1 Kasıma Doğru Seçim - Cevat Kulaksız

1 Kasıma Doğru Seçim - Cevat Kulaksız
1Kasım Genel seçimlerinin yaklaştığı şu günlerde, 3 Ekim 2015 günü Ulusal Eğitim Derneği’nin salonunda, aynı derneğin organize ettiği, seçimle ilgili genel açıklamaların olduğu konferansta, Avukat Mehmet Cengiz[i]  konuşma yaptı. Genel seçimin yaklaştığı şu günlerde, okuyucuya da yararlı olur düşüncesi ile, konuşmayı, banddan çözerek aşağıya alıyoruz.
BİR KASIM’DA YAPILACAK SEÇİM OLAĞAN BİR SEÇİM DEĞİL.
“-Konumuz aslında ağır bir konu, işin hukuki boyutları dediğimizde çok akademik konulara girme imkânı da var. Benim anladığım kadarıyla arkadaşlarımın bu konuyu seçmelerinin temel sebebi önümüzdeki süreçle ilgili bilgi verme ve izlenecek politikaların belirlenmesinde bir alt yapı oluşturacak asgari birikime sahip olmak, bilgiyi ortaya koymak.
Önce şunun bir altını çizelim. Bir Kasım’da yapılacak seçim olağanüstü bir seçim değil, olağanüstü bir seçim, yani Cumhuriyet tarihimizde istisna diyebileceğimi seçim. Anayasanın 116. Maddesine dayanıyor. Bu maddede yeni seçilen TBMM başkanlık divanı seçiminden sonra, 45 gün içinde bakanlar kurulunun kurulamaması halinde Cumhurbaşkanının Meclis başkanının görüşünü de alarak seçimlerin yenilenmesine karar verilebilir, bu madde işletildi, zaten.  Seçimlerin yenilmesi diye, Anayasada bir tavsif var, istisna en bu uygulanıyor. Bu seçimin niteliği bu, hem de olağanüstü.
Fakat bir Kasım 2015 de yapılacak bu seçimde uygulanacak mevzuat önceki seçimlerden farklı değil. Yani bir seçimin olağan seçim olması, olağanüstü seçim olması, yenileme seçimi olması, uygulanacak mevzuatı değiştirmiyor. Dolayısıyla, daha önceki seçimde hangi mevzuat uygulanmışsa bu seçimde de aynı mevzuat uygulanacak. Anayasanın 
67 Maddesinde 1995 yılında bir fıkra eklendi, bu 67. Maddeye. Seçim kanunları temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenleme ekliyor. Temsilde adalet, yönetimde istikrarı bağdaştıracaksın” diyor, anayasa yasama organına.
Seçim kanunlarına bakıyoruz, seçim kanunlarında ise, Anayasada yer alan bu iki temel ilkeden temsilde adalet küçük yazılırken, yönetimde istikrar büyük harflerle yazılmış ve hatta altı çizilmiş bold yapılmış. Yüzde on barajı işte bu anlayışı ürünü olarak ortaya çıkmış, yüzde on barajını koyarak yönetimde istikrar sağlayacağız” diyorlar.

SEÇİM BARAJI ÇOK YÜKSEK HİÇ BİR ÜLKEDE BÖYLE YÜKSEK BARAJ YOK

1 Kasıma Doğru Seçim - Cevat Kulaksız
 Milletvekili Seçimi kanunun 87 yılında yapılan değişiklikle oluşturulan 33. Maddesine göre, genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde ise seçim yapılan çevrelerin tümünde, şimdi genel seçim olduğuna göre ülke genelinde geçerli oyların tamamının değil, geçerli oyların yüzde onunu geçemeyen partiler milletvekili çıkaramazlar. İşte dünyada görülen en yüksek barajlardan biridir bu.
Zamanınızı almak istemiyorum ama listeyi çıkardım ben, hemen hızla okuyayım: Arnavutluk’ta yüzde üç, Arjantin’de yüzde üç, Avusturya’da yüzde dört, Belçika’da yüzde beş, Bosna Hersek’te yüzde sıfır, İngiltere’de baraj yok çoğunluk sistemi var, Belarus, Fransa baraj yok, çoğunluk sistemi var. Portekiz, Lüksemburg, Malta, Portekiz, Makedonya, İrlanda, Finlandiya, Güney Kıbrıs Rum C Cumhuriyeti. 1.8; İsviçre 0 baraj. Hollanda 0.67, Danimarka yüzde 2, İsrail 2, Filipinler 2, Arnavutluk 2.5, İspanya 3, Yunanistan’da3, Montenegro 3, Ukrayna 3, Avusturya 4, Bulgaristan 4, Norveç 4, Slovakya 4, İsveç 4 kendi bölgesinden yüzde ülke baraj yok; Belçika 5, Hırvatistan 5; Çek Cumhuriyeti 5; Almanya 5, ya da yerel bölgede 3, Macaristan 5; İzlanda 5, İtalya yüzde 5; Letonya 5; KKTC yüzde 5; Litvanya 5, Polonya 5; Romanya 5, Gürcistan yüzde 5; Sırbistan yüzde 5; Slovakya 5; Moldavya 5; Rusya 7, Lihnsteyın 8; Türkiye yüzde 10 gibi baraj uygulanmakta.
Türkiye’de böylesine yüksek bir baraj öngörülmüş, yüzde on çok yüksek bir baraj. Peki, bunda neyi amaçlıyorlar? Bakıyorsunuz kanun gerekçesine. Bunu savunanların gerekçesine bakıyorsunuz, bir kere “parlamentoda tek parti iktidarı istikrarı getirir” diyorlar, tek parti çoğunluğunu sağlamak. Bu olmuyorsa eğer,  parlamentodaki parti sayısını azaltmak, sınırlamak. Ülke barajını geçmek zor olması nedeniyle çok sayıdaki siyasi partinin kurulması ve seçimlere girmesine yol açabilecek siyasal etkinlikleri en aza indirgemek. Yani kuruyorsunuz parti ama seçimlere giremiyorsunuz, kurulan parti dernek fonksiyonunun ötesine geçemiyor. Bunu dikkate almak, seçmenlerin “oyum ziyan olmasın” diye düşünmeye, bu riski göze almamak için oylarını niceliksel anlamda büyük partilerde tercihen iki büyük partiye veya üç partiden birine, yönlendirmek ve dolayısıyla düzen partilerini güçlendirmek.
Bu arada siyasal partileri de, ılımlı seçmenlerin çoğunlukta olduğunu düşünerek izleyecekleri politikaları merkeze yakın oluşturmak. Ve böylece sistem içinde kalmaya zorlamak. Bir parti düşünün yüzde on barajını geçebilmek için çok alması lazım, çok oy alabilmek için ortada durmak lazım. Ortalama bir politika izlemek lazım. Radikal olmamak lazım ve sistemin bir parçası olmak lazım. Partileri de bu şekilde yönlendirmek durumu söz konusu.
Bütün bunların dışında, yine ihdas edilirken bunlar yüzde on barajı çok fazla telaffuz edilmeyen, ama komisyon toplantılarında ifade edilen bir görüş var,  o da etnik ya da bölgesel temelde oluşacak, siyasi partilerin kurulması, seçimlere katılması ve parlamentoya girmesini engellemektir. Bunu da yamaya çalıştılar. Ama bu bağımsız adaylarla delindi. Son seçimde, bildiğiniz gibi, barajı da aşılarak delindi. Demek ki bu politika yönetimde istikrarı sağlamaya yetmiyor. Aksine temside adaleti sıfırlıyor, ama yönetimde istikrarı sağlamıyor. Temside adalet olarak değerlendirirsek bu barajı sistemi barajı geçen tüm partileri değil, yalnızca en çok oy alan ikinci partiyi öncelikle mükâfatlandırıyor. En çok oy alan birinci partiyi, birincisi bu. En çok oy alan birinci parti ile ikinci parti arasındaki saflaşmada dahi yüzde on barajın rolü vardır ve yüzde on barajı en fazla birinci parti yerine sonuç doğuruyor.
Daha önce biliyorsunuz, seçim çevresi barajı da vardı. Seçim çevresi barajında bu çok daha ağırdı, çok daha önemliydi, il bazda (temel taba). Her seçim bölgesinde de ayrıca bir yüzde on aranıyordu. Yani bir partinin milletvekili çıkarabilmesi için bir ülke genelinde yüzde onu nu aşacaksın. İki bu da yetmez, o seçim bölgesinde barajı aşamamasının, gene milletvekili çıkamayacaksın, idi. Bu bölge sistemindeki barajı kaldırdılar.  O saye de biraz da ikinci parti ve üçüncü parti bundan nemalanmaya başladı. Dolayısıyla biz buna doğrudan doğruya barajın doğurduğu aşkın temsil diyebiliriz. Temsilde adaleti sağlayacağız ya, bırakın temsilde adaleti sağlamayı, aksine hak etmediği ölçüde partileri temsil eden konuma getiriyor ve hukuk otoriteleri buna “aşkın temsil” diyorlar ve temsilde adaletle çeliştiğini ifade ediyorlar.

ÖYLEYSE ÇÖZÜM NEDİR? ÇÖZÜM BARAJIN KALDIRILMASI
“-Bizler neyi savunmalıyız? Bizler barajın kaldırılmasını savunmalıyız. Ama biraz sonra anlatacağım, bizler, eğer bunun yerine başka bir şey ikame edemiyorsak, çok tehlikeli bir sürecin de önünü açmış oluruz. Yani, bazı çevreler günümüzde, “baraj kalksın, baraj yüzde üçe insin”, gibi söylemler içindeler. Ama bu yetmez. Barajın kalkması belli düzenlemelerle ele alınmaz ise ne temsilde adaleti sağlar, ne de istikrara hizmet eder.
Bu arada, salondan bir vatandaş şöyle bir soru sordu:
“-Tunceli’de 29 bin kişi bir milletvekili seçiyor, İzmir’de 112 bin kişi bir milletvekili seçiyor. Seçimin bir başka çarpık tarafı var. Temsilde adalet değildir bu. Nitekim MHP 16 milyon oy aldığı halde, 80 milletvekili çıkarıyor, yüzde 13 aldığı halde o da aynı milletvekili çıkarıyor. İşaret ediyorum, ülkede yüzde on baraj olduğu için böyle”.
Mehmet Cengiz açıklamalarına devam ederek şunları söyledi:
-Ona gelecektim, ama barajla alakası yok,  da temsilde adaleti etkileyen bir şey. Şöyle temsilde adaleti etkileyen bir şey, önce her ile bir milletvekili veriyorsunuz. Bence burada bir sorun yok. Her ile bir milletvekili verdikten sonra, ondan sonra genel seçmen sayısını dikkate alarak bir oranla nüfusuna veriyorsunuz. Dolayısıyla İstanbul’da, Ankara’da büyük şehirlerde atıyorum, 50 bin seçmene bir milletvekili düşerken, nüfus itibariyle küçük illerde 25 bin, 20 bin, hatta 17 bin kişiye kadar düşen yerler var, 17 bin kişiye bir milletvekili. Bir tarafta 70 bin 17 bin kişiye bir milletvekili şeklinde bir sonuç çıkıyor. Bu da temsilde adaleti etkiliyor tabi.
Şimdi, baraj kalksın, tamam; barajın karşısına benim kişisel kanaatim, bir alternatif önermek durumdayız, o da bu günkü Türkiye’nin yapısı nedeniyle milli bakiye sistemidir. Baraj sıfırlansın, yerine mili bakiye sistemi, biliyorsunuz 12 Marttan önce uygulanıyordu bu. Milli bakiye sisteminde, bir ilde yeterli milletvekili çıkarmaya yeterli oyu alamayan siyasi partilerin ülke genelindeki oylar toplanarak en çok oy aldığı ilde, milletvekili dağıtımı çıkarılarak milletvekili veriliyor. Böylece her siyasi görüş her siyasi biliminde parlamentoda şu veya bu düzeyde temsil edilme olanağı tanınıyor.

AKP BARAJIN KALDIRILMASI İÇİN HAZIRLIK YAPIYOR
O zamanki Türkiye İşçi partisi de bu milli bakiye sistemiyle 15 milletvekili çıkararak bu günkü ölçütlere göre bir grup oluşturabilmişti. Türkiye bundan bir zarar görmedi. Aksine Türkiye İşçi Partisi’nin görev yaptığı parlamento, belki de en etkin, en demokratik ve Türkiye’nin sorunlarını her perspektifte tartışabilinen bir meclis konumundaydı. Burada dikkat edilmesi şudur, dedim AKP çevreleri, barajın kaldırılması için bugün hazırlıklar yapıyorlar. Bunu çeşitli vesilelerle ifade ettiler. Hatta benim öğrenebildiğim kadar, kanun tarsıları bile hazır. Seçenekli iki kanun tasarıları var. Bir tanesi, bunu bakan düzeyinde de ifade ettiler. Bir tanesi dar bölge seçim sistemi, bir tanesi daraltılmış bölge sistemi.
Daraltılmış bölge sisteminde şunu yapıyorlar. Türkiye bugün her ile bir seçim çevresi alırsak, birkaç seçim çevresine ayrılmış Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirleri de eklersek, aşağı yukarı 90 civarında seçim bölgesi. Bunu ne yapıyor, iki ya da üç milletvekiline göre Türkiye’yi seçim bölgelerine bölüyor, daraltılmış bölge seçim sisteminde.
Dar bölge seçim sisteminde ise, Türkiye’yi 550 seçilmiş sistemine bölüyor, milletvekili sayısına bölüyor ve her bölge bir milletvekili çıkarıyor. Gerekçeleri de şu, diyorlar ki, vatandaş bugün milletvekilini seçerken seçtiği milletvekilini tanımıyor, oy veriyor. Oysa burada kendi bölgesinden seçeceği milletvekilini hımsıyla, akrabasıyla, eşiyle, dostuyla, geçmişiyle çok sıkı tanır ve seçmenle milletvekili arasında da çok sıcak bir ilişki oluşur. Onun için “son derece demokratik bir şey” diyorlar. Bunu Türkçeye çevirdiğiz zaman, barajı d sıfırladınız bakın, bu nedir, barajın yüzde elli bire çıkarılması demektir. Yani bir bölgede en çok oyu alamadıysanız, milletvekili çıkaramayacaksınız. Milletvekili çıkarabilmek için, o bölgede en çok oyu alan parti olmanız lazım. Bu da en hafif deyimle, barajın yüzde ellilere çıkarılması demektir. Üçe böldüğü takdirde yüzde otuzlara çıkarılması demektir. Daraltılmış bölgede, iki ya da üç milletvekili çıkarılmış bölgede de asgari düzeyde barajın yüzde otuzlara çıkarılması demektir.
Şimdi bu yüzde on barajına karşı oluşan tepkilere refleks olarak bu hazırlık içindeler. Dolayısıyla yüzde on barajına karşı mücadele etmeliyiz. Ama alternatifini koyarak mücadele etmeliyiz. Dünyada dar bölge sisteminin uygulandığı ülkeler var. Ama Türkiye’ye özgü bakmak lazım olaya. Seçim barajını kaldırıyorlar, dar bölge ya da daraltılmış bölge getiriyorlar. Temsilde adaleti bırakın sağlamayı, daha da adaletsizlik doğuruyor. Onun için seçim barajı kaldırılırken, temsilde adaleti savunacak bir programla mücadele etmek azım. O da daha önce uygulanan Milli bakiye sistemidir, Türkiye’nin yapısına en uygun olan olanı.
İkinci husus, temsilde adalet diyoruz, Anayasa’nın yine 67. Maddesinde seçimler serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Diğerleri pek üzerinde durulacak hususlar değil, ama iki tane temel meselesi var. Bir tanesi eşit, Anayasa diyor ki eşitlik ilkesine uygun olarak yapılır, seçimler, diyor.
İkincisi de yargı denetimi altında yapılır, diyor. Yönetimi de denetim altında yapılır.

SİYASİ PARTİLERE DEVLET YARDIMI
Eşitlik ilkesi özellikle siyasi partilere hazine yardımı ve kamu olanaklarının kullanılması açısından irdelenmesi lazım. Siyasi partilere devlet yardımının temel dayanağı Anayasanın değişik 69. Maddesi ve siyasi partiler kanunun değişik ek birinci maddesi. Dayanağı bu. Diyor ki Anayasa, “siyasi partilere devlet yeterli düzeyde ve hakça mali yardım yapar. Anayasa bunun tabi olacağı esasları ve ne kadar yardım yapılacağının belirlenmesini yasaya yani Meclise bırakmıştır. Meclis oturmuş, demin söylediğim ek birinci maddesiyle son Milletvekili seçimlerine katılma hakkı tanınan siyasi partilerden birinci koşul şu: Malum hangi partiler katılabiliyor, altı ay önce ülkenin yarısından fazla örgütlenmiş, genel kurlunu yapmış falan filan. Öyle her kurulan parti katılamıyor; bir bunu yapacak, kimlere katılım hakkını kazanacak.
İki, son milletvekili genel semlerinde yüzde onluk barajı aşmış bulunacak. İkinci olarak da geçerli oyların, önce yüze üçünü almış olacak. Tabi değişik oranlarda, yüzde üçünü alanlarla yüzde üçünü aşan partilerde verilen para son derece farklı, uçurum var. Bir kere bu koşulları sağlamış olacak partinin hazine yardımı alabilmesi için.

HAZİNE YARDIMI NEYE GÖRE BELİRLENİYOR,
Hazine yardımı tutarı da oldukça yüksek. O yılkı genel bütçe gelirlerinde D cetveli toplamının beş binde ikisi (2/5000) Bu milyarlarla ifade edilen rakamlar, bunu demin söylediğim partilere her yıl, bakın seçim olacak yıl değil, seçim olan yerlerde (genel seçim) üç katı; mahalli seçimlerin yapılacağı yıllarda da iki katı ödeniyor. Hiç seçim yok, bir şey yok o yıl gene veriliyor. Ama sadece o oranda veriliyor. Milletvekili seçimi varsa üç katı, mahalli seçim varsa iki katı ödeniyor. Gerekçesine bakıyorsunuz, siyasal partilere parasal yardımın gerekçesi partiler arasında eşitlik. Nasıl eşitlikse, eşitlik ve adalet, hakça diyor ya eşitlik zemininde hakça dağıtılacak diyor ya, hakça olduğunu ve eşitliğini iddia ediyor. Bu yolla siyasi partiler deyim yerindeyse, kartelleştirmeye çalışılıyor. Tam bir kartelleştirme operasyonu. Siyasi partiler sistemin kartelleştirmesi partiler arasında bırakınız eşitliği, adaletsizliğe yol açmakta ve partileri belli bir alanda denetleme imkânı vermektedir, sisteme. Böylece hazine yardımının hukuki gerekçesi olan partiler arasındaki rekabeti güvence altına alma amacı ortadan kalkmakta ve yardımı alanla almayan partiler arasında uçurumun derinleştirmesine yol açacak durumla karşılaşıyoruz.
Bu sene şöyle istisnai bir durum var, bu sene şey verilmediği için hazine yardımı bir defa uygulandığı için ve 2015 yılında da Hazine yardımı Haziran seçimleri nedeni ile verilmiş olduğundan bu seçimlerde hazine yardımı verilmiyor. Verilmemesi karşısında da, centilmenlik önerileri çıktı biliyorsunuz, Ahmet Davutoğlu’ndan, “fazla miting yapmayalım, bayraklar bilmem ne yapmayalım vs. Dikkat ederseniz büyük siyasi partilerde çok ciddi harcamalar yapmıyorlar.
Kaldı ki iktidar partisi, bu gün itibariyle AKP Yalnızca bu hazine yardımlarıyla yetinmiyor. Parti çalışmalarında, seçim propagandalarında bakanlıklar, biraz sonra gireceğiz, Cumhurbaşkanlığı bütçelerini de kullanıyorlar. Bu nedenle 2015 yılında ikici kez seçime gidildiğinde siyasi partilere hazine yardımı verilmemesi AKP yi pek fazla etkilemiyor. Çünkü bakanlık bütçeleri ve cumhurbaşkanlığı bütçeleri de Tayyip’in Cumhurbaşkanı olduktan sonra mevzuatta değişiklik yapıldı. Yeni fonlar oluşturuldu. O fonları rahat rahat kullanabiliyorlar. Belediyeleri de rahat rahat kullanabiliyorlar.  Dolayısıyla hazine yardımından mahrum kalmıyor, iktidar. Partilere yapılan hazine yardımının son 14 yılın rakamlarını da çıkardım. Son 14 yıl içinde siyasi partilerin hazine yardımı dağılımı şöyle: AKP ye Bir milyar 330 milyon, CHP ye 683 milyon lira, MHP ye 380 milyon lira. Bu üçünün toplamı iki milyar 393 milyon lira, bu resmi olarak verilenler. Bu para ile ne yapılabilir, diye ben merak ettim. Bu işlerden anladığını bildiğim bir abimden rica ettim, bana çıkardı. Diyor ki, “bu paraya 498 adet 250 kişilik öğrenci yurdu yapılabilir” diyor. Bunu beğenmediniz mi? O zaman “6025 sağlık ocağı açılabilir”, diyor. O da mı olmadı, “2800 adet kan merkezi kurulabilir” diyor. 56 adet 350 yataklı hastane açılabilir ve “2800 adet barınma evi kurulabilir” diyor. Şu işsizlik koşullarında da, bir milyon 1200 bin sağlık görevlisi istihdam edebilinir, dışarıdan.
Siyasi partiler arasında eşitsizliğin ötesinde devlet olanaklarıyla seçilmiş bazı siyasi partileri zenginleştiren bu sisteme de karşı çıkmak lazım.
Kamu kaynakları, özellikle kamu yatırımında milli tarım ve sanayisinin geliştirilmesinde kullanılması gerekirken, buralarda kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu gün yapılması gereken aynı şey aynı zamanda siyasi partilere hazine yardımının verilmez. Siyasi partilere Hazine yardımının verildiği bu koşullarda, çok enteresan, Siyasi Partiler Kanunun açın bakın partilere yapılabilecek bağışlar sınırlı. Vatandaş safında yer aldığı, desteklediği ilgili siyasi partiye dedi ki, “kardeşim benim falan yerde fazla bir gayrimenkulüm var, onu satıp size veriyorum veya alın siz satın. Yapamaz. Sınır var, o sınırın üzerinde bağış yapamazsınız bir siyasi partiye. Ama devletten böyle para akıtırsanız, bir siyasi partiye aidat, ödentinin üst sınırını aşamazsınız. Tüzüğünüzde öngöremezsiniz. Bağış yapamazsınız, bağış bugün bilebildiğim kadarıyla brüt 20 bin lirayı geçemiyor. Yani öyle evimi verdim, arabamı verdim vs şeklindeki bağışlar yasak. Böyle bir bağış yapıldığı tespit edildiğinde derhal hazineye irat kayıt ediliyor, alınıyor o siyasi partiden hazineye geçiriliyor. Böyle bir uygulamanın yaşandığı koşullarda siyasi partilere de, önemli miktarda paralar aktarılıyor. Bu da siyasi partiler arasında eşitliği sağlamak için yapılıyor.

R. T. ERDOĞAN’IN EYLEM VE İŞLEMLERİ AÇIKÇA ANAYASAYI İHLAL SUÇUDUR.
Kamu harcamaları, kamu yatırımlarına tahsis edilmelidir. Bu tür şeyler de kalkmalıdır. Bu seçim vesilesiyle bunu savunulmasını düşünüyorum. Bir Kasım’da yapılacak seçimin diğer bir sıkıntısı, bu günden görüyoruz 7 Haziran seçimlerinde yaşanmadı. Neydi o 7 Haziran seçimlerinde Cumhurbaşkanlığı makamında oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın durumu. Rejim Recep Tayyip Erdoğan’ın giderek yoğunlaşan bu eylem ve işlemleri açıkça Anayasayı ihlal suçudur. Şimdi ben, bu konuda zaten başvurularımız da olmuştu. Oradan aktarmaya çalışayım, bakın Anayasanın 101. Maddesine göre, “Cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisi ile ilişkisi kesilir, milletvekilliği sona erer.
Anayasanın 103. Maddesinde milletvekili yemini var, tarafsızlık ilkesi içeriyor, Cumhurbaşkanlığı kurumu anayasal kurallara uygun davranmak zorundadır, Anayasa hükmüne göre.  Oysa Recep Tayyip Erdoğan’ın durumuna bakıyoruz, kurucusu ve 12 yıl boyunca AKP nin mensubu ve yöneticisi olarak hareket etmeye, seçildiği güden bu güne değin devam etmektedir. Taraflı bir cumhurbaşkanlığı sergilemektedir, televizyonlarda hepimiz izliyoruz. Özellikle Haziran seçimleri öncesi izledik. Bu günde devam ediyor, Açıkça AKP ye oy isteyen bir Cumhurbaşkanı ile karşı karşıyayız, bu zaten ilk günden beri böyle. Şimdi, Cumhurbaşkanı olarak ne zaman seçildi bu? 10 Ağustos tarihinde yapılan oylamada seçildi. 13 Ağustos günü seçim kurulu Cumhurbaşkanı seçildiğini ilan etti. O tarihi itibariyle artık Cumhurbaşkanı. Yeminini geciktirerek farklı icraatlarda bulundu ama Anayasa’ya göre 13 Ağustos itibariyle artık partisiyle de ilişkisi kesilir, milletvekilliği de sona erer. Ne oldu, 27 Ağustosta, 13 Ağustosta ilan edilmiş Cumhurbaşkanlığı, 27 Ağustos 2014 AKP olağanüstü kongresine katılıyor, oy da kullanıyor. Kurultay’da bir de konuşma yapıyor, diyor ki: “Patimizin orta adayı” diyor, “kendisi başbakanımız olacaktır” diyor. Cumhurbaşkanı olarak yapıyor bunu. “Ahmet Davutoğlu partimizin bütünlüğünü her şeyin üstünde koruyacaktır. Partimizin bütünlüğü”. Sandığa gidiyor oy kullanıyor AKP Kurultayında, Cumhurbaşkanı olduğu halde; ondan sonraki konuşmaları belli.
Şimdi bir örnek vereyim, 21 Mart 2015 de seçimlere gidiyor, Türkiye. Denizli’de yaptığı konuşma, ajanslara aynen yansıdı. “Herkesin farklı zamanlarda paylaştığı parlamenter sistem 10 Ağustosta kendisinin seçildiği tarihte bir daha geri dönüş olmamak üzere milletimiz tarafından bekleme odasına alındı. Parlamenter sistem bekleme odasına alındı. Artık hiç kimse 2014 seçimlerinden önceye ya da 2002 öncesinde olduğu gibi bir düzen beklemesin”. Açık açık söylüyor. “Haksız oy temin ediyor” deniliyor hukukta. AKP için oy istiyor, 400 milletvekili istiyor Seçimden sonra terör başını alıp gidince, ne diyor, “siz 400 milletvekilini vermediniz bakın böyle oluyor” diyor, vs vs. Şimdi ben bunları bildiğim için söylüyorum, siz de biliyorsunuz çok daha fazla çarpıcı örnekleri var.
Bu koşullarda Haziran seçimlerine giderken, Yüksek Seçim Kurulu’na. Dedik ki bu böyle olmaz. Bak Anayasa diyor ki, Cumhurbaşkanı tarafsız”. Devletin TV nu bu zata sonuna kadar açık, propaganda yapıyor, bu böyle olmaz”, buna karşı tedbir alın” dedik.
Yüksek Seçim Kurulu, maalesef, tüttü, dedi ki, 11 Marta başvurmuşuz, hemen arkasından iki gün sonra 13 Martta karar vermiş, Yüksek Seçim Kurulu, “Seçim Kanunlarında Cumhurbaşkanını faaliyetlerini denetleme görevini yüksek seçim kuruluna verilmediğinden isteminiz ret edilmişti”.
Cumhurbaşkanının faaliyetlerini denetle” diyen mi var, yok; onu denetleyen organlar var. Meclis var, şu var bu var. Sen seçimlerin güvenliğini ve tarafsızlık içinde cereyan etmesini sağlamakla yükümlü bir kurul musun? O zaman bununla ilgili bir karar alırsın, uymaz ise onun yaptırımını bir başkası uygular, bu ayrı mesele. “Cumhurbaşkanına biz karışamayız, o istediğini yapar şekilde, hani temside adalet diyoruz ya. Sana Cumhurbaşkanını denetle mi diyoruz, hayır. Cumhurbaşkanının adlısını, verdisini denetle demiyoruz. Bu karar maalesef halen yürürlükte. Bu karardan aldığı güçle de önümüzdeki süreçte de, Recep Tayyip Erdoğan’dan Anayasayı ihlal çıkışları beklemek mümkün. Başka itiraz yolu yok maalesef. Anayasa Mahkemesine götürüldü, Anayasa Mahkemesi de henüz inceliyor. Anayasal hükümlerine rağmen halen inceliyor.

SEÇMEN KÜTÜKLERİ
Bunların dışında bir de seçmen kütükler var. Seçmen kütükleri, biliyorsunuz, eskiden gelirlerdi, sokağa çıkma yasağı konulurdu, o gün. Evlerde seçmenleri tek tek yazarlardı vs. Belki bu günümüzde savunulabilir bir yöntem değil. Bu gün neyi esas alıyorlar. Nüfus kayıtlarını esas alıyorlar, nüfus kayıtlarındaki adresi esas alıyorlar. Nüfusa kayıtlı adres sisteminin icracısı kim? İçişleri Bakanlığı. İçişleri Bakanlığının verdiği seçmen listesi, nüfustaki adrese göre düzenlediği liste, Yüksek Seçim Kurulu tarafından seçmen listesi olarak kabul ediliyor. Mükerrer yazım varsa onu da ayırt etmesi mümkün değil.
 Ölmüşün yazımı varsa onun da düzeltilmesi mümkün değil. Dolayısıyla bu gün, hani seçimleri Yüksek Seçim Kurulu yönetir, denetler vs diyoruz ya, seçmen kütüklerinin hazırlanmasını dolaylı olarak, doğrudan değil ama İçişlerine Bakanlığına devreden bir sistemle
karşı karşıyayız.

OYLARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
Biz gözlemciyi gönderdik, seçmen olarak gittik oyumuzu kullandık, sandığın başında bekledik. Oyların sayılışını tek tek denetledik, çıkan tutanağı kontrol ettik. Ama sandıklardan çıkan oyların düzenlendiği tutanak, geliyor bir yerde birleştiriliyor. O birleştirmede siz iki tane oyu kaçırtmamak için uğraşıyorsunuz. O birleştirmede toplanırken benim oyum on bir iken yüz on bir yazılıyor; ötekinin oyu 363 iken 863 olarak yazılıyor, toplandığı zaman, bir rakam hatasıyla önemli ölçüde sonuçlar çıkabiliyor. Bunu denetleme şansın yok, çünkü o bir yerde birleştiriliyor. Buna karşı bazı itirazlar oldu, tabi siz şunu yapabiliyorsunuz, o arada. Birleştirmeye itiraz yaparsınız, onu sayarlar ama kaç tane nerden çıkacak vs. Buna karşı yedi haziran seçimlerinden önce uygulamaya itiraz ettik, dedik ki bu böyle olmaz burada bir aleniyet lazım, bu birleştirmede de, elektronik ortamda yapıyorsanız, siyasi partilere uç verin siyasi partiler bunları denetlesin. Ben bizzat ifade etmiştim bunu, Yüksek Seçim Kurulu dedi ki “doğru” dedi, “yapmak gerekir” dedi. “Yapmak lazım” dedi “seçime çok az kaldı” dedi. “Bunu yetiştirmemiz mümkün değil” dedi. “Öbür seçime düşünelim” dedi. Ben hadi bizi atlattılar diye düşündüm, öbür seçimi yaptılar, yani bu geçtiğimiz seçimde siyasi partilere u verdiler, siyasi partiler, tek tek bütün sandık tutanaklarını incelediler. Oyların birleştirmesinde de böyle bir sorun var. Sadece sandık müşahitlerinin denetimi yetmiyor. Ayrıca siyasi partilerin de, çünkü bireye verilmiyor bu imkân siyasi partilere veriliyor yalnız, o uç dediğimiz olayı yalnız siyasi partilere veriyor ve seçime katılmayanlara da verilmiyor. Onlara veriyorlar, onlar kurdukları teknik sistemle oraya girip oraya toplamaları çıkarmaları vs yi kontrol edebiliyorlar. Fakat burada partiler uğraş vermesi lazım.

RADYO VE TELEVİZYON PROGRAMLARINDAKİ EŞİTSİZLİK
Seçime katılıyor bilmem yirmi parti, bakıyorsunuz üç ya da dört partinin seçim propagandası yapmak imkânı var televizyonlarda. Oysa kanun diyor ki, özellikle seçim döneminde ki şu anda seçim dönemindeyiz,  başladık, eşit vermek zorundasın” diyor; seçimle ilgili haberler dahi olsa eşit vermek zorundasın” diyor. “Özel televizyonlar da TRT gibi buna tabidir” diyor. Bakıyorsunuz üç ya da dört partinin dışında siyasi partinin propaganda imkânı yok. Bir de resmi propaganda var, seçime on gün kala. TRT ne yapıyor, seçim saatinde önceden kaydedilmiş şeyleri veriyor. Orada bile, sadece usulü bir işlem oluyor, onu kimsenin izlediği yok zaten de orada bile, bakın ben size bir şey söyleyeyim, eşitliği nasıl sağlamışlar, siyasi partilere ilk on gün, ilk gün on, son gün on dakikayı geçmemek üzere programlarını ve yapacakları işleri anlatan iki konuşma hakkı tanınır. Yani seçim propaganda dönemi olan, son başlangıcında on, sonunda da bir on dakika olmak üzere iki konuşma hakkı tanınır. Mecliste grubu bulunan her bir siyasi partilerin, grubuna ilaveten onar dakika tanınır; hani eşitti.
Devam ediyor, iktidar partisine ve iktidar partisinden büyük olana 20 dakika ek süre verilir, iktidar partisinden küçük olana 15 dakika ek süre verilir. Ana muhalefet partisine on dakika ek süre verilir. Yani birisi nerede ise 40 dakikalık bir süre kullanıyor, diğeri on dakikalık süre kullanıyor. Bu da kanunun eşitlik anlayışının eşitlik anlayışının bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Esas olarak seçimlerin ana hatları bunlar”.
Bundan sonraki bölümde karşılıklı soru ve cevaplarla toplantı sona erdi.

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com


DİPNOTLAR


[i] AVUKAT MEHMET CENGİZ: 1948 Konya doğumlu Ankara Ün. Huk. Fak. Bitirdi. Üniversite öğrenciliği sırasında öğrenimini sürdürürken işçi olarak çalıştı. İşçi örgütlenmelerinde görev aldı ve o yıllarda sendikacılık da yaptı. 12 Mart Darbesinden (1971 den) sonra tutuklandı, üç yıl cezaevinde yattı. 1975 yılında avukatlık yapmaya başladı. Çeşitli sendikalarda hukuk müşaviri olarak görev yaptı. 80 darbesinden sonra bir daha tutuklandı, yaklaşık yine üç yıl cezaevinde yattı. 1994-1998 arasında Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Merkez Kuruluna seçildi ve genel sekreterlik görevini yürüttü. Kamu emekçilerinin sendikal örgütlenmelerine ilişkin davalarda aktif rol aldı. Sivas Katliamı davası Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı’nın katline ilişkin davalarda da yine müdahil vekilliği yaptı. Pir Sultan Abdal Eğitim ve Kültür Vakfının kurucusu. Bu vakfının yöneticiliğinde bulundu. 2000-2002 arasında Ankara Barosu yönetim birliğinde de bulundu. Yakın bir tarihte yaşanılan Ergenekon davasında 5 Haziran 2012 de de bu dava kapsamında gözaltına alındı. Bir hafta tutuklandı, sonra serbest bırakıldı.
Gazete ve dergilerde hukuksal konularda yazıları yanında çeşitli kitapları yayınlandı. Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunuyla ilgili araştırmaları da var. Bazı ilklerin de hukukçu olarak öncüsü oldu. Deniz Feneriyle ilgili ilk şikâyeti yapan hukukçudur. Ayrıca, kayıp trilyon davası vardı, o davanın ilk şikâyetçililerinden.



Yorum Gönder

DÜZELTME
İyi akşamlar, ben Emekli Öğretmen Cevat Kulaksız.
Tarafımdan gönderilen -1 Kasıma Doğru Seçim- başlık yazımın, Hazine Yardımı Neye Göre Belirleniyor ara başlıklı bölümünde ve beşinci sayfadaki paragrafta “bir milyon” rakam yazısı her nasılsa yazılmamış. O cümlenin doğrusu şöyledir: …“Şu işsizlik koşullarında da, bir milyon 200 bin sağlık görevlisi istihdam edebilinir, dışarıdan”. Lütfen, zamanınız varsa düzeltebilirmisiniz.
Not: Bilgisayarımda Wındovs7 yüklüyken, “ücretsiz Wındovs 10 u indirin” reklamı ekranıma düşünce, onu yüklettim. Yazarken de alışma sıkıntısı çekiyordum.

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget