Anayasa Değişimi Üstüne- Neden Anayasa Değişikliği

Yüz Yıllık Parantezi Kapatacağız “Laik TC ni Yıkacağız” diyorlar
82 Anayasasının 177 maddenin 113 ü değişmiş oluyor ve 17 kez değişikliğe uğruyor; siz buna 82 de çıktığı gibi “darbe anayasası” diyemezsiniz”.
Anayasa Değişimi Üstüne- Neden Anayasa Değişikliği
AKP-RTE iktidarının zorlama “başkanlık” istemi ile yeni anayasa yapım girişimlerinin yoğunlaştığı günümüzde, Ulusal Eğitim Derneği ile Eğitim İş Ankara Şubelerinin katkıları ile 24. Dönem  CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagündüz Yılmaz’ın konuşmacı olarak katıldığı “neden anayasa” konulu bir konferansa düzenlendi. Av. Dilek. Akagündüz Yılmaz, Ulusal Eğitim Derneği salonunda anayasa girişimi, anayasa yapımı konularında aşağıdaki konuşmayı yaptı. Ancak,  Anayasa Uzlaşma Komisyonundan CHP nin çekildiği, bu konuda tartışmaların yoğunlaştığı günümüzde,  AKP-RTE nin neden ısrarla anayasa ve “başkanlık” istemini,  gizli amacı olan laiklik karşıtı hileli tavrını kamuoyuna duyurmak,  kamuoyunu aydınlatmak bakımından yararlı olacağını umuyoruz.  Bu konuşmanın dört duvar arasında kalmaması,  özellikle internet okuyucularımızın da yararlanması için konuşmayı yazıya dökerek sunuyoruz, umarız yararlı olur.
İktidarın iki de bir 2023 yılını temel alan konuşmalarına baktığımız zaman gizli yıkım amacına varırız.  Gerek hileli anayasa değiştirme veya yeni anayasa yapma dayatması, daha baskıcı Cumhuriyet karşıtı uygulama yapmak için ucube Başkanlık istemesi, daima Atatürk ve laik Cumhuriyet aleyhtarı konuşma ve tavırlarına baktığımız zaman da yüz yıllık Cumhuriyeti 2023 yılında yıkmak istemini dış vurmaktan başka bir durum olamaz. Açıkça “yüz yıllık parantezi kapatacağız” istemi ile “Laik TC ni yıkacağız” demekteler. Atatürk düşmanı Meclis Başkanı İsmail Kahraman ilk Meclis başkanı seçildiği gün, “İslami referanslı bir anayasa istiyoruz”  şeklindeki söylemiylegizli amaçlarını açığa vurmaktalar.  Yüzde seksen yanlı yayın yapan ve baskı altındaki iktidar güdümlü medyamız bu hileli gerçekleri halka yansıtmıyor ve halkın aydınlanmasına katkı sunmuyor,  demokratik olmayan 2010 Anayasa değişikliğindeki süreç gibi halk aldatılıyor. 
Öyleyse, “yeni anayasa” istemi altındaki şeytani planı iyi anlayarak, bu aydınlatıcı konuşma ve fikirleri, görüşleri elden ele, dolaştırmalı, herkesin aydınlanması için çaba göstermeliyiz.
AKP-RTE nin Anayasa yapımında ucube başkanlık istemeyle birlikte, ilk dört maddeyi (demokratik Cumhuriyet ve laikliği) kaldırma hilesi umarız ki bu açıklamalarla halkımız tarafından daha iyi kavranır.
Av. Dilek. A.Yılmaz şu konuşmayı yaptı:
“… 15 Yaşımdan beri politikayla ilgiliyim, CHP gençlik hareketlerinde bulundum. 88 yılında o dönemde SHP ye girdikten sonra belediye meclis üyeliği yaptım, ilçe başkanlığı yaptım, yönetim kurulu üyeliği yaptım. Daha sonra SHP ve CHP nin kurumsal birleşmesi sonrasında partinin bütün kademelerinde görev aldım. Bizler o partinin gerçekten emekçileriyiz. Yani öteden beri CHP içinde demokrasi mücadelesi içindeyim. Gerçek CHP içinde demokrasiye sahip çıkma çabası içinde CHP dönüştürmeye, değiştirmeye karşı mücadele eden insanlarız. Yani bu ülkenin demokrasi mücadelesinde,  CHP gerçek kimliğine kavuşma mücadelesinde de bu çalışmalarımız devam edecektir.

Anayasa Değişimi Üstüne- Neden Anayasa Değişikliği


BU KADAR DEĞİŞEN ANAYASAYA “DARBE ANAYASASI” DİYEMEZSİNİZ.
Bu toplantıya çağırıldığımda şöyle bir hazırlık yaptım, bu yeni anayasa meselesinde diyor ki, “bu darbe anayasasıdır, darbe anayasası olduğu için biz bunu demokratik biçimde seri olarak sivil bir anayasa yapacağız, darbe anayasasını biz tanımıyoruz”  diyorlar. Anayasada hangi maddelerde değişmiş, bunun için şöyle bir araştırma yaptım, 82 Anayasasının 177 maddenin 113 ü değişmiş oluyor ve 17 kez değişikliğe uğruyor; siz buna 82 de çıktığı gibi darbe anayasası diyemezsiniz”.
Bir de 95 yılından itibaren partiler ittifak halinde bunu yapıyorlar. 2007 VE 2010 değişiklikleri dışında, diğerlerini de yani ittifak halinde olduğu için referanduma götürme gereği bile duymamışlar.
2004 yılında ölüm cezası kaldırılıyor Madde:15;  Madde 19 yine 2001 yılında toplu tutuklamalarda 15 günlük hâkim önüne çıkarılması 4 güne indiriliyor, yakınlarına haber verme yasağı var toplu suçlarda, yakınlarına haber verme yasağı kaldırılıyor 2001 yılında, Anayasanın 19. Maddesinde. Yine 20. Maddesinde kişilerin özel eşyasına el konulmasındaki kişisel verilerin korunması konusunda daha önce yetkili merciler gelirken hâkim denetimine bağlanıyor. Yine aynı şekilde Madde 21 de konuta girilmesi, arama yapılması, eşyalara el konulması aynı şekilde 2001 yılında hâkim denetimine bağlanıyor.
22. Madde haberleşmenin gizliliğiyle sınırlandırılması yine öncesindeki kimi merciler hâkim denetimine bağlanıyor 2001 yılında. Düşünceyi yayma kapsamında yasaklanmış dil olan, bu daha çok Kürtçe üzerine yapılıyor, 2001 yılında düşünceyi istediği dilde saklanmış herhangi bir dil olmaksızın yayabilme ve düşüncesini ifade edebilme özgürlüğü getiriliyor.
Basın Hürriyeti konusunda yine yasaklanmış dil 2001 yılında kaldırılıyor. Basın araçlarına suç aleti olduğu gerekçesiyle müsadere edilmesiyle bu düzenlemede 9.Maddede 2004 yılında kaldırılıyor. Derneklerin,  hepimizin geçmişte yakından yaşadığı bir şey, derneklerin siyasi faaliyet yasağı, diğer partilerle işbirliği yasağı 1995 arkasından 2004 yılında daha genişletilerek kaldırılıyor. Biz İnsan Hakları Derneğini (İHD) kurarken ilk aşamada 88 yılında Uşak’ta kurmuştuk. O zaman bu yapıda değildi İHD, yani Kürtçüleşmemişti, o zaman mesela 91 yılında bu savaş aleyhtarı bir afiş bastıralım demiştik. “Yurtta Sulh Cihanda Sulh afişimizi yasakladılar. Bakara mısınız 91 yılında bunu yapıyorlar ama bunlar 95 ve 2004 yılında bu yasaklar kaldırılıyor. Yine kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olmaktan çıkartılması 38. Maddede bu düzenleme yapılıyor,2001 yılında. Bunun anlamı, yasa dışı bir şekilde elde dilen delilleri, delil nedir yasa dışı dinlemelerdir ki işkenceyle elde edilmiş delillerdir, 2001 yılında bu yasa dışı deliller elde edilmiş, delillere dayanmaktan vaz geçiliyor.
Eşler arasında eşitlik ve Çocuk Hakları 2001 ve 2010 yılında, 2010 yılında yapılan değişiklikleri biliyoruz, bunu delil olarak koydular ama 2001 yılında eşler arsında eşitlik ilkesi benimseniyor. Anayasada ya Medeni Kanunda yapılan değişiklikle, ailenin reisi erkektir ve eşinden izin almak, kadın çalışmaya başlarken eşinden izin almak durumda kalıyordu belli konularda, borçlanma konusunda da öyleydi. Medeni Kanunda 2001 yılında anayasada bu değişiklikler getiriliyor.
Olumsuz değişiklikler. Olumsuz değişikliklerden bir tanesi 1999 da yapılan değişiklik. Düzenlenirken madde 47 de, özelleştirmede haraç mezat her şeyi satacaklarını için özelleştirme de giriyor anayasamıza, bu da bana göre olumsuz bir değişiklik.
İşçiler için sendika hakkı daha önce anayasada var iken bütün çalışanlara veriyor 2001 yılında, o büyük mücadele memur sendikalarıyla birlikte, büyük mücadelesi bence ilk maliyecinin avukatıydım. Bayağı ciddi mücadeleler verilmesinden sonra 2001 de memurlara bütün çalışanlara sendika hakkı veriliyor, kadük da olsa veriliyor. Yine sendikalara siyasi faaliyet yasağı devlet demetini 1995 yılında anayasamızdan çıkartılıyor madde 52;  Madde 53 toplu sözleşme hakkı memurlara tanınıyor, tabi bu 2010 yılına düşmüş bir tanıma biliyorsunuz ki grev hakkı yok. İşçilere grev hakkı var, ona toplu sözleşmesi diyor, Anayasada memura da toplu sözleşme” diyor; toplu sözleşme yapan memurların grev hakkı tanınmamış oluyor. O zaman da referandum öncesi bu konuya çok değinmiştik.
Bunun dışında siyasi partilere girme hakkı; akademisyenlere ve üniversite öğrencilerine tanınıyor Madde 68 siyasi faaliyet ile ilgili, ama yine memurlara siyasi faaliyet hakkı tanınmıyor. Ama böyle olunca memurlara siyasi faaliyet hakkı siyasi partilere girme yasağı getirilince sanki memurlar politize olmuyor mu? Bakıyoruz şimdi herkes şimdi iktidar yandaşı ve onların işaret ettikleri sendikalara giriyorlar. Yani sanki bu şekilde memurlar siyasi faaliyet yapmıyor muş gibi, ama sonuç olarak memurlara siyasi partilere girme yasağı devam ediyor. Sadece öğretim görevlilerine, onların da partilerin üst yönetimlerine girme hakları üniversite öğrencileriyle ilgili hakkı kanuna yetki bırakmış durumda anayasaya.
Madde 101, Cumhurbaşkanı yetkileri konusunda 2007 yılında halk tarafından seçimi getirildi biliyorsunuz, ama yetkileri yarı başkanlık hatta başkanlık sistemi gibi yetkileri Cumhurbaşkanının, biraz sonra onu da görüşeceğiz, olumsuz olarak Cumhurbaşkanının çok fazla olan yetkileri de sınırlandırılmadı, sadece halk tarafından seçilmesi getirildi. Şimdi başımıza bir Tayyip Erdoğan belası çıkmış durumda.
Elbette bu anayasanın değiştirilmesi gereken maddeleri var. Yani nedir bunlar; 2010 yılında yüksek yargı organlarının Anayasada Mahkemesi üyesinin ve Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) 82 Anayasasından da beter bir şekilde iktidara bağlandı; Cumhurbaşkanına ve Meclisin iktidar çoğunluğuna yüksek yargı organlarının hâkimlerinin seçimlerinin onlara bağımlı tutulması. Bunun değiştirilmesi gerekiyor. Ayrıca YÖK gibi, RTÜK gibi pek çok konuda iktidarın hakim olduğu ve üniversitedeki bilimsel özerklik-idari özerkliğin engellendiği, RTÜK gibi iktidarın sopası haline gelen pek çok maddenin değiştirilmesi gerekiyor. Şimdi ama bunu yapacak olan AKP nin çoğunlukta olduğu bir dönemin olmadığını bu anayasa değişiciliklerin olumlu demokratik gerçekten çağdaş, gerçekten bilimsel niteliktekinin değişikliklerini AKP ile yapamayacağımızı hepimiz biliyoruz. Onun için zaten mensubu olduğumuz siyasi partide olsa kızıyoruz, AKP yle böyle bir masaya nasıl oturursun? Bunların 2010 yılında yaptıkları şeyler belli, parlamentoya getirdikleri yasalar belli. 4+4+4 ün nasıl bir tahribat yarattığını sizler benden daha iyi biliyorsunuz, bu 4+4+4ün yıkımını. Buna benzer çok ciddi anlamda iktidarın baskılarının hakim olduğu, böyle zamanda ülkenin bölünmesinin yollarını açan anadilde savunmadan, ana dilde eğitimden, bütün büyükşehir yasalarından federasyona giden büyükşehir yasalarına kadar her konuda AKP Amerika’nın ve diğer emperyal güçlerin kendisine tanıdığı o taşeronluk görevini sonuna kadar yerine getirmeye çalışıyor. Böyle bir hakimle demokratik bir anayasa değişikliği yapmamız mümkün olmaz diye biz biliyoruz zaten.
Onlar da şunu söylüyorlar:
"Zaten bizim istediğimiz anayasa filan değil, biz yeni anayasa istiyoruz, tamamıyla bu anayasayı lağvedeceğiz ve yeni bir anayasa ilk dört maddesi de yok işte 174 maddesi de yok, Devrim Kanunları da yok” yok öyle bir şey yok. Zaten sürekli yasa teklifi veriyorlar. Devrim yasaları şeyi kaldırın buradan, o şeyle ilgili bir demokratikleşme paketinde Şapka Devriminin ve Harf Devriminin korunmasına ilişkin Türk Ceza kanunundaki hükümleri kaldırdılar, onları teker teker işlevsiz hale getiriyorlar. Onların istedikleri tamamen Türkiye’yi dönüştürecekleri bir federal sisteme, bir İslami referanslı bir ülkeye dönüştürmek istedikleri için o nedenle anayasayı tümüyle değiştirmek istiyorlar. Bunu saklamıyorlar da, hep 23 Ekim 2023 Cumhuriyetin yıkıldığı yılı, cumhuriyet yıkılacak. Canlı da ilan ediyorlar HDP yle AKP bu konuda işbirliği içerisinde bu çalışmalarına devam ediyor. Tabi bizim canımızı yakan Ey CHP ve MHP orda ne işiniz var? Bunu söylüyoruz. Neyse biraz yüreğimize su serpildi, CHP masadan ayrıldı. Orda tutanakları inceldim, biraz sonra sizlerle görüşebiliriz.
Biz 2011 Anayasa Uzlaşma Komisyonu önerilerini incelediğimizde, adamların bu niyetleri o kadar açık ki,  okumuyoruz biz, yani “bundan böyle çıkıyor da acaba böyle mi düşünüyorlar”  falan demiyoruz. Anayasa Uzlaşma Komisyonuna verdikleri önergelerden biliyoruz ve bundan o kadar korkuyorlar ki bu tutanakları vatandaşlara hiç bir şekilde kamuya açık şekilde yapmıyorlar, şeffaf yapmıyorlar; biz bunları nasıl alabiliyoruz,  Süheyl hocam sağ olsun, Süheyl Hocamdan bu önergeleri aldık. Gerekli olan insanlara da bunları verdik, vermeye de devam ediyoruz, oradaki önergelerinden biliyoruz biz bunları. Hem önceki Anayasa Komisyonu çalışmalarında hem de Anayasa Mutabakat Komisyonunda onların derdi ilk dört maddesin de dâhil olacağı yeni bir anayasanın oluşturulması. İlk dört maddede nihayet hepimiz biliyoruz, “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” bu var. Ayrıca “ilkesiyle, ülkesiyle bölünmez bir bütündür” Türkiye Cumhuriyeti var. Dili Türkçedir bayrağının şekli, başkentimiz, milli marşımız var.
İlk dört maddede antidemokratik ya da yanlış olan ne var? Bunu bize anlatın dediğimiz zaman, zaten takke düşüyor kel görünüyor, geçen dönemde de aynı şeyler söz konusu, bu dönemde de aynı tartışmalar söz konusu. Geçen dönemdeki onların önergelerini özellikle size anlatmak istiyorum ki, bu konuda mutlaka herkesin düşünmesi bilmesi gerekir diye düşünüyorum. Örneğin HDP nin verdikleri önergeler ne? Anayasa Uzlaşma Komisyonuna verdiği önergeler. İdari federalizmi istiyorlar zaten ve verdikleri önerge aynen şöyle:
“20 özerk bölge olsun Türkiye, etnisite ve mezhep anlamında, idari anlamda bölünme, 20 özerk bölge olsun, bu bölgelerin ayrı meclisleri olsun ve bu bölge meclisleri kendi anadillerine yani kendi resmi dillerine kendileri karar versinler, müfredatına kendileri karar versinler, ayrıca anadilde kamu hizmeti olsun, bu bölgeler öyle olunca resmi dil olacak demektir. Öz savunma gücü olsun, ayrı başkenti olsun, ayrı bayrağı olsun, ayrıca TC i PKK yla yaptığı mücadele nedeniyle o bölgeye verdiği zarar savaş tazminatı olarak ödesin ve vicdani ret olsun”. Yani isteyen askerlik yapsın, istemeyen yapmasın. Türk Silahlı Kuvvetleri dağılsın”. Verilen önergeler aynen bunlar.
Şimdi böyle genel sözler söylemek yerine, biz insanlarımıza bunları anlatmak durumundayız. BU önergeleri verdiler. Bu önergeler tartışıldı. Bu önergeleri, bölge meclisi önergeleri değil de BDP hatırlayın, Tayip Erdoğan, “Osmanlıda da eyalet sistemi vardı, eyalet sistemi neden olmasın” dedi aynen böyle, bunlara rastlıyor bunlar. Bunlar böyle örterek söylemeye çalışıyorlar. Ama artık örtülmesine izin vermemiz lazım. Bizleri TV lara çıkarmıyorlar, bir Haber-Türk’e çıkamıyoruz, bir NTV ye çıkamıyoruz, bu konuyla ilgili çıkamıyoruz. Bu konuda bilgili birikimli insanları çıkartmıyorlar, sadece kendi yandaşlarını çıkartıyorlar. Bizim yapacağımız şey toplumun önderlerine bunu anlatmak, yani parlamentoda bunu yaşayanların anlatması; şimdi bunlara hiçbir şey söylememize gerek yok. Özerk bölgelerde ayrı dil, ayrı müfredat olduğunda birbirini anlamayan insanlar yetişecek ve birbiriyle ortak yaşama iradesi olmayan, siyasi bilinç birlikteliği olmayan ayrı ayrı yasalar oluşacak genç insanlar oluşacak, cumhuriyetler oluşacak. Bu konuda hep İspanya örneği veriliyor, İspanya örneği çok güzel bir örnek gibi, “efendim 78 Anayasasında böyle bir değişiklik oldu Franko rejiminden sonra, 17 özerk bölge kuruldu, 17 özerk bölgede aynı şekilde ayrı meclisi, ayrı dil ayrı müfredat ve ayrı planlaması var”. Bu güzel bir şeymiş gibi gündeme getiriyorlar.
Ancak Metin Cerrahoğlu Cumhuriyet Gazetesi sağanak köşesinde bu konuyla ilgili bir inceleme yayınladı. “Ben 78 de İspanya’da yaşıyordum ve bunu olumlu görüyordum, yerinden yönetim, demokratik yönetim, insanların doğrudan doğruya yönetime katkı koyması olarak lanse dilmişti. Onu böyle görüyorduk. Ama 30 yıl sonra İspanya’da gördüğümde tüm sosyalistler dahi, şimdi bizim kafası karışık olan sosyalist ve solcu arkadaşlarımın tümü, “ispanyanın  ayrışmaya doğru gittiğini Katalanların ve Baskların bu konudaki yaklaşımlarını biliyoruz;  gördüler. Bir diyor ki bir ırkçı temelde ayrıcılıkların yani önceden Katalan ve Baskların olmasına rağmen, 17 özerk bölgede de ırkçı temelde milliyetçiliğin geliştiğini, İspanya’nın parçalanmaya doğru gittiğini görüyorlar. Bunun dışındaİspanyolca ortak dil öğrenilmesi gerekir” dendiği halde İspanyolca özerk bölgeler öğretmiyorlar, “git kardeşim TV dan izle, sokaktan öğren” diyorlar. Bunun yanında İspanya ekonomisi çöktü, çünkü bölge meclisleri, bölge hükümetleri, “o bölgede var, benim bölgede neden yok” diyerek 5000 kişilik yerleşim birimlerini üniversiteler kuruyorlar” diyor. “Kuş uçmaz kervan geçmez yerlere de hızlı trenler yapıyorlar ve İspanya hükümeti merkezi bir planlama yapılmadığından dolayı da çökme aşamasına geldi” diyor. Hem ırkçı milliyetçi gelişiyor, demokrasi gelişmiyor, hem de ekonomi çöküyor ve bunu diyor, solcu geçinen, aydın geçinen liberaller ve diğer insanlar ya bunu cahilliklerinden yapıyorlar, ya da çok kötü niyetliler. Şimdi bizden 30 yıl önce yaşamış böyle bir örnek var iken, 30 yıl sonrası yürürken her eve bir Ortadoğu coğrafyasındaki ayrıştırma yapılarak bizim ne hale geleceğimiz belli. Hepiniz biliyorsunuz Sevr’deki o maddeleri anımsatmıyor mu bu? Size Kürdistan, Lazistan vs bütün işgal edilmiş bölgelerdeki yapıyı size anlatmıyor mu? Sevr’in maddeleriyle, HDP nin önerileri arasında ne fark var? Bana bir söyler misiniz? Bize yeniden Sevr AKP, HDP ve PKK yoluyla dayatılıyor, biz onu görüyoruz. Bunu gördük, bunun için dehşet içinde parti yönetiminden de bize “susun susun, bunları söylemeyin” denmesine rağmen dehşet içinde bunları haykırdık, belki biraz parti yönetimiyle de çatışmamız ordan doğdu. Çünkü parti bizim özellikle yerleştirilmiş bazı insanlar var. Ben hepsini, bütün arkadaşları demiyorum, tenzih ediyorum ama örneğin Sezgin Tanrıkulu gibi, herkes bunu biliyor, PYD lilere ve PKK lılara “aktivist” diyen bir genel başkan yardımcısı ve daha düne kadar, bir milletvekili var. Buna benzer bir sürü insan var. Onları artık sizlerin takdirlerine sunuyorum.
Böylesine bir anayasa sürecini yaşadıktan sonra onların en önemli konularından bir tanesi de her ikisinin verdiği önergelerden bir tanesi de şu, diyorlar ki: “Dini gruplara eğitim ve öğretim hakkı verilsin”.  Bunu hem BDP veriyor, hem de AKP veriyor; bakar mısınız biz Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği) kurmuşuz. Devrim Yasası yapmışız, öğretim birliği oluşturmuşuz, diyorlar ki, “dini gruplara eğitim ve öğretim hakkı verilsin”; ikisinin birlikte verdiği önerge bu.
Bunun dışında vatandaşlık maddesiyle ilgili özellikle zaten “Türk milleti olmasın”, etnik kimliği Türk Milleti olmasın, Anayasanın 66. Maddesi değiştirilsin, Türk etnisetesinin hiç birisi yer almasın” derlerken, sanki bizim anayasamızın 66. Maddesine “Türk ırkından gelenlere Türk denir” gibi bir şey söylemiş gibi, anlaşılıyor. Oysaki önce vatandaşlık bağı ile bağlı olanlara Türk denir, Türk vatandaşı denir”. Bizim anayasamızın tanımı bu, yani asla bir ırkçılık kokmuyor, aksine ırkçılığı engelleyen ve Atatürk’ün o büyük sözü var ya, “TC ni kuran ahaliye Türk milleti denir”; o yaklaşımla hiçbir ırk temeli olmaksızın vatandaşlığın eşitliği üzerinden giden bir yaklaşım biçimi var.
Bu konular gelince araştırma gereğini duyuyoruz; aynı şekilde Fransız Anayasası’nda da var, İtalyan Anayasasında var, özerk bölgeler olan İspanyol anayasasında bile vatandaşlık tanımı bu şekilde kurulmuş. Bir de kurulmuşken oralara hiçbir söz yok, siz anayasanızdan Türk Milletini, vatandaşlık kavramlarını çıkartın, onlar bir etnisitenin üstünlüğü anlamına geliyor. Onun için TC vatandaşı denilsin, bütün etnisitelere de eşit haklar tanınsın”.
Hasip Kaplan genel kurulda aynen bize şunu söyledi: “Siz hangi haklara sahipseniz biz de o haklara sahip olmak istiyoruz”. Söylemek istediği, dediği şey şu: “Türk vatandaşlığını kaldırın, Türk kimliğini de kaldırın” diyorlar. “TC vatandaşlığı” der isek tüm etnisitelere eşitlik, gruplara eşitlik, mezheplere eşitlik verileceği için de işte o zaman Türkçe nasıl resmi dilse Kürtçe de resmi dil olacak. Lazca da resmi dil olacak, Ermenice de resmi dil olacak, bu resmi dilleri bütün şu anda TC nin hak sahibi olduğu eğitim dili,  kamudaki dili vs dili yapmak paramparça etmek. Yurttaşlık kavramından zaten saldırmalarının nedeni o, yani Türk sözcüğünün etnik bir sözcük olduğunu, etnik bir sözcük olduğunu, tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini, hiçbir sözcüğün olmaması gerektiğini. Peki, o zaman nedir bu TC ve hatta onun senin bile değiştirilmesini, Özal döneminde de getirilmişti o, istedikleri şey Anadolu İslam Federasyonu” sadece millet üzerinden Türk Milleti üzerinden birliktelik değil, siyasi birliktelik değil, üstelik bilinç birlikteliği değil, ümit üzerinden dini birliktelik sağlanabileceğini iddia ediyor AKP tarafı. Ama biliyoruz ki milyonlarca Müslüman ülke var, yani bunların bir araya gelebilmesi mümkün mü? Ortak bilinçle, ortak duygu ile hareket mi? Ortak olamayacaklarını çok net biliyoruz.
Bizim için Türk Milleti kavramı yani ulus devleti kavramı siyasi birliktelik, siyasi bilinç bir arada olabilme, ortak geçmişin, ortak gelecek duyguların olabilmesi, bunu yok etmeye çalışıyorlar. Etnisite ve mezhep üzerinden bunu getirmeye çalışıyorlar, sonuç olarak da TC ni aynen Sevr’de olduğu gibi hiç saklamadan gizlemeden belirttiği gibi, 20 özerk bölge olsun, paramparça olsun,  Anadolu İslam Federasyonu olsun, istedikleri şey bu.
Şimdi bu konuda özellikle bizlere deniyor ki, “siz hep ulus devlet üzerinden gidiyorsunuz, gençlik üzerinden gidiyorsunuz, hiç emek üzerinden gitmiyorsunuz”, böylesine saldırılar da oluyor. Ancak bakın AKP önerisi aynen şöyle, devlet memurlarıyla ilgili, şu anda devlet memurlarının güvencesi var 657 ye göre, bunun tamamen kaldırılacağı, çalışanlarla ilgili bir önerge de var, diyor ki, “kamu görevlilerinde de hizmet alımıyla işler yapılabilmesi, hizmet alımının yapılabilmesi konusunda kanunla düzenlenir bu madde” diyor. 
Bakın Devlet memurları güvencesini dahi ortadan kaldıracak bir önergesi var, o Anayasa Uzlaşma Komisyonuna. Şimdi de, “taşeronluğu kaldıracağız” diyorlar ama asıl yapmak istedikleri şey devlet memurları da dâhil olmak üzere hizmet alımı yoluyla sözleşmeli personeli bütün kamuya yaymak. Sadece işçiler için değil, memurlar için de bunu yapmak ve bunu da anayasaya koydular, önerdiler. Dehşet verici bir şey, sizler duydunuz mu, böyle bir şeyi. Belki kulaktan dolma bir şey olmuş ama yani bunu bizim anlatmamıza TV larda izin yok. Anlatamıyoruz böyle bir şeyi, ama AKP böyle demokratik çok doğru şeyler yapıyor muş gibi insanlara, bunlar anlatılmaya çalışılıyor.
Bir Türk usulü Başkanlık Sistemini kısaca size anlatayım. Verdikleri önerge çerçevesinde anlatacağım. Şimdi, Türk Usulü Başkanlık durumu şöyle:
“Milletvekili seçimiyle başkanlık seçimi aynı gün olsun. Aynı gün olduğu takdirde ne olacak başkan yüzde 50+birle seçiliyor ya. Başkana oy veren kişi o partiye oy vereceği için başkanla milletvekili çoğunluğu aynı partiden olmuş olacak. Partili başkan olduğu için de o partiye oy verildiği için de zaten partili başkan da o milletvekillerini belirlediği için başkan aynı partiden, milletvekili çoğunluğu aynı partiden olmuş olacak; yasama ve yürütme aynı partiden ve aynı duyguları taşıyan ve başkanın tamamen denetiminde bir şey oluşturulacak. Seçimin aynı gün olmasındaki maksat bu aynı gün oluşturulacak. Başkan meclisi feshetme yetkisine sahip olacak. Şimdi de 7 Haziran seçimlerinden sonra hepimiz biliyoruz, hükümet kurulamayınca hükümet yenilendi ya, meclisi doğrudan doğruya feshetme yetkisi başkanın, böyle bir şey.
Onun dışında başkan tek başına kararname çıkarma yetkisi veriliyor başkana, tek başına kanun çıkarma yetkisi yani. Böyle bir şey olabilir mi? Tek başına tek, bakanlar kuruluyla falan görüşmeden, bakanları kendisi atadığı için istediği zaman da görevden aldığı için onların hiç hükmü yok zaten, yani onun yardımcıları, danışmanları konumunda olacak.
Başkanın tek başına kararname çıkarma yetkisi var, bakanları alıyor ve atamalarını yapıyor, Meclise karşı hiçbir sorumlulukları yok, güvenoyu falan yok, bu şekilde çalışmaları sürdürüyorlar. Ayrıca başkan ve Meclis çoğunluğu, başkan yarısını atıyor yüksek yargı organlarının, örneğin Anayasa Mahkemesinin, HSYK nun hepsini başkan atıyor, yarısını da kendisinin oluşturduğu Meclis çoğunluğu atamasını yapıyor. O zaman ne oluyor, Anayasa Mahkemesi ve HSYK bugünkünden çok kötü hale geliyor. Ayrıca valileri, müsteşarları, genel müdürleri başkan tek başına atamasını yapıyor. Kimseden herhangi b ir görüş almadan onayını almadan o başkan onları atıyor. Yani şimdi milletvekillerinin atamasını yapıyor, yüksek yargı organlarındakilerin atamasını yapıyor; genel müdürü, müsteşarı ve valilerin hepsinin atamasını yapıyor. Yani kendisini denetleyecek neresi olabilir, bir güvenoyu Meclis yoluyla olabilir, denetleyecek. İki yargı olabilir yargıyı kendi atadı, milletvekillerini kendin atadın; bütün idari işleri kendin atadın. Seni kim denetleyecek?  Yani işte bu nedenle Türk tipi başkanlık sistemi diyoruz.
Şimdi, mutlaka bilenleriniz vardır;  ben biraz araştırma haptım, ABD de başkanlık sistemi var, orda nasıl? Bir kere kesinlikle şu anda bizim cumhurbaşkanımız Uluslar arası anlaşma yapabiliyor ya, Meclisin onayından geçiyor ondan sona. Anlaşmaları Başkan Obama, örneğin senatonun 2/3 çoğunluğunun rıza göstermesiyle imza atıyor, araya giriyor. Yine yargı atamalarda, büyükelçiler atanmasında, diğer bütün atamalarda Senato’nun rızası ve onayı gerekiyor. Hepinizin bildiği gibi Amerikan buraya büyükelçi atanması sırasında adamı sorguya çekiyorlar, şu konuda ne düşünüyorsun, Kürt meselesinde ne düşünüyorsun, Ermeni meselesinde ne düşünüyorsun, oradan onay gelirse buraya ataması yapılabiliyor. Atamalarda zaten cumhurbaşkanında bu yetkiler var bizim, bu yetkiler daha da artarak devam edecek.
Kuvvetler ayrılığı diye bir şey ortadan kalkıyor. Kuvvetler ayrımının anlamını biliyoruz, yani kişilerin niyetine bakmadan anayasal mekanizmalarla yasama, yürütme ve yargının ayrı birbirini denetleyebilir nitelikte olması gerekir ki,  kötüye kullanılmasın. Diktatörlüklere gitmesin ve hepimiz yine biliyoruz, Latin Amerika ülkelerindeki başkanlık sistemlerinin diktatörlüğe gitmesindeki en büyük etken o güçler ayrılığı, kuvvetler ayrılığının olmamasıdır. Yani bunun Türk usulü olmasının gerekçesinin olması 1908 lerdeki Cumhuriyet öncesi padişahlardan çok daha fazla yetki istiyor şimdi Tayyip Erdoğan.  Hiçbir şekilde denetlenmek istemiyor. Daha sonra bir madde de ekleyeceklerdir, onu sonra oğluna geçecektir falan. Böyle bir sistem öneriyorlar.
Yani şimdi bunları gördükten sonra, bizim partilerin o masaya oturmaması gerekiyordu.
Sonuç olarak yeni anayasa yenilemek için son çağrı yaptığında, işte bizim partimizde genel başkanın tutum belgesi gönderildi, dendi ki, ilk dört madde ve başkanlık sistemi kesinlikle görüşmeyeceğiz, konuşmayacağız, böyle bir tutum belgesi gönderildi ama buna AKP çok ciddiye almadı. “biz orda konuşuruz, onları bir şekilde oyalarız vs gibi falan, işin ciddiye almadığını komisyon tutanaklarını incelendiğinde görüyoruz. Komisyon tutanakların 16 Şubat, komisyonun tutanaklarını incelediğimde ben, çok net şunu gördüm ki, bizim arkadaşlarımız Ömer Suha Aldan, Bülent Tezcan ve Namık Havutçu ya aynen şunu söylüyorlar, “ilk dört madde bu maddelerin  ruhunu verdiği anayasa hükümlerini değiştiremezsiniz, başkanlık sistemini getiremezsiniz, bu konular ön şartımızdır, bu konularda sizinler mutabakata varmadan bu anayasa komisyonu çalışmalarında yokuz”. Arkadaşlarımız bunu söylüyorlar; gerçekten kutlanması gereken bir şey, ama tabi bu aşamaya nasıl geldik? 2011 Anayasa uzlaşma komisyonu bu noktaları görüyorduk, hepimiz bu konuda uyandık, o zaman demokratik anayasa oluvermiş gibi geliyordu. Ama bu anayasanın bir karşı devrim anayasası olduğunu hepimiz biliyorduk ve uyandık. O nedenle de arkadaşlarımız bunu gündeme getiriyorlar. O dönemdeki tıkanan, hatta Namı Havutçu’nun sözleri kesinlikle özerklik konusunda, başkanlık konusunda, madde konusunda geçen dönem Anayasa çalışmaları tıkanmış bu konularda sizinle mutabakata varmadan son çalışmalarda yer almayacağız” diyor. Bu komisyon çalışmaları o nedenle dağılıyor. Ancak HDP nin temsilcisi aynen şunu diyor, “efendim lütfen siz bunları ön şart olarak getirmeyin, bizim de Türk vatandaşlığını ırkçı anayasanın 66. Maddesi değiştirilmesi ön şartımız olarak konulabilir, özerkliği istiyoruz, bu ön şartımız olarak getiriyor muyuz siz de getirmeyin”. Bizim arkadaşlarımız da ilk dört maddenin ortadan kaldırılması gerekebilir, ama bunu ön şart olarak ileri sürmüyoruz. Hem HDP liler hem AKP liler, ilk dört madde de dâhil, aynan masanın bu hükümleri değiştirilebilir, değiştireceğiz diyorlar. Bu konuda edilgen bir tavır içinde her zaman bildiğiniz gibi. Bizim de ilk dört madde hakkında duyarlılığımız başkanlık sistemi ama şimdi bunu karıştırmayın devam edelim toplantılara” diyorlar ama komisyondaki arkadaşlarımı kutluyorum, kendilerine de söyledim, kamuoyuna da söyledim. Bu anayasa girişimi, karşıdevrim, Cumhuriyeti yıkım anayasası biz devirdik, bunu yüksek sesle söylememiz lazım. Çünkü Cumhuriyeti yıkmanıza asal izin vermeyeceğiz, bunu dememiz lazım. Ama gelen arkadaşlarımızda genel bir söz var, “vallahi biz dağıtmadık da biz bunları söyleyince İsmail Kahraman dağıttı”, yok öyle bir şey. Yani biz dağıttık, Cumhuriyeti kuran parti biziz ve Cumhuriyeti yıkmanıza izin vermeyeceğiz. Bunu deyiverse işler düzelecek zaten Arkadaşlarımız bunu demedikleri için vatandaşlarımız yeterince anlayamıyorlar, kavrayamıyorlar, diye düşünüyorum.
Şimdi çok tehlikeli bir durum var, onu da sizlerle paylaşmak istedim aslında. Tayyip Erdoğan başkanlık sistemi diyor, başkanlık propagandasına giriyor; diyorlar ki bu proje başkanlık propagandanızın yan kolu halinde sürdürmemize izin vermeyeceğiz; propaganda malzemesi yapmanıza izin vermeyeceğiz” diyorlar. Bir yandan Tayyip Erdoğan bunu yürütüyor, bir yandan İsmail Kahraman ilk Meclis başkanı seçildiği gün, “İslami referanslı bir anayasa istiyoruz”  dedi. Biz gördük, duyduk hepsini, öbür taraftan hangi yerlere federal bir yapı istiyorlar. Şimdi Anayasa Komisyonunun mutabakat komisyonunun devam edemeyeceğini, muhalefet partisi olmadığında o örtünün kaldırıldığını gördükleri için devam edemeyeceğini görüyorlar. Yalnız çok daha tehlikeli bir sürece girildiğini ben ne yazık ki bu şey içinde görüyoruz. Özellikle bir hafta içinde söylemlerinde görüyoruz, Mustafa Şentop diyor ki, yani, anayasa değişiklikleri ile ilgili 175. Madde var, Anayasa değişiklikleriyle ilgili o 175. Madde nedir, 330 sayısını bulduğunuzda halkoyu referandumuna gidersiniz, 360 ı bulduğunuzda isterseniz referanduma gidersiniz. Diyor ki, “biz yine anayasayı yaparız 330 olsa da olmasa da zaten bizim yüzde 49,6 oyumuz var. 300 ün üzerinde milletvekilinden onay alırsak referanduma gideriz, referandum kuruyucu referandumdur,  onun için de, Fransa’daki DE Golle örneğini vermiş Şeref Malkoç diye bir danışman herhalde, “Fransa’da DE Golle tek başına anayasayı yaptı ve Fransız halkına sundu, bu kurucu referandum oldu, Fransız halkına sundu, bu kurucu referandum oldu”. Böyle iddiaları oldu. Akşam CNN-Türk de ben Ahmet İyimaya’yı izledim,  o da anayasa mutabakat komisyonunda AKP temsilcisi, ben dehşet içinde kaldım. Önce Ahmet İyimaya’dan duydum, ötekilerini izlememişim demek ki, Ahmet İyimaya diyor ki, “efendim dört parti bir araya gelirsek biz anayasayı istediğimiz gibi değiştiririz; yapım süreci, şu kadar milletvekili gelecek, bu kadar milletvekili gerekecek, o hiçbir şey değil, yeni anayasa yaparız, kurucu irade olarak yaparız. Öbür partiler gelmediği takdirde ise biz 330 la bu yeni anayasayı yine yaparız, 330 çok da belirleyici değildir, bu 325 de olur, 327 de olur, hiç belirleyici değildir. Referanduma gideriz, referandumdan biz yüzde 51 alırsak kurucu referandumla biz bu anayasayı yaparız”.
Bakın çok daha tehlikeli bir sürece girmiş oluyoruz. AKP şu anda var olan anayasayı zaten tanımıyor da, yani artık hiç tanımayacağım” diyor, hiçbir konuda tartışmayacağım” diyor. “Size sormayacağım” diyor. Anayasaya ilişkin o maddeleri bile uygulamaksızın doğrudan referanduma gideceğim ve yeni anayasayı koyacağım, gene yeni anayasada İslami referans olacak, federalizm olacak, demokratik sistem olmayacak, başkanlık sistemi olacak. Bunlar olacak, bunu getireceğim” diyor AKP.
Bizler çağırılıyoruz, Anayasa üzerinde konuşmaya, Milli Merkez, İzmir’de Latife Hanım Grubu çaırıyor, burada toplantılar yapıyoruz. Biz anayasa masası dağıldı ama öncesinde biz böyle karar verdiğimiz için bunu yapalım, diye düşündük. Hayır, anayasa masasından çok daha tehlikeli bir sürece giriyoruz şimdi. AKP sadece referandumla anayasayı değiştirmeyi hedefliyor.  Bu konuda hepimize çok daha fazla görev düşüyor. CHP zaten çekildi, MHP nin böyle bir süreçte olacağını düşünmüyoruz, ona da çağrılar yapıyoruz ama hiç bir partiyi önemsemeksizin, ne üniversiteler şunu diyecek, ne barolar bunu diyecek, ne kitle örgütleri şunu diyecek, hiç ona bakmaksızın yapıp geçmeyi istiyorlar. Şimdi asıl demokrasi mücadelesi ülkemize sahip çıkma, Cumhuriyete sahip çıkma mücadelesi asıl şimdi başlıyor, diye düşünüyorum, ben. Bu konuda çok kafa karıştıran bir şey var, onu özellikle anlatmak istiyorum.
Eşit Yurttaşlık kavramı; dikkat ederseniz her yerde eşit yurttaşlık eşit yurttaşlık bunlar geçiyor; eşit yurttaşlık dendiğinde bizim tüylerimiz diken diken oluyor artık. Şimdi Anayasamızın 10. Maddesi var. Yurttaşlarımız, vatandaşlarımız din, dil, ırk, mezhep, inanç, cinsiyet ayırımına bakılmaksızın hepsi eşit; bu anayasamızın eşitlik maddesi varken “eşit yurttaşlık” olacak. 10. Madde var, hangi eşitlikten, neyin eşitliğinden bahsediyorsun? Eşit yurttaşlık, kolektif haklar dendiği anda TC vatandaşlığı dendiği anda, bileceğiz ki orada biz gördük ki, orada etnisitelerin, inançların, mezheplerin, fertlerin eşitliğinden bahsediliyor ve hepsine de anayasada yer vermelidir” diyorlar. Meral Danış Bektaş diyor ya, “bütün, anayasada bütün kimlikler, bütün dinler, mezhepler kendisini ifade etmelidir, o anayasa çok kimlikli olmalıdır, çok dilli olmalıdır” diyorlar, yani bunu ileri sürüyorlar, eşit yurttaşlık bizi böylece aldatmacaya getiriyor. Ona şunu sorduğumuzda “10. Madde var TC yurttaşların eşitliği ile ilgili, onun dışında sen ne istiyorsun, dediğinde orda bocalama başlıyor zaten. O soruyu sormamız lazım. Fark eşitlik ne istiyorsun, etnisite eşitliği istiyor, yani Yugoslavya sürecini izleyenleriniz vardır belki, bize Yugoslavya süreciyle ilgili A.Üniversitesinden Gözde Yaşin diye bir arkadaşımız bir brifing vermişti. O brifingde hanım dedi ki, “bakın Türkiye Cumhuriyeti şu anda karşı karşıya olduğu tehlikeyi 10 yıl 15 yıl önce Yugoslavya karşı karşıya idi ve orada insanlar o birlikteliği sağlayamadıkları için şimdi paramparça devletçikler çıktı. Bırak o devletçiklerin içinde de iki üç tane, üç tane başbakan var, beş tane cumhurbaşkanı var, Kosova’da örneğin Amerika’nın atadığı vali onaylamazsa, bizim cumhurbaşkanı gibi yasalar çıkmıyor. Camiler ayrıldı, bırakın artık okullar ayrı, camiler ayrı; bu konudaki en tehlikeli şey kota uygulaması, yani coğrafi olarak ayrıldığında bile çok tehlikeli idi. Ama kota uygulaması çok tehlikeli geri dönüyor; bu kota uygulamasını yine BDP gündeme getirdi, Alevi açılımı konusunda gündeme getirdi. Herkese sorulacakmış, senin mezhebin ne, işte ben Sunniyim, Aleviyim, şuyum vb ona göre o mezhepteki insanlar yüzde kaçsa genel çerçevede, devlet memurluğunda, milletvekilliğinde ve okullarda hak sağlanacak onlara. Yugoslavya’da da yüzde 20 oranında etnisetisi, mezhebini, dinini bildirdin, ona göre hak sağlanıyor. Bu işi bilenler şunu söylüyorlar: “ Coğrafi olarak ayrılmanın da ötesinde, şimdi düşünün Ankara gibi bir yerde bir tarafta Alevilerin okulları, bir tarafta sunilerin okulları, bir tarafta Şafilerin okulları, bir tarafta Kürtlerin okulları, bir tarafta Lazların okulları, bir tarafta Ermenilerin okulları. Yani Ermenilerle ilgili azınlık olmalarından, gayrimüslim olmalarından kaynaklı bir şey ama bizi paramparça etmeyi düşünüyorlar. Ankara’da bile paramparça olacağız, Uşak’ta bile paramparça olacağız. Paramparça etmenin en kötü hali milletin bölünmezliğini ortadan kaldırmak ve kota usulüyle bunu bölmek, coğrafi bölünmeden çok daha kötü, üniter yapının dağılmasından da kötü bir şey olduğu özellikle belirtiliyor.
Ben size Mecliste gördüklerimizi, Mecliste yaşadıklarımızı ulaşmasını engellenen bu önergeleri somut olarak anlatmamayı istedim. Bunun yorumunu zaten siz yapabiliyorsunuz. Ben üzerime düşeni yaptım, sizlere aktarma konusunda”.
 Konuşma sonunda karşılıklı sorular ve açıklamalarla konferans bitti.

 Cevat Kulaksız 
ckulaksizster@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget