Heyhat! (yazık, ne yazık) - Gündüz Akgül

Heyhat! (yazık, ne yazık) - Gündüz Akgül Gerek Lozan, gerekse Cumhuriyetin kurucu kadrosu bizim gurur ve onurumuzdur.

Heyhat! (yazık, ne yazık) - Gündüz Akgül
Ülke henüz bir darbe girişimi belasından kurtulmuşken, terör örgütlerine günde onlarca şehit verilirken, Cumhurbaşkanı çıkmış topladığı yandaş muhtarlara bir takım eksik tarih bilgilerle, laik Cumhuriyetin tapu senedi olan Lozan antlaşmasını ve bunu imzalayan kurucu kadrosunu, “1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’te Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri de Lozan’ı ‘zafer’ diye yutturmaya çalıştı.” Diye tartışmaya açıyor.
Gerek Lozan, gerekse Cumhuriyetin kurucu kadrosu bizim gurur ve onurumuzdur.
Bir taraftan hain darbe girişiminden sonra oluşun Yeni kapı ruhu savunulurken, diğer taraftan bu ruhun bir tarafını oluşturan aydın, demokrat, Kemalist, Lozan ve kurucu kadroya şükran borçlu milyonlarca yurttaşın duygularını inciteceksin.
Olacak iş değil.
Burada nokta koyarak, Lozan antlaşmasının hangi emperyalist devletlere ve hangi koşullarda imzalandığını anlatan 23.07.2012 tarih ve “LOZAN ANTLAŞMASI VE TÜRK DELEGASYONU (KURULU )” başlıklı yazımla devam etmek istiyorum. 30.09.2016 G.A.

LOZAN ANTLAŞMASI VE TÜRK DELEGASYONU (KURULU )

Kurtuluş savaşının, 09 Eylül 1922 tarihinde düşmanın İzmir’de denize dökülmesi utkusuyla kazanılmasından sonra sıra kuruluş aşamasına gelmişti.
Bu aşamada, genç Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedi olarak kabul edilen Lozan Antlaşması çok önemli köşe taşlarından birini oluşturmaktadır.
Bilindiği gibi Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri tarafından, Lozan Üniversitesi salonunda imzalanmış barış antlaşmasıdır.
Bu Antlaşma ile Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması ve emperyalist ülkeler tarafından bölüşülmesini sağlayan 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Anlaşması, çöp sepetine atılmış ve Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin tapusu tekrar gerçek sahiplerine yani Türkler geri verilmiştir.
Bu kısa girişten sonra Lozan müzakereleri sırasında Türk Delegasyonunun (Kurulunun), ülkesinin bağımsızlığı için kurtuluş savaşının utkusundan, TBMM’nden ve büyük önder Mustafa Kemal’den aldığı güçle emperyalist devletler karşında nasıl devleştiğini anlatmaya çalışacağım.
Türk Kurulunun başkanı, Mustafa Kemal’in kader birliği yaptığı silah arkadaşı İnönü zaferlerinin kahraman komutanı İsmet İnönü’dür ve diplomasi deneyimi yok denecek kadar azdır.

20 Kasım’da başlayan görüşmeler, müttefik (bağlaşık) devletler adına Fransızlar tarafından idare edilmektedir. Alınan karar gereğince İsviçre Cumhurbaşkanı’nın açış konuşmasından sonra heyetten biri teşekkür konuşması yapacaktır. Bu program Türk delegasyonuna bildirilince, İnönü “Eğer heyetten biri konuşursa bende behemehâl söz alırım konuşurum” der. Fransız’lar bunu duyunca İnönü ile temas kurarak konuşmamasını rica ederler. İnönü konuşacağı konusunda diretince, İsviçre Cumhurbaşkanı’ndan sonra kimsenin konuşmayacağı kararlaştırılır ve görüşmeler başlar.
Ancak karar uygulanmaz ve Cumhurbaşkanı’nın konuşmasından sonra, İngiliz Dış işleri Bakanı Lord Curzon kürsüye çıkarak konuşur. Lord Curzon kürsüden iner inmez İnönü kürsüye çıkar “Reis efendi” diye başlayan önemli bir konuşma yapar. Konuşmadan sonra ortalık karışır ve İsmet İnönü’nün yanına gelen delegelerden Mösyö Bompart  “Anlaşılıyor, çekeceğimiz var” demekten kendini alamaz.
Konferansta İngilizce ve Fransızca konuşulacağı, hangi dil konuşulursa öteki dile tercüme edileceği kararı da, İnönü tarafından kabul edilmez ve Türkçe konuşacağında ısrar eder ve bunu da kabul edilerek çalışmalara başlanır.

Kurtuluş savaşından henüz çıkmış, ekonomik açıdan çok zayıf olan bir devletin kararlı devlet adamı İsmet Paşa’nın gösterdiği bu direnç sayesinde, Lozan da istenilenlerin çoğu müttefik (bağlaşık) devletlere kabul ettirilmiştir.
İstediklerini kabul ettiremeyen Lord Curzon İsmet Paşaya şöyle der. “Memnun değiliz Lozan muahedesinin müzakeresinden hiç bir dediğimizi yaptıramadık. Reddettiklerinizin hepsini cebimize atıyoruz. Harap bir memleket alıyorsunuz, bunu kalkındırmak için mutlaka paraya ihtiyacınız var. Bu parayı almak için gelip diz çökeceksiniz. Cebime attıklarımın hepsini çıkaracağım siz vereceğim.”
Kazanılan bu değerleri bu günde koruduğumuzu söylemek ne yazık ki olası değildir.
Kan pahasına geri aldığımız yurt topraklarını bu gün para ile yok pahasına yabancılara peşkeş çekiyoruz.
Bu güzel ülkeyi bizlere bırakan, başta Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve aziz şehitlerimizin anıları önünde saygı ile eğiliyorum. Ruhları şad olsun.

23.07.2012
Gündüz AKGÜL 
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget