Bir Asker Mektubu - Galip Baysan

Bir Asker Mektubu - Galip Baysan

Yüksek rütbeli, eski bir asker arkadaşımın son gelişmelerden, özellikle ülkemizin Suriye , iç ve dış politika sonucu oluşan   olumsuzluklardan fazlası ile etkilenerek gönderdiği mektubu hiçbir ekleme yapmadan bilgilerinize sunmak istiyorum.


“Sayın Beşir Atalay,
8 Nisan 2013 Tarihinde ‘ki “Terörle Mücadele” konulu Sn. Başbakana sunduğum ve 10.04.2013 Tarihinde tarafınızdan cevaplandırılan mektupların  hemen ardından, REYHANLIDA KANLI OLAY MEYDANA GELDİ. Bunun üzerine Amerikalı Senatör  Webster’in  “ Türkiyenin ABD ile Ölümcül Kucaklaşması” Konuşmasını kendi düşüncelerimle birlikte Size 14 Mayıs 13 tarihli mektubumda  sundum.
Bu mektuplarda; Suriye siyasetimizin, Güney illerimizdeki istihbarat örgütleri  ile bizim MİT faaliyetlerinin, sığınmacılara karşı tutumumuzun  yanlışlıkları ile alınması gereken önlemleri kısaca açıkladım ve Amerikalı tarihçi senatörün Suriye konusunda  Obama ile Erdoğan ve Davutoğlu’nu uyardıklarını belirttim. Bütün bu önerilerin ve olayların  semeresi görülmeyince ve Adana  Hatay bölgelerinde emniyet, savcı güçlerimiz ile Hükümet yetkilileri arasında istenmeyen olayları, yayın basın organlarında görünce, Ayrıca benim İstanbul ve Ankara  gezilerimde Sığınmacıların içler acısı durumlarını gözlemleyince, bunların hepsini 8 Haziran 2014 tarihli mektubumda tekrarlayarak sizlere sundum.
       
Bu mektubumda ben ilkönce sığınmacılara değineceğim. İlk olarak konuya girdiğimde sığınmacı miktarı 115 bin civarlarında idi. Ama Suriye’deki siyaset yanlışlıklarımız bu miktarın artacağını belirledi ve konu üzerine bir vatandaş  olarak eğilmek zorunluluğunu hissettim ve uluslar arası teşkilatları da zorlayarak bu miktarın belirli sayıyı aşmamasını, aksi halde ülkemize sosyal ve ekonomik alanda zararlar vereceğini belirttim. Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız Sığınmacı miktarının iki milyona yaklaştığını, sarf edilen miktarın beş milyar doları aştığını belirtiyorlar ve insani duygularımız sebebiyle bunlara katlandığımızı belirtiyorlar.(insani duygular dışında siyasi hesapların olduğu da söyleniyor, ama ben oy avcılığına inanmıyorum çünkü bu çılgınlık olur.)
        
Sayın Atalay, Bu olaylardaki hükümet yanlışlıkları o kadar fazla ki anlatmakla bitirilemez. Benim insani özellikle acıma duygum yüksektir. Önceleri sığınmacı dilenci çocukları görünce muhakkak bir yardımda bulunuyordum. Bir arkadaşım; 4-5  yaşlarındaki ayakkabısız çocuğunu göstererek, üşüyor bir ayakkabı parası diye yalvaran kadını görünce,  hemen yandaki dükkandan çocuğu giyindiriyor.  3 saat sonra dönüşünde hemen hemen ayni mahalde ayni dilenci ayni çocuk ayakkabısız.,ve çocuk üşüyor ayakkabı yalvarmaları devam ediyor!?  Şimdi ben bir kuruş vermiyorum. Sebep Ayakkabı olayı değil! İktidarımızın yanlışlıkları. Bir bayan tanırım asgari ücretle çalışır. Eşinden ayrılmış ablasının iki çocuğu ve annesi, hepsine bakıyor, Gece kondu mahallesinden gelmek gitmek kolay mı?  Şimdi size sormak istiyorum, sığınmacıya mı, her an işini kaybedebilecek bayana mı acıyıp yardım elimizi uzatalım? Dini ve sosyal öğreti içinde 10/20 lira mı kime vereceğim? Sel yatağında, menfezde yaşayan kadına ne demeli, hangi vicdan buna dayanabiliyor?
        
Seneler önce Avrupa’da dilenci göremeyince, araştırdım, dilenci yok mu diye? Harpten kalmış sakatlara ve diğer engellilere belediyeler tarafından sabit belirli temiz yerlerde basit eşya satışları yaptırarak,  ya da görme engelliler için fiyatları üzerinde yazılı eşyalar konmuş el arabaları kullanarak, sosyal bünyede uyum ve ferahlık yarattıklarını kıskanarak müşahede etmiştim. 60 yıl sonra, şimdi Sokaklarımız dilenci dolu.
        
Suriyeli toplama araçlarını da gördüm, Hacı Bayram civarından toplanıp kamplara götürülenleri de duydum. Neden önceden tedbir alınmadı? Aslına bakarsanız Suriye’ yi dize getirme siyasetinin ve hırsının bir parçası olarak görülebilinir, ama ters tepti. Bu mu ileri demokrasi, bu mu çağ atlamak?  İşsizlik oranı %11 ‘e yaklaştı deniyor. İşsizlerin bol olduğu ülkeler de cinayetler, hırsızlıklar, yolsuzluklar, uyumsuzluklar  yani sosyal hayatın her veçhesinde olumsuzluklar fışkırır. Köşkler saraylar yapılıp lüks uçaklar mı alınmalı, işsizliğe çare olacak sanayi ve tarım alanlarına mı  bu meblağlar yönlendirilmelimidir?
      
(11. .Cumhurbaşkanı A.Gül’ün 3 Günlük Umman gezisinin 40 bin kişilik bir kasaba  ihtiyaçlarını karşılayabileceğini açıklamış   ve Ülkemiz yararına ne faydalar sağladığını sormuştum. Her zaman olduğu gibi cevap yok.) Bu gibi gezilerin amaç ve faydaları halkımıza açıklanmalıdır. Muhalefet ağzı ile konuşmuyorum, ama güncel hakikatler olduğu için işsizlik ve parasızlıktan bunalan  kendi insanlarımızı gördüğüm için bu örnekleri sunuyorum.  Siyaset  Çare bulma sanatı olduğuna göre ve siyasi yanlışlıklar ile hırsların bizi bu bataklığa  sürüklediği düşüncelerinden hareketle, doğruları  ve çareleri de yanlışlıklarını  anlayan siyasi iktidar  bulmalıdır. Güney Doğu illerimizde olaylar oluyor, PKK hüviyet soruyor, haraç  alıyor vergi alıyor, yol kapatıyor, bayrak asıyor, poster sallıyor.
       Saygıdeğer Atalay bunlar yanlış mı? Size soruyorum, SİYASİ SOSYAL EKONOMİK KOMPOZİSYON içinde, Her alanda güçlümüyüz? Her şey yolunda mı gidiyor? Bu BAŞKANLIK SİSTEMİ, derdimize çare olup yaralarımızı saracak mı? Sığınmacı yanlışımızı doğrultacak mı? Yoksa 17/25 Aralığı söndürmeye unutturmaya mı matuf?
       
Sayın Atalay, EĞRİ CETVELLE DOĞRU ÇİZİLMEZ. Suriyeli muhalif teröristleri eğitip Suriye ordusuna saldırtmak, bir milli dava olarak ortaya konup Demokrasi  prensipleri içinde partiler katmanlarında tartışılıp bu uygulamanın en iyi hareket tarzı olduğu sonucuna varıldı mı? IŞIT Suriye meselesindeki alternatifler içine dâhil edilerek, önceki yanlışlıklara bulaşmadan uygun çözüm tarzlarına erişildi mi? Yoksa emir okyanus ötesinden “ Suriyeli muhalif silahlılar  eğitilsin donatılsın, aksi halde BOP eş başkanlığı kaybolur” biçiminde gelip biz de bunu olumlu mu bulduk? Veya biz Başkanlık rüyalarımızı  hayallerimizi kaybederiz endişesi ile eğit donat taktiğine  mi  takıldık? Nedir bu eğit-donat stratejisi eğer bir egemen ülkeyi bitirme amaçlı ise, bize ne? Önce biz SOSYAL BÜNYEDEKİ EROZYONU DURDURALIM, milli şahlanma başlar, REFAH ve GÜVEN gelir. Bu iki faktör devletlerin varlık sebepleri ve halklarına sunacağı asli görevlerdir.
        
Milli eğitimde her bakan değişmesi yeni programları getirdi her değişiklik bu kuşaklarda endişe ve tepkiler doğurdu. En son 4+4+4 AK Parti yandaşları tarafından da tenkit edilmeye başlandığını görüyor ve duyuyoruz. Milletimize gösterilen reva, olumsuz davranışlar neden? Neden yetkililer diğer partililer ve ilim adamları ile bir araya gelerek, biçimi ile ruhuna  ve Millilik kavramına uyan 5–10 yıllık programlar yapamıyorlar veya yaptırmıyorlar? 12–13 Yıl iktidarda; Milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılması, Partiler ve seçim kanunlarının ileri demokrasiye taşınması gibi ilk yıllardaki halkı aydınlatma konuşmalarınızda vaat edilenlerden hiç birisi gün yüzüne çıkmadı.  Cumhurbaşkanı bağırarak konuşmalarında halkın sevgisini kazandı, ama kendisini yıprattı, halen bu durum devam ediyor yazık. Halk beyin gücü yerine bağıranı alkışlıyor. Anayasa uyumsuzluğu doğuyor. Muhalefeti propaganda konuşmalarında tenkit etme yerine onları  konuşup yeni ufuklarda birleştirici faaliyetlerde bulunsa, daha verimli olacağına inanıyorum. Devletteki paralel yapı, Ak Parti ve onun başı tarafından kabullendi ve oluşturuldu. Bu gün ışığı kadar net ve inkâr dilecek durum yok. Bu yanlışlığın bir siyasi cezai yaptırımı olmalı, milletten özür dileme faaliyetleri açık ve endirekt yapılmalıdır. Yoksa halktan 400 milletvekili isteme çağrılarında Paralel yapı kullanılmamalıdır. Bu 400 milletvekili demokrasi ve anayasal seçimler sonrası oluşacak yüce meclisten istenebilinir.
      
Sayın Beşir Atalay, bütün bu olayları size neden yazıyorum. 1. Önceleri Başbakan Yardımcısı olarak, AÇILIM ve BARIŞ süreçlerinin mimarı olarak biliniyorsunuz. ( Ama bu süreçten Muhalefet partileri ile halkımızın ve akil denen yardımcılarınızın bilgisi olmadı. Habur, Oslo, Diyarbakır, İmralı görüşmeleri bir netice vermedi. Halkımız sıkıntılı ve endişeli)
2. Siz bir konuşmanızda; AK Parti içinde 40 kadar kişinin oluşturduğu bir gurubun bulunduğunu, tüm faaliyetler ve siyasi ihtiyaçların bu kurulda değerlendirilip olgunlaştırıldığını ve bundan sonra ilgili makama verildiğini, açıklamıştınız. Kendinizi Gurubun başı olarak belirttiniz. Bu iki sebepten etkili kişi olarak sizi  tanıyorum.
       
Sayın Atalay, Halkımızın üzüntüleri ve boynu eğiklikleri yalnız yukarıda yazdıklarım kadar değil, çok daha fazlasıdır. Son bir söz, İçişleri Bakanına yazdığım gibi Halkın Polisi halk için, Milletin MİT’i millet için kullanılmıyor. Hayal edilen hedeflere yöneltiliyor.  Birlik ve beraberliğimizin sosyal bütünlüğümüz içinde tekrar sağlanması ümidiyle kalpten başarılı çalışmalar dilerim.
S. Nadir Güven 22.02.15

     Zaman zaman askerlerin günümüz olayları karşısında ne düşündükleri merak edilir ve bendeniz her fırsatta ülkemizde çoğunlukçu demokratik düzene en bağlı kurumlardan birinin askerler olduğunu söylerim. Zannederim ki Sayın Güven’in yönetimi uyarıcı ve gözlem ve tecrübelerine dayanarak yardımcı olucu mektubu söylediklerimizi teyit etmektedir. Bir başka açıdan şunu söylemek mümkün: galiba bu ülkede hala toplumu bir kişinin değil, bir partinin veya daha genel bir deyimle çoğunluğun yönettiğine inananlar var.

Dr. M. Galip Baysan

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget