne kul olsun, ne de kula kulluk!” dedik.
Kendi kendimize yeten olalım istedik…
Bugün “veren” yarın, “özgürlüğü isteyen” olur dedik!...
“Ne köle olalım, ne de efendimiz olsun” dedik!...
Çok mu şey istedik!?...
Peki bu ihanet niye!?...
Bunca hain nasıl sızdı içimize…?
Biliriz; “su uyur… hain de uyumaz düşman da”
Sor şimdi: Uyuyan kim, uyutan kim!... Aymazlık mı bu, ihanet mi!?..
Aymaz kimdi de onca hain sızıp yerleşti bunca makama onca kadroya!?...
Hangi aymazın ihmali, sızdırdı onları kozmik odaya!?...
Kaçmayalım işin kolayına!...
Hukuk borç bilmeli boynuna. Hainleri bulup çıkarsın ortaya…
Ama kayırmadan…. Kollamadan… Savsaklamadan!...
İtirafçılardan başlamalı işe!... Sıra çabuk gelmeli “af” dileyenlere!...
Yer gök, tepeden tırnağa, itirafçı kesildi!....
Demeden edemiyor insan: “susanın dilsiz şeytan olduğu şimdi mi geldi akıllara!”
Dünün üç maymunları, bugünün itirafçıları kesilince, şaşırıp kalıyor insan!...
“Aymaz bizmişiz de görememişiz, gözümüz önünde, tepemizde çöreklenip duran üç maymunları… ve de dilsiz şeytanları!...”
Kalkıyor birisi; “aldatıldık, ben de yardım ettim – Allah da, milletimiz de bizi affetsin!” diyor, özürle af bekliyor.
Sor hadi; aldatılmak ve af dilemek, suçtan ve suçluluktan aklanmaya gerekçe midir, sor hadi!?...
Meclisin “çoğunluk” parmağı, burada da hala geçerli mi parmaklar arkasına sığınıp aklanmaya!?...
Kalkıyor bir diğeri: “Beni de kandırdılar. İnandım… Bana aptal diyebilirsiniz!”
Sor hadi: Aptala yatmak cinlik midir, hin’lik midir!?...
Aymaz bizmişiz ki; Ülkeyi bu yıl “ahmak’lara” “ahmaklığa yatanlara” emanet etmişiz…
Bir diğeri, suçun %90’nını üsleniyor… Şecaat değil de, sirkati söylemek… affa gerekçe aramaksa, “avucunu yala” diyecek bir savcı da, hakim de çıkar elbet bir gün!... Daha nasıl dönsün sap ve keser!?..
Milat 17/25 Aralık olacak(mış). Niçin? “Kolkola dönemleri” soruşturma dışı kalsın diye mi!?...
Kim koyar mahkemelerin önüne bu aşılmaz engeli bu sebepsiz bariyeri!?...
Neye göre saptanmıştır ki bu milat!?...
Öncesi ihanetler, Yüce Divan yerine, Mahkeme-i Kübraya mı kalsın isteniyor!?...
İhanetin kökenine hem tarih, hem kişi olarak inemeyen hukuk hangi ihanete dönüşümsüz çözüm getirir ki!....

13.08 2016
Mehmet Halil Arık
Emekli Eğitimci – DENİZLİ
mehmethalilarik@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget