Suriyeye Emperyalist- Terörist Devletlerin Saldırısı Ve Anti-Emperyalist Direniş Ve Türkiye

Suriye ve Iraktaki Anti-Emperyalist direnişte, asaletli olarak yerini almalıdır. Türkiye kaybeden taraf da değil kazanan taraf da olmalıdır.

Suriyeye Emperyalist- Terörist Devletlerin Saldırısı Ve Anti-Emperyalist Direniş Ve Türkiye
13. Nisanı 14 Nisana bağlayan gece, Ortadoğu’yu şekillendirmek, insanlarımız üzerinde  yeni silahlarını denemek ve yeni tezler sahası gibi kullanan Emperyalist-terörist devletler; ABD, İngiltere, İsrail ve Fransa, Ortadoğu’da,  Suriye ve Irak ölçeğinde, vekâlet savaşlarında kullandıkları ve doğrudan kendi İstihbaratları tarafından yönetilen, İslamcı ve bölücü terör örgütlerinin, Suriye, Rusya, İran ve Lübnan Hizbullah  karşısında günden güne yenildikleri görmesi ve bunu hazmedememesi, sahadaki kontrolü Suriye Devletine karşı  kaybetmelerinden dolayı, her zaman olduğu gibi sahte bilgiler eşliğinde, bir kendileri kadar "akıllı, iğrenç, fiyakalı" füzeleri ile Suriye’ye karşı saldırı gerçekleştirdiler.

Son 7 yıldır, Batılı  Empeyalist -terörist devletlerin kendi fabrikalarında ürettikleri, silahlar ve  sözde yerli teröristlerin sahada yaygın olarak kullanılması da yıllardır  ürettikleri, "Kimyasal saldırı vs." gibi sahte bilgilerin dünya kamuoyuna servis edilmesi de, Ortadoğu’yu poligona çeviren ve tüm yeni ürettikleri silah ve sistemleri de, onları,  planladıkları bir biçimde, Suriye’yi ve Suriye vasıtasıyla da tüm Ortadoğu’yu dizayn etme amaçlarına ulaştıramadı. Bunun esas sebebi ise, sadece ve sadece dünyadaki yeni saflaşmada ve  yeni paylaşım savaşında, masada üretilenin sahada Suriye’nin meşru hükümeti olan ve basında Devlet Başkanı Başer Esad’ın bulunduğu ve şimdi Rusya, İran, Suriye ve Lübnan Hizbullah eksenli olarak bozma ve Ortadoğu’daki bilfiil anti-Emperyalist direniştir.

Eğer bugün, Ortadoğu’da, Emperyalist-Terörist ( Haydut)  Devletler, ABD, İngiltere, İsrail ve Fransa’nın planları çerçevesinde, hala Ortadoğu’yu dizayn edilip aynen ABD Terörist Devletinin BOP planı bir türlü hayata gerçekleşmemişse bunda büyük pay, Esad yönetiminin anti -Emperyalist direnişi, Türkiye’nin şartların zorlaması ile Suriye’nin Kuzeyinde, Emperyalist Koridorun oluşmaması için giriştiği, ABD nin kara gücü olan terör örgütü PKK ya ve ABD özel kuvvetlerine karşı Silahlı müdahalesi, Rusya’nın ve İran’ın doğrudan Suriye’de sahada bulunarak saldırılara ve bölmeye karşı kalkan olması ve Lübnan Hizbullahın da sahada, doğrudan müttefikleri İran, Rusya, Suriye alan güçleri ile birlikte hareket etmesi, şimdiki Emperyalist çıkmazı ve Suriye’de bölge halkları lehine olan zaferi doğurmuştur. Bu süreçte, şartların zorladığı; Astana, Soçi, Ankara ve Tahran süreçleri de Batılı Emperyalist- terörist devletleri çıldırtacak duruma getirmiş ve  korkutmuştur.

Astana’yla başlayan sürece doğrudan veya dolaylı olarak dahil olanlar arasında ise, Suriye ve Irak konusunda, İran, Rusya, Suriye, Çin ve Lübnan Hizbullahi sağlam dururken, Türkiye’yi yöneten kadro ise, dünkü saldırıda da zaman zaman olduğu gibi, yine yalpalamış ve Emperyalist terörist devletlerin yanında yer almıştır. Bu yanlış duruş, Türkiye’yi yöneten kadronun sadece, öngörüsüzlüğü, olayları okuyamaması, koru körüne Esad düşmanlığı ve mezhepsel düşmanlığı yapmasından kaynaklanmamaktadır. Bu, bugün Türkiye”yi yöneten kadronun, Dünyadaki gelişmeleri analiz etme ve verileri değerlendirme yeteneği olmamasından da kaynaklanmaktadır. Şu anda, aldığı tavırla, Türkiye’yi yöneten kadro, Astana süreçlerine balta vurduğunun ve kendi ayağına kurşun sıktığının farkında bile değildir. Bu kadro yine bir defa daha, bu saldırıdaki tuttuğu taraf sonucunda, devleti yönetmenin ne olduğu, devlet çıkarlarının ve korumanın ne olduğu konusunda müthiş bir şekilde cahil olduğunu göstermiştir. Bunlar Türkiye gibi bir devleti yönetme yeteneğinde olmadıklarını da bu şekilde göstermiştir.

Son Suriye’ye karşı Emperyalist  - terörist saldırı durumunda, Türkiye’yi yöneten kadronun, Astana süreçlerine katılan ve Türkiye’de Türkiye’yi de bölmek isteyenlere karşı, Türkiye’ye olanaklar yaratan Rusya ve İran’da ve hatta Çin’de de  bir güvensizlik oluşturmuştur. Bu durum,  Türkiye’yi yöneten kadro yüzünden Türkiye’ye pahalıya mal olma riski de taşımaktadır. Türkiye bu şekilde, bu kadro yüzünden, kritik dönemlerdeki yanlış tavır almalarını sürdürürse, Türkiye, Suriye ve Irakta da, Türkiye’nin güvenliği ile ilgili  kazanımlarını da heba etmekle karşı karşıyadır. Burada da yanlış tavrı ile Türkiye, gerçekten büyük bir hata yapmıştır. Türkiye’nin aldığı tavır, Suriye’ye  karşı yapılan Emperyalist-Terörist devletlerin saldırısında olduğu gibi, durduğu yer itibarı ile, en yanlış, en güvensizlik veren ve Türkiye açısından da en verimsiz tavırdır. Türkiye’yi yönetenler, bugün,  ortada olurum, ben her yerde olurum tavrı ile kendine bile yaranamaz.  Bu yüzden, Türkiye’nin bekası bu şekilde davranan bugün bu cahil bir kadroya bırakılmaması için, acilen, Türkiye’de ki, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, milli medya acilen müdahale etmelidir. Türkiye yi yöneten kadronun ve partinin içersinde de bu konuda yoğun mücadeleye sevk edici bir mücadele yöntemi geliştirilmelidir.  Bu konuda vakit dardır ve hızla, Türkiye’yi yöneten siyasi kadro, seçimlere kadar,  doğru bir yere, Tel Avivci,  Londracı, Wasington’cu ya da Paris’çi bir yere değil, istikrarlı bir Astanacı  tavıra çekilmelidir. Önümüzdeki dönem Türkiye’de bu saflaşmanın şartların dayatması ile olacağını da öngörmek zor değildir. Bu bir Milli görevdir.

Bugün, Suriye, dünyadaki,  saflaşmanın mihenk taşına dönüşmüştür.  Herkes seçim yapmak zorundadır. Buradaki seçimde, Türkiye, Emperyalistlerin, ya tüm Ortadoğu ve Asyada’ki planlarında olduğu gibi; Türkiye’yi de , Suriye’yi  de, Irak’ı da, İran’ı da, Rusya’yı da ve Çinide bölmek isteyen  Batılı Emperyalistlerin-terörist devletlerin, yani haydut devletlerin  yanında er alacaktır yada Yeni Doğan, Türkiye’ye yeni olanaklar sunan, yeni Dünyaya yol alan, Türkiye’nin de bölünme riskine karşı Astana sürecinde olduğu gibi set oluşturan, Türkiye’nin, Ortadoğu’nun, Asya’nın ve de ezilen Afrika ve Güney Amerika’nın da menfaatine olan  yani Avrasyalı devletlerin yanında yer alacaktır. Burada, aklın, bilimin ve gerçeğin gösterdiği gibi, tabi ki Türkiye’nin yeri, Astana Süreçli Avrasya olmalıdır. Çünkü önümüzdeki süreçte, Türkiye’nin tek parça ülke, tek millet ve milli devlet olarak kalması ve gelişmesi için üçüncü bir yolu esasında yoktur.

Türk milleti bu konuda Türkiye’yi yönetenleri uyarmalı ve Astana sürecindeki gibi, Türkiye’yi yöneten kadronun seçimlere kadar, anti-emperyalist olması, doğru duruş sergilemesi için milli mücadele vermelidir. Çünkü konu Türkiye’yi de çok yakından ilgilendirmektedir. Çünkü dünkü Suriye’ye Emperyalist  saldırıda olduğu gibi,  Türkiye açısından alınacak yanlış tavırlar dizisi, Türkiye’nin, ekonomik, siyasi ve askeri acılar çekmesine yol açacaktır. Bunda sessiz duran ve Emperyalist Terörist devletlerin yanında yer alanlar büyük sorumluluk sahibi olacaklardır.
Türk Milleti ve TC Devleti içinde yer alan Milli Ordu-TSK, Milli Bürokrasi, Siyasi Partiler, Siyasi oluşumlar ve Milli sivil toplum örgütleri  ve buna izin vermemelidir. Hızla, Türkiyeyi yöneten kadroyu doğru yere ve derhal hizaya çekmelidir.

Türkiye’nin içindeki Mili güçler hesabını hızlı ve iyi yapmalıdır. Emperyalist-Terörist Devletlerin dün Suriye’ye attığı, kendileri kadar;  fiyakalı, akıllı ve iğrenç füzelerin hedefinde de olan Türkiye hızla  kendine gelmelidir. Emperyalistlerin BOP haritaları tekrar incelenmelidir. Esasında emperyalist devletlerin füzelerinin, kurşunlarının ve bombalarının kendi başına düşmesini bugüne kadar PKK Emperyalistlerin vekâlet terör örgütü tarafından vekâleten yaşayan Türkiye,  bu füzeler bir süre sonra ve vekâleten değil, Emperyalistler tarafından  doğrudan kendi başına gönderilmeden önce;  Suriye, İran, Rusya, Çin ve Lübnan Hizbullah ile  gerçek  ve samimi bir dostluk ve stratejik ortaklık kurarak, rotasını sarp kayalıklara değil, kendi menfaatine olacak,  ekonomilere, siyasi ve askeri ortaklıklara çevirmelidir ve olanakları iyi değerlendirmeli, Suriye ve Iraktaki  Anti-Emperyalist direnişte, asaletli olarak yerini almalıdır.
Türkiye kaybeden taraf da değil kazanan taraf da olmalıdır.
Türkiye’ye ve Türk Tarihine yakışan da budur.

Saygılarımla Sefa Yürükel
Sosal Antrolog ve Etnograf
Soykırımlar ve terörizm araştırmacısı.
Etiketler:

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget