AF… (İTİR)AF… (G)AF!...(I) - Mehmet Halil Arık

AF… (İTİR)AF… (G)AF!...(I) - Mehmet Halil Arık Yapının mayasında ikiyüzlülük olduğu için pişman olduklarını söyleyenler konusunda ciddi tereddütlerimiz var.

AF… (İTİR)AF… (G)AF!...(I) - Mehmet Halil Arık
Birinci Bölüm:
Hakim sorar kürsüden:
- Sanık sen misin?
Cevap ilginçtir:
- Hayır hakim bey!... Öküzü ben çaldım.
*
Ne dersiniz; (g)af’la gelen (itir)af, affın gerekçesi olur mu?...
*
Devam ettirelim sorgulamayı, akla gelen ilk soruyla:
- Öküz çalınırken sen neredeydin?
- İleri(!) demokrasi, milli irade(!), din iman… “ben varım ya ben!..” nutukları atarak görev başındaydım. Ne istedilerse veriyordum. Santim mesafe yoktu aramızda. Allah diyordu hep. Hayır ve sevap hizmeti yaptıklarını söylüyorlardı bize. Aldatıldık. Hatta bir Abi’miz “bana salak” diyebilirsiniz” bile dedi. Aldatılmak gücümüze gitti. Ortak söylem ve eylem içindeydik. Yalanlarını bilsek de, bizim de elimizde kur’an vardı, onlarında... Sözleri fermandı, o fermanlar canımıza minnet, derdimize dermandı, oy toplarken hayli işimize yaradı. Göreve ben de öyle gelmiştim. Korumakta kusur etmedim, mahsur da görmedim.

- Devam et!...
- Ortaklığımız malum!.. Ahıra daldı ses etmedim… sütünü sağdı ses etmedim. İpini çözdü ses etmedim. Kulağımın üstüne yattım, görmezlikten, duymazlıktan geldim. Sürdü gitti. Yemliğe girdi, ambara gidi, kozmik odalara bile daldı, kitabına uydurduk. Siyaseten benim de çok işime yaramadı değil. Olanlara ses etmedim. İki üç… beş. Her eylemle geniş olanaklar el değiştiriyordu. Seyislerin çoğu bile kendisindendi artık. Göz yumduk. Hep iyi(!) niyet.
Eti, sütü, derisi – gerisi… budu, ciğeri, işkembesi… ortaktı nasıl olsa.
Herkes bilir ki, onunla “bin ortak yanımız” var. Gelenekçilik ve muhafazakarlık başta. Evli gibiydik. Aramızda mal ayrılığı mı olurmuş dedik. Bu yüzden ne istedilerse verdik. Bazen altın tepsilerde parsel parsel arazi... bazen ihalede ballı börek, bazen, peşkeş, bazen de sınavlarda köre yatmak… makam mevki kapmada, üç maymun oynamak.
Dönüyordu çark; onların ki “hizmet”, bizimkisi “himmet” buluşma yeri “cennet.” Sevabı da rantı da kardeş payıydı nasıl olsa…. Oy desen esirgemediler, Allah razı gelsin…
- Paraleldiniz yani!... İşbirliği, yataklık….
- Hayır hakim bey.. Paralel olan onlar!... Biz, iyi niyetli, saf mağdur. O hileci. Riyakar. Takiyyeci üstelik. Saflığımızdan yararlandılar. Birgün, anladık ki et, süt, kıl, tüy, yün.. but, bonfile, paça…baş!.. hep kendinin olsun istemekte… Yetmedi bu istem. Asli görevimi de elimden almaya kalkıştı hain sızmacı…
Hırsızlıklar ve arsızlıklarımızı ifşa üzerine kasetler çıkardılar üstelik… ortak ortağa yapar mı bunu!?.. Kahpe, hilekar, kaypak, sinsi, namert, ajan, darbeci…Terörist…Şarlatan, sahte mehdi… Haşhaşi, hain
Aldatıldık, kandırıldık. Zaten hep mağdurduk, gene mağdur olduk...
Rabbimiz de, milletimiz de bizi affetsin. Çok pardon.
- Gereği düşünülmeden var mı mealen söylediklerine esasen ekleyeceklerin?…
- Kalkıp açık açık meydanlarda söyleyebilecek noktada değildik. “Allah” dediler müsamaha gösterdik. Dedik: “ortak bin yanımız var” “ Aynı menzile giden farklı yollardan biri” Bu yapının sinsi hesaplarını uzun süre göremedik. Şimdi mücadele dönemi başladı.
Farklı görüşten olmamıza rağmen, asgari müştereklerde buluşabileceğimiz zannıyla bu yapıya iyi niyetle destek olduk. Her kesim gibi bunlara yardım ettim.
- Başka!?… Başka…? Daha başka…!?... Bu arada “her kesim” sözüne de takılmadım değil hani. Onlar da ilerde “sızmacı… haşhaşi.. şarlatan…vs. olmasın.
- Bu yapı ile ilgili rezervlerimizi çok açık koymuştuk. Hızlanan TSK operasyonları ve davalarla ilgili ciddi şüphelerim oluştu. Tanıdığım, birlikte çalıştığım bazı komutanlara yöneltilen suçlamalar ve tutuklamaların gerekçeleri beni ikna etmiyordu….!
Her şeye rağmen, bu örgütün gerçek yüzünü çok önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içindeyim. Bundan dolayı rabbimize de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum.
Rabbim de milletimiz de bizi affetsin.
Şimdi hesap sorma, ve muhasebe zamanı. Şu saatten sonra o şarlatana kulak veren herkes başına gelecekleri kabul etmiş demektir.
Yapının mayasında ikiyüzlülük olduğu için pişman olduklarını söyleyenler konusunda ciddi tereddütlerimiz var.
*
Muhatapmışım gibi binbir soruyla kala kaldım ortada bunca itiraftan sonra… Savcı da değilim ki; peşi sıra gidip ciddi ciddi sorayım… Neylersin ki; sen 80 milyonda bir Saray Ortağı sıradan bir vatandaşsın… Potansiyelin kadar sor… Ama sor!... Cevapsız kalacağını bilsen de sor!.. Bakmışsın bir gün tarih sormuş!....
* Neydi o itirafta geçen, bugünün hainlerini “açık etme” noktasında olamayışın nedeni?
• Korku mu?.. Yetkisizlik mi?
• Yasalar mı…? Oy kaybetme endişesi mi!?...
• Aynı menzile giden “bin yanlı ortaklığın” hatırı mı?.. Ortak çıkar mı!?..
*Hem “bin ortak yan”…hem de, devamında “asgari müşterek” arayışı.. Görülüyor ki hesap sade ince değil, karmaşık üstelik..
Bin ortak yana rağmen, aranan yeni müştereklerle ortaklığa derin boyutlar kazandırılmış demektir.
Bu da ihanet içindekiler ile açık işbirliği itirafıdır. Hiçbir ülkede, hiçbir yasa, ihanet içindekilerle işbirliğini sıradan bir suç saymaz… Bu derin ortaklığı kim yaratmıştır, aranan yeni asgari müştereklerin boyutu ve derinliği nelerdir?
Ayrıca, hangi konularda mevcut “bin ortak yana” yeni eklemeler yapılmıştır? Bu itiraf “şecaat arzetmek mi; sirkatin söylemek mi!? “Allah ve millet affetsin” dileği kurtulup aklanmaya yeter mi Allah mahkeme-i kübra’sını kendi makamında kursun. Benim gönlüm dünyanın yüce divanından yana!...

Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci - DENİZLİ
mehmethalilarik@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget