Vedat Yenerer’in Dehşet Verici Tespitleri ve İddiaları

Savcıların Kaçacağını Beş Yıl Önce Gazeteci Vedat Yenerer Bildi ve Duruşmada Söyledi.

Vedat Yenerer’in Dehşet Verici Tespitleri ve İddiaları
Bu yazımızda, Gazeteci Vedat Yenerer’in Ergenekon tertibinde tutuklanmasında başından geçenleri, Soner Yalçın’ın Samizdat kitabı ile Yılmaz Özdil’in esin verdiği yazısından kaynaklı olayları, o devrin savcılarının kaçtığı şu günlerde size aktarma gereğini duydum. Beş yıl önce, Vedat Yenerer’in duruşmalarda, savcıların yaptıkları haksızlıkları anlatırken,  ilk kez  bunu bile kişi olarak,“bu savcılar Türkiye’den kaçacaklar” diye bağırıyordu. Bu isabetli tahmin ve Zekeriya Öz’ün kaçması olay da eklenince, daha bir ilginç hale geldi, sanırım.

30 yıllık gazeteci, Cumhuriyet’te, Show Tv’de, Star’da, Kanal D’de, Habertürk’te çalıştı, Yeniçağ gazetesinde köşe yazdı, belgeseller çekti, Türkiye’nin en deneyimli savaş muhabiriydi, 75 ülkede haber takip etti, fotoğraf sergileri açtı, 10 tane kitap yazdı, İstanbul Üniversitesi iletişim fakültesinde uluslararası habercilik dersi verdi, şu anda 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde terör ve Ortadoğu uzmanı olarak çalışıyor, savunma-güvenlik portalı mehmetciktv.com.tr’nin sahibi… Tanıdığım en yurtsever, en namuslu, en iyi yürekli gazetecilerden biri.

Ergenekon Davasından Ötürü 11 Ay Tutuklu Gazeteci Vedat Yenerer’in,   Serbest Kaldığında Tv Programında Anlattığı Dehşet Verici Tespitleri Ve İddiaları...

Gazete yazar Vedat Yenerer Ergenekon soruşturması kapsamında 11 ay tutuklu bulunduğu süreci Saygı Öztürk’le Manşet programında anlattı. İşte Yenerer’in inanılmaz anekdotlarla dolu cezaevi süreci ve yaşadıkları:
Sabahın 05:30’unda 22 Polis Kapımdaydı 
-Evimin zili sabahın 05:30’unda çalındığında sıranın bana da geldiğini anladım. Mevcut siyasi i! iktidara karşı tepki gösterip, eleştiride bulunanlar sırayla alınıyorlardı. Eşime merak etme 3-4 gün gözaltında tutar sonra bırakırlar dedim.

Arabamın Olup Olmadığını Bilmiyorlardı 
-Evimi didik didik aradılar, ancak yatak odasında bulunan kasayı görmediler. Bana sordular evde kasa var mı diye. Evet, var dedim ve içini açarak gösterdim. Evime gelen polisler arabamın olup olmadığını dahi bilmiyorlardı. Belli ki birilerinden direktif alınmış, herhangi bir hazırlık yapılmamış.
-Arabamı elleri eldivenli polisler sanki eroin operasyonu yapıyorlarmış gibi aradılar.
Gizli Belgeler Nerede?
 -Kayda değer bir şey bulamadıklarını anlayınca iki amir beni kızımın odasına çekip ‘otur’ diye sert bir tavırla “gizli belgeler nerede? Nereye sakladın” şeklinde sorular sormaya başladılar. Bende herhangi bir belge yok. Bana gelen belgeyi ben ya köşemde yazarım ya da televizyon programlarımda, kitaplarımda yayınlarım. [i]

Fethullah Hocayla Neden Uğraşıyorsun? 
-Emniyet’te bodrum katta bulunan bir hücreye konuldum. Bir odadan diğerine ellerim kelepçeli götürüyorlardı. 4 gün gözaltında kaldım, 2 saat sorgulandım. Sorgu medya konulu sorgularla geçti. Hangi gazeteci kaç para alır. Ali Kırca transfer ücreti olarak ne kadar aldı? Gibi sorular soruldu. Bazı polisler Fethullah hocayla neden uğraşıyorsun? Diye inanılmaz sorular yönelttiler.

1873 Avusturya-Macarista n Yapımı Av Tüfeği Vahim Silah Oldu
Savcılıkta televizyon programımda gösterdiğim antika tüfeği sordular. Annemin evinde, dedim. Tüfeğin maket olduğunu ya da elimden çıkardığımı söyleyebilirdim. Ama gayet açık hiçbir gizli saklım olmadığı gibi annemin evine gidip alabileceğimizi söyledim. Gecenin bir yarısı annemin evine tüfeği almaya gidildi ve arama izni olmamasına karşın annemin evini bile aradılar. Emniyet Kriminoloji 1873 yapımı antika tüfek için denenmek üzere fişeği dahi bulunamayan tüfeğe yivli-setli vahim tüfek raporu verdi. Savcı bu tüfeği görmesine karşın beni tutuklanmam üzere mahkemeye sevk etti. Hâkim de vahim raporunu görünce haliyle tutuklanmama karar verdi. Daha sonra Adalet Bakanlığı'na başvurduk. Gelen raporda tüfek yivsiz-setsiz av tüfeği olarak yer alıyordu. Bu durumda mahkeme heyetinizde kafası karıştı haliyle. Askerlik yapmış herkes tüfeği gördüğünde anlar ne olduğunu. Mahkemede tüfeği incelemek üzer! e getirilmesi talebinde bulundu. Tüfeği görüp karar verecekler.

Avusturya-Macaristan  İmparatorluğu döneminden kalma Verdi marka silahın fişeği bile bulunmuyordu artık. Yandaş-yalaka gazeteler TV lar mal bulmuş mağribi gibi üstüne yüklendiler: “Uzun namlulu suikast silahı bulundu” diye başlık attılar. Vedat Yenerer, gazeteci, savaş muhabiri idi, bu “suikast silahını” 2000 yılında Kuzey Irak Erbil’de bir antikacıdan 75 dolara satın almıştı. Haber Türk TV de yaptığı programlarda defalarca gösterdi. Dekor malzemesi olarak kullandı. Medya bunları bilmiyor olamazdı, ama polis ellerine hangi “haber bülteni”ni verdiyse onu yazdılar: Uzun namlulu silah bulundu!”

Onlara göre, Vedat Yenerer’in  evicephane gibiydi! Evde top mermileri bulunmuştu! Aslında bulunan, Vedat Yenerer’in savaş meydanlarından topladığı boş geri tepmesiz top (GTT) kovanlarıydı. Bunları da evinde, televizyon programında vazo, dekor olarak kullanmıştı. Gazeteci Yenerer bu gerçeği anlatana kadar bir yılı aşkın süre Silivri Cezaevi’nde kaldı. Bu kadar basit işte…”

Bunları, Samizdat kitabında yazan Soner Yalçın, evi aranırken çakı çıkmadığı için, şöyle diyerek teselli buluyordu:

“İyi ki oğlum çakıyı kaybetmişti!”[ii]

Dünya’yı Dolaştım Böyle Rezillik Görmedim 
-İlk olarak Bayrampaşa cezaevine konuldum. Konulduğum hücre pislik içerisindeydi. İşim gereği dünyanın hemen her bölgesine gittim. Ama ben bu kadar rezil bir yer görmedim. Leş gibi kokan bir hücre. Ceketimi çıkarıp yastığa sarmak zorunda kaldım. Oradan Kandıra cezaevine sevk edildim.

Böbrek Bitiren Kandıra
 -Kandıra F tipi bir cezaevi. İlk gün 3 arkadaş karantina koğuşuna konulduk. Şubat ayı olduğundan çok soğuktu cezaevi. Daha sonra 3 arkadaş 15 metre karelik bir hücreye konulduk. İçeride buraya tabutluk deniliyor. Sebebi de tavanının tabut şeklinde olması. Bir süre sonra insanın psikolojisini bozuyor. Kandıra inanılmaz rutubetli bir cezaevi. Kaloriferleri akşam birkaç saat yakıp söndürüyorlar. Rutubetten duvarlardan sular akıyor. Konumu gereği zaten soğuk olan Kandıra iyice yaşanılmaz hal alıyor. Yatarken eliniz battaniyenin altından dışarı çıktığında resmen donuyor. Sadece yüzümüzün bir kesimini nefes almak üzere dışarıda bırakabiliyoruz. Her kişiye 2 battaniye veriyorlar. Ama boyum uzun olduğundan battaniyeler yetersiz kalıyor ve üşüyorum. Defalarca dilekçe yazmama karşın aylar sonra cevap geldi cezaevi yönetiminden. Bir kişiye yönetmelik gereği 2 battaniyeden fazla veremeyiz diye. Kantinden al dediler. Peki, alalım dedim. Ama kantinde battaniye kalmadığını söylediler. Peki depoda yok mu? Orada varsa alalım dedim. Deponun anahtarı şu an yok dediler. Böyle bir şey olamaz. Gazeteci olduğumuzdan soru sorma alışkanlığımız var haliyle. Bir gün doktora çıktım. Doktora hastaların en çok şikayetinin ne olduğunu sordum. Doktor böbrek dedi. Burada herkes böbrek hastasıdır, rutubet burada yatanların böbreklerini adeta bitirir. 5 yıl burada kalanın böbreği biter dedi. Gerisini siz düşünün.

Silivri Cezaevine Gelen Saraya Gelmiş Gibi Oluyor 
Silivri cezaevi diğer cezaevi şartlarına göre daha iyi durumda. Başka cezaevinden gelenler saraya gelmiş gibi oluyorlar. Burada yemekler güzel ve bol. Ancak o kadar para harcanmasına karşın işçilik ve kalite çok kötü. Kalorifer petekleri eski petekler. Gardiyanlar isyanda. Servisi kaçıran yanıyor. Şehre çok uzak başka bir ulaşım aracı yok. Gardiyanlar benden rica ettiler bu durumu dile getirmemi.

Sürekli İsyan, Uykusuz Geceler 
Cezaevin de sürekli isyan var. Günün belirli saatlerinde DHKP-C, PKK, El-Kaide militanları bir şeyleri protesto ediyorlar. Bir bakıyorsunuz dumanlar tütüyor. Ne olduğunu sorduğumuzda Sakka bir şeye sinirlenmiş odasını ateşe vermiş diyorlar. Ama ilk olarak Sakka kurtarılıyor. ABD önem veriyormuş Sakka’ya. Ona bir şey olmamlıymış. Sürekli bir ses gürültü, uyumak imkânsız. Günde en fazla 3,4 saat uyku uyuyabiliyorsunuz. Gardiyanlar ellerindeki demir çubukları sürekli kapılara demirlere sürtüyorlar. İnsanın ciğerleri yerinden oynuyor. Defalarca rica etmemize rağmen buna son vermediler. İnsanların psikolojilerini bozuyorlar. Cezaevlerinde rehabilite denen olay yok kesinlikle.

Diğer Mahkumlar Sürekli Haberleşiyor 
F tipi hücreler olduğundan hepsi yan yana. Özellikle terör suçu işlemiş PKK, DHKP-C ve El Kaide militanlarının hücreleri yan yana. Sürekli olarak haberleşiyorlar. Avlular yan yana olduğundan pet şişeler içerisinde birbirlerine sürekli bir şeyler gönderiyorlar. Bu bazen gazeteden bir haber ya da bir not olabiliyor. Bazen bir ses duyuyorsunuz Hüseyin geliyor diye. Pat bir şey düşüyor bizim avluya, üzerinde 51 nolu hücre yazıyor örneğin bizde diğer bir avluya atıyoruz bu pet şişeyi.

Yaşadıklarımızı Ailelerimizden Gizlemek Zorunda Kaldık
Silivri’ye ulaşım zaten çok güç. Ailem sağ olsun her hafta ziyaretime geldi. Ama ziyaret saatinden en az 3 saat öncesinde burada olması gerekiyordu. Bir de düşünün İstanbul’dan Silivri’ye gelmek ne kadar sürüyor. Sabahın 5’inde yollara dökülüyorlardı. Bir de burada yapılan uygulamalar. 4 yaşındaki kızımın ayakkabısını hatta çorabını bile çıkarıp arıyorlar. Her hafta bunca eziyete maruz kalan ailemizden içeride yaşadıklarımızı gizliyorduk haliyle. Zaten hakkımızda bir kısım medyada ortaya atılan iftiralar onları yeterince yıpratıyordu.

Dayımı Kaybettiğimi Çıkınca Öğrendim 
İçeride yaşadıklarımızı ailelerimizden gizlediğimiz gibi onlarda dışarıda yaşanan olumsuz olayları bizden gizlemek durumunda kaldılar. Örneğin ben tutuklandıktan sonra annemin büyük ve tehlikeli bir ameliyat geçirdiğini çıkınca öğrenebildim. Dayımın hakkımda ortaya atılan iddialara çok üzüldüğünü ve bu durumu bir arkadaşına anlattığı sırada kalp krizi geçirip hayatını kaybettiğini yine çıkınca öğrendim. Bunlar çok kötü şeyler. Ama inanıyorum ki Türk Adaleti doğru kararı verecektir. Tek güvencemiz Türk Milleti ve onun temsilcisi! Yüce Türk mahkemeleri.

Albay Levent Göktaş’ la Sarılıp Ağlaştık 
Savaş muhabiri bir gazeteciyim.. Görevim sırasında tanışmıştım Albay Levent Göktaş ile. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana TSK’dan 3 altın madalya almış ve yüzlerce ödül sahibi bir asker daha yok. Binlerce çatışmaya katılmış ve yüzlerce arkadaşını gözlerinin önünde şehit vermiş. Vücutları parçalanmış arkadaşlarının parçalarını kendi elleriyle toplamış. Yanında mayına basan arkadaşının ayağını kendi elleriyle kesmek zorunda kalmış bir askerdir emekli Albay Levent Göktaş.. Cezaevine yeni getirilmişti koridorda tesadüfen karşılaştık. Birbirimize sarıldığımızda ikimiz de çocuk gibi ağlamaya başladık. Düşünün odasında benim kartvizitimi bulduklarında tamam işte bu demiş polisler. Yani insanlar birbirine kartvizitlerini ya da telefon numaralarını veremez mi? Bu nasıl bir anlayış?! Yıllarca hayatını terörle mücadelede ortaya koymuş bir kahramanı teröristlerle aynı çatı altına koymak. Terörist muamelesi yapmak ne acı bir durum.

Bunun Hesabını Kim Verecek?
 Albay Levent Göktaş Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan getiren birimin başında bulunuyordu. Aynı şekilde Öcalan’ı İmralı’ya sorgulayan ve Ergenekon davasında tutuklu bulunan emekli Albay Atilla Uğur. Gizli kalması gereken bu durumu kim nasıl açıklar kamuoyuna. Bu insanların hayatları söz konusu. Bunun hesabını kim verecek?

Saygı Öztürk: Albay Göktaş’ın gözaltına alındığı gün PKK’nın sitesinde ‘Vatanı’na hoş geldin Levent Göktaş’ başlıklı bir yazı yer alıyordu. Kendisi bana cezaevinden mektup yolladı. Bu mektupta yer alan bazı bölümleri son kitabımda yayınladım.
Vedat Yenerer: Evet sanırım Abdullah Öcalan’a uçakta “Vatanına hoş geldin Abdullah Öcalan” diyen sesin Albay Göktaş’a ait olduğu birileri tarafından onlara bildirilmiş. Ve bu nasıl bir organizasyondur ki terör örgütünü mutlu edebiliyor.

“Keşke Bende Şehit Olsaydım” 
Albay Levent Göktaş, eşine ziyaretine geldiği sırada “keşke bende arkadaşlarım gibi şehit olsaydım da bu günleri görmeseydim” dediğini anlattı bana. Düşünün ömrünü terörle mücadeleye adamış bir kahraman ne halde.

Özkök’le Kavgalı Olduğu İçin General Yapılmadı 
Emekli Albay Levent Göktaş bunca başarısı sonucunda Generallik makamına yükseltilmesi gereken bir komutandı. Ancak Hilmi Özkök’le arasının açık olması nedeniyle General rütbesine yükseltilmemiştir.

Gözaltına Alınanların Ortak Noktası PKK’ya Karşı Mücadele Vermiş Olmaları 
Bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bakın bu hayali terör örgütü Ergenekon davasında yargılanan isimlerin ortak bir noktası var. Yazılarıyla görüşleriyle yada eylemleriyle hep PKK’ya! karşı mücadele vermiş kişiler. Türk Milleti’nin bölünmez bütünlüğünü savunmuş kişilere atılan iftiralara bir bakın. Bir poşet oluşturulmuş ve bu poşetin içerisine suça bulaşmış bir takım kişileri de bu poşetin içerisine atıyorlar. Ama inanıyorum yüce Türk Adaleti doğru kararı verecektir.

Duruşmalar Çok Düzeyli Geçiyor 
Duruşmalar çok düzeyli geçiyor. İlk başlarda bir mezbelelik ortaya çıkmıştı kalabalık yüzünden. Ama artık çok daha düzeyli devam ediyor. Mahkeme Başkanı çok başarılı bir insan. Herkes tarafsızlığına inanıyor. Müvekkillerin avukatları bitmiş durumda. Sanık avukatları artık duruşmalara gelemez hale geldiler. Düşünün Silivri İstanbul arası 100 km . Her gün en az 150 TL benzin parası vermek bu insanları perişan etmiş durumda. Çoğu avukat bu hayali Ergenek! on örgütü yüzünden diğer işlerini kaybetmiş durumda. Toplumda bir hava yaratıldı ve bu avukatlar diğer müvekkillerini kaybetmiş durumda.

Her Gün Değerlendirme Yapılıyor 
Her duruşma sonrası sevk

SAVCILARIN KAÇACAĞINI İLK KEZ GAZETECİ VEDAT YENERER BİLDİ

2010… Vedat “sanık” sıfatıyla ayağa kalktı, mahkeme başkanına hitaben şu tarihi konuşmayı yaptı.

Vedat Yenerer’in Dehşet Verici Tespitleri ve İddiaları
“Sayın başkan, bu savcılar bu kirli tezgâhın hesabını yüce Türk mahkemelerinde er geç vereceklerdir. Bağımsız, tarafsız, dürüst ve liyakat sahibi bir savcının asla suça konu etmeyeceği saçma iddialarla, terör örgütüyle irtibat yakıştırmasında bulunuyorlar. Hükümet ve irtica muhaliflerinin susturulması için iftira atmak, tertip düzmek, yargımız adına utanç vericidir. Benim bir gazeteci olarak öngörüm… Bu savcılar kaçacaklar! Beş yıl sonra kaçacaklar demiştim ama bir düzeltmede bulunmak istiyorum efendim, bu savcıların kaçmaları beş yıl bile sürmeyecek! Daha kısa zamanda kaçacaklar! Yargılamanın başından beri gömüldükleri koltuklarında her geçen gün biraz daha kaybolmaları, iddianamede ortaya çıkan hukuka aykırı, ahlaka aykırı gerçekler karşısında işi pişkinliğe vurmaya çalışmaları, sırıtmaları, benim bu öngörüde bulunmamı sağlıyor.”

Vedat Yenerer’in Dehşet Verici Tespitleri ve İddiaları
“Bu savcılar kaçacak” dediği için, o tarihte, bizzat Zekeriya Öz tarafından ayrıca dava açıldı Vedat hakkında. Zekeriya Öz kaçtı. Vedat hâlâ o davadan yargılanıyor!

“Savcılar en geç beş yıla kadar yurtdışına kaçar” dediği için, 26 ay ekstra hapis cezası verdiler. Yargıtay’a gitti. Yargıtay bu kararı bozdu. Silivri mahkemesine geri gönderdi. Üç celse geçti, hâlâ karara bağlanmadı, ekim ayında duruşması var.

Vedat Yenerer’in dediği çıktı, savcılar kaçtılar. Vedat, bu söylediğinden yargılanmak için hâlâ ekim ayını bekliyor”.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com


DİPNOTLAR
[i]  Sözcü Yılmaz Özdil Savcı Kaçtı mı Kaçmadı mı Ekim Ayında Belli Olacak 14.82015
[ii]   Samizdat Soner Yalçın Kırmızı Kedi Yayınları 2012 sf 15

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget