Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği - Gündüz Akgül

Televizyonların kadrolu! Tartışmacıları Atatürk dönemini karalarken açık ve net olarak kanıtlarını ortaya koymaları gerekmektedir… Sevgili Kışlalı’nın dediği gibi buna “Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği” derler…

Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği - Gündüz Akgül
Başlık, karanlık güçler tarafından 21.10.1999 tarihinde öldürülen, ödünsüz bir Kemalist, aydın, bilimin etiğine inanmış bir bilim adamı rahmetli Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın 08.03 1992 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan (Sonra ayni adla kitaplaştırılan) makalesinden alınmıştır…
Ne yazık ki, son zamanlarda bu saldırı adeta artarak devam etmektedir…
Televizyonlarda yapılan tartışma programlarına çıkan kadrolu! Mustafa Kemal Atatürk karşıtları, her sözün başında bu günlere gelişimizde 93 yıllık Cumhuriyetimiz, tek parti döneminde yapılan yanlışlar nedeniyle sıkıntı yaşamaktadır diyerek, dolaylı da olsa kurtarıcımız ve kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 yıllık dönemini (29 Ekim 1923- 10 Kasım 1938) karalamanın yarışı içindedirler…

Gelin bu 93 yıllık Cumhuriyet döneminin analizini birlikte yapalım…
19 Mayıs 1919 - 09 Eylül 1922 dönemi Kurtuluş Savaşın başlangıcı ve bitimi dönemidir. Bu döneme kimsenin itirazı yoktur…
29 Ekim 1923 - 10 Kasım 1938 dönemi kuruluş ve art arda devrimlerin gerçekleştiği dönemdir…
Bu 15 yıllık dönemde, 600 yıllık bir İmparatorluğun külleri üzerine çağdaş, laik ve demokratik bir devlet kurma dönemidir…
İlk yıllarda devrimler gerçekleştirilirken devrimlerin doğası gereği devrim yasları uygulanmış, demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile yerleşmesi için en ufak bir ödün verilmemiştir…
Lütfen Cumhuriyetin kuruluşunu, padişahlığın kaldırılması, harf, şapka v.s. devrimleri kabul eder misiniz? diye sorulacaktı…
Tabidir ki hayır…
Laik cumhuriyetin ilanı ve diğer devrimlerin tümü, ilerde gerçekleştirilecek demokratik, laik ve çağdaş devlet için kurucu kadro tarafından devrimin doğası göz önünde tutularak gerçekleştirilmiştir…
Sevgili Kışlalı makalesinde bunu şu şekilde dile getirmektedir. “Bir bakıyorsunuz; Marksist soldan ciddi bir düşünür, "Halka sorulsaydı dil devrimini kabul eder miydi? Diye soruyor. ( Sanki referandumla devrim yapılabilirmiş gibi... )”
Yine makaleden büyük önderin bu konuda ne düşündüğünden bir alıntı yapalım…
"Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, on yaşını doldururken, demokrasinin bütün geleneklerini sırası geldikçe yerine koymalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nde de birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur. Demokrasi maddi refah meselesi değildir. Böyle bir nazariyat, vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyacını unutmayı amaçlar. Bir ulusu oluşturan bireylerin her çeşit özgürlüğü güven altında bulunmalıdır."
Atatürk’ün 15 yıllık yönetimi döneminde, ülke büyük bir kalkınma gerçekleştirmiş, çıkan yol kazalarını (Şeyh Sait İsyanı, Kubilay Olayı, Dersim İsyanı) ödün vermeden onarmış, “yurtta barış, dünyada barış” ilkesini tam hayata geçirerek tüm dünya devletleri içinde onurlu yerini almış, Eğitimde sorgulayıcı ve bilimi önceleyen siteme geçilmiş, yabancıların elinde bulunan demir yollarını parası karşılığında millileştirilmiş, Osmanlı imparatorluğunun borçları üstlenerek ödemeye başlanmış, olanaklar ölçüsünde yurdun birçok yerinde çeşitli fabrikalar kurularak yurttaşlara iş gücü ve insanca yaşama olanakları hazırlamıştır…
Ahmet Taner Kışlalı, makalesinde Atatürk’e saldırmanın tutarlığını şöyle açıklamaktadır…
“Eğer Türkiye'de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal'e saldırmanız elbette ki tutarlıdır.
 Eğer Türkiye'nin bir bölgesini ayırıp ırkçı bir devlet kurmak peşindeyseniz, Mustafa Kemal'e saldırmanın elbette tutarlı bir yanı vardır.”
Bunların tümünün bilinmesine karşın, saldırıların ardı arkası kesilmemektedir…
11Kasım 1938- 14 Mayıs 1950 tek parti döneminde, sağcısı, solcusu, Sünni’si, Alevi’si, devrimcisi, gericisi, yere göğe koymadıklarınızın hepsi beraberdiler…
Hata yapılmışsa ki mutlaka yapılmıştır. Hesabın hepsinden sorulması gerekir…
Köy Enstitülerinin kuruluşu ve ışığı hariç, bu dönem devrimlerin durağan dönemidir…
Bu dönemde yapılan yanlışlar bahane edilerek Atatürk dönemini karalamak, Atatürk karşıtlığının kesin kanıtıdır…
14 Mayıs 1950 Demokrat Partinin (DP) iktidara geldiği ve 10 yıllık iktidarda kaldığı, oy uğruna Atatürk devrimlerinden ödün verdiği dönemdir…
27 Mayıs 1960 darbesi ile DP dönemi bitmiş o günden bu güne kadar, iktidara gelen tüm sağ partiler devrimlerden ödün vermede yarışmış ve ülkeyi bu günlere taşımışlardır…
Gerçek durum bu iken, Televizyonların kadrolu! Tartışmacıları Atatürk dönemini karalarken açık ve net olarak kanıtlarını ortaya koymaları gerekmektedir…
Sevgili Kışlalı’nın dediği gibi buna “Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği” derler…
Son söz: Atatürk Olmasaydı;
-Türkiye diye bir ülkemiz olmayacaktı..
-Camilerimizden günde beş vakit ezan sesi yerine çan seslerini duyacaktık…
-Bulunduğumuz ortamda birey değil, kul olacaktık…
-Eğer bunlar varsa, oturun, kalkın  Atatürk’e dua edin…
Şunuda bilin Atatürk sevgisini yok etmeye gücünüz yetmeyecektir…

05.09.2016
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı 

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget