Üzerimizde güçlü bir yelek: Ahlâk yeleği - Tayfun Talipoğlu

“Kurşun geçirmez yelek giydiğiniz söyleniyor, doğru mu?” sorusu üzerine Castro şöyle yanıt verir: Üzerimde daha güçlü bir yelek var. O da ahlâk yeleğidir.*

Üzerimizde güçlü bir yelek: Ahlâk yeleği - Tayfun Talipoğlu

Fidel Castro, Birleşmiş Milletler’deki ilk konuşmasını yapmak için Amerika’ya giderken gazeteciler, “Kurşun geçirmez yelek giydiğiniz söyleniyor, doğru mu?” sorusu üzerine Castro şöyle yanıt verir: Üzerimde daha güçlü bir yelek var. O da ahlâk yeleğidir.*

Castro’nun bu konuşması belki de ahlâk felsefesi üzerine düşünceler üreten filozofların söylemlerinden bile daha güçlü ve daha yankılıdır. Peki, ahlâk nedir? Tanımdan çok pratiğe bakalım. Ahlâk için neyin yapılıp neyin yapılmaması önemlidir ama unutulmamalıdır ki ahlâkın normları yoktur, son derece öznel bir konudur çünkü nelerin yapılıp nelerin yapılmayacağının toplumdan topluma değişmesi çok normaldir. Ama insanlığın genel olarak uzlaşmaya vardığı genel ahlâksal değerler vardır ki uzlaşılan bu değerlere ahlâk normları diyebiliriz ve bu ahlâksal normlara karşı gelmemiz insanlığa karşı gelmek kadar tehlikelidir. Tehlikeler de korku yaratır.

Korku insanın en doğal duygusudur, olmalıdır da ve biz korkuyoruz. Yanlış anlaşılmasın, korkumuz baskıcı iktidarlardan kaynaklanmıyor. Korkumuz, ahlâksız düzenin kanıksanmasından, doğallaştırılmasındandır. Öznenin arkeolojisini yaparsak Foucault, özneyi tarihsel güçlerin ürünü olarak görür ve farklı koşulların, farklı özneler ürettiğini söyler. Foucault’ya göre özneyi, iktidar şekillendirir ve özne, toplumsal ilişkiler içerisinde oluşur. Vurgulamak gerekir, özne iktidarı oluşturduğu gibi iktidar da özneyi oluşturur.

Burada kısır düşünmediğimizi söylememiz gerekir. İktidar demek hükümet demek değildir Foucault’ya göre -ki ben de savunuyorum bu görüşü- iktidarın en önemli üç özelliği vardır: 1. Yeri belirlenemez. 2. Sürekli dolaşımdadır ve sabit bir yeri yoktur. 3. Kimsenin tekelinde değildir, adeta bir hayalet gibi dolaşmaktadır.

İktidar kavramını bu kapsamda değerlendirirsek şu saptamayı yapabiliriz: Madem ki iktidar ve özne karşılıklı olarak önlenemez etkileşim içindedir, öyleyse ahlâksız özneler, ahlâksız iktidarları; ahlâksız iktidarlar da ahlâksız özneleri oluşturur. İşte korkumuz budur.

Ne yazık ki gittikçe insanî değerlerini yitiren, daha da tehlikelisi bunu normal karşılayan bir toplum haline geliyoruz. Ne yazık ki ahlâksızlığı tamamen bireysel düşünüyoruz. Oysa artık toplumsal ahlâksızlıktan söz etmeliyiz. Toplumu daha sosyolojik incelemeliyiz. Kuramsal bakışımız burada toplumun arkeolojisini ortaya çıkarmaya çalışacaktır. Ahlâksızlaşan toplum nereye gidiyor? Bunu inceleyelim.

Bugünün dünyasında kapitalizm, insanları ahlâksızlaştırıyor ve (Sanırım Nietzsche söylüyordu) “Tüm değerler, hızla değersizleştiriliyor.”

Bir bakıyorsunuz, Büyük Önder’imiz Mustafa Kemal başta olmak üzere Cumhuriyet ve onun tüm kazanımları aşağılanıp değersizleştirilmeye çalışılıyor. Bir bakıyorsunuz, kadının sosyal yaşamdaki yeri tartışmalarında “Eşitsizlik fıtrattandır” denilip kadınlar değersizleştiriliyor, eşitlik mücadeleleri bastırılıyor.

Bir bakıyorsunuz, çocuk tacizleri yaşanıyor, daha ilkokul çağındaki çocuklarımız evlendiriliyor. Bir bakıyorsunuz, kadın cinayetleri yaşanıyor. Bir bakıyorsunuz, siyasetle hiçbir ilişki olmayan Anadolu’nun o güzel anneleri geleneksel başörtülerinden dolayı bile hor görülüyor.

Bir bakıyorsunuz, “Bizden olmayan kötüdür” denilerek cezalandırılıyor, görevlerden atılıyor. Bir bakıyorsunuz, gazeteciler dört duvar arasına sıkıştırılıyor. Bir bakıyorsunuz, iğrenç planlar doğrultusunda bebeğinden yaşlısına insanlarımız terör saldırılarına uğruyor. Bir bakıyorsunuz, doğup büyüdüğü evleri, şehirleri savaştan kaçarak terk ediyor mülteciler. Bir bakıyorsunuz, belki de hayatlarında deniz görmemiş o mülteciler, bir umut adına çıktıkları yolculuklarında son nefeslerini denizde veriyorlar ve daha niceleri…

Soruyorum size, bu olaylar rastlantı mı? Vicdanımız nerede, kalplerimiz mi taşlaştı? Aynı anda bu kadar çirkinliğin bir arada olması endişelendirmiyor mu sizi? Daha da ötesi bu kadar çirkinlik içinde yaşayan toplumların bu çirkinlikleri doğal karşılaması korkutmuyor mu?

Ben, söylediğim gibi korkuyorum. Sadece güzel ülkemiz adına da konuşmuyorum. Biz, şu anda günümüz dünyasının fotoğrafını çekiyoruz. Dünya toplumları ahlâksızlığa sürükleniyor çünkü kötü insanlar, iktidarları kötüleştiriyor ve kötüleşen iktidarlar da iyi insanları kirletiyor. Sonuç olarak bir felakete sürükleniyoruz.

Afşar Timuçin Hoca’m, son derece gerçekçi ve alçakgönüllü tavrıyla şu öneride bulunuyor: “Herkes ahlâklı olmayabilir ama herkes, terbiyeli olmak zorundadır.” Ah, be hocam… Terbiyeden söz edilmiyor bile artık, unutulan değerlerimiz arasında başlara oynuyor.

Bir sol kaldı; o da sanki ütopyalarını, güzel dünya hayallerini kaybetti. Ben de kaybetmek istemiyorum ve bir hayal kuruyorum:

 “Herkes terbiyeli olmak zorunda olduğu gibi ahlâklı da olmak zorundadır.”

* Yücel Kayıran, Kant Tekrar Geri Dönecek, http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/kant-tekrar-donecek-433869
Tayfun Talipoğlu/abcgazetesi

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget