Ulus’ta Bir Günüm - Cevat Kulaksız

2 Ağustos 2016 günü Metro’dan inip Ulus’a doğru bir çıkayım dedim, yürüyerek Anıt’ın karşısındaki kavşakta durdum, bize kırmızı ışık yanıyordu. Bu kavşaktan her gün binlerce insan karşıdan karşıya geçer

Ulus’ta Bir Günüm - Cevat Kulaksız
KAVŞAKTA:
2 Ağustos 2016 günü Metro’dan inip Ulus’a doğru bir çıkayım dedim, yürüyerek Anıt’ın karşısındaki kavşakta durdum, bize kırmızı ışık yanıyordu. Bu kavşaktan her gün binlerce insan karşıdan karşıya geçer, geçerken de insanları bir izleseniz ilginç şeylerle, tiplerle karşılaşırsınız.
Karşıda kırmızı yanıyor, bazıları arabaların arasından karşıdan bu yana, yanımızdan karşı yana geçmeye çalışıyorlar; kimisi üzerine gelen arabalara el hareketi yapıyor, kimileri homurdanıyor, kimileri hafif perdeden küfür savuruyor; şoförlerin bazıları bir an önce geçmenin heyecan ve dikkatliliği ile geçmeye çalışan yayalara elle bir şeyler söylüyorlar. Ulus’un en yoğun olduğu bu kavşağı bir âlemdir. Ben, önümden karşıya geçmeye çalışan birisine, “hey alo kırmızı niye yanıyor, arabaya çarparsın sonra”, dedim şaka yollu; onun ötesinde, mizahi yönü galiba iyi olan birisi de, “hemşerim arabaya çarparsın da şu pahalılıkta elin arabasına hasar yaparsın”, dedi. Duyanlar hepimiz, gülümsedik. Öteden biri de, “medeniye işte buralardan başlar arkadaş, medeniyet kurallar zinciridir, bu zincirin bir halkası bozuksa, koparsa medeniyet de bozulur”  diye medeniyet dersi veriyordu.  Benzetme de hoşum gitti doğrusu.  Ama gelip geçmeler devam ediyordu.
Orada bekleyen, Çankaya tarafından geldiği belli olan bir bayan, “Çankaya-Kızılay’dan Ulus’a geldiğim zaman, kendimi Avrupa’dan Ortadoğu’dan bir ülkeye geldim sanıyorum, şu hale bak, kural kaide vız geliyor adamlara”, diye eleştirel, sitemli bir sözle mırıldanıyordu.
Gerçekten Ulus’a geldiğiniz zaman, büyük bir şehirden kasabaya veya doğuda bir ilçeye gelmiş sanırsınız; öylesine çeşitli kılıkta ve kaba konuşan insanlar görürüsünüz ki, yere tükürenler,  yanındakiyle konuşurken, ne ki telefonda bile  “a..na koyum”  diyerek küfürlü konuşanlara rastlarsınız. Ankara’da, genellikle dar gelirli, köy kentli insanların alışveriş yaptıkları, randevu verip buluştukları yerlerdir. Perakende hal ve çevresinde çoğunlukla peynir, zeytin gibi gıdaların açıktan satıldığı yerdir; buradan özellikle balıkçıların önünden geçerken bazı insanların, kokuyu algılamamak için burunlarını tıkayıp geçtiğini kaç kez görmüşümdür.

BAŞKENTİN ORTASINA TÜKÜREN
Bir gün Kızılay’da hem de Güvenpark’ta kütüphanesine giderken, iki bıçkın görünüşlü delikanlıya rastladım, biri yere tükürdü, hemen dönüp  “hop başkentin ortasına tükürüyorsun, burası köy mü, ayıp değil mi”  dediğimde, delikanlı gayet pişkince, “ne bilek abi bizim köyde adet böyle de” diyerek güya benimle dalgasını geçti. Kendi kendime, şeytan diyor ki, şunun ağzına bir çarpayım dedim, ama onlar iki kişiydi  boş ver, diyerek giderken, arkadan aynı zibidinin tekrar tükürdüğünü duydum, dumura uğradım.
Yine başka bir gün, yaşlıca bir adamın yere tükürdüğünü gördüm, cebimden mendil paketinden iki kâğıt mendil çıkarıp adama verirken adama,  “amca binlerce insanın gelip geçtiği yere tükürme ayıp olur, kâğıt mendile tükür” dediğim zaman, adam olgun bir tavırla hem özür diledi, hem de teşekkür etti.
Neyse, ben yine Ulus’a dönüyorum. Karşıya geçtim, Anıtın altından geçiyorum, yine güvercinler kâh Mehmetçiğin, kâh mermi taşıyan Kara Fatma’nın, kâh at üstündeki Atatürk’ün başına, her yerlerine konuyorlar, uçuşuyorlar kakalarıyla birer imza atıyorlardı. Altlarında yüzlerce güvercin buğday (yem) saçanların yemlerini guruldayarak kapışıyorlar; yaşlıca bir adam elinde süpürge anıtın diplerini süpürüyordu. Her taraf güvercin kakalarıyla doluydu; kendi kendime, “belediyeler zaman zaman bu güvercin pisliklerinin olduğu yerleri temizleyip, basınçlı suyla yıkamalarında yarar var” diye söylendim. Aklıma kuş gribi gelmişti de.
Ulus’ta Bir Günüm - Cevat Kulaksız

Bir baktın Ulus çarşısının duvarında kocaman Bayrak ve R.T.Erdoğan’ın olduğu bir döviz resim vardı. Üzerinde, “biz seni yıktırmadık yıktırmayacağız” yazılı idi. Hemen cep telefonumla resmini aldım. Kızılay meydanında, yurdun birçok ilindeki meydanlarda “darbeyi yendik” diye kutlamalar vardı. Darbe girişimi olalı iki hafta olmuştu, kendi kendime, “bu kutlama çok uzadı artık RTE-AKP nin propagandasına dönüştü” diye mırıldandım ve yürüdüm. Adamlar orduya kızıp, 30 Ağustos Zafer Bayramını kutlamak istemiyor nerdeyse.
Ulus’ta Bir Günüm - Cevat Kulaksız

ON LİRAYA AYAKKABI
Biraz yürüyünce Anafartalar Caddesinde bir mağazanın önünde bir kalabalık gördüm, herkes ayakkabı seçiyordu. Kalabalığın arasına dalıp baktım, itiş kakış arsında ben de bir ayakkabı seçmeye çalıştım.  Çünkü başka mağazalarda, modeline göre 23-30 liradan 50 liraya kadar satılan ayakkabılar burada 10 liraya satılıyordu. Ayakkabıyı beğensen bile birini buluyorsun,  ötekisini bulmak zordu. Ben de kendime göre 42 numara ayakkabı beğendim, ama elimde ayakkabının yeki vardı. Çünkü sürekli aktar dönder yapıyorlardı. Öbür tekini ararken, birileri de aynı ayakkabının 42 numarasını eline almış bendekini, ben de onun elindekini arıyorduk. Adam dedi, “ben alacağım”, ben dedim, ben alacağım, derken, ben önce ben aldım deyince adam ayakkabının tekini bıraktı.
Ayakkabıyı eve götürdüm, eşim baktı, “yine ayakkabı mı aldın, bir sürü ayakkabın var yetmiyor mu” dedi, ben de ucuz buldum, on liraya satılıyordu bir tane aldım, dedim. Ayakkabıyı elime aldım, incelerken küçüklüğüm aklıma geldi. Küçüklüğümde 1952 de falandı, ayağımda sadece lastik ayakkabı ile ilkokula gitmiştim. Orta birde iken, ayakkabım eskimesin diye yalın ayakla top oynardım.
Ulus’ta Bir Günüm - Cevat Kulaksız

Neyse Ulus’ta dolaşırken yoruldum, asker oğlumdan dolayı askeri kartım olduğu için Mehmetçik parkına gittim, bir masaya oturdum, daha önce, bu sayfalarda sözünü ettiğim 80 yaşındaki Sezai adındaki yaşlı adam da yine masama geldi. Her zaman yaptığı gibi, babasından kalan İstiklal madalyasını cebinden çıkardı bana gösteriyordu. Yakasına takmasını söyledim, taktı, resmini çektim. Ağzında dişleri bile kalmamış olan bu yaşlı adamın karısı da ölmüş, tek başına yaşıyormuş, babasının madalyasını okşayarak, gururla gösteriyordu, yanına gelene.
Madalyalı yaşlı adamla vedalaşıp ayrıldım. Elimde on liraya aldığım ayakkabı ile yola revan oldum, durağa doğru.
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget