Balkan Bozgunundan Hazin Anılar ve Anımsattıkları - Cevat Kulaksız

Balkan Bozgunundan Hazin Anılar ve Anımsattıkları - Cevat Kulaksız Osmanlı, 1683 İkinci Viyana kuşatması bozgunundan sonra hemen hemen bütün savaşları kaybetmiş, Osmanlı tarihinin en büyük bozgunu da Tuna’dan başlayan Balkan bozgunudur.

Osmanlı, 1683 İkinci Viyana kuşatması bozgunundan sonra hemen hemen bütün savaşları kaybetmiş, Osmanlı tarihinin en büyük bozgunu da Tuna’dan başlayan Balkan bozgunudur.  Öylesine acılı olmuş ki, milyonlarca Türk, evini yurdunu bırakarak İstanbul’a, Anadolu’ya doğru akmaya, gerilemeye, kaçmaya çalışmış, yollarda perişan zebil olmuşlardı.
Balkan Bozgunundan Hazin Anılar ve Anımsattıkları - Cevat Kulaksız


Balkan devletleri ve Avrupa, Osmanlı’nın Yükselme devrindeki “fetih” saldırılarının intikamını alırcasına, kaçmaya çalışan binlerce Türk’ü, Müslüman’ı yollarda katletmişler. Bu acılardan bir tanesini vermeğe çalışalım.
Balkan Savaşı’nın hemen başlarında Asım Bey komutasındaki bir Türk birliği Karadağ’da Rugova yakınlarındaki bir geçitten geçip ileri harekât yapmak ister. Asım Bey gücüne güvenip keşif kolu çıkarmaz, ama bu tedbirsizliğini verdiği yüzlerce şehitle öder, hem de en vahşi en acı bir şekilde. Dar geçitte Karadağ komitacıların tuzağına düşer.
Gafil avlanan Asım Bey ve askerleri, geçidin tepelerine gizlenmiş Karadağ’lı komitacıları göremedikleri için kurtuluş olanağı yoktur. Türk askerleri geçitte Karadağ’lı komitacıların tuzağında kırılırken Karadağ Birliği komutanı “ateş kes” emrini verip, “kurşundan tasarruf edin” der. Komitacılar önceden tepelerin üstüne düzenledikleri yuvarlanmaya hazır büyük kayaları vadide bulunan Türk birliğinin üstüne iki yamaçtan yuvarlamağa başlarlar. Kayalar kurşunlardan daha acımasız olur. Vadiden yükselen Türk askerlerinin feryatları karşılıklı yankı yaparak yuvarlanan kayaların sesini bastırır adeta.
Bu anıları yazan Ermeni Gazeteci Aram Andonyan’ın  “Balkan Savaşı” adlı kitabında şunlar yazılıdır: “insaf ve merhamet yoktu Karadağ’lılarda;  fakat aşağıda umutsuzca ölenler de “aman”  dilemediler, teslim olmayı teklif etmediler”.
Asım Bey’in birliğinden 1720 kişi kayaların altında can verdiler, sağ kalabilen 280 kişi altışar altışar birbirine bağlanarak Podgoriça’ya götürülür. Bu olayları gören bir Fransız gazeteci şöyle anlatır:
“-Üst baş paramparça, altışar altışar birbirine bağlı olarak çarşıda çamurun içinde oturmuşlardı. Yaşadıkları dehşet hala yüzlerinden okunuyordu, sanki orada da başlarına kayalar düşecekmiş gibi gözlerini kaldırmaktan sakınıyorlardı”.
30 Ekim 1912 günü İşkodra’da teslim olan Ali Bey kuvvetleri Prens Dalino’nun karargâhına gelirken, Karadağlılar selam geçişi yaparlar. Askeri bando Osmanlı marşı çalar. Kral Nikola esir Türk subaylarına kılıçlarını taşıma izni verir. Ermeni Gazeteci Aram Andonyan aynı kitapta şunları yazmakta:
“-Bütün tanıklar tasdik ederler ki Karadağ cephesinde çarpışan Osmanlı kuvvetleri, görevlerini laikiyle yaptılar ve talihsizlik anlarında bile imparatorluk ordusuna şan ve şeref kazandırdılar. İşkodra’nın altı ay süren savunması Osmanlı Ordusu için bir şeref tacıdır, tek başına. Cesaret ve kahramanlığa âşık Kral Nikola bile, kızı İtalya Kraliçesine yazdığı bir mektupla bunu itiraf etmiştir.”

Balkan Bozgunundan Hazin Anılar ve Anımsattıkları - Cevat Kulaksız
OSMANLI ASKERİNİN YÖN BULMA YÖNTEMİ
Yine Balkan bozgununun cephelerinde Osmanlı askerleri, atalarının 300-400 yıl önce fethettikleri topraklardan çok hazin öykülerle geri çekilmekteler. Bu geri çekilme sırasında bir Osmanlı birliği bir vadiden giderken yönlerini şaşırırlar. İnanır mısınız, bilimsel hiçbir değeri olmayan, hurafeye dayanan bir yöntemle yön bulmaya çalışırlar. Bu örnekle, Osmanlı askerlerinin ne kadar eğitimsiz olduğunu, çağdaş bilim ve teknikten ne kadar uzak olduğunu anlayabiliyoruz. Birlik yolunu şaşırınca, birlik komutanının önerisi ile şöyle bir yöntem uygularlar.  Bir Kuranı Kerim’i bir ipe bağlarlar,  ipe bağlı Kuranı hızla çevirirler, Kuran ne tarafa yönelik durursa gidecekleri yön o tarafadır. Onlara göre öyle ya en iyi yo gösterici, en iyi kılavuz Kuran’dı. Böylesine cahilce yön tayini yapılır mı? Böylesine eğitimsiz bir ordu başarılı olabilir mi? Düşünün askerlerin çoğu okuma yazma bilmez, ne ki bazı “alaylı” komutanlar bile okumasız yazmasız.  İşte Osmanlı A dan Z ye kadar böylesine eğitimsiz kaldığı için, hızla ilerleyen Batı karşısında çok gerilerde kalmış ve 300-400 yıldır ta Kurtuluş Savaşına kadar bütün savaşları ve toprakları kaybederek yıkılmıştır.[1]

Balkan Bozgunundan Hazin Anılar ve Anımsattıkları - Cevat Kulaksız
Balkan Bozgunundan Hazin Anılar ve Anımsattıkları - Cevat Kulaksız

EĞİTİMSİZ ORDU, DEVLET YIKILMAYA MAHKÛMDUR
İnsana hüzün veren tüm bu acı örnekleri yazmamızın nedeni, Osmanlının dolayısıyla ordusunun ne kadar eğitimsiz olduğunu, eğitimsizliğin toplumu, devleti çöküntüye götürdüğünü vurgulamaktır.
Bilimle hiç ilgisi olmayan, sadece Kuran ezberleten medrese ile imam hatip ile ülke asla aydınlanamaz, çağdaşlaşamaz. Laikliği dışlayarak, okulları imam hatipleştirerek ülke asla kalkınamaz, toplum üretken ve yaratıcı olamaz, bilim üretemez. Cahil insanımız yüzlerce sayfalık Kuranı baştan sona ezberlemenin bilim adamı olunduğunu sanır.
Bilim ve kültürün öğrenilme süreci uzuncadır. Öyle bir anda,  AVM inden eşya-mal alır gibi bilim ve kültür alınamaz. Bunun için uzun bir öğrenme, deneme süreci vardır. Gerileme de öyledir.
Osmanlı, Batı’dan-Avrupa’dan geri kalışını, toplumun “dinden,  şeriattan” uzaklaşmaya başladığına yorumlar. Daha çok dine, medreseye yönelip, Batının buluşlarına, icatlarına gözünü kulağını adeta kapatır, dine sarılır. Oysa toplumlar, ülkeler bilim ve teknoloji ile kalkınırdı, Osmanlı yüzyıllardır bunun bilincine varamamıştı.
Salt dini bilgilerle, Medrese, imam hatip gibi okullarla bilim öğrenemezsiniz, öğretemezsiniz. Bakınız bütün dünyanın tanıdığı, bizim laiklik düşmanı TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın “eşkıya” dediği Devrimci Ernesto Che Guevara (Arjantin’li devrimci -1628-1967) bu konuda ne diyor:
Che nin dediği gibi, “Siz bana din ile refaha ulaşmış bir toplum gösterin.  Ben de size devrim ile geri kalmış toplum göstereyim.”
Dünyada din ile refaha ulaşan bir devlet ve toplum yoktur. İslam ülkelerine bir bakar mısınız, hangisinin durumu iyi. Ürettiklerine, icatlarına,  basılan kitap ve okunan gazete sayısına bakarsanız, Avrupa’nın da, dünyanın da en gerisindedir.
Türkiye’de ilk kez 2016 da bilim-kimya dalında Nobel alan bilim adamımız Prof. Dr. Aziz Sancar’ın dediği gibi, “500 yıldır İslam Dünyasının bilime hiçbir katkısı yoktur”, zaten Osmanlı bilime ilgisiz kaldığı için batmıştır; İslam dünyası bilime ilgisiz kaldığı için geri kalmıştır.
Üstelik laiklik olmazsa, laiklik giderse demokrasi de gider, aydınlanma, kalkınma, çağdaşlaşma olamaz. Hem laikliği kaldırma çabasında olacaksınız, hem de AB ye girmeye çalışacaksınız.  Bu kesinlikle mümkün değildir, çünkü Batı kültürü laiklikle yoğrulmuştur. Bu nedenle Batı, laiklik karşıtı eylemlere asla ödün vermez. Ama bizde, anayasamızda laikliğe karşı eylemde olan grup, kişi ve partilere karşı yasal koruma maddeleri olduğu halde, başsavcı da ilgisiz kalır, yargı da ilgisi kalır. Bu doğrulta yasal süreç başlatan yargıç ve savcıların başı derde giriyor. Böylesine sakat ve faşist dinci bir yönetimle karşı karşıyayız.
Bakın, Laik TC nin Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ne demişti: “Laiklik ilkesinin yerini İslam’la bütünleşmeye terk etmelidir” diyordu.  Böylesine laiklikten ayrılıp, bilime ilgisiz kalmakla, “imam hatip” diyerek dine sarılmakla toplum asla ileri gitmez, geri kalır. Nitekim bakınız bu iktidarın, bu düzenin adamı, AKP nin 2009-2015 yılları arasında Maliye Bakanı olarak görev yapmış olan
Balkan Bozgunundan Hazin Anılar ve Anımsattıkları - Cevat Kulaksız

Mehmet Şimşek ne diyor: “Ülkemiz Batı karşısında son on yıl içinde 90 yıl geriye gitmiştir”.  [2] Sürekli dinciliği ön plana çıkaran, oraya buraya ima hatip açan AKP-RTE iktidarı 15 yıldır iktidarda olduğundan, Mehmet Şimşek’in anlatımına göre ülkemiz 15 yılda 125 yıl geriye gitmiştir. Öyleyse Türkiye çağdaşlaşmak istiyorsa, Atatürk’ün dediği “çağdaş düzeyinin üstüne çıkmak” istiyorsa bir an önce AKP-RTE zihniyetinden kurtulmalıdır.  Böyle giderse, Avrupa’nın dışladığı, Afganistan, Arap devletleri gibi çağın gerisinde kalmaya devam eder.

Balkan Bozgunundan Hazin Anılar ve Anımsattıkları - Cevat Kulaksız
Balkan Bozgunundan Hazin Anılar ve Anımsattıkları - Cevat Kulaksız

OSMANLI DİN ADINA BİLİME İLGİSİZDİ.
Son üç yüz yıl içinde Batı ülkelerindeki insana heyecan veren müthiş buluşları-icatları, keşifleri görmek istemeyen Osmanlı, bunları “kefere kurnazlığı” diye yorumluyor, bilim ve icatları benimsemiyor, ilgisiz kalıyordu.
Osmanlı’nın ne denli bilimsel buluş ve görüşlere ilgisiz kaldığının bir açıklamasını, Kutsal Roma İmparatorluğu’nun İstanbul Sefiri Ghiselin de Busbecq’in 1560 tarihli mektubunda şöyle okumaktayız:
“ -Hiçbir ulus, başkalarına ait faydalı icatları benimsemekle onlar (Osmanlı) kadar isteksiz davranmamaktadır; ancak kitap basmak ve meydan ve meydan saatleri kurmak gibi şeyleri bir türlü benimsememektedirler. Kutsal kitapların, basıldıkları takdirde kutsal metin olmaktan çıkacağına inanmaktadırlar. Meydan saatleri kurmaları halinde de müezzinlerin otoritesi ile eski rintlerinin önemlerini kaybedeceğini düşünmektedirler”.  [3]
Bir Macar askeri olan, Türklere esir düştükten sonra Müslümanlığı kabul eden İbrahim Müteferrika, matbaanın icadından(1450)  277yıl sonra, kişisel çabasıyla 1727 de Avrupa’dan getirip İstanbul’da kurduğu ilk matbaada yaşamı boyunca ancak 17 kitap basabilmiş. Avrupalıların matbaanın icadından sonra 50 yıl içinde 40 bin kitap basmalarına karşın, Osmanlılarda 1729 dan 1829 arası 100 yıl içinde basılan kitap sayısı sadece 180 dir. Ne ki şimdilerde bile, toplumca, Avrupa’nın en az kitap okuyan, amiyane ağızla “okuma özürlü” milletiyiz nerdeyse. Günümüzde bile bilime karşı durmak bir yana, bilim kurullarına, profesörlere, yazarlara, gazetecilere, aydınlara çektirdiğimiz acılar, baskılar Silivri Zindanlarında zirveye çıktı.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

SONNOTLAR

[1]  Hürriyet Ertuğrul Özkök Hürriyet 18.3.2001 sf 23

[2] Mehmet Şimşek (d. 1 Ocak 1967]; Gercüş, Batman), Kürt kökenli Türk siyasetçi, ekonomist ve Başbakan yardımcısı. 2009-2015 yılları arasında Maliye Bakanı olarak görev yapmış olan Şimşek, Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Binali Yıldırım'ın kurduğu hükümetlerde yer almıştır. 2007, 2011, Haziran 2015 ve Kasım 2015 Türkiye genel seçimlerinde AK Parti milletvekili olarak meclise girmiştir.
Şimşek, o dönem başbakanlık yapan Recep Tayyip Erdoğan'ın kurmuş olduğu 60. Türkiye Hükûmeti'nde  ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak yer almıştır. Ayrıca Erdoğan'ın kurduğu 61. Türkiye Hükûmet ve Ahmet Davutoğlu'nun kurduğu 62. Türkiye Hükûmeti, 63. Türkiye Hükûmeti ve 64. Türkiye Hükûmet'lerinde de yer almıştır. Şimşek'in yeni kabinede ismi geçmeyeceği uzun süre tartışılmıştır. Binali Yıldırım tarafından kurulan 65. Türkiye Hükûmeti'nde tekrar Başbakan yardımcısı olarak pozisyonunu korumuştur. Kurulan yeni hükümette Ekonomik Koordinasyon Kurulu'nun başkanlığı Şimşek'ten alınarak Binali Yıldırım'a verilmiştir.
“Emerging Markets” Dergisi tarafından 2013 yılında " Yükselen Avrupa’da Yılın Maliye Bakanı" seçildi. Aynı yıl “Foreign Policy” Dergisi tarafından da dünyanın en etkili 500 kişisinden biri olarak gösterildi.

[3]  İslâm ve Bilim Pervez Hoodbhay Cep Kitapları 1997 Sf:180
Etiketler:

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget