Savcımızın şehit edilmesinin dolaylı nedenleri! (Öfke de hitabet sanatıdır)

Savcımızın şehit edilmesinin dolaylı nedenleri! (Öfke de hitabet sanatıdır)
Demokrasi; bir sıkıntı baş gösterdiğinde, o sıkıntıları aşma konusunda sürekli çare ve çözümler üretebilen, bir çareler rejimidir.
Onun için eski Başbakanlardan Sayın Süleyman DEMİREL,vaktiyle, demokrasilerde çare tükenmez lafını çok sık söylerdi.
Demokrasiler, çare üreterek sorunları çözebilen bir rejimdir, demokrasilerde çareler tükenmez ama, bu, tüm kurallarıyla demokrasinin sınırları içinde kalındığı sürece geçerli olan bir husustur.
Şayet,demokrasinin; hoşgörülü olma, beğenmediğimiz karşı görüşlere de saygı gösterme, özgürlüklere, en önemlisi de düşünce ve düşünceyi açıklama, yeri geldiğinde iş başındaki siyasal iktidarı eleştirme, iktidarı barışçıl yollarla protesto etme hak ve özgürlüklerine saygılı olma, bu yolları sürekli açık tutma, basın özgürlüğüne saygılı olma, yargının bağımsızlığını en üst düzeyde sağlama ve bu yargı bağımsızlığına saygılı ve tahammüllü olma, yargı kararları yeri geldiğinde eleştirilse dahi, yargı kararlarına saygı gösterip onlara uyma ve harfiyen yerine getirme gibi demokrasinin temel ilkeleri, iş başındaki siyasal iktidarlar tarafından uygulanmıyor ve muhalefetin sesi kısılıyorsa, muhalefete, tek çözüm yerinin sandık olduğu hatırlatması yapılarak, bizi sandıkta devirin, deviremiyorsanız aldığınız oy kadar konuşun ve oturun oturduğunuz yerde deniliyorsa, demokrasi sadece sandığa indirgeniyorsa, orada artık gerçek bir demokrasi kalmamış ve demokrasinin çare üretme yolları tıkanmış ve artık çare tükenmiş demektir.
Dün (31/03/2015) çok değerli bir savcımızın, demokrasimiz ve devletimiz için yüz karası olan müessif bir terör saldırısı ile rehin alınarak, kendisine yaklaşık sekiz saat işkence çektirilerek şehit edilmesiyle sonuçlanan bu menfur olayı yaşama talihsizliğine uğratılan bu güzel ülkemizde iş başında bulunan AKP iktidarının; kendi meclis çoğunluğuna ve sandığa sığınarak, her kesimden toplumsal muhahefetin, her haklı ve yerinde eleştirisi karşısında, sürekli sandığı gösteren, muhalefeti, demokrasi için gerekli ama, tek başına yeterli olmayan, sandıkta çare aramaya davet eden, demokrasinin diğer çare ve çözüm yollarını, işine gelmediği için denemek dahi istemeyen,demokrasiyi ve onun çareler üretebilme özelliğini yok eden bu eksik demokrasi anlayışı ve buna dayalı yönetim tarzı, ülkemizde bulunması gereken gerçek demokrasiyi işlemez kılmıştır.
Bu nedenle, değerli savcımızın şehit edilmesine kadar varan süreçte, kimse kusura bakmasın, AKP iktidarının bu antidemokratik yönetim tarzı, dolaylı olarak etkin bir rol oynamıştır.
Siyasal iktidarın başındakiler, ellerinden gelse, utanmadan ve sıkılmadan bu saldırı olayının sorumlusu olarak muhalefeti gösterecekler ve muhalefeti, sorumsuz muhalefet yapmakla suçlayarak, onlara sorumlu muhalefet yapma çağrısı yapacaklardır.
Biz, makalelerimizi yazmadan önce, etkisinde kalmayalım ve özgün şeyler yazalım düşüncesiyle, gazetelerin köşe yazarlarını okumayız, bu nedenle, özellikle iktidarın havuz medyasına ve köşe yazarlarına henüz bakamadık, ama adımız gibi eminiz ki, değerli savcımızın şehit edilmesinin nedeni olarak, en başta KILIÇDAROĞLU olmak üzere, muhalefet partilerimizin liderlerinin sorumsuz muhalefet yapmalarını gösterecekler ve hiç utanmadan, muhalefeti, bundan böyle sorumlu davranmaya davet edeceklerdir. Asıl suçlu olan AKP iktidarının sorumluluğunu görmezlikten gelerek, onu sorumlu davranma konusunda uyarmak, akıllarına gelmeyecektir.
Pek tabiidir ki; demokrasilerde, demokrasinin yaşatılması için, muhalefetin sorumluluğu da vardır ama, bu konudaki asıl sorumluluk, iktidara düşmektedir. Zira, demokrasinin yaşatılmasından ve insanlar tarafından demokrasinin hissedilebilir kılınmasından, en başta, ülkeyi yöneten, tüm devlet imkan ve yetkilerini elinde bulunduran, iş başındaki siyasal iktidardır. Bir benzetme yapmak gerekirse, muhalefet partileri, bir bekarın hoyratlığı ve sorumsuzluğu içinde olsa dahi, muhalefet için, mademki bekardır, ne yapsa hakkıdır, hoş görüsünde bulunulabilirse de, ülkeyi yöneten ve evli bir kişinin aile sorumluluğunu üstlendiği gibi, ülkenin; demokrasi ve özgürlükler içinde, insanlarının can güvenliklerini sağlayarak düzgün bir şekilde yönetilmesinden tek başına sorumlu olan siyasal iktidarın, sorumsuz davranmaya, sorumsuz bir şekilde muhalefet ile kavga yapmaya, halkı kutuplara ayırmaya, insanları gereksiz yere germeye, toplumda sürekli gergin bir hava yaratmaya, toplumu etnik kökenlerine, dinlerine ve mezheplerine göre ayrıştırmaya hakları ve lüksleri yoktur, alttan alması ve muhalefeti rahatlatması, toplumu gereksiz yere germemesi, kutuplara ayırmaması gereken, iş başındaki siyasal iktidar olmalıdır. İktidar, sürekli eleştirmez, şikayet etmez, iktidar koltuğu, eleştirme, şikayet etme ve sorun çıkarma yeri değil, eleştirilere, şikayetlere ve ortaya çıkan sorunlara demokratik çözüm ve çare arama makamıdır.
Ülkemizdeki AKP iktidarına bakıyoruz. Yukarıda yazdıklarımızın tamamen tersini yapan, eleştiri kabul etmeyen, sürekli olarak muhalefeti eleştiren ve şikayet eden, sorunlara demokratik çözümler üretemeyen, tüm sorumluluğu muhalefetten bekleyen, sorumsuz bir siyasal iktidar ile yüz yüze olduğumuzu, üzülerek görüyoruz.
AKP iktidarı;
Ülkemizde geçtiğimiz yıllarda vuku bulan ve Gezi Olayları olarak anılan, gençlerin iktidara yönelik demokratik ve barışçıl protesto haklarını kullandıkları eylemlerin özünü kavrayamamış, bu masum demokratik ve barışçıl direnişi, hükümete karşı yapılan bir darbe ve vandallık olarak algılamış, orantısız bir polis gücüyle, gençlerin bu masum direnişini bastırmış, bu sırada polisin kullandığı orantısız güçle bazı gençlerin ölmelerine ve yaralanıp sakat kalmalarına neden olmuş, bu masum gösterilere sızmaları çok doğal olan bazı illegal çok küçük grupların eylemlerini bahane ederek, Gezi Parkı eylemcilerini bütünüyle illegal ve vandal ilan eden, demokratik direnişi itibarsızlaştıran, direnişi bastırmak için orantısız güç kullanan polisi desten yazdılar diye öven ve onları maddi ve manevi olarak ödüllendiren antidemokratik bir tavır sergilemiş,
Gezi olaylarını, bütünüyle, halkın gözünde hükümeti devirmeye yönelik, yakıp yıkan illegal bir şiddet eylemi olarak göstermek ve itibarsızlaştırmak amacıyla, “Kabataş da benim başı örtülü bacıma ve bebeğine.....” diye başlayıp devam eden, yine, gezi eylemcileri Dolmabahçe Camisine girerek burada içki içtiler yalanlarını uyduran tavır sergilemiş,
17/25 Aralık çok ciddi yolsuzluk ve rüşvet iddialarının üzerlerini örtmüştür.
Gezi olaylarının Başbakanı, şimdilerin ise, Cumhurbaşkanı seçilmiş kişisi olan kaçak saraydaki zat da; Anayasa tanımayarak, şerefi ve namusu üzerine ettiği yemini yok sayarak, partisi ile bağını kesmeyerek, AKP'nin genel başkanı gibi, AKP'nin iç işlerine karışmaya devam ederek meydanlara çıkıp, AKP'den yana taraflı bir tavır sergileyerek, açıkça AKP'ye oy talep etmekte ve Anayasaya aykırı olan bu tutumunu, devletin imkanlarıyla çıktığı yurt dışı gezilerinde, yurt dışında yaşayan gurbetçi vatandaşlarımız nezdinde de sürdürmektedir.
Daha dün (31/03/2015), AKP Meclis Grubunda yaptığı konuşmasında, ana muhalefet partsi CHP'nin liderine yönelik olarak,” KILIÇDAROĞLU Başbakan olmayı hayal ediyormuş, 23 Nisan yaklaşmakta isterse ona bir günlüğüne başbakanlığı bırakabiliriz” diyebilen, ana muhalefet partisi liderinin en doğal hakkı olan, iktidara gelerek Başbakan olma isteğini, anormal karşılayarak, bu isteği hayal olarak nitelendirerek demokrasiden nasibini almadığını ortaya koyan ve KILIÇDAROĞLU'nu, 23 Nisan Başbakanlığına layık görerek onunla alenen alay edip büyük bir sorumsuzluk örneği gösteren, bu söylemiyle KILIÇDAROĞLU'nun şahsında, ona oy veren milyonlarca CHP'li seçmenle de alay etmiş olan, aslında kendisinin Tayyip Bey'in vesayeti ve denetimi altındaki tek başına karar alamayan Başbakanlığı, halkımızın büyük çoğunluğu tarafından tartışma konusu olan Ahmet Bey'in bu etik dışı ve alaylı konuşmasına ne diyeceksiniz?
Bu bahsettiklerimiz; ülkemize ve milletimize AKP iktidarı tarafından reva görülen ve demokrasi içinde çare ve çözüm yollarını yok eden, insanlarımızı demokrasiden soğutarak umutsuzluğa kapılmalarına neden olan eylem ve söylemlerden sadece bazılarıdır.
Özellikle, AKP iktidarının; yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını yok eden çabaları, son yıllarda, yargı mensuplarından azınlık olduklarına inanmak istediğimiz bazılarının, iktidara yönelik ciddi yolsuzluk iddialarını kapatan hukuk dışı kararları, yine AKP iktidarının toplumsal olaylarda demokratik direniş haklarını kullanan göstericilere karşı sergilediği hoş görüsüz sert tavırları, bu eylemleri orantısız güç kullanarak bastıran güvenlik güçlerine sahip çıkarak, bu olaylar sırasında hayatlarını kaybeden ve yaralanan kişileri yalnız bırakarak onları potansiyel suçlu ve terörist olarak yaftalayan taraflı tutumu nedeniyle; insanlarımızın kafalarında,toplumsal olaylarda hayatlarını kaybeden kişilerin haklarının yargı önünde yeterli şekilde savunulmadığı,yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını kaybettiği yolunda, ciddi şüpheler uyanmış ve bu olumsuz ortamdan yararlanmak isteyen, bu şüpheleri ve olumsuzlukları istismar eden bazı terör örgütü mensupları, maalesef görevini yapan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim KİRAZ'ı şehit etmişlerdir.
Bize göre, bu elim olay karşısında susması gerekenler; muhalefet partilerimiz değildir, bilakis muhalefet partilerimiz, tüm acımıza rağmen, bu olayın zerine gitmeliler ve bu olayın meydana gelmesinde ağır kusur ve sorumlulukları bulunan AKP iktidarını, yapıcı olarak en ağır şekilde eleştirmelidirler, bu onların en temel ve asli görevleridir, bize göre, susması gerekenler; öfke de, bir hitabet ve politika yapma sanatıdır diyerek meydanlarda bağıran ve halen Anayasayı çiğneyerek bağırmaya devam edenlerdir.
AKP iktidarının başında bulunan Tayyip ve Ahmet Beyler'in; muhalefete, milli birlik ve beraberlik çağrısı yaparak, bu cinayetteki sorumluluklarını, muhalefet partilerimizin üzerlerine yıkmaya ve onlardan susmalarını beklemeye asla hakları yoktur.
Öfke de, bir hitabet sanatıdır, öyle mi?
Ölümü hiç hak etmediğine inandığımız, basında yer alan bilgilere göre, Berkin ELVAN evladımızın cinayetini çözmek için elinden gelen çabayı sürdürürken, ne acıdır ki, iktidarın bağımlı bir yargı yarattığı algısının esareti içinde kalınıp, haksız bir değerlendirme ile Berkin ELVAN cinayetinin üzerini örtmekle suçlanarak, yapmakta olduğu soruşturmanın sonucu beklenmeksizin vahşice şehit edilen C. Savcısı meslektaşımız Mehmet Selim KİRAZ'a, Allah'dan rahmet, kederli ailesine, tüm hukuk alemine ve milletimize baş sağlığı diliyoruz.

01/04/2015
Güner YİĞİTBAŞI
İzmir Barosu Üyesi Avukat

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget