Ankara Kızlay’da Bir Günüm - Cevat Kulaksız


Ankara Kızlay’da Bir Günüm - Cevat Kulaksız
Bir günümde Kızılay’da rastladığım bazı ilginç olayları sizinle paylaşmak istedim.
16 Ekim Cuma günü Kızılay Metrosu’ndan inip, tanıdığım birinin cenaze namazına katılmak için Kocatepe Camicisine giderken yolum Yüksel caddesine düştü. Daha doğrusu, oradan, insanların, özellikle gençlerin, cıvıl cıvıl kaynaştığı bu sokaktan geçmek istedim.
Aynı caddede ilerlerken, yine gitarı ile üç beş lira harçlığını çıkarmaya çalışan gençleri bu kez es geçtim. Az ileride ellerini arkasına bağlamış, ceketinin önü ve başı açık, hiç değişmeyen duruş ve bakışı ile uzaklara doğru bakan, kravatı buruşuk memur kılıklı, demirden yapılmış simsiyah bir adama rastladım. Benimle aynı boyda olan adama selam verdim, selamımı almadı ama ben, izinsiz yanına dikildim,  sanki bir yakınım veya bir arkadaşım gibi onunla resim çektirdim.

ŞEHİTLERİN ANISINA HELVA DAĞITILIYORDU

Ankara Kızlay’da Bir Günüm - Cevat Kulaksız
 Kocatepe Camisi’ndeki cenaze namazdan sonra, Kızılay’ın en hareketli, kalabalık sokaklarından aşağı doru yürüyerek Çankaya Belediyesinin önüne geldim. Çankaya Belediyesi’nin önünde, terörde yitirdiğimiz insanlarımızın anısına irmik helvası dağıtıyordu, belediye personeli.
Orada durup insanlara seyretmeğe başladım, bir kutu irmik helvasını alanlar, kaşıklayıp yerken, şehitlerimize rahmet diliyorlardı. Helvayı yiyen dolanıp gelip başka helva standından bir daha bir daha helva alıyorlardı. Ben de bir kutu alıp fıstıklı helvayı yiyerek şehitlerimize rahmetle dua ettim. Helva dağıtan personele, kaç kg helva yapıp dağıttınız, diye sordum, “150 kg” dediler. Çankaya Belediyesi, Muharrem Ayı da girince, halka Cuma günü 150 kilo helva dağıtmış
Helvalarını yiyen insanlardan biri, “Gar şehitlerini yuhalayanlara lanet olsun, AKP liler gelip ibret alsın”  diyerek irmik helvası dağıtan Çankaya Belediyesini övüyor, teşekkür ediyordu”.
Helva dağıtanları, helva yiyenleri orada bırakarak, Güvenpark’a doğru yürüdüm.


KIZILAY MEYDANI’NDA SAKALLI PROTESTOCU BİR ADAM 

Ankara Kızlay’da Bir Günüm - Cevat Kulaksız
 Kızılay meydanına geldiğimde, Güvenpark anıt önündeki merdivenlerde, sakallı bir adam önünde bir pankart, elinde şemsiye sanki bir heykel gibi dikiliyordu. Yaklaştım adama doğru,  Sakalları gür, başı yuvarlakça ama dazlak görünüşlü bir adamı kâh Namık Kemal’e benzettim, kâh başka bir sakallıya, ama en çok da Karl Marx’a veya Charles Darwin’e (Çarls Darvin’e) benziyordu. Herhalde bizim şarkıcı Suavi’ye benziyordu.
Bu karikatür portresi gibi adamı görünce şaşırdım ve ilgimi çekti. Gelip geçen insanlar da şaşkın şaşkın bakıyorlardı. Her halde, yaşamın dertlerinden kafayı bozmuş, yaşamaya boş vermiş bir adamın garip bir gösterisi olmayalı diye düşündüm, yaklaşırken. Öyle ya, geçmiş yıllarda, amiyane ifadeyle, “kafayı yemiş” bazı insanların buralarda nutuklar attığına tanık olmuştuk”.  Bir yandan da, bu tür olaylara mani olmaya çalışan polisimiz nasıl da izin vermiş, bravo polissimize, diye düşündüm. Ama bu adam, çevreye bir rahatsızlığı olmadığından, Anayasamıza göre, herkes fikir ve düşüncesini, derdini açmaya yaymaya hakkı var, diye de düşündüm.
Pankartında “Rekortmen Cumhurbaşkanı Recai İskender” yazısı okunuyordu. Yazıyı ve adamın durumunu merak ettiğimden yanına doğru yaklaştım, selam verdim, -hayrola nedir derdin üstadım- diyerek eyleminin nedenini sordum. Bu karikatür görünüşündeki adamın konuşmasından gayet mantıklı, güzel açıklamalarından hiç de ruh sağlığı bozuk bir adama benzemiyor, diye düşündüm. Adam üniversiteyi bitirmiş, yıllardır sınavlara girmiş, hep yedekte kalmış,  yaşı geçmiş, hayata küsmüş böyle bir yöntemle dışlanmışlığını protesto ediyordu. Başına gelenleri, hep yedekte kalıp işe giremeyişinin öyküsünü şöylece anlatmaya başladı, gür sakallı adam:
(Demek ki insanımız yandaş olamadığı, adamını bulamadığından kariyerine uygun bir iş bulamayınca böylece çıldırıyor, ya bir kenara çekilip hayata küsüyor, ya da hak etmediği basit işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Gözümle gördüm, üniversiteyi bitirmiş, çoluğu çocuğu olduğu halde iş bulamayıp, taşeron işçi olarak asgari ücretle parklarda çöp toplayan yüksekokullu birine rastlamıştım, Batıkent’te evime yakın bir parkta).
Neyse biz, meydanda topluma Kızılay Meydanı’nda sessiz çığlıkla haksızlığı protesto eden gür sakallı adamın anlattıklarına bakalım:
“-Dış İşleri Bakanlığında karşılaştığım bir zulmü protesto ediyorum. Kısaca Dış İşleri Bakanlığına meslek memuru olarak girdim, büyükelçi olmak için, ancak liseden milliyetçi olarak fişlendiğimi tespit ettiler, güvenlik soruşturmasından. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslar arası İlişkiler bölümünü bitirmiştim. Soruşturmalarda arkamdan kuyumu kazdılar, dünya rekoru kırdırdılar, bu da bir rekor 12 sene adaylık yaptırdılar, bana. Yani aday memur bir seneden fazla olmuyor, bu askerlikteki acemilik statüsü gibi bir şeydir, usulen yapılan bir şey, ancak altı kere atabilmek için ki attılar, bunu yapabilmek için 12 sene aday memur gibiymişim gibi tuttular ve bu işe Danıştay da ortak oldu. Şimdilik kısaca böyle.
“Türkiye’de biliyorsunuz, Milli Güvenlik Kurulu diye bir şey var, kanunla kurulmuş, Güvenlik Siyaset Belgesi diye bir şey var, buna göre yapılan fişleme uygulamaları var. Ben bu uygulamalara göre milliyetçi olarak fişlendim. Sadece Dış İşleri Bakanlığında hoşlanmadıkları için attılar diyemeyiz, o zaman haksızlık olur. Çünkü askerde de kısa dönem yaptım, kısa dönemdi o zaman, kısa dönemde pekiyi derece ile hak ettiğim çavuş diplomamı uygulamaya sokmadılar ve rütbemi taktırmadılar. Demek ki Dış İşleri Bakanlığında hoşlanmama olayı değil, askeriyede askerli yaparken her vatan evladının yaptığı asker ocağında da uygulanan bir şey bu”.
Recai Bey’e soruyorum, burada amacın nedir?
“Burada amacım zalimleri, Milli Güvenlik Siyaset belgesine göre, Dış İşleri Bakanlığında olsun, askeriyede olsun, hatta Siyasal Bilgilerde olsun, pasaport harçlarımı yatırmış, her şeyimi vermiştim, o zaman pasaportumu da vermemişlerdi. Bunları yapan zalimleri, şeytanları taşlamak ve onları koruyanları, mesela o zaman hangi hükümet vardı, o zaman Demirel’di başbakan, Erbakan ve Türkeş’le koalisyondu, ondan sonra Evren geldi, sonra ANAP (Anavatan) partisi geldi, sonra Çiller geldi, Erdal İnönü geldi falan. Şimdi de AKP geldi, şimdi ben bunları şeytanları taşlıyorum burada.
Şu anda 63 doğumluyum 52 yaşındayım. Sakarya (Adapazarı) Karasu’luyum. Hiçbir yerde çalışmıyorum, şu anda şeytan taşlama işi ile uğraşıyorum. Bir taraftan da Dış İşleri Bakanlığında 13 sene gibi bir hizmetim var. Gir çık, gir çık, dava kazanıp geri döndüğüm için maaşlarımı ödemişlerdi. Ayrıca mecburen Amerika’ya gitmiştim, orda 14 senelik bir hizmetim var, yani vatandaş olarak, ondan sonra onları toplattım ben, onları toplatıp emekli olmaya çalışıyorum. Bakanlık buna takoz koyuyor, engel oluyor.
Emekli olursak orada yardımcı olacaklar”
Eryaman’da oturuyorum, ev kira, ben aileden mağdurum çünkü benim babam yuvayı yıkıp, bizim yuva üstüne yuva kurmuş; okumamı, verdiğim bu mücadeleyi engellemiş. Hala da engelliyor. Hayatım böyle mücadele ediyorum”.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget