Korsanlar Gelini Kaçırıp Padişaha Nikâhladılar - Cevat Kulaksız

Fransa kıyılarında Türk korsanlarının, gemi ile gelin giden Fransa kralının kızını kaçırıp İstanbul’a getirmeleri ve Türk padişahı ile nikâh edilmesini anlatan ilginç bir olayı, tarihi bir kaynaktan aktararak size sunmak istedik.

Korsanlar Gelini Kaçırıp Padişaha Nikâhladılar - Cevat Kulaksız

Türk’lerle Hısım Olmaya Öğünen Fransız Elçisi-
Osmanlının Yükselme devrinde fetihlerle ülke o kadar büyümüştü ki, Akdeniz baştanbaşa Osmanlı gölü halini almıştı. İşte bu kocaman Osmanlı gölü kıyılarından, gerek Hıristiyan ülkeleri, gerekse başka ülkelerin gemileri, denizcileri Akdeniz’de ticaret için bir yerden bir yere gitmek durumunda idi. Bu kocaman Osmanlı Gölünde (Akdeniz’de) başka ülkelerin korsanları olduğu gibi, Osmanlının da dehşetli korsanları vardı. Bu yazımızda, Fransa kıyılarında Türk korsanlarının, gemi ile gelin giden Fransa kralının kızını kaçırıp İstanbul’a getirmeleri ve Türk padişahı ile nikâh edilmesini anlatan ilginç bir olayı, tarihi bir kaynaktan aktararak size sunmak istedik.
 “Fatih Sultan Mehmet Han’ın babası olan Sultan ll. Murat (d.1404-ö-1451) zamanında, denizlerde korsanlık ve leventlik eden iki levent kaptanı, büyük bir kalyona rastladılar ve onu göz açtırmadan yakaladılar. Meğerse Fransa Kralı kızı Nache de la Bazory’i, kendine denk olan başka bir krala vermiş, çeyiz ve eşyalara, maiyeti ve hizmetçileri ile gemiye koyup göndermiş. Müslümanlar Tanrının inayeti ile gemiyi ele geçirince, gerçeği öğrenirler ve hiç vakit yitirmeden padişaha götürüp armağan ederler. Bir Türk Atasözü vardır, böyle durumları dile getirir; gelin ata binmiş gör kimin bahtına; gelini ata bindirmişler ya nasip demişler”.
Padişah Sultan Murat görür ki, bu kız sanat kaleminin bir eşini bir daha yazmamış olduğu, kâinat ressamının dünya yüzünde bir benzerini daha çizmemiş bulunduğu bir dilberdir; ancak yüce Tanrı’nın bir bağışıdır. Oğuz taifesinin bir atasözünde olduğu gibi “kim yudu, kim taradı, sohbet kime yaradı” diyerek onu haremine alır ve gerdeğe girmekle meramına kavuşur. Bilindiği gibi Osmanlı Sultan’larının kaçırıp eş ettikleri bu ikinci gelin. İşte kaçırılan bu gelin Fatih’in anasıdır. Bazı kaynaklar da Fatih’in anasının, “Rumcayı çok iyi konuşan Sırp Despina olduğunu göstermekte. [1]

FATİH’İN ANASI BİR HIRİSTİYANDI, KORSANLAR KAÇIRIP BABASINA HEDİYE ETTİLER.
Söylendiğine göre, gelin giderken Türk Korsanlarca kaçırılan ve Fatih’in anası olan bu kadın uzun süre Müslüman olmadı, ancak Fatih Sultan Mehmet’e hamile kalınca İslam Dinini kabul etti. Bunun üzerine, Türk’ler tarafından İspanya’dan alınan Kalya Kalesi Fransa Krala bağışlandı. [2]
 “Bir gün Hafız Paşa’nın vezirliği zamanında, sarayın arz odasında oturuyordum. Fransa elçisi oraya geldi. Sadrazam dışarıya çıkınca bir saat kadar elçi ile baş başa bu konu üzerinde konuştuk. Bununla çok övündü ve dedi ki: “Fatih Sultan Mehmet’ten sonra gelen padişahlar Fransa Kralının akrabasıdır; topraklarımız öteden beri Osmanlı Topraklarına bitişik olduğu hald­­e tarafımızdan hiçbir Fransa Kralı’nın hiç bir zaman kalelerine ve beylerine dostluktan başka bir davranışta bulunulmadı. İşte kralımız hısımlık haklarına böyle saygı duyar; o temiz talihli kız Müslüman olmadı, bu gün de türbesi kapalı ve kilitlidir; çoğu kez Galata’dan geçerken cami haremine uğrar ve türbesine bakarız”.
Fakat birkaç gün önce, Allah tarafından olacak bir rastlantı sonucu olarak, sanki elçiye cevap hazırlamak istiyormuşuz gibi, bazı ahbaplarla bu konuyu görüşmüştük ve mesele bir açıklığa kavuşmuş değildi. Sonra özel olarak bir gün gidip türbe bekçisinden sormuştum. Bekçi şunları söylemişti: Her gün sabah vakti üzerinde birer hatim kuran okunur, ancak sultan türbeleri gibi beklenmez ve sürekli olarak kapısı açık tutulmaz; sabah Kuran okunduktan sonra kapısı kapanır” dedi. Bunu elçiye anlattımsa da bir türlü kabul etmedi ve inadından ayak direyerek inadından şaşmadı”.
Görülüyor ki Osmanlı Korsanlarınca, Fransa Kralının kızı başkasına gelin giderken kaçırılıp padişaha nikâhlanıyor. Bu Türk ve Müslüman töresine göre utanç verici bir durum olmasına karşın, Fransa Kralının elçisi bu evlilikten akrabalık çıkarıyor. İstanbul’un alındığı o muhteşem gücün olduğu çağda düşünmeye değer… O nedenle mi ki, Kanuni zamanında ilk kapitülasyonlar Fransa’ya veriliyor? [3]
Korsanlar Gelini Kaçırıp Padişaha Nikâhladılar - Cevat Kulaksız

PADİŞAHLAR TÜRK KIZLARINI NEDEN ALMIYORLARDI
Osmanlı Padişahlarının çoğunun eşleri yabancı kökenli Hıristiyan’dılar. Esir pazarı dâhil, çevredeki her diyardan nerede güzel bir kız, kadın var, onu alıp getirirler bir eşya gibi padişaha sunarlardı, Hıristiyan kızlarından sonra özellikle Çerkez kızları tercih edilirdi. Peki, devletin temelini oluşturan Türklerde kız yok mu idi. Vardı da, nedense, Türkler İslamlığı kabul ettikten sonra, padişahlar Türk halkını da, Türk dilini de “kaba-kobat” diye beğenmiyorlar, dışlıyorlardı. Sadece Türk kızlarını değil, öteki Türk çocuklarını da dışlıyorlardı; onun için Hıristiyan çocuklarını devşirme ile seçip İstanbul’a getiriyorlar, Enderun okuluna kadar eğitip İslami usullerle yetiştiriyorlardı. Bunlar devleti en üst makamlarına kadar yükseliyorlar, vezir, sadrazam oluyorlardı. Onun için şimdiki Başbakana denk olan sadrazamların çoğunluğu böyle yetişmişti. Öyle ki içlerinde Ermeni, Rum, Arnavut, Boşnak vb kökenli sadrazamlar vardı. [4]
 Padişahların Türk kızlarını almamalarının nedenini bazıları şöyle açıklıyor: “Padişahlar Türk kızı alsalardı, Anadolu’nun dört yanı “padişahların akraba”larıyla dolar, bunlardan bazıları, tıpkı Avrupa aristokratlarının yaptığı gibi, saraya dayanarak halka zulmedebilirlerdi. Padişahlar, kendilerine eş olarak “meçhul kızlar” seçmek suretiyle, Anadolu halkını aristokrat baskısından korumuşlardır”. [5]
(Osmanlı İmparatorluğunda 288 sadrazam geldi gitti. Bu 288 Sadrazamdan sadece 88’i Türk’tür. 200 Sadrazamımız ise Türk değildir. Bizim Ermeni asıllı iki sadrazamımız oldu. Biri Maraş, öteki Malatya Ermenilerindendi. Meşrutiyetle birlikte Ermenilere 29 sivil paşalık, 12 bakanlık, 30 milletvekilliği, 7 Büyükelçilik, 11 Konsolosluk, 11 üniversite öğretim üyeliği verdik) [6]

“DÜĞÜNDE TUZAK “KİME NİYET KİME KISMET”
Osman Gazi, komşu tekfurların kıskançlık ve hileleri ile bir düğün davetinde tuzağa düşürülüp öldürülmek istenir. Yarhisar Tekfurunun kızı Horafira, Bilecik Tekfurunun oğluna verilmiş, onların düğünü olduğundan ve komşu Osman Gazi de bu düğüne davetlidir. Şanlı Beyliği hızla ilerliyor, genişliyor, tekfurlar da bundan korkmaktadırlar.                        
Kendisinin düğün tuzağında yakalanarak esir alınacağı planını, Osman Gazi, dostu olan Harmankaya hâkimi Köse Mihail’den öğrenir, tuzaklarına karşı tuzak kurar. Düğünün yapıldığı Çakırpınar yakınlarındaki derin bir vadide silâhlı askerlerini bekletir. Onların tuzağı işlemeye başlaması ve Osman Gazi’nin bir işareti ile gizlenen askerleri ummadıkları bir baskınla onların tuzaklarını bozdular. Düğünde, gelinlik kıyafetleriyle Horofira kaçırılıp oğlu Orhan’la nikâhlanır (d.12981-ö.1362). Yeni adı “Nilüfer” olur. Nilüfer Hatun’dan Orhan Gazi’nin Süleyman, Murat (Hüdavendigar) adlı oğulları olur. Bundan sonra Bursa yakınlarından akan ırmağın adı da “Nilüfer” olur. Nilüfer, aynı zamanda günümüzde Osmangazi, Yıldırım'dan sonra Bursa'nın, üçüncü büyük ilçesidir.
Bu tür olaylar için, günümüzde de söylenen bir atasözü vardır: “Gelin ata binmiş gör kimin kapısına inmiş” Ayrıca Oğuz’lardan kalan bir atasözü de şöyle der: “Kim yudu, kim taradı sohbet kime yaradı”.
Bu kız kaçırma olayından sonra, salt Osman ile dost olmak için, Bizans İmparatoru 3. Andronikos Paleologos 15 yaşındaki kızı Prensenses Asporçe’yi ikinci eş olarak Orhan’a verdi, anlaşma yaptı.  Daha sonra Bizans İmparatoru olan Vl. Yoannis Kantakuzinos, yine Osmanlı ile barış olsun diye, 17 yaşındaki Teodora’yı (60 yaşındaki) Orhan’a üçüncü eş olarak verdi, antlaşma yaptı. [7]
Osmanlı’nın kuruluş yıllarında öylesine evlilikler olmuş ki, bazı şehirler çeyiz olarak geline verilmiş, (buna başka bir yazımızda değineceğiz).
Aradan 560 yıl kadar zaman geçtikten sonra, Osmanlı Padişahı Abdulaziz [8] 1-11 Temmuz 1867 yılında Paris ziyaretinde bir söylentinin doğruluğunu araştırmak istedi. Söylentiye göre, Napolyon Bonapart’ın ilk karısı İmparatoriçe Jozefin’in akrabasından Aimer de Rivery, korsanlar tarafından esir edilip Osmanlı Sarayı’na satılmış ve Nakşidil Valide Sultan olarak İkinci Sultan Mahmud’u dünyaya getirmişti. (Şu işe bakın, Hıristiyanların, hem de kralların gelinleri, kızları kaçırılıp padişahlara eş yapılıyor).
Kaçırılan Sultan Azizi’in büyük annesi idi. Padişah, bu ailenin Fransa’daki akrabalarını gizlice aramış, bunlardan Baron de Gransey ile Fuad Paşa’yı görüştürmüştü.[9]

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

SONNOTLAR                

[1] Milliyet 4-9-2004 Sf: 21 Güneri Civaoğlu
[2] Padişah Anaları Ali Kemal Meram Sf:18–50
[3] Peçevi Tarihi İbrahim Peçevi Sahaf Neşriyat Yurdu 1968 Cilt:1 Sf: 244–245
[4] Damat Halil Paşa (1. sadareti) 17 Kasım 1616-18 Ocak 1619 Zeytunlu  Ermenisi. 2 dönem sadrazamlık yapmıştır. Tevkii Nişancı Mehmed Paşa  Ekim 1717- 9 Mayıs 1718 Ermeni  Kayseri köylüsü
[5] http://evladiosmanli.blogspot.com.tr/2011/12/padisahlar-neden-turk-kizi-almazlardi.html
[6] http://sahipkiran.org/2014.03.18/milletimiz-ve-tarihimiz/
[7] Hoca Sadeddin Efendi Tacu’t Tevarih Hoca Sadedin Efendi Cilt:11,Sf: 33–36)
[8] Abdülazi  (Osmanlı Türkçesi: d. 8 Şubat 1830 – ö. 4 Haziran 1876), 32. Osmanlı padişahı ve 111. İslam halifesidir. II. Mahmud ve Pertevniyal Sultan'ın oğlu, Abdülmecid'in  kardeşidir.  Abdülaziz 25 Haziran 1861 tarihinde kardeşinin ölümü üzerine, 31 yaşında iken tahta geçmiştir.
[9] Yazılmamış Tarihimiz Cemal Kutay Milliyet Yayınları sf 106
Etiketler:

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget