Öğretmen Yazar Talip Apaydın ölümünün üçüncü yıldönümünde anıldı

Öğretmen Yazar Talip Apaydın ölümünün üçüncü yıldönümünde anıldı
Köy Enstitülerinin yetiştirdiği seçkin aydınlardan 1926 doğumlu, 2014 yılında 88 yaşında ölen Öğretmen Yazar Talip Apaydın Ulusal Eğitim Derneği’nce ölümünün üçüncü yılında anıldı.
Anma etkinliği, Berkay Sarıkaya’nın gitarı ile müzik sunumu ile başladı.
Gazeteci Yazar Işık Kansu ile Öğretmen Yazar Nazım Ayata’nın konuşmacı olarak katıldığı anma gününe, Ulusal Eğitim Derneği salonunda, dernek üyeleri dinleyici olarak katıldılar.
Anma gününde, Gazeteci Yazar Işı Kansu yaptığı sunum konuşmasında, yıllar önce Talip Apaydın’la yaptığı görüşmeyle onun yaşamından alıp yazdığı yazısından, Talip Apaydın’ın çocukluğunu, yoksul ailesinin içinde okumak için gösterdiği azimli çabalarına ait ilginç ve hazin anıları aktardı. Yoksulluklar, yoksunluklar içinde büyüyen, “beş kuruş yol parası bulamadığı için 30 km lik yolu yaya yürüyüp okula zorlukla kayıt oluşunu”,  zorluklar içinde okuyan Talip Apaydın’ın okuduğu köy enstitüsü yıllarındaki çektiği çileleri dinleyicilere anlatıldı.
Talip’in babası İbrahim, Eskişehir’in toprak ağalarından Emin Sazak’ın tarlalarında çalışırdı. Babası 6 yaşındaki Talip’in elinden tutup Emin Sazak’ın yanına götürmüştü. Babası Emin Sazak’a şöyle dedi:
“Emin Bey 14 yıl askerlik yaptım bir karış toprağım yoktur, senin çiftliğinde ortakçıyım, bu çocuğun anası yoktur, yetim mektebine sokuver de okusun”
Emin Sazak İbrahim’i şöyle bir süzdü: “kaç yaşındasın” diye sordu Talip’in babasına, “45” dedi. Emin Bey,  “yaşlanmışsın, götür bu çocuğu çalıştır, okursa yarın sana baba demez, dinini de unutur”. Babası, “ben bundan bir şey beklemiyorum zaten ne olur kendini kurtarsın” diyecek oldu. Emin Sazak ağa ya, söylediği sözden dönmedi.
Babası ne kadar direnmişti,  o gün hızlı hızlı yürürken, “ulan madem okuyan atasına babasına “baba” demiyor, dinden çıkıyor, seninkiler niye okuyor” diye bağırıyordu da, Talip yetişemiyordu peşinden”.         
Talip Apaydın’ın babası İbrahim 14 yıl askerlikten sonra Ömerler köyüne dönebilmiş. Köyünde yoksulluk içinde büyüyen Talip Apaydın, köy enstitüsüne güçlükle kayıt olduktan sonra müzik derslerine iki aylığına giren Saz söz Sanatçısı Ruhi Su’dan coşkulu türküler dinleyince sonradan müzik öğretmeni olmuş.
Öğretmen Yazar Nazım Ayata da, konuşmasında Talip Apaydın ile ilgili anılarını anlattı.

Talip Apaydın (1926-2014)
1926’da Polatlı’nın Ömerler köyünde doğdu. İlkokuldan sonra köy enstitüsüne kaydoldu. Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünü bitirdi. 1979 yılından sonra emekliliğine kadar Turhal ve Amasya’da öğretmen olarak görev yaptı. İlk şiirleri ve öyküleri Köy Enstitüsü dergisinde yayımlandı. Ayrıca Fikirler, Yeditepe, Beraber, Yeni Ufuklar, Varlık, İmece ve Türk Dili dergilerinde de yazıları, şiirleri yayımlandı. Köy Edebiyatı akımının temsilcileri arasında yer aldı. Sanatçı, 28 Eylül 2014 tarihinde Ankara’da vefat etti.
Öğretmen Yazar Talip Apaydın ölümünün üçüncü yıldönümünde anıldı

Edebî Kişiliği:

Edebiyata şiirle başlayan sanatçı, yoğun bir duygusallıkla toplumcu şiirler yazdı. Daha sonra öykü ve romana yöneldi.
Öykü ve romanlarında doğa betimlemeleriyle birlikte insan ilişkilerini de kendi doğallığı içinde ele aldı.
Köy ve kasaba gerçeklerini anlatmıştır. Köy edebiyatı akımının temsilcilerindendir.
Anadolu’nun kırsal kesimini işlemiştir. Kendi yaşadıklarından, anılarından, gözlemlerinden yararlanmıştır.
Romanları, doğduğu büyüdüğü çok iyi tanıdığı Polatlı, Eskişehir, Beypazarı yörelerinde ve çevre köylerde geçer.
Romanlarında yoksul köylünün su, toprak, eğitim, parasızlık, ortakçılık gibi köyden kasabaya, kente göçü; iki romanında da Kurtuluş Savaşı’nı işlemiştir.
“Sarı Traktör”de tarımda makineleşme ile gelen sorunları ve değişimi; “Yarbükü”nde su sorunu; “Emmioğlu”nda ve “Kente İndi İdris’te makineleşme sonucu işsiz kalan köylülerin kente göçmesini ve kentte yaşadığı gurbet duygusunu; “Yoz Duvar’da hayvancılıkla ilgili sorunları; “Tütün Yorgunu’nda tütün ekicilerin hayatını anlatır. “Otlakçılar”da öğretmenlerin köyde yaptığı olumlu çalışmalar anlatılır.
“Vatan Dediler” ve “Toz Duman İçinde” romanlarında ise Kurtuluş Savaşı yıllarında ki köy hayatından kesitler sunar.
Eserleri:

Şiir: Susuzluk
Öykü: Ateş Düşünce, Öte Yakadaki Cennet, Duvar Yazıları, Hendekbaşı, Hem Uzak Hem Yakın
Roman: Sarı Traktör, Yarbükü, Emmioğlu, Ortakçılar, Ferhat ile Şirin, Toprağa Basınca, Define, Toz Duman İçinde, Tütün Yorgunu, Vatan Dediler, Köylüler, Yoz Duvar, Kente İndi İdris, O Güzel İnsanlar
Anı: Karanlığın Kuvveti, Akan Sulara Karşı, Köy Enstitüleri Yılları
Sarı Traktör: Özeler köyünün halkı tarımla geçinir. Tarımı ilkel araçlarla, zor koşullarda yaparlar. Ellerinde bir çift öküzün sürdüğü düven ve atların çektiği arabadan başka bir şey yoktur. Köye ilk traktörün girmesiyle tarım işlerinin daha hızlı ve daha az çaba harcayarak yapılabileceğini görürler. Ama traktör almak kolay değildir ki… Köyün zengin ailelerinden biri olan İzzet Ağa’nın oğlu Arifin de tıpkı köylüler gibi traktör sevdası vardır. Ama babası buna razı olmaz. Arif, İzzet Ağa hastalanınca traktörü alır. Traktörü köye getiren sürücüden kullanmasını da öğrenir. Köylülerin hayran bakışları arasında traktörünü kullanmaya başlar. [1]
Öğretmen Yazar Talip Apaydın ölümünün üçüncü yıldönümünde anıldı


Talip Apaydın da “Sakıncalı Piyade” imiş.
Talip Apaydın son konuşmasında AKP ile ilgili olarak ilginç açıklamalarda bulundu

Oda tv yazarlarından Gazeteci Ahmet Yıldız, 28 Eylül 2014 günü 88 yaşında
Yaşamını yitiren Talip Apaydın’la en son görüşen yazarlarından olup kendisi ile ölümünden az önce bir röportaj yapar. Bu yazı da ölümünden bir gün sonra yayınlanır.
Güncel oluşu ve özellikle ülkemizin dar boğazdan geçtiği şu günlerde Talip Apaydın’ın,  ülkemiz yönetimi hakkındaki isabetli görüşlerini, Sayın Ahmet Yıldız’ın iznine sığınarak
Almak istedik.

Gezi olayları konusundaki Talip Apaydın şöyle diyor:
“Atatürkçü gençliğin başkaldırısı işte dedim. Atatürk Taksim Gezi parkında görüldü. Bunca kötü eğitime karşın bu gençlik... Zekice buluşlarla Türkiye'yi, dünyayı alt üst ettiler. Etkilediler... Son derece dik duruştu. Biz eski eğitimciler gurur duyduk, mutlu olduk.

AKP iktidarının aydınlarımızın hakkındaki görüşleri:
“Ben müzik öğretmeniyim. Bu dönemin müzik dünyasına bakalım, anlayışlarına bir bakalım. Bana deseniz ki bu müzisyenlerin müziklerini mi dinlemeyi arzu edersiniz yoksa yerine hapis yatmayı mı. Ben hapis yatmayı tercih ederim. Edebiyat ve diğer sanat alanları da maalesef ağırlıkla böyle... Çağdaş insanla çağ dışı kalmış insanlar Türkiye'de her alanda var. Devleti yönetenler de öyle. Orta çağ kültürüyle idare ediyorlar Türkiye'yi. Hâlâ şeflik, tek adam sistemi, Her şeyi bir adamın yukarıdan aşağıya belirlediği kocaman bir ülke! Bu insanların uygarlık düzeyine çıkmayı amaçlamadıklarını, geri kalmış bu seçmen de anlayamaz.
Cumhuriyeti kurmuşuz, güzel ama bir Atatürk'le bir İnönü'yle olmuyor ki; kadrolar, memurlar... Çocukluğumdan anımsıyorum: Bir jandarma karakol onbaşısı bütün köylüyü sıra dayağına çekti. Köylünün suçu kaçak tütün getireni saklamaktı. Kadrolar Osmanlı'dan kalma... Cumhuriyetin memuru değil.
Hele  çok partili yaşama geçildikten sonra tamamen Amerikan güdümü altına girildi. İnönü Atatürk gibi bir devrimcinin yanında çok iyi çalışıyor ama yalnızken inisiyatif sahibi değil. Köy Enstitüleri Onun döneminde kapatıldı. Hasan Ali Yücel, İnönü döneminde yargılanabildi.
Ben dürüst insandan, namuslu aydından, düşün adamından, sanatçıdan hoşlanıyorum. Sanatla meşgul olan, sanatı içine sindiren insan dünyanın her yerinde iyi insandır. Sanat insanın en insan yanıdır.

“Sizin gençlik mücadeleniz döneminde bugün yaşadığımız iki binli yıllar nasıl hayal ediliyordu. Bu yıllara ulaşınca şöyle olacak Türkiye diye...
“Ben şimdi tam 87 yaşındayım. Laik çağdaş bir Cumhuriyet eğitimden geçmişim. Bilimsel düşünceye, aklın yoluna inanan bir dünya görüşüyle büyümüşüm. Atatürk ne kadar büyük bir iş yapmış şimdi daha çok anlıyorum. Geçen gün yoruldum Yüksel Caddesindeki banka oturdum. 15-16 yaşında iki genç gelip "Selamün Aleyküm amca" diyerek yanıma oturdular. Selamlarını almadım. "Selam verdik niçin sesin çıkmıyor" dediler. "Niçin Türkçe selam vermiyorsunuz? Merhaba, iyi günler de selam..."
(Burada, denk düştüğü için bir parantez açarak ekleme yapma gereğinin duydum. Şimdilerde kendim tanık oldum, komşulardan bazılarına-günaydın- diye selam veriyorum, adam “aleykümselam” diye yanıt veriyor. Yine eskilerde bir camide vaaz veren bir imamın sözlerinden iyi anımsıyorum. İmam vaaz verirken, “biri birinize “günaydın” diye selam vermeyin, günaydın kâfirlerin selamıdır” diyordu. Aman Tanrım, kendi dilimizle “günaydın”  demenin “kâfirlikle”  ne alakası var?  “Günaydın sözüyle gününüz aydın olsun demenin ne sakıncası olabilir? Bütün bunlar çağdaşlığa, devrimciliğe karşı durmanın dışa vurmanın küçük ifadeleridir. Ne yazık ki, ta Atatürk’ten beri birçok imam bu tür konuşmalarıyla irticanın yollarına taş döşemekteler).

"Müslüman’ız, bu da Müslüman selamı dayı" dediler. Bakınız ben 87 yaşındayım bu çocuklar on beş! Yorgundum kalkmadım. Konuşmalarında da Atatürk'ün abartıldığını filan konuşmasınlar mı? Bu yaşımda bunları da mı görecektim diye kahrettim o gece. Melih Cevdet'in şiirindeki gibi:
TELGRAFHANE
Uyumayacaksın
Memleketinin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki...
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın.
Melih Cevdet ANDAY 1952
Uyuyamayacaksın" diye. Hala bu sesleri duyuyorum işte.
İki binlerde karşı devrimci bir iktidarın başa geleceğini kim bilebilirdi? Dünyanın hiç bir yerinde 250 general içeri atılmaz. Dünya tarihinde yok. Nasıl terörist olurlar? Amerika istiyor ama bunu. Şu Ortadoğu’nun haline bakın? Bilinçsiz halk; tarikatlar, cemaatlerle kıskaca alınmış. Oktay Akbal "Önce ekmekler bozuldu" demişti. Önce eğitim bozuldu, önce edebiyat müzik bozuldu derim ben.
Türkiye Atatürk'ün yolunda yürüyebilseydi 80 yıllık süreçte halkını iyi bir eğitimden geçirebilseydi, en az lise düzeyinde ziraat, sanayici eğitiminden geçirebilseydi neler neler olurdu şimdi. Ama 1946'dan bu yana ABD burnunu soktu. O zamandan beri ABD müşavirleri  Milli Eğitimin odalarına yerleşti, giderek tüm bakanlıkların odalarına yerleşti. Hala varlar. Hukukun bu hali, cezaevinde yatan yüzlerce suçsuz aydın...
Ülkesini seven tüm aydınlar büyük acılar içindeyiz. Bizim kuşak acılı kuşak; hep gözümüzün önünde oldu bunlar”.

Öğretmen Yazar Talip Apaydın ölümünün üçüncü yıldönümünde anıldı
“Ülkenin yetişmiş insanları hep çekti bu ülkede...
“Dünyanın en büyük üç şairinden biri bizdedir: Neruda, Lorca ve Nazım Hikmet. İşte bu büyük şairi 15 yıl zindanlarda yatırma ayıbını yaşadık. Zindanlara attı bu devlet Nazım'ı. "Dörtnala gelip uzak Asyadan/Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan/bu memleket bizim" diyerek Anadolu için dünyanın en güzel tanımını yapmış bir şairi zindana attık, Kurtuluş Savaşı hakkında tek dize yazmamış Yahya Kemal'i bu yoksul milletin parasıyla en yüksek mevkilerde en yüksek maaşla besledik!
Türkiye 50-60 yıldır ikinci üçüncü sınıf insanlar tarafından yönetiliyor. En yetişmiş olanlar ya öldürüldü, ya içeri atıldı ya ekmeksiz, işsiz kaldı. Ve ülke yarı müstemleke haline geldi. Düşün, burası "Ya tam bağımsızlık ya ölüm" diyen Atatürk'ün ülkesi.
Nasıl yoksul bir ülkeydi onun zamanında. Verem, trahoma, sıtma, almış yürümüş. Bugünkü Afganistan'dan çok kötü, Atatürk buradan aldı. Oradan şimdi Ilımlı İslam denen kuyunun içine düştük. Halkımızı eğitemedik. Japonya'da adam başına yılda 30 kitap düşüyor, bizde yarım kitap bile değil. Edebiyat dergileri iki bin satıyor mu bilmiyorum? Milyonlarca öğrencinin olduğu bir ülkede şu hale bak”.

Talip Apaydın da “Sakıncalı Piyade” imiş!
“Yüksek Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerin askere alınması kararınca Talip Apaydın Yedek Subay Okuluna gönderildi. Dönem sonunda bir grup arkadaşı ile birlikte çavuşluğa çıkarıldı, askerliğini çeşitli sürgün alaylarında tamamladı”.  [2] Görüldüğü gibi, Sabahattin Ali’den Necip Haplemitoğlu’na kadar nice aydınlarımız ya katledilmiş, ya hapislere atılmış, sürgün edilmiş, ya da “sakıncalı” diye itilip kakılmış.
Tüm bunların sonunda da aydınlar öldürüle öldürüle, hapislere atıla atıla başımıza hiç gitmek istemeyen gerici bir yönetim başa oturmuş, demokrasimiz sakatlanmış. Sonunda biz de böylece devlet olarak çağdaş dünyadan dışlanmaya, itilip kakılmaya başlandık…
Süreç gözümüzün önünde yaşandı. Milletçe artık uyanmak zorundayız.

“Okusa ne olacak? Okumuşu da cahil değil mi?
“Evet, okuyanı da cahil maalesef çoğunlukla, Türk halkı cahil bıraktırıldı. Örneğin bir Mümtaz Soysal'a oy vermiyor da bir Tayyip'e veriyor. Tayyip kim yahu? Demokrasiyi anlayamıyor. Fransız İhtilalını yaratan tek bir yazarı okumamış bir kişi neler olup bittiğini anlayabilir mi?”
“Bunca olumsuzluğa karşın mükemmel bir gençlik var ama...
Evet, geçenlerde Konya Üniversitesine çağırdılar. Hanım gitme oraya, gericilik yuvası, dedi. Gittim. Salon dolu; bir sorular bir sorular; hepsi birbirinden güzel. Yahu dedim utanarak, hanım böyle söylemişti. Müsaade edin de bu kadar olsun, dediler. Çok güzellerdi...”

"Seçimle gelen seçimle gider" diyorlar...
12 Eylül'le, 27 Mayıs bir mi? Birisi Amerikancı baskı ve zulüm; gericilik! Diğeri demokrasiyi, özgürlükleri getirmek için yapılmış. Tüm demokratik kazanımlar 27 Mayıs ihtilalından sonra gelmedi mi? Türk halkı kendi kendine hangi demokratik hakkı kazanmış... Verileni bile koruyamıyoruz...”

Edebiyatımızın hali
“Son yıllarda edebiyatımızı izlemiyorum açıkçası. Şu Pamuk'un Kars'ı anlatan romanını okuyayım dedim, fırlatıp attım. Çetin Altan'ın oğlu çok satıyormuş. Çok satsan ne yazar. Benim için bir değeri yok. Değer ayrı bir şey satmak başka... Eskiden İlhan Selçuk'la Çetin Altan'ın yazılarını okumadan geçmezdim. Şimdi Milliyet'deki yazıları.. Aman Allahım... Ne eften püften suyuna tirit şeyler; nasıl başarıp da ısrarla yazabiliyor? Yaşar Kemal Türkçenin en büyük yazarlarından... Son zamanlarda biraz kaydı ama çok büyüktür...
Oysa Türkiye çok önemli yazar şair yetiştirdi. Çok güzel yapıtlar yaratıldı. Geçen gün Değirmen'ini okudum Sabahattin Ali'nin... Müthiş bir Türkçe. O zamanın gençleri Türkçenin sıcaklığını tatmışlar işte. Ama küçük bir azınlık ayırımına vardı bu güzelliklerin. Halkın çoğunluğu geri bıraktırıldı, bunlara ulaşamadı.”[3]

Cevat Kulaksız

SONNOTLAR

[1] https://www.edebiyatogretmeni.org/talip-apaydin/

[2] https://filozof.net/Turkce/edebi-sahsiyetler-kisilikler-biyografileri/20353-talip-apaydin-kimdir-hayati-eserleri-edebi-kisiligi-hakkinda-bilgi.ht


[3] Ahmet Yıldız (Bağımsız dergisi/Ağustos 2013) Odatv.com
https://odatv.com/talip-apaydin-son-konusmasinda-akp-ile-ilgili-ne-demisti-2909141200.html

Cevat Kulaksız

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget