Tanığı İftiraya Kumpasa Yönlendiren Savcı Öz - Cevat Kulaksız

Tanığı İftiraya Kumpasa Yönlendiren Savcı Öz - Cevat Kulaksız
Laik TC nin Savcılık Makamını, devlete, hükümete paralel bir dinci grubun görüşü, eylemi doğrultusunda bir militan gibi, yandaşı koruyan, muhalifleri ezen Zekeriya Öz, Celal Kara, Mehmet Yüzgeç’in soruşturmalardaki  akıl almaz adaletsizlikleri karşısında, mazlum ve aklıselim kişilerin, “bunlar kaçacak” dedikleri gibi, sonunda bu savcıların yurttan kaçışlarına tanık olduk.

Paralel yandaş yürütme ile araları açılınca, bu savcıların 17 Aralık 2013 te başlattıkları yolsuzluk, rüşvet soruşturmaları yukarıdakileri ürkütülünce, görevden alındılar. Böylece rüşvet ve yolsuzluğun üstü örtülüp, iş “darbeye”  bürülünce bu savcılar kaçtılar.

Haklarında çıkarılan tutuklamaya yönelik yakalama kararı üzerine ülkeyi terk eden bir dönemin özel görevli savcıları 2006 yılında bu yana Cumhuriyet’e karşı işlenen suçların mimarlarından… AKP ve Cemaatin birer militanı, kumpasçısı olan bu savcılar, gözaltındakilerin avukatları tarafından,  yaptıkları hukuksuzlukları defalarca Adalet Bakanlığına şikayet edildikleri halde, altlarına Başbakan tarafından zırhlı lüks araba verilen bu savcılar resmen korunmuş,  Adalet Bakanlığı tüm şikayetleri ret etmiştir.

Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün suç dosyasını özetlemek hayli güç. Bir dönemin muktedir savcısı Zekeriya Öz, AKP Hükümeti ve F-tipi örgüt ittifakından aldığı güçle Cumhuriyet tarihinin en büyük kumpas operasyonlarını yürüttü.

En önemli icraatlarından biri, Danıştay katillerini cezaevinde ziyaret ederek dosyayı Ergenekon davası ile birleştirmek için sahte deliller üretmesiydi. Zekeriya Öz mesaisinin önemli bir bölümünü gizli tanık yaratmaya harcadı. Osman Yıldırım’ı Ergenekon davasında,  özellikle Zekeriya Öz’ün kurgu ve kumpasıyla,  hem sanık, hem tanık hem gizli tanık yaptılar. Bu İfadeleri farklı kişilerden alınmış gibi göstererek iftiralarını bir birine doğrulattı.

Ümraniye’de kullanılmayan bir gecekonduda bulunan bombalar da Zekeriya Öz marifetiyle incelenmeden imha edildi. CIA ajanlarını Kandıra Cezaevi’nde El Kaide yöneticisi Louai Sakka ile görüştüren isim de Zekeriya Öz’den başkası değildi.

Yurt dışına çıkan diğer eski savcı Celal Kara da İstanbul “Askeri Casusluk” davasında 43 subay ve TÜBİTAK görevlisinin cezalandırılmasını talep eden isim. Kara yargılama boyunca komutanların tahliye taleplerinin reddi için mütalaa verdi.

Tanığı İftiraya Kumpasa Yönlendiren Savcı Öz - Cevat Kulaksız
Celal Kara Balyoz davasında 102 komutan hakkında yakalama kararı çıkartan savcı olarak da görüldü. Cemaati suçüstü yakalayan askeri savcı Ahmet Zeki Üçok’a kurulan “Sahte Çürük Raporu” kumpasında da Celal Kara imzası vardı.

Savcı Mehmet Yüzgeç’in de siyasetçilerden işadamlarına, gazetecilerden aydınlara çok sayıda önemli isim için alınan yasa dışı dinleme ve takip kararlarında imzası yer aldı.[i]

Bu savcılardan özellikle Zekeriya Öz’ün, Ergenekon ve öteki davalarda, kurduğu kumpas kurgusu, yüzlerce subay, aydın, profesör gibi nice aydınları perişan etmişti.

Bu yazımızda, özellikle Zekeriya Öz’ün Ergenekon gibi davalarda,  ifade alırken yanlı, kumpaslı tavırlarını tanıkların anlatımlarından nakledeceğiz.


HEM SABIKALI, HEM HÜKÜMLÜ, KATİL NASIL GİZLİ TANIK OLUR?

Osman Yıldırım denilen sabıkalı, Ergenekon yargıçlarının duruşmalarda “Osmanım”  dediği kişisi öylesine bir  ahlaksız kişi ki, öz yeğenini 200 liraya erkeklere pazarlayan, ablası dahil birçok öldürme eyleminin faili, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı, Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi saldırganı, sahtecilikten mahkum, yalancılığı ile nam salan bu adam, AKP lilerin, Fetullahçıların, siyasal dincilerin gözde adamı idi.

Tayyip ve ekibinin kanlı Danıştay saldırısını Atatürkçü kesime yıkma çabalarındaki baş figürleri olan Osman Yıldırım, Nisan 2010 un son haftasında Zekeriya Öz ile sohbete geliyor, sohbet çıkışı gazetecilere “ben Bilal-i Habeşi’yim” diyordu. Osman Yıldırım hezeyanlarını öyle bir boyuta taşıyordu ki, kendini ilk ezan okuyan sahabe Hz. Bilal ile bir tutuyordu.

İktidarın, özellikle cemaatin maşası, kumpasçısı Zekeriya Öz, geceleyin İstanbul’dan Ankara’ya,  Sincan Cezaevinde yatan Osman Yıldırım’ı ziyarete geliyor. Gelince de, tüm kameraları kapattırıp, Osman Yıldırım’la kumpas kurgularına başlıyor, “Osman sen şu ifadeyi ver ben seni kurtaracağım” diyerek onu istediği ifadeyi vermeğe yönlendiriyordu.  Evet, devletin savcısı, ahlaksızca nice masum kişiler aleyhine kurgular kuruyor,  iftiralar ayarlıyor, suçsuz insanları bu ahlaksızca yapılan tanık ifadesi ile nice insanları hapiste tutuyordu. Tüm bu iftiraları, adaletsizlikleri İplikçi adlı kitabında anlatan Ergün Poyraz,  “ben Ergenekon’un savcısıyım” diyen zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan için aynen şunları yazıyordu:

“-Tayyip için kullanma ve kullanılmanın haddi ve hududu yoktu. 2000 li yıllarda Star TV de yayınlanan konuşmasında söylediği şu sözler onun ruh halinin bir göstergesi değil miydi?”

“Amaca ulaşmak için gerekirse papaz cübbesi bile giyerim”.(Samizdat sf 324)

Bu açıklamalardan sonra, aynı sayfada Ergün Poyraz,  meydanda yakılarak idam edilen İtalyan bilim ve filozof insanı Giordano Bruno’nun şu sözlerini anımsatıyordu:

“Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Yeryüzündeki  kötü insanlar ise iradelerini hâkim kılmak için Allah’ı kullanırlar”.



ASKERİ SAVCININ ÖNÜNÜ KESTİLER

Tanığı İftiraya Kumpasa Yönlendiren Savcı Öz - Cevat KulaksızCemaatçiler ve Atatürk düşmanlarının Laik Cumhuriyete kurulan tuzakları, yıkıcı faaliyetlerini gören Askeri Savcı Hakim Albay Zeki Üçok, araştırmalar, soruşturmalar yapıp iddianame hazırlayınca,  kurulan bir kumpasla tutuklanmıştı.

Ergenekon Davası'nın savcısı Zekeriya Öz mağduru Hava Kuvvetleri Askeri Savcısı Hâkim Albay Zeki Üçok Sözcü gazetesine şunları söylüyordu:

“Bu savcıların yurt dışına kaçacaklarını 3 ay önce 15 Mayıs günü açıkladım. Onlar savcı değil militan. Bunların dini, imanı yok. Hepsi militan. Zekeriya Öz, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en militan adamıdır. Zaten boşuna bu soruşturmaların başına oturtmadılar’’

’Yakalama kararından altı saat önce kaçtılar. Yapılacak operasyonları önceden öğrenip, önlem alabiliyorlar. Bundan sonra da konuşamazlar. Ne diyecekler, talimat aldım mı diyecekler. Bunların hâkimlik savcılıkla ilgisi yok bunlar militan’’.

’Talimat alıp yaptıklarından şüphe yok, bu bir organizasyon işiydi. Önümüzdeki günlerde arka arkaya soruşturmalar açılarak operasyonlar olmasını bekliyorum. Kaçacaklarını 15 Mayıs’ta sosyal medya da ‘Kaçacaklar, hızlı davranın’ diye açıkladım. O zaman bana saldırmışlardı. İlk kaçanlar bunlar değil. 2009’da da TSK’daki yapıyı kuranlardan 4 ağabeyleri de kaçtı. Onlar da Gürcistan üzerinden Kazakistan’a geçerek cemaat yurtlarına sığındı”.

ORGANİK BAĞ VARDI: Biz 2009’da Kayseri soruşturmasını yürütürken, Zekeriya Öz’ün cemaat ile organik bağı olduğunu fark ettik ve iddianame hazırladım. İşin içinde asker de vardı. Suç işlemek için örgüt kurma ve Anayasayı devirmeye teşebbüsü için iddianame hazırladık. Şimdi gerçekten böyle oldukları anlaşıldı. Ben tutuklanınca iddianame havada kaldı.

ALLAH DA ALMAYACAK: Allah bunları öbür tarafa almayacak. Bunların dini, imanı yok. Hepsi militan. Onların yaptıkları hukuksuzluklar, kitaplara sığmaz. Zekeriya Öz, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en militan adamıdır. Zaten boşuna bu  soruşturmaların başına oturtmadılar’’[ii]

SAVCI ÖZ’DEN İKİ GENERALE KUMPAS İSTEMİ

Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün Emekli Jandarma Albay Atilla Uğur’a yalancı tanıklık karşılığı tahliye teklifi ve buna ilişkin kumpası kaynaktan aktaralım:

Şimdilerde İşçi Partisi Başkan Yardımcısı olan Emkli Albay Atilla Uğur, birçok subay gibi o da Ergenekon’dan tutukludur. Gerek nezarethanede polisle, gerekse savcı Zekeriya Öz’ün bulunduğu sorgulamada, kendisinden Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve Emekli Orgeneral Şener Eruygur hakkında suçlayıcı ifade isterler. Sorgulamada, Zekeriya Öz şöyle söylenir: “Ergenekoncuların Fetullah Hoca Efendi’ye düşman olduklarını” söyler.

Emekli Jandarma Albay Atilla Uğur, İmralı’da Abdullah Öcalan’ı sorgulayan ekipte idi; şimdi kendisi sorgulanıyordu.

Albay Atilla Uğur TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na yazdığı mektupta, bu kumpas girişimi olayını şöyle anlatır:

“Gözaltına alındıktan sonra getirildiğim Vatan Caddesindeki İstanbul Emniyeti TEM Şübe Müdürlüğü’nde bodrum katında konulduğum B-10 numaralı hücreden bir gece yarısı yukarı kata çıkarıldım. Burada, daha sonra adının Mehmet Karabörk  olduğunu öğrendiğim emniyet amirinin odasına alındım. Emniyet Amiri bana sadece sohbet için çağırdığını söyledikten sonra, özetle şunları ilave etti. “Bize Şener Uygur (Org. Şener Uygur) ve Hurşit (Org. Hurşit Tolon) ile ilgili bir şeyler söyle, biz de seni bırakalım. Savcı, biz ne dersek onu yapar. Mesleki Taassubu bırak bunları koruma, göreceksin ikisi de tutuklanacak”.

Verdiğim cevaptan hoşnut olmayarak beni tekrar hücreye gönderdi. Bir sonraki gece yine aynı odaya çıkardılar. Emniyet amirinin koltuğunda Savcı Zekeriya Öz oturuyordu. Üç polis de (sivil giyimli) Mehmet Karabörk’le birlikte odada idi. Savcı Öz, bana hitaben “biz seni geçen sene alacaktık,  baktım yeni emekli olmuşsun, bırakayım biraz yaşasın, dedim. Bu Şener ve Hurşit’le ilgili her şeyi bize anlat, seni yarın sabah bırakayım”, dedi.

“Bana, insanlara iftira atmamı söylüyorsun” dedim. Bozuldu kalktı gitti. Daha sonraki gün nöbetçi mahkemeye çıkarıldım. Gözaltına alınmamdan nöbetçi hakim önüne çıkana kadar bir saat bile uyku uyumadım. İki gece yarısı kaldırılarak, sözde sohbete diyerek Beşiktaş Adliyesi’ne götürüldüm. Aslında şantaj teklifine ve olmazsa yormaya ve moralman çökmeme zemin hazırlamaya götürtüldüm. 28 yıl şerefimle jandarma subayı olarak görev yaptım, eli kanlı bir teröriste bile böyle gözaltı ve sorgu süreci uygulandığına tanık olmadım”. (sf 378)

SAVCI ÖZ, “VELİ KÜÇÜK ERMENİNİN TEKİ” DİYOR

  Emekli Jandarma Albay Atilla Uğur, TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na yazdığı mektupta devam ediyor:

“Tekirdağ F-1 Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olarak bulunurken 9 Ekim 2008 günü Beşiktaş Adliyesi’ne götürüldüm. Burada Savcı Zekeriya Öz ile sözde sohbet ettik. Bu görüşmeye zaman zaman odaya giren Savcı Mehmet Ali Pekgüzel ve Savcı Nihat Taşkın da katıldı. Altı saat süren bu görüşmede Öz, özetle kanımı donduran şu cümleleri söyledi:

“Bu Veli Küçük zaten Ermeni’nin teki. Ben araştırdım, soyu sopu ta Kafkasya’dan kalkıp Bilecik Gölpazarı’nın Türkmen köyüne gelmişler. Neden? Çünkü Türkmen ismindeki köye göç ederek Ermeni olduklarını gizlemek istemişler. Ermenice de biliyor. Ben hem şivesinden hem de evinden çıkan Ermenice belgelerden onun Ermeni olduğunu anladım. Ayrıca bu Sevgi denilen kadın da Ermeni. (Erenol’u kastediyor). Yozgat’ın Ermenelik köyünden, eski adı Ermeneli yani o da Ermeni… Bu Ergenekoncular iki şeye düşmanlar. Birincisi Fetullah Gülen Hoca Efendi ve cemaati, bir de Alman vakıfları…Zaten Necip Hablemitoğlu da Ergenekon üyesiydi. Hatırlıyorsan Akşam gazetesinde “Ergenekon’da muvazzaf subaylar da var” diye bir manşet vardı. Bu haberden sonra Hava Kuvvetleri askeri savcısı beni aradı, nedir dedi. Gel dedim önce gelmedi. Sonra Genelkurmay böyle bir şey yoktur” açıklaması yapınca geldi. Önüne dinleme tapesini attım. Orada Akşam gazetesinde haberi yapan gazeteci ile Genelkurmay’da yalanlama açıklaması yapan paşanın görüşmesi vardı. Paşa “bizim yalanlamamız seninle ilgili değil, sen aynen devam et” diyordu. “Sıkıysa bu paşa ile ilgili işlem yap”, dedim. Bozuldu ve kalktı gitti”.

Tanığı İftiraya Kumpasa Yönlendiren Savcı Öz - Cevat Kulaksız
T.C.nin savcısına bir bakın hele, aydınlara, ordu mensuplarına, nice kişilere böyle kumpaslar kurarken Başbakan’ın altına zırhlı araç verilen tercihli savcı. Demek ki bu kumpasları kurduğu için kendisine teşekkür ediyor olmalılar…Yasaları, vicdanları, merhameti  bir yan bırakıp şu kumpaslarına bir bakın Savcı Öz’ün, sadece bir örnek verdik; daha nice dalaverelerine ve kaçışına bir bakın yorumu siz yapın. [iii]

Sevgili okuyucu,  bu acı gerçekleri, notları aldığım Samizdat adlı kitabının yazarı Soner Yalçın, o zamanları hapiste idi. Kitabı Ankara Kitap Fuarında 8.12.2012 günü aldığımda,  eski Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz’a imzalattım.  Osman Kaçmaz ki, korkusuzca, yüreklice kayıp trilyon davasında, Abdullah Gül cumhurbaşkanı iken, onun hakkında kamu adına bu kayıp trilyon davasını  yürüttü.

(Bilindiği gibi, cumhurbaşkanların milletvekilleri gibi dokunulmazlığı yoktur; o nedenle R.T. Erdoğan hakkında da, Cumhurbaşkanlığından önce her türlü suç, yasa dışı tavrı için dava açılabilir).

Bu nedenle başına, devrin yönetimi, polisler tarafından şeytani tuzaklar, kumpaslar kuruldu; bu intikamcı tuzakları Osman Kaçmaz Linç adlı kitabında yazdı.  Kaçmaz da “lanet olsun” diyerek emekli oldu. Şimdi avukatlık yapmakta. İşte bize böyle yürekli, aydın savcılar gerekli. Ama onun Linç adlı kitabını okuyun, göreceksiniz ki Kaçmaz’a ne kumpaslar, tuzaklar kurup linç etmek istiyorlar.

Kitap Fuarında Osman Kaçmaz kendi kitaplarını da imzalarken, Soner Yalçın adına ona imzalattım. Soner Yalçın’ın Samizdat’ına Osman KaçmAz’a şöyle yazmıştı:

“…Soner Yalçın’ın mahpusta oluşu tüm yurtseverleri derinden üzmüştür. Ancak o içeride çile çekerken bizler zulüm görüyoruz. Sonsuz bir dünya için tüm tutuklulara selam olsun” diye yazmıştı.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com


DİPNOTLAR
[i] http://www.ekvatorhaber.com/yakalama-karari-cikarilan-3-savcinin-dosyasi-kabarik/
[ii] http://www.sosyalgundeminiz.com/Posts/PostDetail/4404
[iii]  Samizdat  Soner Yalçın Kırmızı Kedi Yayınları 2012 sf 377-378-379 

Yorum Gönder

“…Soner Yalçın’ın mahpusta oluşu tüm yurtseverleri derinden üzmüştür. Ancak o içeride çile çekerken bizler zulüm görüyoruz. Sonsuz bir dünya için tüm tutuklulara selam olsun” diye yazmıştı .sss mehmetger.com

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget