Çıkardığın Kanuna Uymuyorsun, Gidip Avrupa’da Hava Atmak İstiyorsun

Sonunda da Dünyanın Diline Düşüyorsun. Olan Türk Ekonomisine, Avrupa’daki Vatandaşlara Olacak
Çıkardığın Kanuna Uymuyorsun, Gidip Avrupa’da Hava Atmak İstiy
Türk toplumunu üzen, Hollanda, Almanya vb ülkelerin iki bakanımıza karşı olumsuz uygulamalarını izliyoruz.
Almanya’nın Türk bakanlara getirdiği yasağın ardından Hollanda, Rotterdam’da Türk vatandaşlarıyla bir araya gelerek konuşma yapmayı planlayan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun uçuş iznini iptal etti. Hollanda Başbakanı Rutte, gerekçe olarak  “kamu düzeni” ve ‘güvenliği’ gösterdi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın Türk konsolosluğuna girişine izin verilmedi. Bu olanlar Türkiye’deki insanımızı üzerken, Hollanda’da geçimi, ekmeği için çalışan insanlarımız da tedirgin etmiştir. [1]
Hollanda başbakanı, “Hollanda’da yakında seçim var, gelmeyin” demelerine rağmen, bizimkiler inat edip yola düşüyorlar. Bunları bir tarafa bırakalım, Türk demokrasisi ile Avrupa-Batı demokrasisi arasında çok farklar var. Bizimkiler burada kabadayılık yapıyor, esiyor gürlüyorlar.  Ülkemizdeki yargı, yürütme, yasamadaki aksaklıklar, Batı’nın hiçbir ülkesinde görülmez. Batı zaten yönetimindeki uygulamalarından epeydir rahatsız iken, böylesine babalanmak uygun olmasa gerek. Adamın evine (ülkesine) davetsiz gidiyorsun,  ülkesinde yasa dışı propaganda (kargaşa) yapmak istiyorsun; elbette ev sahibi buna razı olur mu?
Batı’nın çağdaş yaşam ve demokratik normlarına uymayan AB ülkesinden bir ülke de olsa, aynı tavrı ona da koyar.  Türkiye olarak hem AB ile onların içine girmeye çalışıyorsun, hem de demokratik olmayan yaşam ve uygulamalarınla herhangi Orta Doğu ülkesine göre davranıyorsun; dini de kullanarak kendi halkını kandırıyorsun, bir de çağ dışı, takiyeli, hileli yasama, yürütme, yargınla Batı’ya bağırıp çağırıyorsun. Önce içine bak, evinin önünü süpürdün mü ki,  dışarı hava atıyorsun.  Avrupa’ya, millete takiye yaparak iktidara gelip  Batı’nın bütün değerlerine ters düşüyorsun, Laik TC ni yıkmaya çalışıyorsun. Artık Batı amacını anladı ve tavır koymaya başladı. Bu işler demek ki bundan böyle domino taşı gibi birbirini izleyecek.
Hükümet dışa vurmuyor ama ülkemizdeki HSYK Batı organlarınca bekleme odasına alındığını öğreniyoruz. Böylesine çağdaş demokrasilerde olmayan anormallikler varken “eyy Almanya, eyy Hollanda” diye çıkışmak boştur. İsterseniz sadece Hollanda ile Türkiye’yi kıyaslarsanız, karşımıza bizi üzen gerçekler çıkar:
İsterseniz Prof.Dr. Ali Ercan’ın tespitlerine bir bakalım:
“Bizim Konya kadar olan Hollanda yılda 80 milyar dolar civarında tarım ürünleri ihraç eder, tarım ülkesi olan Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatı bunun dörtte birinden de az. Avrupa’nın bütün ülkelerine süt ve mamullerini satar, hatta bizim AVM lerde bile Hollanda peyniri görebilirsiniz. Türkiye'nin nüfusu 80 milyon Hollanda'nın nüfusu 17 milyondur, ama Hollanda'nın Milli Geliri (770 milyar $) Türkiye'den fazladır. Türkiye'de fert başına ortalama gelir 9 bin $ iken Hollanda'da bunun 5 katı, 45 bin dolardır... Dünyada İnsani Gelişmişlik sıralamasında Hollanda 5. sırada Türkiye ise 72. nci sırada bulunuyor. O nedenle de Hollanda'da 400 bine yakın Türk ekmek kazanmak için işçi olarak çalışırken, Türkiye'de 6 bin Hollandalı (emekli) Ak Deniz kıyılarında dinlenmek için bulunuyor.
Bilim-Teknoloji-Sanat alanlarında derin bir kıyaslamaya girmek istemiyorum; sadece 2 örnek vermekle yetineceğim. Dünyadaki en iyi 100 Üniversite içerisinde hiç bir Türk Üniversitesi yok, ama Türkiye nüfusunun beşte biri kadar nüfusu olan Hollanda'dan 4 Üniversite (Utrecht, Groningen, Leiden, Erasmus) ilk 100 arasında bulunuyor... Hollanda'nın Fizik-Kimya-Tıp/Fizyoloji dallarında toplam 18 Nobel Ödülü var.Türkiye'nin 1 (ABD de yaşayan Aziz Sancar)”
“Misliyle karşılık verilecek” diyen bizim yetkililer,  yurdu dışında seçim propagandasını yasaklayan kendi çıkardıkları kanundan haberleri yok mudur acaba. Hollandalılar, bu yasayı bilmiş olsaydı, bu yasayı dile getirirler, haklılıklarına kanıt gösterirlerdi.
Seçim Yasası, “yurt dışında seçim propagandası yapmayı” yasaklıyor.
AKP Hükümeti 2008 Sayılı Seçim Kanunun 94/A maddesinde aynen şöyle deniliyor:
“Yurt dışı seçmenler, milletvekili genel seçimi, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve halkoylamasında oy verebilirler. Yurt dışı seçmenler sadece seçime katılan siyasi partilere oy verebilirler.
Yukarıda ve yurtdışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz.”
Çıkardığın yasada böylesine açık yasak ve hüküm varken,  sadece referandum için siyasi propaganda amacıyla gitmeni elbette engellerler. “Misliyle karşılık verilecek” sözleri kusura bakmayın ama boş bir kabadayılıktan başka bir şey değildir.  Unutmayın ki, ne Kanuni’nin 500 yıl önce Fransa’ya “posta koyduğu” devirdeyiz, ne de öylesine bir ekonomik gücümüz var. Ne ki, 50 den fazla olan İslam ülkesinin ulusal geliri bir Almanya’nın ulusal geliri kadar bile değildir; A.B.D. deki sadece Kalfornia’nın bütçesi Türkiye’nin bütçesi kadar.  Üstelik Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar’ın deyimiyle “500 yıldır, Müslüman ülkelerin bilime hiçbir katkısı yoktur”.  Dünya ülkeleri artık senin ekonomik, bilimsel itibarına göre tavır koymaktadır.
Hollanda'nın aşırı sağcı ve ırkçı Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders, Hollanda ile yaşanan diplomatik kriz için skandal boyutta bir yorum yaptı. Wilders,  Avrupa ülkelerinin Türk bakanlara yönelik tutumu için "bu sadece başlangıç" dedi. Çağdaş demokrasi kurallarına uymayan uygulamalarımız devam ettikçe, hele 16 Nisan’da ucube anayasa değişikliğine “evet” dersek, göreceksiniz, Avrupa’nın Türkiye’ye karşı olumsuz tavrı daha da artacağı, “bu sadece başlangıç" sözünden bellidir. Demek ki, “turpun büyüğü heybede arkadan gelecek)[2]
Başta Cumhurbaşkanımız kendi anayasasına uymayacağını söylemişti. [3] Onun Başbakanlığı zamanında “yurt dışında seçim öncesinde propagandayı yasaklayan” yasa maddesi dururken,  hem Hollanda da, hem Türkiye’de seçim ve referandum varken, oralara gidip rezil olmak nasıl bir şey. Anayasayı ve AYM si kararlarını tanımayan, çıkardığı yasalara uymayan,  “mevzuatı bir kenara koyun”[4] diyen Cumhurbaşkanımızın esip gürlemesi Batı’da hiçbir etki yapmaz.  Olan Avrupa’daki işçilerimize olacak, ayrıca Türk ekonomisi büyük zarar görecek. Almanya şimdiden çifte vatandaşlığı kaldırmayı düşünmeye başladı.

Bu Konuda Çankaya Üniversitesi Diplomasi Tarihi Öğretim Üyesi C. Akça Ataç Bakın ne Diyor:
1) Hollanda ile yaşadığımız gerçekten tarihe geçecek çok büyük bir kriz. Ülkeye sokulmamış ve sınır dışı edilmiş bakanlar var.
2) Öncelikle diplomaside diplomatik haklar aslında özünde nezaket prensibi üzerine kurulmuştur. Uygulayıcı ev sahibi ülkedir, güvenlik gerekçesi ile bu hakları askıya alabilir. Sınır kontrolü, seyahat güvencesi de dolayısıyla ev sahibinin tasarrufundadır. Eldeki kırmızı pasaportlar genel uygulama olarak sınırdan geçişi ve ev sahibi ülkedeki serbest seyahati sağlar, ancak misafirlerin kamusal alanda “güvenliği tehdit etme” olasılığı ev sahibinin bu hakları askıya alması ile sonuçlanabilir. Yani kırmızı pasaport otomatikman her türlü giriş, geçiş ve çıkış hakkı vermez, bunlar ev sahibi izin verdiği için gerçekleşir. Temsilciler konuk ülke topraklarıdır, oraya giden yollar ev sahibinindir. Genellikle de izin verildiği için biz geçişin 'otomatik' gerçekleştiğini varsayarız.
3) Türk Dışişleri Bakanı Hollanda'ya Türkiye'yi temsilen diplomatik bir görüşme yapmak üzere gitmemektedir. Kendisini karşılayan, görüşeceği hiçbir Hollandalı yetkili bulunmamaktadır. Kendisi bir devlet meselesi için değil, partisi adına seçim konuşması yapmaya gitmektedir. (Bunu devletin uçağı ile ve anayasada açıkça yasaklanmış olmasına rağmen bir yurtdışı temsilciliğimizde yapmak istemesi de Hollanda'nın değil Türkiye'nin meselesidir.)
4) Toplantı yasağını koyan Rotterdam mahalli yönetimidir. Başkanın adı Ahmed Aboutaleb çok sevilen Müslüman bir yerel politikacıdır. Kendisi toplantının içeriği ve katılımcı sayısı konusunda kendisine defalarca çelişkili ve yanlış bilgi verilmesinden dolayı Dışişleri Bakanı'na sonuçta "burada seçim kampanyası yapmanızı uygun bulmuyoruz" demiştir. Diplomatik dilde bu nazikçe "gelmeyin" demektir. "Çatlasanız da patlasınız da geleceğim" demek elinizdeki kırmızı pasaportun ancak nezaket temelleri üzerinden işlediğini unutmak anlamına gelmektedir. Aynı şeyi, "ülkemize gelmenizi arzu etmiyoruz" dediği birinin kırmızı pasaportla gelmeye kalkması durumunda Türkiye de yapardı.
5) Hollanda bu meseleyi bu kadar büyütmeyebilirdi ve Dışişleri Bakanı'nın Rotterdam'a gitmesine izin verip meselenin sadece yukarıda parantezde belirttiğim bir ihlalden ibaret kalmasını sağlayabilirdi. Bunu yapmamayı tercih etti.
6) Türkiye'de on binlerce kişinin pasaportuna el konmuşken, yenisini çıkartmalarına izin verilmezken, binlerce kişi iddianameleri henüz hazırlanmamışken aylardır hapiste tutulurken, bunların arasında uluslararası kuruluşların üyesi gazeteci ve yazarlar da varken bunun ülkemizin uluslararası saygınlık ve kabulüne bir etki etmeyeceğini düşünmek imkânsızdır. Diplomasi karşılıklılık, saygınlık ve nezaketle doğrudan ilişkilidir, haklar daha sonra gelir.
7) Literatürüne baktığımızda başarılı diplomasinin "diz çöktürmek," "tükürdüğünü yalatmak," "bir koymak on almak" değil "diyalogun sürekli kılınması" olduğunu görürüz. Bir dışişleri bakanı hem kendi vatandaşlarının hem de ev sahibi ülkedeki soydaşlarının yaşam kalitesi adına diplomatik diyalogu sürdürmekle yükümlüdür.
8) Bakanların Hollanda'da gördükleri muamele hepimizi rencide etmiştir. Diplomasi doğal bir yetenekten ziyade öğrenilmesi gereken ince bir zanaattır. Öğrenilmemesi durumunda henüz doğmamış nesilleri bile tehlikeye atacak durumları, davranış kalıplarını ve zorbalıkları tetikleyecek koşullar oluşacaktır."[5]
Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com 

SONNOTLAR

[1] https://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-hollandada-skandal-bakan-kayayi-konsolosluga-sokmadilar-40392174

[2] https://www.milliyet.com.tr/wilders-ten-skandal-yorum-bu-dunya-2412253/

[3] https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/39955/anayasa-mahkemesinin-kararina-uymuyorum-saygi-da-duymuyorum.html

[4] https://www.hurriyet.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-kaymakamlara-seslendi-40045474

[5] https://mail.google.com/mail/u/0/?tab=wm#inbox/15ac92827d172d75

Cevat Kulaksız

Yorum Gönder

Hollanda misafir almak istemiyor, bizim bakanlar ille de "geleceğiz" diyorlar. Böyle kabul edilmeyen misafirler için rahmetli babam küçüklüğümde şöyle bir özdeyiş söylerdi: "Ev sahibi misafir almak istemiyor, misafir tüfek takacak yer arıyor" derdi.

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget