Seçimde Kaybedilen Bir Muharebedir Savaş Değil

Seçimde Kaybedilen Bir Muharebedir Savaş Değil

Bir savaş içinde birçok cephe ve birçok muharebe olabilir. Muharebeler savaşın kaderini belirler ama Önemli olan savaşı kazanmaktır.

Türk ulusu yeni bir muharebeden çıkmış ve muharebeyi Radikal Muhafazakâr Sağcılar kazanmıştır. Peki, seçim bir muharebemidir?

 Bizim gibi az gelişmiş veya gelişmemiş toplumlarda dini kullanan muhafazakâr kesimler daima avantajlıdır. Özellikle cahil ve geri kalmış toplumlarda din en kolay kullanılan bir öğedir ve kullanana daima büyük imkanlar sağlar, ve dini öğeleri ustalıkla kullanan parti veya kişiler mücadeleye adeta 3-0 önde başlar. Asıl zor olan dini değerlerini saygın bir yerde bırakan siyasilerin çağdaş bir demokrasiye yakışan bir şekilde, dürüstlükten ayrılmadan program ve görüşleri ile çoğunluğu etkilemeye çalışmalarıdır. Gerçekler böyle olmasına rağmen 12 yıldır iktidar olan ve son seçimi yine kazanan siyasilerimiz, sanki bir savaş içinde imiş gibi davranmakta ve Cumhuriyetimizin bütün değerlerini hedef tahtasına oturtmaya çalışmaktadırlar.           

Kendi anlayışlarına göre onlar Kemalizm ve Kemalistlere karşı bir savaş içindedirler ve bu savaşı kazanmak için yapılan her şey helaldir, mubahtır. Oysa savaşların da kendisine özgü kanunları vardır ve öyle her şeyi yapmak ta helal değildir. Bütün askerler savaş kurallarına uymak mecburiyetindedirler ve bu kurallara uymayanlar uluslar arası mahkemelerde cezalandırılırlar. Halkın büyük desteği ile kazanılan seçimlerin her biri mutlaka kazanılması gereken muharebelerdir. Ancak böylece atılacak adımlarla bazılarının hayal ettikleri o eski düzen gerçekleştirilebilir.

Bir savaş içinde olunduğunu,  genel olarak aydınlar olarak tanımlayacağımız Kemalistler, Sosyalistler ve Liberaller bir türlü kabul etmek istememekte, eskiden kalma alışkanlıkla, bu konuda daha ciddi tedbirler almak gerektiğini kabul etmeden seçimlere girerek devamlı büyük kayıplar vermektedirler.  

Eskiden kalma alışkanlıkla deyişimin nedeni açıktır. Geçmişte radikal uçları askerler kontrol eder ve aydınlarımız askerlerin yaptıklarından hem mutlu olurlar ve hem de yanlışları dile getirerek ne kadar ilerici ve ne kadar çağdaş aydınlar olduklarını gösterme şansı bulmuş olurlardı.  1960,1970 ve 1980 öncesini yaşayanlar bu sözlerle ne demek istediğimizi gayet iyi bilirler.  

Kimsenin aklına askerler çekildiği zaman Türk Ulusuna ne olabileceği sorusu gelmedi. Herkes askeri vesayet tabirini benimsedi ve bu vesayetten kurtulunduğu gün ulusun bayram yapacağını zannetti. Şimdi artık askeri vesayet yok ama onun yerini farklı bir dinsel ve örgütsel vesayet aldı.

İşin kökenine inersek ülkemizdeki ilericiler/gericiler çatışmasının, ilk toplumsal uyanış hareketi olarak tanımlayabileceğimiz Tanzimat dönemi ile birlikte başladığını görürüz. Daha sonra “Genç Osmanlılar”, ve  “Jön Türkler”le ilerleyen mücadele “İttihat Terakki” ve “Hürriyet ve İtilaf” partileri döneminde zirveye ulaşmıştır. Bu iki grup arasındaki mücadele Cumhuriyet döneminde de gelişmiş ve bu güne gelinmiştir.

Yani gerçek mücadele; hala ülkeyi 2200’lü yıllara taşımak isteyenlerle, ülkeyi Ortaçağın karanlık dünyasına çekmek isteyenler arasında ve resmen bir toplumsal savaş halinde devam etmektedir. Her şeyden önce, yıllar önce söylediğimiz gibi ( Bakınız Türk Aydınları artık üç cephede savaşmak mecburiyetindedirler 2005/2006)Türk aydınları ülkemizde toplumsal yapıyı ve yaşam tarzımızı değiştirmeyi amaçlayan bir savaş içinde olduğumuzu kabul edecek ve tercih ettikleri cephede yerlerini alacaklardır.

Bundan sonra Demokratik, Laik Cumhuriyet taraftarlarının işi daha kolaylaşır, yeni kurulacak birlik ve beraberliklerle ve yenilgilerden alınan dersler ve akılcı ve bilimsel yöntemlerin katkıları ile, yenilgiler ard arda zafere dönüştürülebilir.

Seçim günü öncesi yazdığımız yazılarda, bu seçime katılımın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştık. Bu önemliydi ama yenilginin bütün suçunu seçime katılmayanlara yüklemek yanlış olur. Şüphesiz bu sonucun alınmasında aday seçimi başta olmak üzere Muhalefet liderlerinin ve seçilen adayı yalnız bırakıp gerekli şekilde desteklemeyen siyasi partilerin, bütün güçleri ile sadece bir adayı destekleyen ve bazılarına şirin görünmek için muhalefet adaylarına karşı tavır koyan resmi kurum elemanlarının da büyük payı vardır.

Önemli olan partileri ve liderlerini suçlama yerine kendimizi sorgulamamız ve bu kavgada üzerimize düşen görevi layıkıyla yerine getirip getirmediğimizi mertçe ortaya koymamızdır. Özgür ve çağdaş bireyler bu konudaki kararı en iyi kendileri verirler

Desteklediğimiz siyasi partilere ve kurumlara gelince; İktidar Partisinin devletin bütün güç ve imkânlarını nasıl pervasızca kullandığını ve seçime verilen desteğin muhalifler için ne kadar olumsuzlaştırılabileceğini yakından izledik. Seçimle ilgili hiçbir yasal kurumun da bu tip haksızlık ve dengesizlikleri önleme konusunda ne kadar çekingen ve aciz kaldıklarını da gördük. Bu tip ve benzeri hareketlerin mutlaka üzerine gidilmeli ve sorumlular cezalandırılmalı, buna imkân bulunamazsa en azından teşhir edilmelidir. Amaç 2015 Seçimlerinde de bu tip etik olmayan taraflı davranışları önlemektir.

Bize göre ilericilerle-gericiler arasındaki en önemli mücadele önümüzdeki yıl yapılacak Genel Seçimlerdir. Bu nedenle Muhalif Cephede olan kardeşlerimiz,  bu Cumhurbaşkanlığı seçiminden alınacak derslerle önümüzdeki seçimlere çok iyi hazırlanmalı, birbirimizin altını kazmak yerine  “Birleşerek Kazanacağız” diyen o ünlü slogana sıkı sıkıya sarılmalı ve kazanamaya olan inançla çalışmalar yürütülmelidir.

Gerçek anlamda demokrasiye inanan Laik Cephe şimdiye kadar birçok muharebede yenik düştü, ama hiç şüphemiz yok ki savaşı yine onlar kazanacak ve geleceğin Türk ve İslam Dünyasını yine onlar şekillendireceklerdir.

Dr. M. Galip Baysan

Yorum Gönder

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget