İsmet Paşa Uşak’ta Nasıl Taşlandı? - Galip Baysan

(Eski Batı Cephesi Komutanı Kurtardığı Kentte, Kanlar İçinde!)

İsmet Paşa Uşak’ta Nasıl Taşlandı? - Galip Baysan
İsmet İnönü’nün Tren İstasyonundan Şehre Doğru İlerleyişi
İnsan yaşadıkça öyle enteresan şeylerle karşılaşıyor ki inanılmaz. Geçen zaman içinde en çok dikkatimi çeken; dürüst ve namuslu insanlar horlanırken yamuk, yumuk insanların yüceltilmesi, faşist ruhlu yöneticilerin demokrasi havarisi olarak tanımlanması insanı gerçekten şaşırtıyor. Gerçekleri dile getirdiğiniz zaman da, tıpkı günümüzdeki milyonlarca dolarlık suiistimallerde olduğu gibi, etrafınızda insan kalmıyor. Biz yine inandığımız şekilde okurlarımızı aydınlatmaya devam etmek istiyoruz.
Yanlış tanıtılan bir lider de AKP yöneticilerinin öve öve göklere çıkardığı Başbakan Adnan Menderestir. Onun İsmet İnönü’ye karşı davranışındaki sertlik ve kabalığı yazmak istiyordum. Bu arada ulusalcı bir sitede eski dostum Prof. Dr. Kemal Arı’nın Uşakla ilgili bir yazısını görünce, o yazıyı sizinle paylaşmamın yeterli olacağını düşündüm. Kemal beyin akıcı ve kapsamlı yazısını aynen sunuyorum.
 “1959 Yılı Nisan ayının sonuydu… Muhalefet Partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı İsmet Paşa’nın birkaç kenti kapsayan bir yurt gezisine hazırlandığı duyuluyordu. Demokrat Parti dokuz yıllık iktidarının sonunda, artık gücünün sonuna ulaşmış, bir inişe gittiğini görüyordu. Siyaset dünyasında birinin sönüşü, ötekinin canlanışı anlamına geliyordu. Canlanan elbette CHP’ydi.
 Şimdi Paşa, adına “Büyük Taarruz” denilen bir girişimde bulunarak, yeni döneme partisini daha diri bir moralle hazırlama çabasındaydı. Halkla temas edecek, özellikle özgürlüklere vurulan darbeyi halka anlatacak; basının nasıl sansürlendiğini, ekonominin nasıl bir kriz havasına girdiğini anlatacaktı.Bu gezinin ilk halkası Uşak’tı… Niçin?
Çünkü Uşak’ın İsmet Paşa’nın dünyasında özel bir önemi vardı. Uşak, Ulusal Savaş’ta en yoğun acıları yaşamış bir kentti. Savaşın tam merkezinde yer almıştı. Ve O, yani Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Yunan Komutanı Trikopis’i burada tutsak almış; kılıcını teslim aldıktan sonra, yenik komutanı Uşak’ta, kentin merkezinde karargâh olarak kullanılan tarihi evde Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya teslim etmişti…Bu nedenle Paşa Uşak’ı seviyordu. Uşak da bu sevgiye layık olduğunu göstermiş; Demokrat Parti’nin çok güçlü olduğu dönemlerde bile, CHP’nin yüzünü güldürecek oyları vermekten geri kalmamıştı. Bu nedenle Paşa Eskişehir’den Uşak’a, oradan da Manisa ve İzmir’e, en sonunda da İstanbul’a gidecek ve böylece ulusal savaşın bir serencamı siyaset dünyasında bir kompozisyon olarak yer alacaktı….
Ancak Paşa bunu yapacaktı da; Demokrat Parti bu girişimden geri kalır mıydı? Daha Paşa Uşak’a gitmeden, kimi demokrat parti milletvekilleri çoktan Uşak’a koşarak kendilerince önlemler almaya başlamışlardı. O tarihe kadar İsmet Paşa’dan söz edildiğinde, Demokrat Parti’nin en başta gelen temsilcileri o kadar aşağılayıcı bir dil kullanıyorlardı ki; O, “saçı başı ağarmış yaşlı bir zat” tı. Sanki ülkeyi demokrasiye o taşımamış gibi, İkinci Dünya Savaşı’nın zor günlerindeki uygulamalar getiriliyor, Paşa’nın önüne konuluyordu.
Şimdi Paşa’nın bu yeni girişimi yeni bir endişe nedeniydi. Demokrat Parti’ye göbeğinden bağlı İçişleri Bakanı Namık Gedik, CHP’ye ulaşarak, bölgede halkın son derece heyecanlı olduğunu, Paşa’nın bu gezi sırasında güvenliğini sağlamanın olanaksızlığını; bu nedenle geziden vazgeçilmesini istiyordu.
Ancak buna İsmet Paşa şiddetle karşı çıktı. Memlekette vatandaşların seyahat hürriyeti vardı. Paşa Uşak’a gidecek ve muhalefet görevi yapmak üzere bir hareket başlatacaktı. Gerilim daha o Ankara’da iken başladı.
Paşa’yı uğurlamak için Ankara İstasyonu’na gelen CHP’li milletvekilleri, polis kullanılarak istasyona sokulmadı.
Bu gerilimli ortamda İsmet Paşa’yı taşıyan tren Eskişehir’e doğru hareket etti. Saatler süren yolculuktan sonra Eskişehir’e gelindi. Paşa, kendisinin Eskişehir’e geldiğini duyarak, istasyona koşmuş olan yurttaşlara bulunduğu trenden kısa bir konuşma yapmak istedi. Ancak tezgâh hazırdı: Paşa konuşmaya başladığında bir anda bütün iş makineleri düdüklerini çalmaya başlamış; hatta kalabalık ile Paşa’nın arasına bir yük katarı sokularak, onun yurttaşlarla temas kurması engellenmişti…
Uşak ise bu saatlerde kaynıyordu. Paşa’nın Uşak’a geleceğini duyan pek çok köylü CHP’li kente doğru yola çıkmışlardı. Aynı şekilde Demokrat Parti’nin ön ayak olmasıyla nümayiş yapmak üzere Demokrat Partililer de yola dökülmüş bulunuyorlardı. Köylerden Paşa’yı karşılamaya gelmek isteyen CHP’li köylüler kente sokulmadı. Demokrat Partililer ise İstanbul Sineması’na yerleştirilerek; yedirilip içirildiler; kendilerine değişik yiyeceklerin yanı sıra bol bol içki de ikram edildi.
Bu arada tren istasyonunda sanki bir onarım işi varmış gibi, alana iş makineleri sokuldu Belediye hoparlörleri sürekli anonslar yapıyor ve bu anonslarda paşayı karşılamaya gelecek olanların “Toplantı ve Yürüyüş Yasası”na aykırı hareket etmiş olacakları belirtiliyordu. Bu uyarılar o denli çığırından çıktı ki belediye hoporlarlörü aracılığıyla konuşanlardan biri de Demokrat Parti İl başkanıydı
Uşak Valisi İlhan Engin adlı kişi İçişleri Bakanı’nın iki dudağı arasından çıkan sözlere bakıyor; yasa var mı yok mu dinlemiyor; ne derse kentte onun yapılmasını istiyordu. Kentin Emniyet Müdürü ise Adnan Çakmak’tı. Adnan Çakmak, daha küçük bir çocukken babası Mehmet Nazif Efendi’yi Çanakkale’de Atatürk’ün buyruğunda yurt görevini yaparken yitirmiş bir şehit oğluydu. Amcası Mareşal Fevzi Çakmak tarafından yetiştirilmiş olup son derece dürüst ve onurlu bir kişiliğe sahipti.
Paşa 30 Nisan günü Uşak’a geldi. Saat 9 sıralarıydı. Tren Uşak İstasyonu’nda durdu. Halkın coşku gösterileri arasında karşılanan İsmet İnönü, Emniyet Müdürü Adnan Çakmak’ın ön ayak olmasıyla, üstü açık bir cip üzerinde kent merkezine doğru hareket etti. Kent son derece gergindi. İstanbul Sineması’nda konuk edilenler, sokaklara salınmıştı. Paşa’nın yolu, Demokrat Parti’nin il binasının önünden geçiyordu. Tam bu binanın önünden geçerken, paşanın arabasına doğru bir çay bardağı atıldı. Bardak bir gazetecinin kafasına çarptı ve hafif biçimde yaralanmaya neden oldu.
Paşa CHP İl binasına geldiğinde, kendini görmek isteyenlere yaptığı konuşmada; otuz yedi yıl önce burada Yunan Başkumandanı’nın kılıcını aldığını anımsatarak yaşadığı onuru anımsattı. Ardından kendisine gösterilen yakınlık nedeniyle teşekkür etti ve şimdi yurtseverlerin oradan sessiz sedasız ve ağırbaşlılıkla dağılmalarını rica etti. Halkın dağılmasından sonra İsmet Paşa; kalacağı eve geçti. Bir süre sonra yeniden otomobiline atladı ve partisinin Uşak’ta Gençlik Kolu İl Kongresi’ne katıldı. Orada konuşma yaparken, hıncahınç doldurulan salonda sahne çöktü. Ancak bir yaralanma olmadı. Paşa bir konuşma yaparak, Demokrat Parti’nin iktidarı döneminde özgürlüklerin nasıl kısıtlandığını; ekonomik alanda ne büyük yükler altına girildiğini anlattı.
Şimdi sıra Uşak’taki Atatürk Evi’ne gitmekti. Uşak Valisi ve onun görevlendirdiği kişiler, ulaşabildikleri CHP milletvekillerine paşanın bu ziyaretten vaz geçirilmesini; bu ziyaret sırasında olaylar çıkmasından korkulduğunu söylüyorlardı. Ancak Paşa Nuh diyor peygamber demiyor; ne pahasına olursa olsun, kendi hatıra dünyasında çok önemli bir yer tutan bu evi ziyaret edeceğini anlatıyordu.
Paşa razı olmayınca; Uşak Valisi kesin buyruğunu verdi: Ne pahasına olursa olsun, Paşa’nın bu eve gitmesi engellenecek, gerekirse paşaya silahla müdahale edilecekti. Bu buyruğunu Adnan Çakmak’a da ileten Vali İlhan Engin; Adnan Çakmak’tan şu yanıtı aldı:
“İşte Paşa orada… Buyurun ne yapacaksanız siz yapın!”
Vali, derhal Adnan Çakmak’ı Emniyet Müdürlüğü görevinden aldı. Aynı yanıtı veren Jandarma Komutanı da görevinden alındı. Emirlerinin dinlenmediğini gören vali çılgına dönmüştü. Bu hırsla arabasına atladı, hızla olay yerinden ayrılarak makamına gitti. İsmet Paşa ise halkın yoğun tezahüratı altında, Atatürk evine gitti ve burayı ziyaret etti. Evden ayrılırken paşanın şunu söylediği duyuluyordu: “Uşak’a kadar gelmişken, buraya uğramadan edemezdim!”
 Paşa bu ziyaretten sonra kalacağı eve çıktı. O gece kaldığı evin bodrum katında eski hasır ve kâğıtlar ateşe verilerek bir yangın çıkarılmak istendi; ama ilk alevler, olay fark edilir edilmez söndürüldü. Sabahleyin Paşa Uşak’tan ayrılarak, öteki kentlere doğru yoluna devam edecekti. Bu arada kimi Demokrat Partili sarhoşlar, CHP milletvekillerine saldırılarda bulunmuşlar; ancak duyarlı yurttaşların girişimleriyle amaçlarına ulaşamamışlardı. Paşa kahvaltıdan sonra kaldığı evden ayrıldı. Ford marka arabaya bindi. Yol boyunca kendisini kalabalık ve taşkınlık yapmaya hazır bir Demokrat Partili kalabalık izliyordu. Yeşil renkli Ford Marka araba tren istasyonuna yaklaştı. Ancak aracından indiğinde, önünü bir blok halinde Demokrat Partili kalabalığın kestiğini gördü. Bu olaya son derece sinirlenen Paşa; arabasından indi. Tek başına kendine doğru hınçla bakan kalabalığın üzerine doğru yürüyerek şunları haykırdı:
“Ne istiyorsunuz? Yaptığınız ayıp değil mi?”
Bu sesleniş karşısında kalabalık bir an duraksadı. Bu arada kimi CHP’liler paşanın yolunu açmak için öne atılmak istediklerinde paşa onları elleriyle durdurdu:
“Siz durun… Çekilin, ben kendi yolumu kendim açmasını bilirim!
Bu arada güngörmüş, eski günleri yaşamış yaşlı ve sakalları ağarmış birkaç köylü, ellerinde İsmet Paşa’ya hakaret içeren ellerindeki dövizleri yere attılar ve paşanın ellerine sarıldılar.
Yaşlı köylüler şunları söylüyorlardı:“Affet Paşam! Bize başka türlü söylediler”.
Bu sözlerden sonra kalabalığın üzerine yürüyen İnönü, kalabalık dalgasını yararak ilerledi. Paşa’nın arkası sıra yürüyen CHP’lilere kalabalık tarafından tekmeler atılıyor, hakaretler yapılıyordu. Ancak Paşa’nın hiç aldırdığı yoktu.Paşa kalabalığı yarmış, tren vagonuna doğru ilerliyordu. Bir anda kalabalık içinden atılan bir taş, yaşı yetmişi aşmış, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Reisicumhuru İsmet Paşa’nın başına şiddetle çarptı. Paşa önce sendeledi. Ardından, arkasından gelen kalabalığın itmesiyle yere düştü. Daha sonra kendi çabasıyla doğrularak, hiçbir şey olmamış gibi trene doğru yürüdü ve vagona bindi.
Paşa’nın bembeyaz saçları, şimdi kıpkırmızı kan içindeydi.
Paşa Vagona binip, ilk kompartımana girdiğinde, bu kez öfkeli kalabalık haykırış ve küfürler içinde vagonu taşlıyorlardı. Vagonun iki camı kırılmıştı. Tren hareket ettiğinde; İsmet Paşa kıpkırmızı kana bulanmış beyaz saçlarıyla, bir zamanlar Uşak denildiğinde yüreğinin alıp alıp verdiği bu kentten ayrılırken, yine de geleceğe ilişkin umudunu yitirmiyor ve sonradan konu üzerine konuşurken şunları söylüyordu:
“Yasa yolundan çıkmış olanlar, haklarını korumak kararında olan özgür yurttaşlar karşısında kesinlikle yenileceklerdir. Yurttaşlarımıza hizmet uğrunda seve seve ölmeyi, yaşamımızın yüksek onurlu, son ödülü saymaktayız. Hükümet sizlerin benimle buluşmamıza engel olmak istiyor. Telaş içindedirler”.
Kemal Arı, 26.03.2014”
Fazla söylemeye gerek var mı? bilmiyorum. Ama her halde okurlarımız DP yöneticilerinin davranışları ile günümüz yöneticilerin davranışları hakkındaki benzerlikleri fark etmişlerdir. Teşekkürler Sayın Arı.

Dr. M. Galip Baysan

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget