Haşhaşiler Neden Nizam ve Öteki Türk Beylerini Öldürttü

Haşhaşiler Neden Nizam ve Öteki Türk Beylerini Öldürttü
Ömer Hayyam’ın  (1048-1131) babası hayam (çadırcı) olduğu için bu adla anılmıştır. Selçuklu Veziri Nizamülmülk ile meşhur Bâtınî Şeyhi Hasan Sabbah'ın okul arkadaşı olduğu söylenir. Tarihin en zalim terör grubu Haşhaşiler  ile çağın en tanınmış bilim ve felsefe adamı  Ömer Hayyam’ın ve çağın en aydın Veziri Nizamülmülk’ün çağdaş, hem de arkadaşı olmaları ne garip.  Sonunda bu arkadaşlığın bozularak Hasan Sabbah’ın, Nizamülmülk’ü ve nice vezir ve beyleri katlettirmesi ayrı bir ilgi çekici olay.
Ömer Hayyam tarihin en büyük matematikçilerinden idi. 'Binom Açılımını ilk kez kendisi kullanmıştır. Mekteplerde Pascal Üçgeni olarak öğretilen matematik kaidesi, aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Astronomide dünyanın önde gelen ilim adamlarındandır. Aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Dünyanın ilk modern rasathanesini kurmuştur.
Aynı zamanda meşhur bir takvim mütehassısı idi. Emsallerinin çoğunun hilafına doğum tarihinin günü gününe bilinir olması bu ihtisasından kaynaklanmaktadır. Selçuklu Sultanı Celaleddin Melikşah tarafından hazırlatılan Celâlî Takvimi'nin mimarıdır. Sadece malî hususlarda kullanılmak üzere bir güneş takvimi hazırlanmış; ancak yıllar yine hicret esasına göre hesab edilmiştir. Celâlî Takvim, Gregoryen Takvimi'nden daha hassastır.

Ömer Hayyam felsefeye önem verir, rubailerini  engin bir felsefik dille söylerdi. . Felsefecilerin teorilerine karşı durabilmek için bu metotlarla, rubailerinde dünyanın esrarını engin bir düşünceyle işlemiş; bu hususta İslâmiyet’e aykırı bir söz söylemediği halde, sırf azade yaşantısı sebebiyle Bâtınî veya Mutezile olmakla itham edilmiştir. Nitekim rubailerinde, dünya, varoluş, Allah, devlet ve sosyal teşekküller gibi mevzulardaki tasavvurlarını serbestçe açığa vurmaktadır. Devrini aşan, çok yüksek bir kültüre sahip bir kişiliğiyle kendini çağına sevdirmiş, devrin sultanları onu el üstünde tutmuş. Evet, Ömer Hayyam akıl yürütmelere düşkünlüğü ile tanınmıştır ama Bâtınî veya Mutezilî olduğuna dair en ufak bir delil yoktur. Bu serbest tavrı, mevcut otoriteye baş eğmek istemeyenler tarafından ilham kaynağı olarak görülmüş; Ömer Hayyam dünyaya metelik vermeyenlerin lideri olarak lanse edilmiştir. Bu engin bilim ve kültürünü takdir eden çağdaşı Hasan Sabbah tarafından Alamut Kalesi’ne davet edilmişti.
Hayyam, rubailerinde abartılı bir dille devrin din yobazlarını alaya alırdı.

Paramız yok ki bir güzel sevelim;
Şarap da yok ki, içip de haykıralım.
Demek günaha girmenin yolu yok,
Çaresiz kalkalım namaz kılalım.

Onun İran’da muhteşem bir heykel ve türbesi bulunmakta. Eğer kendisi gerçekten din düşmanı bir kişi olsa idi, İran gibi dini duyguların yoğun uygulandığı bir ülkede böylesine muhteşem bir heykeli olabilir miydi?
Vezir Nizamülmülk,  Ömer Hayyam’ın engin bilimine, kişiliğine hayran kaldığı için onu korumasına almak için onu Selçuklu sarayına davet etti:
“-Benimle çalışmak için ne istersin? Ne istersen verilecektir. Sakın çekinme, çılgınca cömertliğimden yararlanmaya bak”. Vezir Nizam’ın bu teklifine Ömer Hayyam şöyle yanıt verdi:
“-Yokluk çekmeden çalışmalarımı sürdüreyim, bana yeter. Yiyip içeceğim, barınacağım olsun yeter. Daha çoğunu istemem”.  Vezir Nizamülmülk tekrar ona şu teklifte bulundu:
“-Barınman için sana İsfahan’ın en güzel evlerinden birini vereceğim. Sarayım yapılana kadar benim oturduğum evdi. Bahçeleri, bostanları, halıları, uşakları, odalıkları, cariyeleri ile senindir. Harcamaların için on bin Dinar’ın olacak. Bu para, ben yaşadıkça, her yılın başında sana ödenecektir. Yeterli olur mu?”
Hayyam:
 “-Artar bile. Bu kadar para ile ne yapacağımı bilemem”.
Nizamülmülk:
“-İstediğin bütün kitapları satın alır, tüm şarap testilerini doldurur, bütün sevgililerini mücevherlere boğar, kalanı da fakirlere sadaka diye dağıtır, Mekke kervanlarına yardım eder, adına bir de cami yaptırırsın”.
Hayyam,  Vezir Nizam’a şöyle der:
“-En büyük emelim bir rasathane kurmaktır. Güneş yılının uzunluğunu tam olarak ölçmek istiyorum”. 
Vezir Nizam:
“-Kolay! Gelecek haftadan sonra, bu konuda ödenek alırsın. Rasathanenin yerini seçersin, birkaç ay içinde yapılmış olur. Ama söyle bana başka istediğin yok mu”? Dedi.
Selçuklu İmparatorluğunun en büyük veziri Nizamülmülk,  devrin en büyük bilim ve felsefe adamı Ömer Hayyam’ı böylece koruyor, her türlü isteğini yerine getiriyor. Hatta onu, devletin yönetimine istihbaratının başına getirmek istiyordu. Ama o bir bilim adamı idi. (sf 63-64)
Şu bir gerçekti ki bin yılların başlarında çağı etkilemiş üç İran’lı vardır. Dünyayı gözlemlemiş olan Ömer Hayyam,  dünyaya hükmetmiş olan Nizamülmülk ve dünyayı titretmiş olan Hasan Sabah. Bunun üçü de arkadaştılar, çağdaştılar. İkisi Nişabür’de okurken,  İsmailiye mezhebinden Hasan Sabbah, şimdilerin Hümeyni’nin Kum kentinde okumuş. Gerçi Hümeyni de, İslam dinini kullanarak binlerce Şah yanlısı ve devrimcileri katlettirmesi ayrı bir terör, hem de din terörü değilmiydi…
Nizamülmülk, Hayyam’ı devlet yönetimine (istihbarat örgütüne) almak istemesini, Ömer Hayyam ret edince, ona, henüz genç bir bilgin konumundaki Hasan Sabbah’ı önerir. Üç arkadaş bir araya gelirler, bir vezir, iki bilim adamı sobetlerinde vezir şöyle söylenir: “Bilginlerle düşüp kalkan hükümdar, hükümdarların en iyisidir” derken, genç Hasan Sabbah da şöyle der:
“-Yine denir ki: hükümdarlarla düşüp kalkan bilginler, bilginlerin en kötüsüdür”…Bunlara  üç arkadaşın kahkahaları eklenir. (sf 67)
Hayyam’ın önerisi ile Nizamülmülk, kendine yardımcı olarak genç Hasan Sabbah’ı yanına aldı. Sabbah, Selçuklu Devletinde çok sıkı bir istihbarat örgütü ile devleti sıkı bir denetime aldı. Bu sıkı istihbarattan Sultan Melikşah huzursuzdu, şöyle düşünüyordu:
“Dört bir yana muhbir yerleştirecek olursan, sana sadık olan gerçek dostların bundan kuşkulanmayacak, düşmanların ise tetikte, önlemlerini almış olacaklardır. Zaman geçtikçe, muhbirleri etkilemeye çalışacaklar, gün gelecek dostlarının aleyhine, düşmanların lehine raporlar almaya başlayacaksın. İyi olsunlar, kötü olsunlar, sözler birer birer ok gibidirler. Bir kaçını bir arada fırlattın mı, biri mutlaka hedefi bulur. Sonunda, kalbini dostlarına kapatır, düşmanlarına açarsın. Yanına gelip kurulanlar, düşmanların olur. O zaman gücünden geriye ne kalır?”
Binli yıllarda Selçuklu Sultanı Melikşah’ın bu dediklerine, bin yıl sonra AKP-RTE iktidarının Fetullahçılarla yaptığı paralel devlet yönetiminde çevirdikleri dolaplarda, kumpaslarda,  binlerce muhalifin yasa dışı telefonlarını, yazışmalarını dinlemelerinde,  yargıya ve devlet kuruluşlarına yaptıkları baskı uygulamalarında gördük.
Hasan Sabbah, arkadaşı Ömer Hayyam’ın teklif ve yardımı ile Selçuklu sarayına girince,  gösterdiği muhbirlik işlerle sağladığı güven, onu Sultan Mekikşah’ın  en güvenilir kişi haline getirdi.

HASAN SABBAH SELÇUKLU VEZİRLERİNİ NİÇİN ÖLDÜRDÜ.
Hasan Sabbah,  Vezir Nizam’la Sultan Melikşah’ın arasını açmak için en şeytani işler çevirerek kötülük damarı sarayda depreşmeye başladı.  Hasan,  Vezir Nizam’ın yaptığı harcamalardan söz edip, Melikşah’a onu çekiştiriyordu.  Vazir Nizamülmülk, Ermenilerden oluşan Muhafız Alayı’na 60 bin altın dağıtmış, bu olay da Hasan tarafından Melikşah’a iletilmişti. Melikşah böylesine savurganlığa varan harcamaları hiç sevmiyordu. Hasan’n kışkırması ile bir gün Vezir Nizam’a şöylece emir verdi:
“-Hazineme giren her bir kuruşun ve sarf edilen her bir akçenin ayrıntılı hesabını istiyorum”.
Bütün eyaletlerin hesabını düşünen Nizam, işin zorluğunu görünce, “iki yılı bulur” dedi. Bunu üzerine Hasan Sabbah, Meliklaş’a saygılı biçimde yaklaşarak, “efendimiz, tüm belgeler verilirse, böyle bir çalışmayı kırk günde tamamlarım” dedi.
Bunun üzerine Sultan Melikşah şöyle emir verdi:
“ -Pekâlâ”, dedi. “Hasan Divan’a girecektir. Divan kalemi onun emrinde olacak. Onun izni olmadan hiç kimse kaleme giremeyecek. Kırk gün sonra bu iş bitmiş olacak”.  (sf 70)
Bunun üzerine Selçuklu Sarayında ve Vezir Nizam’da huzursuzluk arttı. İmparatorluğun bir ferdi olarak Ömer Hayyam’da huzursuzdu. Vezir Nizamülmülk, kendisine “zehirli hediyesi” (Hasan Sabbah) için sitem ediyordu.
 Hasan, Divan’da yanında muhasipler, gece gündüz çalışıyor, eve dahi gitmiyor, Ömer Hayyam’ı bile kabul edemiyordu, huzuruna! Artık “sahib-i Haber” olmuştu ya Sultan Sarayına!
İşte böyle bir gergin günlerin birinde, Ömer Hayyam, Terken Hatun tarafından saraya davet edildi. Terken Hatun bu iki rakipten (Melikşah ve Nizamülmülk) birinin saf dışı edilerek, Ömer Hayyam’ı Selçuklu vezir olarak atanmasını düşünmüş olacak ki,  Ömer Hayyam’ı saraya davet etti. Orada ona şöyle dediler:  “Hakanımız seni çok takdir ettiği için, Büyük Vezir olarak senin atanmanı önermek istiyor. Sen atanırsan bütün ülke rahatlayacak”.
Terken Hatun, Ömer Hayyam’a şunu söyleyerek vezirlik teklifini kabul etmesini istedi:
“-Senin gibi adamlar siyasete sırt çevirdikleri için, bu kadar kötü yönetilmekteyiz, çok iyi bir vezir olabilirsin”.
Bunun üzerine, Ömer Hayam vezirlik teklifini ret ederken şöyle dedi:
“-Yönetmek için gerekli olan nitelikler ile, iş başına gelmek için, kendi işlerini unutup sadece başkalarına, özellikle en yoksul olanlara bakacaksın; iktidara gelmek içinse, insanların en aç gözlüsü, en bencili, kendi dostlarının bile gözünün yaşına bakmayan olacaksın. Ben ise kimseyi incitemem!”. (sf  73)
Hasan Sabbah’ın istediği kırk gün gelmiş, devletin hesap durumunu açıklanmasını Melikşah Hasan Sabbah’dan istemişti. Hasan Sabbah,  yazdığı raporlardan Melikşah’a okumağa başladı, fakat sayfaların bazıları yer değiştirmiş, bazı sayfalar yok olmuştu. Hasan raporu doğru düzgün okuyamıyordu, kendisi çok durumda kalmıştı. Nizamülmülk, ayağa kalkıp Melikşah’ın yanına varıp kulağına şöyle dedi:
“-Efendimiz en yetenekli hizmetkârlarına, işlerin zorluklarını bilen ve oluru olmazdan ayırabilenlere güven duymazsa, sonunda ya bir deli, ya bir şarlatan ya da bir cahil tarafından işte böyle hakarete uğrar”, diye fısıldadı. Böylece Melikşah’ın sinirini iyice azdırdı.
Sultan Melikşah,oyuna getirilişinin, vezir Nizam’ın vesayetinden kurtulma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının kusurunu Hasan  Sabbah’da buluyordu. Hemen askerlerine onu tutuklamasını ve anında idamını emretmişti.
Oysa tarihçilerin belirttiğine göre, raporlar yazılırken, Nizamülmülk Hasan’ın Divan kâtibini satın almış, bazı sayfaları yok etmesini, bazılarının yerini değiştirmesini emretmiş ve böylece rakibinin sabırla ve özenle yaptığı çalışmaları boşa çıkarmıştı. Vezir Nizamülmülk’ün kumpası tutmuş, Hasan Sabbah bertaraf edilmişti.
Acaba bu yüzden Hasan Sabbah’ı  Melikşah idam ettirecek mi idi?   Bunun üzerine öteki arkadaş Ömer Hayyam  Hasan’ın affı için devreye girerek, Melikşah’a şöyle dedi:
“-Efendimiz merhamet etsinler. Sabah belki kusur işlemiştir, belki çok aceleci ve çok işgüzar olmakla günah işlemiştir, ki bu yüzden kovulması gerekir, ama kimseye büyük bir kötülüğü dokunmamıştır”. 
Melikşah bu kez de şöyle dedi:
“-Öyleyse gözlerine mil çekilsin. Demiri kızdırın”.
Hasan, tedirgin yerinde sessiz dururken,  Ömer Hayyam, kendisinin işe soktuğu adamın öldürülmesine ya da gözlerine mil çekilmesine gönlü razı olamazdı. Ömer Hayyam böylece tekrar söz alarak şöyle dedi:
“-Efendimiz”, diye yalvardı. “Genç, gözden düşmüş olmanın tesellisini okumada bulacak bir adama, bu cezayı uygun görmeyin”.
Bunun üzerine Melikşah, Ömer Hayyam’a şöyle dedi:
“-İnsanların en bilge alnı, en saf yürekli olan senin için Hoca Ömer, kararımdan vaz geçiyorum. Hasan Sabbah sürgün edilecek ve ömrünün sonuna kadar uzak beldelerden birinde yaşayacaktır. İmparatorluk topraklarına bir daha asla ayak basmayacaktır”. 
Haşhaşiler Neden Nizam ve Öteki Türk Beylerini Öldürttü

Ama kendisine Nizamülmülk’ün kurduğu kumpasa karşı, Kum kentinin İsmailiye mezhebinin adamı Hasan Sabbah, bir gün geri gelecek ve Alamut Kale’sine kurduğu Haşhaşi merkezi ile görülmemiş bir intikam alacaktı.  Böylece, şimdiki IŞİD benzeri ve Haşhaşi denilen dünyanın en dehşetli terör örgütü, Selçuklu’nun başta Nizamülmülk olmak üzere nice vezirleri, beyleri katledecekti. (sf 75)
İçimizde çoklarımız sorarız, acaba Haşhaşiler neden Nizam ve öteki Türk beylerini öldürttü?
Sonuç: Sevgili okuyucu, yukarıda gördük, Ömer Hayyam’ı devrin sultanları vezirleri el üstünde tutuyorlar. Onlar Müslüman değil miydi? Ama onlardan bin yıl sonra,  Ömer Hayyam’ın dünya çelişkilerini dile getiren, gericileri, din bezirgânlarını alaya alan rubailerini okudu diye yargılamak, Türk Kültür tarihinin utancıdır. Oysa Fazıl Say, onların dediği gibi, bir “pop star” şarkıcısı,  bestecisi değil, dünyanın her yerinde konserlerinin ayakta alkışlandığı bir Türk bestecisidir. Hakkında bu rubaileri okudu diye dava açmak, çağın ne kadar gerisinde olduğumuzu gösterir. Bizi, ne yazık ki, bilimi, sanatı, sanatçıyı dışlayan ucube bir yönetim yönetmekte ve çağdaş dünyada bizi utandıran uygulamalar yapan bir yönetim başımızda bulunmakta. Buna göre ülkemiz bin yıl öncesinin bile gerisine götürülmekte.

Irmaklarından şaraplar akacak diyorsun,
Cennet-i âlâ meyhane midir?
Her mü’minine iki huri vereceğim diyorsun
Cennet-i âlâ kerhane midir? Ömer Hayyam
Haşhaşiler Neden Nizam ve Öteki Türk Beylerini Öldürttü

Fazıl Say’ın 10 ay hapis cezası almasına sebep olan Ömer Hayyam rubaisi budur. 1000 sene önce yazılmış dizeler üzerinden Fazıl Say’a ceza verebilen, heykeli yıkan, heykeltıraş, karikatürist hakkında davalar açan hukuk sistemi de yalnızca ama yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nde olabilir.
Türkiye’de,  devrin Başbakanı R.T. Erdoğan heykele ucube deyip yıktırırken,  bin yıl önce bazı bağnazların, cahillerin kendisine “din düşmanı, zındık,sapkın” dedikleri  Ömer Hayyam’ın İran’da çok muhteşem birheykeli bulunmakta. Baktığınız zaman sanki Ronesansın bir şaheser heykeli gibi görürsünüz. Acaba, Ömer Hayyam’a böylesine saygı duyan İran, Müslüman değil mi?  Buna göre, Batı’nın tedirgin olduğu İran Kültürü bizden daha da ileride olduğunu  söylemekten kendimizi alamıyoruz.

Kaynak: Semerkant Amin Maalouf YKY 2003

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget