Olaylar Ve Anılar - Gündüz Akgül

Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Sayın Cevat Öneş’in Cumhuriyet gazetesi muhabiri Selin Ongun ile yaptığı söyleşide kullandığı bir tümce bana bir anımı anımsattı…

Olaylar Ve Anılar - Gündüz Akgül
Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Sayın Cevat Öneş’in Cumhuriyet gazetesi muhabiri Selin Ongun ile yaptığı söyleşide kullandığı bir tümce bana bir anımı anımsattı…
Sayın Öneş söyleşinin bir yerinde, Güneydoğuda terör örgütü tarafından kurulan barikatlarla ilgili şu gerçeği dile getirmektedir…
“Çünkü o barikatları kuranlar 90’lı yılların taş atan çocuklarının öfkeli gençler olarak büyümesidir. O barikatlar, Türkiye siyasi iktidarlarının zamanında adım atmadığı için çözemediği bir sorunun getirdiği sonuçlardır. O öfkeli YDG-H’li gençler dahi eğer diyalog kurmak isterseniz kazanabileceğiniz insanlardır.”
Sayın Öneş’in bu saptamasını doğru buluyorum…
Diyalogla (karşılıklı konuşma, uyuşma), empatiyle (duygudaşlık) çözülmesi zor olan birçok olayı çözülebileceğini düşünüyorum…
Sayın Öneş’in söyleşisinde ki düşüncenin bana anımsattığı ve dostlarla paylaşmak istediğim anı, İzmir/Seferihisar Cumhuriyet Savcılığı görevinde bulunduğum ve 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesinde anarşinin tüm ülkeyi savaş alanına çevirdiği döneme aittir…
İşte o anı;
“O dönemde anarşik suçlardan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı ceza alan hükümlüler, İzmir Buca cezaevinden civar ilçe ceza evlerine gönderiliyorlardı…
Bu şekilde ceza alan dört hükümlü de Seferihisar’a gönderilmişti…
Bunlar için ayrı bir koğuş ayırdık. Ancak bu hükümlüler bir türlü disipline olamıyorlardı. Gece saat 02 sıralarında İnfaz Koruma Memuru (O dönemde Gardiyan deniyordu) telefonla evimi arar ve siyasi hükümlüler koğuşunda isyan olduğunu bildiriyordu…
Bunu özellikle o saatlerde yapıyorlardı…
Bakanlıktan gelen genelgelere göre Ceza evlerine kitap sokulması oldukça kısıtlanmış, yasaklı olmasa bile siyasi içerikli kitapların sokulmaması emri verilmişti…
Ayrıca Televizyon, tüp benzeri şeylerde yasaktı…
Yine böyle bir isyan günü sabahı Cezaevine gittim…
İnfaz Koruma Memuruna, siyasilerin koğuşunu açmasını, ben içeri girdikten sonra kapıyı dışardan kapatmasını söyledim…
Önce ‘Efendim sizi rehin alırlar, girmeyin’ diye tereddüt etti. Ben ısrar edince dediğimi yaptı. Koğuşa girip ne istiyorsunuz diye sorduğumda, şu anda adlarını anımsadığım Sedat, Kazım ve diğerleri gayet sert bir edayla, ‘Biz idareden memnun değiliz, haklarımız kısıtlanıyor’ dediler…
Ne gibi bir hakkınız kısıtlanıyor, söyleyin de halledelim dedim. Sözcüleri Sedat ‘İstediğimiz kitaplarımız içeri alınmıyor, Televizyonumuz yok, her gün banyo yapmak istiyoruz’ diye isteklerini belirtti…
Başka isteğiniz var mı? Dedim…
Cevaben, ‘şimdilik bunlar’ dediler…
Hükümlülerin isteklerinin bir kısmı Bakanlıkça yasaklanmış, bir kısmı da dedikleri şekilde yerine getirilmesi olanaksızdı…
Ama ben inisiyatif (karar verme yetkisi, öncecilik) kullanarak sorunu çözmeye kararlıydım…
Şöyle bir konuşma yaptım. Bakın çocuklar, mahkeme kararları ile yasaklanmış kitaplar hariç, görmem koşulu ile istediğiniz her kitabınızı içeri alırım. Size Televizyon alacak param yok, ama biriniz evinizden Televizyon getirtirse onu da içeri alırım. Banyo olayına gelince, size haftada iki kez banyo yaptırıyoruz, her gün banyo yaptıracak ödeneğimiz de yok. Medeni bir insan için haftada iki kez banyo fena sayılmaz, Ödenek durumu elverseydi odun aldırır size her gün banyoda yaptırırdım. Başka bir isteğiniz var mı? Dedim.
‘Şimdilik yok’ dediler.
O zaman bir çay demleyin de içelim dedim…
Bu tavrım çok hoşlarına gitti, oldukça yumuşadılar. Çay demlenip içilene kadar epeyce sohbet ettik. Siyasi hükümlülere gösterdiğim bu yakınlık ve sevgi sonucu, o günden sonra onları en iyi ve uyumlu koğuş haline getirdi. Tüm meslek hayatımda, suç işleyen birinin yakalanıp ceza alması ile devletin gereken hakkını aldığını, hükümlülük safhasında ona insanı duygularla yaklaşılması gerektiğini düşündüm ve bu uygulamadan hep olumlu sonuçlar aldım.”
30 yıldır süren terör örgütünün, ülkeye maddi manevi verdiği zararlar ve acılar saymakla bitmez…
Tüm dünya ülkelerinde görüldüğü gibi terörün salt silahla önlenmesi olanaklı değildir…
Ciddi, kalıcı çözüm süreçleriyle terörün bitirildiği, diğer ülkelerdeki örneklerle görülmüştür…
Barış ve sevgi her hastalığın ilacı olduğu bilinmelidir…

08.12.2015
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget