Cumhurbaşkanına Hakaret Konusunda Akademisyenler ne diyor?

Ülkemizde Cumhurbaşkanına hakaret iddiası ile yüzlerce dava, binlerce soruşturma açıldığından, kamuoyunu bilgilendirmek amacı ile Ankara Barosunun düzenleyip

B CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇUNUN ANAYASAYA AYKIRILIĞI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ÇALIŞTAYI TCK MADDE 299 (Yargı açısından 299. Madde) Bölüm: 2-A

Cumhurbaşkanına Hakaret Konusunda Akademisyenler ne diyor?
Giden 1-A  ve  1-B  gibi iki bölümlük yazımızda hukukçu avukatların Cumhurbaşkanına hakaret konusunda sunumlarına yer vermiştik. Bu yazımızda, konuşma ve yazı uzun olduğu için sadece Eski AİHM yargıcı Rıza Turmen’in önemli konuşmasına yer vermek zorunda kaldık.

Daha sonraki yazımızda da aynı konu üzerinde aşağıdaki üç akademisyenin görüşlerine yer vereceğiz. Konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. İbrahim Kabaoğlu (Marmara Ünvrt. Huk. Fak. Öğretim Üyesi, Anayasa Huk. Araştırml) Dern. Bşknı.); Doç.Dr. Devrim Güngör ( Ank. Ün. Huk. Fak. Ceza ve Ceza Mahkmlr. Huk. Anablm Dal. Öğrtm. Üysi); Doç. Dr. Ece Göztepe Çelebi.(Bilk Ünv. Huk.Fak. Öğrt. Üyesi) konuşmalarını daha sonra vereceğiz.

Ülkemizde Cumhurbaşkanına hakaret iddiası ile yüzlerce dava, binlerce soruşturma açıldığından, kamuoyunu bilgilendirmek amacı ile Ankara Barosunun düzenleyip organize ettiği, TCK 299 un Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunun Anayasaya Aykırılığı ve Çözüm Önerileri başlıklı Çalıştayı size sunmaya devam ediyoruz. Gerçekten konuşmalarda, Cumhurbaşkanı ve devlet başkanlarına hakaret ve ayrıcalıklarının, özel koruma yasalarının AİHM nin kararlarına uymadığı doğrultusunda çok önemli açıklamalar yapılarak, değerli sunumlar yapıldı.

Ankara Barosu Konferans Salonunda 4.12.2015 günü düzenlen çalıştayda, TCK nin 299. Maddesi, Yargı Pratiği, Akademisyenler, Basın, Yasama yolu ile dört grup halinde, kendi dallarında seçkin konuşmacılarla irdelenip tartışıldı, çok yararlı konuşmalar yapıldı.

Aynı gün yapılan çalıştayda akademisyenler, görüş ve sunumlarını çok uzun da olsa okuyucularımızın yararlanması için, konuşmaları bandan çözerek okuyucularımıza sunuyoruz, umarız yaralı olur.



Oturum Başkanı Eski AİHM yargıcı  CHP Milletvekili  Rıza Tümen yaptı. Bu konuda oturumu açarken şunları söyledi:

Cumhurbaşkanına Hakaret Konusunda Akademisyenler ne diyor?
“-Ben bu Cumhurbaşkanına hakaret suçunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden (AİHM) ele alayım. Baktığımız zaman AİHM e şunu görüyorsunuz: Bir kere bu gibi davaları AİHM iki aşamalı olarak inceliyor. Birinci aşama kamu görevlilerini politikacılara sövme hakaretle ilgili genel ilkeler açısından bakıyor soruna. İkinci aşama için Cumhurbaşkanı için özel olarak bir ayrıcalık tanınmış, adanmış tanınmışsa o açıdan inceliyor. Burda birinci aşamaya baktığınız zaman yani, kamu görevlileri ve politikacılara düşünce suçu, gazetecilere haber özgürlüğü, ya da hakaret suçu bakımından hakim olan ilkelere baktığımı zaman şunu görüyoruz: Bir kere AİHM nin birçok kararlarında belirttiği şey, siyasetçiler ve devlet görevlileri aynı zamanda daha geniş bir eleştiriye tabidirler, eleştiri alanı daha geniştir, çünkü onlar, politikaya girmekle, siyasete girmekle her söylediklerinin kamu oyu tarafından incelenmesini kabul etmişlerdir. Kendilerinin mercek altında bulundurulmasını kabul etmişlerdir. Onun için, yani eleştiriye karşı daha hoşgörülü olmaları gerekir. Bu bir kere, çok temel bir ilke, bu ilke ABD deki  ifade yani devlet görevlilerine hakaret suçu ilkelerinden biraz daha farklı. Orda başka bir kriter kullanılıyor. New York Taymıs Soliven davasına baktığımız zaman onu görüyorsunuz 1964 de. Burda New York Taymıs’ta bir imza kampanyası açılır. Rudyar Kingin de dahil olduğu imza kampanyası, ırk ayırımcılığına karşı ve ırk ayırımcılığı nedeni ile şiddet gösteren devlet görevlileri şiddet gören görevliler kampanyada belirtilir.

Bunlardan bir tanesi Busslibang Dallas’ta Motgomeri polis şefi, dava açar, mahkûm ettirir Newyork Tımes’i Anayasa Mahkemesine gelir, ABD yüksek mahkemesine gelir, ABD Yüksek Mahkemesi  der ki, “böyle kamuyu ilgilendiren konularda açık bir tartışma olmalı”, bu tartışma hiçbir şekilde sınırlandırılmamalı ve kamu görevlilerine ağır saldırıları da içerir bu tartışma” der. Yani hakaret ve ağır saldırıları da içerir bu tartışma” der. Ve şu kriteri getirir: “Kamu görevlilerine yönelik sözlerin hakaret sayılması ve ifade özgürlüğünün ihlal etmesi için ancak bunların yanlış olduğunu bilerek bilgi verildiğinin ispatı gerekir”. Yani o kamu görevlisinin bilerek yanlış kasıtlı bir yanlış bilgi verdiğinin ispatlanması gerekir. Son derece zor bir kriter getirir bu Salorem NewYork Davasında.

Üçüncü, bunda yanlış bilgiler vardır, o gazete ilanında Martın Luther King yedi defa tutuklandı” der; hâlbuki dört defa tutuklandı, yanlış filan ama bu yanlışlar işin esasını değiştirmez. Şimdi, bu doktrin, AİHM de yok, fakat onun yerine başka bir şey var, o da işte bu, biraz önce söylediğimiz siyasetçilerin çok daha geniş eleştiriye tabi olmaları bunu hoş görüyle karşılamalı. Yani Pavlikıstan Doktirni diyorlar buna, Kamu görevlilerine ve siyasetçilere daha geniş eleştiriye tabi olmalı. Bir bulguna bakıyor mahkeme. İkincisi tabi kamu yararı var mı? Çok önemli bir kriter. “Kamu yararı olan bir tartışmanın sınırlandırılması çok daha güç buna getirilecek sınırlandırmalar çok daha dar olabilmeli”, bunu söylüyor. Ondan sonra bu bir olguya dayanan değer hükmümü yoksa bir olguya dayalı sözler midir? Olguya dayanan bir şeyse, bunu ispat etmek gerekir. Bir değer hükmü ise bunun ispatı çok zordur, bunun ispatı gerekmez. Tabi bu tamamen mesnetsiz olacak, mesnetleri olması lazım. Değer hükmü niteliği taşıyan sözler hiçbir zaman ispata muhtaç değildir. Temel ilkeler bunlar aslında. Önce bunlara bakıyor, ondan sona Cumhurbaşkanı ile ilgili bir yasa var mı, içinde özel nesneler var mı onu inceliyor. Tabi bu arda Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’nun kararı var. Avrupa Bakanlar Kurulu Asamblesinin kararı var. Bakanlar Kurulu kararı diyor ki 2004 tarihli: Devlet, hükümet ya da yürütme tutuklama yargı basın tarafından eleştirilebilir. Bunların hâkim kurumları nedeni ile bu kurumlar ceza yasalarıyla hakaret ve aşağılamaya karşı korunmamalıdır.

Burda birkaç tane karardan söz etmek istiyorum, bir tanesi, devlet başkanlarının hakaret suçuyla ilgili. Bir tanesi Kolombali Fransız Kararı 2002 tarihli bu Fas Kralıyla ilgili. Böyle bir rapor yazılıyor, Fas’la ilgili, Fas’ın asıl AB nin istediği rapor. Fas’ın aday statüsü verilsin mi, verilmesin mi? Bunu saptamak için bir rapor. Bir rapor yazılıyor, Fas kralının uyuşturucu ticaretine karıştığı söyleniyor ve bu raporu Le Mond gazetesi basıyor, hiç olmazsa bölümlerini basıyor, Fas Kralı ila bölümlerini basıyor. Fas Kralı şikâyet ediyor. Frnsa’da 1881 tarihli böyle bir kanun var, yabancı devlet başkanlarına hakareti hapis cezası ile cezalandırılan bir kanun. 1881 yasası Cumhurbaşkanları için özel bir koruma sağlıyor. Bu yasa gereğince iddianın doğruluğunu ispatlama gibi bir savunma kabul edilmiyor, bu yasa çerçevesinde. Şimdi AİHM dedi ki, “böyle bir ilişkinin doğru olup olmadığına bakmaksızın, eleştirinin doğru olduğunu ispatlama hakkı verilmeksizin, devlet başkanlarının sadece statüsü nedeni ile özel bir yasal korunma tanınması büyük bir ayrıcalıktır. Böyle bir ayrıcalık çağdaş uygulamalara ve anlayışa aykırıdır. Demokratik bir toplumda gerekli değildir” dedi. Ve Le Monde gazetesine verilen cezayı, Kolombale bir yıl hapis cezası vermişti. Basın özgürlüğünün, düşünce özgürlüğünün ihlali olarak gördü.

CUMHURBAŞKANINI ÖZEL BİR YASA İLE KORUMAK AİHM NİN RUHUNA AYKIRIDIR”.

Şimdi bizde enteresan davalar var, Pakdemirli-Türkiye Davası var. Pakdemirli biliyorsunuz ANAP milletvekili aynı zamanda Genel Başkan Yardımcısı Erem Pakdemirli. Pakdemirli Cumhurbaşkanına hakaret ediyor, eleştiriyor, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel. İşte “yalancı, iftiracı, Çankaya’nın şişkosu” diyor. Ondan sonra 60.000 Euro tazminata mahkûm oluyor. O zaman büyük para, borçlar kanunun 49. Maddesi gereğince. Burdaki mahkeme kararı çok enteresan, Pakdemirli’yi mahkum eden mahkeme kararı, Türk Mahkemesinin kararı çok enteresan. Çünkü diyor ki mahkeme, “dokunulmazlığı nedeni ile Pakdemirli milletvekili cezalandırılamıyor” diyor, “ceza davası açılamıyor” diyor ona. Ama suçun niteliğini değiştirmiyor” diyor ceza davalık bir suç, onun için ben cezalandırayım” diyor 60 Euro tazminata mahkûm ediyor. Yani zararla ilgili değil, buradaki tazminat aslında. Bir cezalandırma düşüncesiyle ilintili. AİHM ne bu dava geldiği zaman diyor ki: “CUMHURBAŞKANINI ÖZEL BİR YASA İLE KORUMAK AİHM NİN RUHUNA AYKIRIDIR”. Cumhurbaşkanına hakaretle ilgili bütün davalarda AİHM in söylediği budur,  özel bir kurula verilmesi, özel bir yasa çıkarılması bir kere sözleşmenin ruhuna aykırıdır. “İkincisi” diyor, “ceza orantılılık ilkesine aykırıdır” diyor. “Hukuk mahkemesi ceza mahkemesi yerine geçemez, cezalandırma amacıyla tazminata hükmedemez” diyor. Burda 10. Madenin ihlali buluyor ve 35 bin Auro manevi tazminata hükmediyor, devleti. Pakdemirli verdiği 60 bin Auro’nun 35 Auro sunu AİHM den çıkarıyor.

Bir şekilde Meral Tamer’in davası vardı. Meral Tamer, Demirel’i eleştiriyor, hakaret suçundan dava açılıyor ve cezası ertelenmesine rağmen AİHM 10. Maddenin ihlaline hükmediyor.

İki davaya daha değinmek istiyorum kısaca.

AİHM:  “BASIN MENSUBU HİÇBİR ZAMAN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMAZ“.
Bir tanesi 2011 yılında verilmiş bir karar, Oteki Montragon ve İspanya’ya karşı. Burda Bask yöresine İspanya kralı ziyaret ediyor, başvurucu yerel meclis üyesi ve İspanya Kralı Yuan Karlos ziyaret ediyor ve kral gibi karşılıyor Belediye Meclisi karşılıyor. Bu başvurucu buna çok kızıyor, “bu kral orduların İspanya ordusu ki bütün işkenceleri yapmıştır, işkencelerin müsebbibidir, kral da bunlardan sorumludur ve bunun kralın karşılanması, karalık zaten kötü bir kurumdur, zaten kaldırılması gereken bir kurumdur. Bu Bask yöresine geldiği zaman böyle kral karşılanması utanç verici bir olaydır” diyor ve gazeteye bir beyanat veriyor gazeteye, basın toplantısı yapıyor. Bundan mahkûm oluyor, bir yıl hapis cezasına mahkûm oluyor. AİHM ne geliyor dava, AİHM si diyor ki, “Bir kere bu sözler krallık yönetimine karşı söylenmiş sözlerdir” diyor. “Kralın özel hayatına, kişisel yaşamına söylenmiş sözler değil”. Kurumuna karşı söylenmiş sözlerdir. Nefret söylemi yoktur” diyor. Bu iş de bir değer hükmüdür, söylemidir bu” diyor. Onun için ispatlanması gerekmez” diyor. “İspat hükümlülüğü yoktur ve kralın böyle özel bir yasa ile korunması sözleşmenin ruhuna uygun değildir” diyor, tekrarlıyor aynı ilkeyi. “özel bir koruma sözleşmeyle bağdaşmaz” diyor. “Devlet başkanlığının saygınlığını, itibarını koruma amacı, devlet başkanı ile ilgili görüş ileri sürme hakkını ortadan kaldırmaz”. Kralın sorumsuzluğu serbest bir tartışmaya engeldir” diyor. Tamam, anladık, kral devletin birliğidir, diyor. “Kral tarafsız bir statüde bulunmaktadır, ama bunların hiç biri kralın görevi ile ilgili eleştiriden muaf tutulmasına gerektirmez. Özellikle de bu eleştiri kralın kurumuna karşı bir kişi tarafından yapılıyorsa, çünkü Bask Bölgesi Krallık kurumuna karşı. Ayrıca burada önemli bir ilke var, “basın mensubu hiçbir zaman hapis cezası ile cezalandırılmaz“ diyor. AİHM de bu her zaman bu bir ihlal sebebidir. Basın mensubunun hapis cezası ile cezalandırılması ya da ifade özgürlüğünü kullanan birisini hapis cezası ile cezalandırılması her zaman orantısızlık nedeni ile bir ihlal nedenidir. Burda da orantısız diyor hapis cezası ile cezalandırılması.
Cumhurbaşkanına Hakaret Konusunda Akademisyenler ne diyor?


CUMHURBAŞKANI  HER ZAMAN ELEŞTİRİLEBİLİR, BAŞKALARININ ELEŞTİRİLDİĞİ GİBİ
Siyasi eleştiri için hapisle cezalandırılması diyor ve 10.Maddenin ihlalidir, diyor.

Son değinmek istediğim Lıon, Fransa kararı 2013 de bu öbürlerinden daha farklı. Çünkü Sarkozy bir köye ziyaretinde o köyde yaşayanlardan biri bir döviz taşıyor, dövizde  terbiyelibir şekilde tercüme edersem “defol git” (s..tir git) “zavallı yaratık”, bunun özelliği şu, bundan bir süre önce Sarkozy yine bir ziyaretinde bir adam elini uzatmıştı, adam elini ret etmişti, şunu söylemişti, “defol git zavallı yaratık” diye dövize yazıyor ve sallıyor dövizi 30 Auvro’ya mahkum ediliyor ve cezası erteleniyor. Burda birkaç tane dava var, diğer davalardan farklı çünkü burada kamuoyunu ilgilendiren bilgi meselesi yok. Bir gazetecilik, bir basın özgürlüğü yok, gerçeği ispatlamak gibi bir savunma söz konusu değil burada. Burada bir mesele daha var, son AİHS inde protokolünde yeni bir kabul edilebilirlik kriteri getirildi. O da şu, eğer, davacı bakımından fazla önem taşımıyorsa, o zaman fazla bir önem taşımadığı için buna bakmayabiliyor AİHM si. Fransız hükümeti bunu ileri sürüyor,  bu 30 AURO ya mahkûm edildi, o nedenle fazla bir önem taşımıyor, bu kabul edilmez bir davadır diyor. Yine bunu ret etti. Çünkü bu önemli bir mesele, yani 30 Auro önemsiz olsa bile adı önemli bir mesele ve kamuoyunda geniş bir taşma yarattı bu mesele diyor. O nedenle kabul edilebilir buluyor davayı.  Şu ilkeleri sıralıyor AİHM si. “Bu adamın amacı, başvurucunun amacı devlet başkanlığına siyasal eleştiri getirmekti” diyor. Yoksa kendi kişiliğine hakaret değil siyasal eleştiri getiriyor diyor. Siyasi bir mücadele var, kendisi aktivist bir adam, sınır dışı ediliyor, bu sınır dışını önlemek için mücadele veriyor, mücadeleyi kaybediyor bu adam. Aslında bu onunla beraber görülmelidir diyor AİHM si, bu nedenle kamuoyunu ilgilendiren mesel var ortada, diyor. Siyasetçinin her zaman daha geniş eleştiri sınırları var” diyor ve bu mizah satih yoluyla yapılan bir eleştiridir diyor, satih yoluyla yapılan eleştiride daha dikkatli olmak lazım, diyor. Bu eleştirilere daha bir hoşgörü ile bakmak lazım diyor. Bunların hakaret suçu olması daha güç olmalı diyor, mizah yolu ile yapılan eleştirinin. Bunun böyle bir mahkûmiyeti tabi ki caydırıcı bir tepki doğacaktır” diyor, siyasi eleştiriler üzerinde. Burda da 10.Maddenin ihlali karar veriyor.

Buradan şu sonuç çıkıyor: Cumhurbaşkanına özel bir yasayla korunması AİHS sözleşmesine aykırıdır. Cumhurbaşkanının korunması hakaret suçu diğer devlet görevlileri siyasilerin tabi olduğu onlar için geçerli olan kriterlere tabidir, aynı kriterler Cumhurbaşkanı için de geçerlidir. Fakat Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ya da devleti temsil etmesi, devletin birliğini temsil etmesi gibi statüsünden doğan birtakım ayrıcalıkları Cumhurbaşkanlığının eleştirilmesine engel değildir. Her zaman Cumhurbaşkanı eleştirilebilir, başkalarının eleştirildiği gibi. Bu çerçevede 299. Maddeyi görürsek, ya da 299.Maddeye ihtiyaç var mıdır, sorusu ortaya çıkıyor bir.

İkincisi de Cumhurbaşkanına hakaret nedeni ile açılan davaların pek çoğunun aslında AİHS sözleşmesi ile bağdaşmadığı ortaya çıkıyor”.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget