Tek kişinin başkanlığı milli irade olamaz. Başkanlığa hayır

Demokrasi bir uzlaşı rejimidir. Dünyada hiçbir demokraside tek kişi milli iradeyi temsil edemez, “milli irade” diye halk oylamasına başvurup, tek kişiyi başkan yaparsanız, o ülke diktatör yaratır, ülke felakete sürüklenir.

Tek kişinin başkanlığı milli irade olamaz. Başkanlığa hayır

"Ben Meclis'e saygılıyım, Meclis karar verir, ben karar vermem. Meclis halkın temsilcisidir, benim millete güvenim var, onlar seçer”.
“Türkiye Millet Meclisi'nde bana ne kadar karşı koyan olursa olsun o Meclis, Büyük Türk Milleti'nin temsilcisi oldukça bana lâzımdır. Ben, milletimin adamıyım. Onun sağduyusu dışında hareket eden adam haline asla gelemem!'
“Ben isteseydim derhal askeri bir diktatörlük kurar ve memleketi öyle yönetmeye kalkardım. Fakat istedim ki, o millet çağdaş bir devlet kursun ve ben onu yaptım. Ben diktatör değilim ve heveslisi de olmadım”.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

REFAHA ERMİŞ ÜLKELERDE TAM DEMOKRASİ VAR
Yazıya başlarken, kendisini diktatörlükle suçlayanlara karşın, yukarıda Atatürk’ün Meclisi ve demokrasiyi özümseyen sözlerine bir bakın. Demokrasi bir uzlaşı rejimidir. Dünyada hiçbir demokraside tek kişi milli iradeyi temsil edemez, “milli irade” diye halk oylamasına başvurup, tek kişiyi başkan yaparsanız, o ülke diktatör yaratır, ülke felakete sürüklenir. “Başkanlık” diyerek tek kişiye her konuda yetki verirseniz, çok geçmez o ülke felaketlere sürüklenir; tarih, Hitler, Saddam gibi ülkelerine belalar getirmiş nice diktatörlerin acı öyküleri ile anılır.
Hele RTE gibi, bağlı olduğu anayasaya, laik cumhuriyete karşı yaptığı konuşma ve söylemlerine, muhalifleri susturma gayretlerine baktığımız nasıl bir diktatör olacağı işin başında bellidir.
“Dünyaya bakın kişi başına gelirin 25 bin dolar ve daha fazla olduğu bütün ülkelerde tam demokrasi var. Bir de İslam dünyasına bakın, hiç birisinde demokrasi ve hukukun üstünlüğü yoktur ve hiç birisinde kadın erkek eşitliği yoktur”.
Günümüzün parlamenter düzeninde bile RTE Başbakan iken, “yargı ve yasama ayak bağı oluyor” diyerek yargı ve yasamanın denetimini yadsıyorsa, Cumhurbaşkanı olduktan sonra bile muhalifleri, muhalefeti, muhalif basını dışlıyor, susturmaya çalışıyorsa, nasıl bir başkan olacağının hem de diktatör olacağının ipuçlarını vermektedir. Bunlar yargıya, yasamaya, yürütmeye hükmeden başkanlık istemektedirler. “Türk tipi başkanlık sistem”i dedikleri yönetim sistemi  dünyanın hiçbir ülkesinde uygulanmamaktadır.
15 yıllık iktidarda olan bir partinin lideri ve Başbakan RTE, sonra Cumhurbaşkanı olduktan sonra, doğru dürüst muhalefet partilerle uzlaşı içinde olmamış, çoğunluğuna güvenip muhalefetin her türlü olumlu da olsa önerilerine karşı çıkmış, her konuda muhalefeti dışlamış onunla diyaloga girmemiş bir lider başkan olunca muhalefetle asla danışmayacaktır. Oysa en doğrusu, mecliste her ortamda, parlamento düzeninde danışarak, tartışarak ortak noktayı bulmak en uygarı değil mi?  Bir halk deyişi vardır, “danışan dağı açmış, danışmayan düz yolda şaşmış”. “Bin biliyorsan da bir danış,  bir elin nesi var iki elin sesi var” . Bu özdeyişler birliğin, danışmanın önemini belirtir. Danışmanın, tartışmanın, gerçeği bulmanın en uygar yeri demokrasilerde parlamentolardır.

“YANILMIŞ, ALDATILMIŞ, KANDIRILMIŞ” GİBİ YANLIŞ SÖYLEM VE EYMELERİ OLAN BİR LİDER NASIL BAŞKAN OLUR?
15 yıllık siyasi geçmişi, kumpaslarla, siyasi hatalarla, çelişkilerle dolu, muhalifleri ve muhalif basını ezmeye çalışan, ayırımcı, dışlayıcı ve her vatandaşını eşit kucaklamayan bir parti ve siyasi liderin, “başkanlıkla bizi huzura kavuşturacağını, terörü ortadan kaldıracağını beklemek” ham hayalden başka bir şey olamaz. Yanlış ve isabetsiz politikaları sonunda (FETO’ ya kucak açmak gibi, Kürt açılımı gibi) “yanıldım, aldatıldım, kandırıldım, milletim ve Allah beni affetsin” diyen bir lider, ileride ne derece isabetli kararlar verecektir.  Kaldı ki,  “bitaraf olan bertaraf olur”, “yüzde elliyi zor tutuyorum” söylem ve eylemleriyle muhalifleri korkutmak, sindirmek gayreti içinde olan bir siyasi kişi başkan olduğu zaman tarafsız olabilir mi, her görüşteki vatandaşa eşit mesafede olabilir mi?
Mart 2009 da, bakın ne diyordu: “Bu millet istedikten sonra tabi laiklik gidecek…  “…hem laik hem Müslüman olunmaz, ya laik olacaksın, ya Müslüman” .  Bunu Laik TC nin Başbakanı söylüyor. Avrupa’nın her hangi bir lideri, “hem laik hem Hıristiyan olunmaz, ya laik olacaksın, ya Hıristiyan”  diyebilir mi?  Anayasanın ilk dört maddesi laik hukuk devletini önerir; laikliğe karşı olan, sürekli Cumhuriyetle, laiklikle kavgalı bir lider,  başkan olduğu zaman, laik devlete ne derece sadık olacaktır?
Böyle bir düşüncede olan geleceğin bir “başkan” adayı değişir ve herkesi kucaklar mı? Dağdaki kanlı PKK teröristleri ile “anlaşma ve açılım yapacağım” diye, 4 yıl kendi askeri ve polisin elini kolunu bağlayan terörün yayılmasına, bölgede daha fazla bölücülüğün kökleşmesine, bölgenin  bölücüler tarafından silahlandırılmasına neden oan AKP-RTE iktidarı  değil miydi.  Sonunda yüzlerce,  asker ve polisin şehit olmasına sebep olan; kendi askerine uydur kaydır belgelerle,  yalancı şahitlerle iftira attırıp yüzlerce subayın, gazetecilerin, akademisyenlerin aydınların haksız yere hapislere yatıran bir iktidarın başı-başkan adayı,  bu affedilmez hatalarla nice aileleri perişan eden başkan adayının başkanlığını düşünün… Tarafsız bir başkan olur mu?
Geçmişte sahte deliller, yalancı tanıklar seçerek yüzlerce suçsuz insanı yıllarca zindanda esir ederek, o düzmece mahkemeler için “ben de o davarlın savcısıyım” diyerek yargıyı istediği gibi ayarlayan, gizli tanıklarla yargıyı yaralayanlar nasıl bir başkan seçecekler, nasıl bir başkan olacaklar? “Perşembenin gelişi çarşambadan belli değil mi? Her şey elinde iken, her istediğini yaptırırken, “yargı ve yasama ayak bağı oluyor”  diyenler nasıl bir tarafsız başkan olacaktır.
İşte bu gibi nedenlerle AKP'nin yönetiminde, liderliğinde gelecek bir başkanlık sistemi kesinlikle istikrar değil, istikrarsızlık, kaostur getirir.
   
Tek kişinin başkanlığı milli irade olamaz. Başkanlığa hayır
                                                                                                                 
TEK AMAÇ İLK DÖRT MADDEYİ KALDIRMAK,
Tüm bu eylem ve söylemlere baktığımız zaman, AKP-RTE iktidarının başkanlık ve anayasa değişikliği istemesi samimi değil, amaçları devletin laik çatısını oluşturan hükümlerini ortadan kaldırmak, dinsel bir dikta rejimi yaratmaktır.
Şu an için bile parlamenter sistemin gereği olan kuvvetler ayrılığının yerine getirilmediğini aktaran İbrahim Kanadoğlu, şunları söylüyor:
“Yasama sizin elinizde yürütme zaten sizin. Yargıyı da size bağlamışsınız. Başkanlık sisteminin şartı olan kuvvetler ayrılığı daha şimdiden zaten yok. Yargı bağımsız değil. Yürütme belli. Bunu daha da güçlendirme yoluna gidiyorsunuz. Ortaya çıkacak olan rejim demokratik bir siyasal sistem değil. Totaliter bir rejim olacaktır. Onun için buna ’Hayır’ demek gerekiyor.
Birey hak ve özgürlükleri kılıfı ile asıl amacın Anayasanın değiştirilemez hükmü bulunan ilk 4 maddesinin değiştirilmek istendiğini ifade eden İbrahim Kanadoğlu şunları söylüyor:
“Aslında arzu edilen birey temel hak ve özgürlükleri değil, onun altında devletin çatısını kuran o 4 maddenin değiştirilmesinin üzerine gidiyorlar. Öyle bir şey olmaz. Dünyadaki bütün çağdaş demokrasilerin her birinde değiştirilmez ya da değiştirilmesi teklif edilemez hükümler vardır. Başbakan tarafından Alman Anayasası örnek gösteriliyor. Onu iyice incelesinler. Alman anayasasında da değiştirilemez hükümler var”. [1]
NATO üyesi 28 ülkeden birisinde başkanlık sistemi, 24'ünde ise parlamenter sistem vardır. G'8 ülkeleri içinde yalnızca birinde başkanlık sistemi, 5 inde  parlamenter sistem vardır.  Avrupa Birliği'nde bir ülke başkanlık sistemi, 23 ülke ise parlamenter sistem ile yönetiliyor. [2]

FETÖ’YÜ YARATAN KİMDİ?
 15 yıldır, laik TC nin siyasi iktidarı,  yöneticileri dinci, yıkıcı bir FETÖ ile ülkeyi adeta ortak-paralel yönetip ülkenin ordusuna, polisine, yargısına, adliyesine, tüm devlet bürokrasisine militanlarının sızmasına göz yuman, 15 Temmuz darbesinden sonra da, şaşkınlık içinde yaptıkları hatayı düşünüp, “Rabbim ve milletim affetsin” diyen adeta günah çıkarmaya çalışan bir başkan adayının durumunu düşünün. Böyle bir liderin başkanlığı tarafsız olabilir mi?
10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanı iken, “Cumhurbaşkanının yetkilerinin fazla” olduğunu söylemesine karşın, R.T. Erdoğan’ın devletin üç erkine (yasama, yargı, yürütme) hükmederken başkanlık istemesi garip değil mi? 15 yıldır, parlamentodaki çoğunluğu ile istediği kanunu çıkarırken, zaten  yürütme elinde, yargıya bile hükmederken, hangi yasayı istedi de çıkaramadı ki başkanlık istiyor.

BAŞKANLIK İSTEMEKLE RTE KENDİNE KOROYUCU BİR KILIF İSTEMEKTEDİR
Başkanlıkla yürütülen ABD de Yasama, yürütme, yargı çok önemlidir; bu üç unsur birbirinden bağımsızdır, birbirinin işine karışamaz. Yargı başkanı bile sorgulayabilir. Ama bizde, RTE nin ve AKP den birilerinin aleyhinde karar veren savcı ve yargıcın bakmışsınız ki ülkenin en ücra yerine tayini çıkıyor, başına belalar getiriliyor. Bunun en açık örneğini 17/25 Aralık yolsuzluk iddialarında ve Sincan Ağır Ceza Başkanı Osman Kaçmaz’ın Abdullah Gül aleyhinde açtığı davada gördük.
Demek ki, kısaca Türk tipi başkanlık, başkanı diktatörlüğe götürür. Zaten üç erke hükmeden RTE neden başkanlık istesin; kaldık ki bu üç erke müdane etmesi bile Anayasaya aykırıdır ve yargılanması gerekir. İşte RTE kendine bu konuda koruyucu kılıf maddeleri ekletmek ve kendini koruma zırhına aldırmak için başkanlık istemektedir.
İçine girmeye çalıştığımız AB ülkelerin çoğunluğu parlamenter sistemle yönetilmekte ve hiç birinde bizdeki gibi başkanlık tartışması yoktur.  Parlamentoları, üç yargı erki demokrasilerine engel değildir. Bize göre zaten onun için çağdaştırlar ya.
Refah Düzeyi Sıralamasında En İyi İlk 50’ye Giren Ülkelerde Yönetim Sistemi:   Parlamenter  yüzde 64, Başkanlık  yüzde 18, Yarı Başkanlık yüzde  8,   Diğer yüzde 10
Görüldüğü gibi refah düzeyi yüksek olan ülkelerin çoğunluğu parlamenter sistemle yönetiliyor.
Ekonomik Gelişme Düzeyine Göre Dünyada En Geri 10 Ülkede Yönetim Sistemi:
Başkanlık yüzde 9, Yarı Başkanlık yüzde 1, Parlamenter  0
Tabloda görüldüğü gibi, refah düzeyi geri olan ülkelerde yönetim çoğunlukla başkanlıkla olmakta. [3]
Tüm bu yanlış yönetim, uygulama ve söylemler dururken,  ülkenin başında terör, işsizlik, hayat pahalılığı zirvede iken, ülkenin dertleri dağlar gibi iken başkanlık istenmesi hayra alamet değildir. Başkanlık gelince, masallardaki gibi başkanın elinde sihirli değnek mi olacak ki ona buna dokunup her şeyi düzeltebilsin.
Sonuç olarak, 15 yıllık yönetimin tüm bu diktatörce söylem ve yanlış uygulamalarına, yanlış iç ve dış politikalarına baktığımız zaman, ülkeye getirilen kaos ve tedirginlik nedeniyle diyoruz ki, ülkemizde “başkanlık” ülkeyi daha çok sıkıntılara, huzursuzluklara yol açar ve sonunda Türkiye kaybeder. Bu bağlamda başkanlık milli iradeyi temsil edemez. O nedenle milletçe başkanlığa hayır diyeceğiz.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com


SONOTLAR
1 http://www.yenicaggazetesi.com.tr/demokratik-sistem-degil-totaliter-rejim-128331h.htm
[2] http://www.yenicaggazetesi.com.tr/dunya-parlamenter-sistem-dedi-40145yy.htm
[3] http://www.yenicaggazetesi.com.tr/dunya-parlamenter-sistem-dedi-40145yy.htm
Prof. Dr. Esfender Korkmaz 19.10.2016 00.00 esfender@esfenderkorkmaz.com

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget