Ermeniler Rumları, Türklerin Aleyhine Kışkırtıyorlardı - Cevat Kulaksız

Ermenilerin, bütün dünyada Türkler aleyhinde her etkeni kullanmaya çalıştıklarını, Rumları da Türklere karşı kışkırtmaya çalıştıklarının bir örneğini bu yazımızda vereceğiz. 1915 sözde “Ermeni Soykırımı” olayından daha önceleri, emperyalist devletlerin destek ve kışkırtmaları ile ayaklanmaya, Türk halkına saldırmaya, kıyıma başlamışlardı. Yani katliam ve saldırı olaylarını çok önceden başlatan Ermenilerdi. Tüm bunların, Ermenilere göre destansı belgeleri Ermenistan arşivlerinde bulunmakta. Bu belgelerin aleyhlerinde olduğunu bilen Ermeniler,  tek bir belgenin bile Ermenistan dışına çıkarmayı cezalandıran yasa çıkarmışlar, o nedenle hiçbir tarihi belgenin dışarı çıkmasına izin vermezler.

Bu yazımızda, Osmanlı’nın o zamanki Yanya Vilayetinde bir Ermeni’nin,  Hıristiyan haçını kullanarak, Rumları, Rusları Türkler aleyhine yönlendirmek için yapılan çirkin bir örneğini vereceğiz. Bunun gibi nice örnekler var.

Ermeniler Rumları,Türklerin Aleyhine Kışkırtıyorlardı - Cevat Kulaksız
Osmanlı her yıl gerileyip yıkılışa giderken, başta Ermeniler olmak üzere, azınlıklar kendi mukadderatlarının tayin ve seçim derdine düşmüşlerdi. Öyle ya bir yerde yıkım, yıkılış, başladı mı, en yakınları sırtını dönermiş.

İlk isyan 1890'daki Erzurum'da gerçekleşmiştir. Bunu, yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894'te Sasun isyanı, Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali, 1903'te ikinci Sasun isyanı, 1905'te Sultan Abdülhamid'e suikast girişimi ve nihayet 1909'da gerçekleşen Adana isyanı izlemiştir. 1914'de Zeytun'da 100, 1915 Van olaylarında 3.000 ve 1914-1915 Muş olaylarında 20.000 Türk, Ermeni mezalimi sonucu hayatlarını kaybetmiştir

Tüm başkaldırı ve saldırıları yanında,  Ermeniler gibi yüzyıllarca birlikte sorunsuz yaşadıklalar Rumları, Yahudileri, dini ve kültürü bir Kürt kardeşlerini de Türk halkına karşı iftira ve tertiple kışkırtıyorlardı. En kurnaz ve şeytani planlarla kendi Ermeni halkları yanında başta yerli halkları da Türkler aleyhine kışkırtıyorlardı.

Şimdilerde ülkemizin başına bela olan PKK da aynı şeytani metodu uyguluyor, Türklerle arası iyi olmayan ne kadar devlet varsa hepsi ile şeytani işbirliği arıyor; Ruslarla (silah alma, sığınma), Yunanlılarla (terör kampları, sahte pasaport, terör eğitimi, mali kaynak), İsrail (terör eğitimi, uzman ve mali kaynak), Avrupa ülkelerinin çoğunluğu ile (sığınma, mali kaynak, gizli silah mühimmat vb).

İşin garibi, çoğunlukla isyanların başladığı ll. Abdülhamit devrinde Ermeniler,  Osmanlının devlet mekanizması içinde yüksek memur, elçilik, milletvekilliği, bakanlık, sadrazamlığa kadar yükselebiliyorlardı. ll. Abdülhamid’in hemen hemen bütün doktorları Ermenilerdendi. Ne hikmetse, Padişah Abdülhamit en çok Ermeni suçluları affediyordu; en çok kayırılan, korunan azınlık Ermeniler olduğu için, Osmanlı toplumunda Millet-i Sadıka (Sadık Millet) diye anılırdı.

Tüm bu kayırma ve korumayı takdir eden, bilen Ermeni Patriği Nerses, 1876 yılında Vatandaşlık Meclisi Şurası'na sunduğu mektubunda şöyle diyordu:

 "Şayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak muhafaza edildiyse ve inancını, kilisesini, dilini, tarihi ve kültürel değerlerini muhafaza ediyorsa, tüm bunlar Türk Hükümeti'nin Ermeni milletine gösterdiği himaye, yardım ve hayırseverlik sayesindedir. Kader Ermenileri Türklere bağlamıştır. Bundan dolayı Ermeniler, devletin savaş ve ağır imtihan günlerinde buna kayıtsızca davranamaz. Aksine her zaman oldukları gibi ona yardım etmeye mecburdur. Vatanını seven Ermeni, devlete yardım ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardımının en iyisini görecektir" demektedir. Görüldüğü gibi Ermeni Patriği de Ermenilerin Osmanlı Devleti içerisinde sahip oldukları haklar sayesinde benliklerini, kültürlerini muhafaza ettiklerini belirtmektedir. [i]

Rumları Türk halkına karşı hile ve tertiple kışkırtmak için şeytani planlar kuruyorlardı. Bunlardan ilginç bir şeytani olayı,  o devirde yaşamış bir Zaptiye Nazırının anılarını yazdığı kitabından,  günümüze sadeleştirerek nakletmeğe çalışacağız. [ii]

Hicri 1311 Miladi 1893 yılının Kasım ayında, Osmanlı’nın, o zamanları Yanya Vilayeti’nde bulunan Rus konsolosluğuna kötü bir tecavüz olayını, Yanya Zaptiyesi (Yanya Polis Müdürlüğü) Zaptiye Nazırlığına (İç İşleri Bakanlığına) gizli şifreyle rapor eder. Bir Ermeni’nin yaptığı çirkin olay, Hüseyin Nazım Paşa’nın anlatımıyla şöyledir:

“1983 yılının Kasım ayının ikinci günü, Yanya Rus konsolosluğunun tercümanı, Yanya İl Komserliğine gelerek, Resmi bir Rus gazetesine sarılmış ve üzerine insan pisliği bulaştırılmış bir haç ın konsoloshane bahçesine atıldığının bilgisini verir. Komiser, valiyle açıkladıktan sonra, olay yerinde inceleme yapmak için tercümanla birlikte konsoloshaneye gidiyor. Anlatıldığı gibi, bahçede, parmaklıktan atılmış olduğuna şüphe olmayan bir gazeteye sarılı ve üzeri insan pisliği olan bir haç var. “Bir çocuk veya bir deli bunu yapamaz” diye düşünürler.

Ermeniler Rumları,Türklerin Aleyhine Kışkırtıyorlardı - Cevat Kulaksız
Komiser düşündü, taşındı ve olayı araştırmaya başladı. Konsoloshanenin karşısında birkaç ev vardı. Bu evlerin birinde Yanya Vilayeti mühendislerinden Minas Efendi adlı bir Ermeni oturuyordu. Diğer evlerde oturanlar Türklerdi. Bu Türklerin böyle pis ve gülünç işlerle uğraşamayacakları açıktı, çünkü Rus konsoloshanesine böyle çirkin bir harekette bulunmaktan bir Türk’ün hiçbir yararı olamazdı. Oysa Minas Efendi epeyce bir zamandan beri Yanya’da Hınçakyan’ın [iii] mutemedi, üyesi gibi bir şeydi.

ll.Abdülhamid’in sansürü veya güvenlik için Anadolu ve İstanbul Ermeni ihtilalları katiyen gazetelerde yayınlanmaz ve saklanırdı. Ama bu Ermeni Minas Efendi, olaylardan günü gününe haberi oluyor ve olaylardan yalnız Rumlara, Ermenilere değil, Türklere de bilgi veriyordu. Yaşamı gizemli bir adamdı.

Yanya Türk vatandaşları Rumca konuşur. Oralara tayin olan memurlar bile kısa zamanda Rumca öğrenirlerdi. Mühendis Minas Efendi de mükemmel Rumca öğrenmişti ve Rumlarla çok sıkı fıkı konuşuyordu. Harcamaları maaşı ile uyumlu değildi; her mecliste, her cemiyette ve her yerde bulunur, şık giyinir ve gayet refah yaşardı.

Rus konsolosluğuna bu insan pisliği bulanmış haç ın atılmasından bir hafta önce, bir sivil polis memuru, Yanya Başkomserliğine tayin olmuştu. Bu sivil memur, iyi derecede Rumca, Ermenice bildiği için, Ermeni Minas Efendi ile tanışıp samimi olmuşlardı.

Minas Efendi’nin bir Rum’la sohbeti koyulaştı, içki masasında birkaç tek attıktan sonra arkadaşı olan Rum’a şunları anlattı:

“-Evet, Hınçakyan iyi idare edemedi. Zeytin galibiyetinden sonra, bütün kuvvetiyle Zeytin’e imdada gelen askerin üzerine yüklenmediler. O fırkayı da mağlup ettikten sonra bütün Anadolu bizim elimize geçecekti. Bitlis’te, Van’da, Erzurum’da da bu kadar kan dökülmesine gerek kalmazdı”.

Karşısındaki Rum cevap verdi:

“-Fakat on beş bin, yirmi bin, hatta elli bin kişi ile Anadolu zapt olunur mu dostum? Anadolu Hıristiyanlık için daima mezar olmuştur. Kim oraya başvurdu ise mahvolup kalmıştır. Düşün bizim Bizanslıları, düşün Ehlisalip hücumlarını! Benim fikrimce sizinkiler boş yere uğraşıp kan döktüler.

“-Dur bakalım, daha mesele bitmiş değildir. Elbette İngiltere bu işi halledecektir. Fakat şu Rusya yok mu? Ermeni davasına engel olan yalnız Rusya’dır. Farz edelim Sultan muhtar veya müstakil bir Ermenistan kurulmasına izin verse bile, Rusya bunu hazmedemeyecek ve Türkiye’yi Ermenistan’la beraber yutacaktır. Biz, hakikatte Sultan’la değil, Çar’la uğraşıyoruz.

“-Öyle ise hapı yuttunuz, demektir. Türkiye’nin bile kılını oynatmadıktan sonra Rusya ile nasıl başa çıkacaksınız?

“-Öyle ama bazen bir adam öyle bir harekette bulunur ki bir ordunun yapamayacağı işi yapar. Bakalım kader neler gösterecek.

Çarşı içinde basıkça bir meyhanede olan bu konuşma, Minas’la arkadaşının masalarına yakın bütün masalara birçok müşterinin gelmesi üzerine kesilmişti. Sivil memur raporunu verdi ve Minas hafiyece takibe başlanıldı. Her gün Rum mahafiline gidiyor ve gelecekte Rum ve Ermeni çıkarlarının mühim gelişmelere mazhar olacağından bahsediyordu.

Rus konsolosluğuna pisletilmiş haç atıldıktan sonra, Minas, güya hastalanarak evinden çıkmadı; vilayetçe bazı işlerin halli için çağırılmasına rağmen, “rahatsızım, çıkamayacağım” cevabını gönderdi. Vali, muayene ve tedavi edilmesi için hükümet doktorunu gönderdi; doktor dönüşte:

“-Minas Efendi hepimizden daha ziyade sıhhatli ve turp gibi sağlamdır, cevabını verdi!

Yaşam rastlantılarla doludur. O günlerde Yanya polis kadrosuna bir Ermeni kadar Ermenice’yi pürüzsüz konuşan bir polis memuru ilave edildi.

Bu sefer, başkomiserle görüştü; bunun gelişinden ve polis bulunduğundan kimsenin haberi yoktu. Çünkü Yanya’ya sivil olarak gitmişti. Bu polis memurunun cebinde Hınçakyan komitesinin belgesi, programı vs bulunuyordu.

Bu sivil memur akşam karanlığında Minas’ın evine gitti; kapıyı açan bir Ermeni kadınıyla salis Ermeni şivesiyle görüştü ve tabi hemen kabul edildi. Minas’la görüşmeğe başladılar:

“-İsanbul’dan şimdi geliyorum; komite hareketinizden haberdar oldu; fakat buna pek mana veremedi. Haçı atmaktan ne fayda umuldu, acaba, diyordu.

“-Burada başka ne yapılabilir? Ben düşündüm ki haç ın pisliğe bulaştırılarak atılması müteaasıp Rum kütlesini Türkler aleyhine ayaklandıracak. Gerçi epeyce dedikodu olmadı değil; fakat burada bir askeri vali var, kurnaz ve cesur bir adam; Rum palikaryaları da çok korkak. Konsoloshane de eşek mş eşek. Vali ne derse konsolos kabul ediyor. Irkımız Anadolu’da perişan oldu. Bari bir politika meselesi çıkarayım, dedim, bunun için yaptım”

“-Peki senin hastalığını Türk hükümeti yuttu mu acaba?

“-Yuttu mu da laf mı? Vızır vızır. Bana doktor gönderdi; doktor tam hımbılın biri! İki üç likör içirdim. “Kuzum Minas Efendi, sen epeyce rahatsızsın, ben şimdi raporumu veririm, daha on gün istirahata muhtaçsın” dedi, defolup gitti”.

“-Hâlbuki asıl hımbıl sensin! Doktor likörü içtikten sonra polis dairesine geldi! Bu hain komiteci bir yaban domuzu kadar sıhhattedir. İnanmayın, diye rapor verdi, anladın mı?

“-Fakat sen kimsin, eyvah! Hain, sen bir casussun ha?

Minas Efendi bunu söyleyerek tabancasına davranmak istedi; fakat polis yakasına yapışmıştı. “Gel bakalım” diyerek hükümete götürdü”.

Bu durum, Yanya valiliğince Zaptiye Nazırlığına ayrıntıları ile bildirildi; “bu gibi muzır şahsın devlet bütçesinden maaş almalarının doğru olamayacağını ve hemen görevinden atılmasını” önerileri ile adliyeye teslimini bildirirler. Fakat daha başkaları gibi, Ermenilere sempatisi olduğu için Padişahın (ll.Abdülhamid’in) affıyla bu Emeni komitacı serbest kaldı.

İnternette uzun yazının okunması sıkıntılı olacağını göz önüne alarak,  bundan sonraki yazımızda da, Ermenilerin, Kürtleri nasıl Türkler aleyhine kışkırtmak için tuzak kurduklarını belgelerle sunacağız.

Önemli Ermeni İsyanları :

Anavatan Müdafileri olayı .....................: 8 Aralık 1882
Armenakan çeteleriyle müsademe .....: Mayıs 1889
Musa Bey olayı ................................. ....: Ağustos 1889
Erzurum isyanı .......................................: 20 Haziran 1890
Kumkapı nümayişi .................................: 15 Temmuz 1890
Merzifon, Kayseri, Yozgat olayları ........: 1892 - 1893
Birinci Sasun isyanı ...............................: Ağustos 1894
Zeytun (Süleymanlı) isyanı .....................: 16 Eylül 1895
Divriği (Sivas) isyanı ..............................: 29 Eylül 1895
Babıali olayı ............................................: 30 Eylül 1895
Trabzon isyanı ........................................: 2 Ekim 1895
Eğin (Ma'muratü'l Aziz) isyanı ...............: 6 Ekim 1895
Develi (Kayseri) isyanı ..........................: 7 Ekim 1895
Akhisar (Izmit) isyanı ..............................: 9 Ekim 1895
Erzincan (Erzurum) isyanı ......................: 21 Ekim 1895
Gümüşhane (Trabzon) isyanı ................: 25 Ekim 1895
Bitlis isyanı ..............................................: 25 Ekim 1895
Bayburt (Erzurum) isyanı .......................: 26 Ekim 1895
Maraş (Halep) isyanı .............................: 27 Ekim 1895
Urfa (Halep) isyanı .................................: 29 Ekim 1895
Erzurum isyanı ........................................: 30 Ekim 1895
Diyarbakır isyanı ....................................: 2 Kasım 1895
Siverek (Diyarbakır) isyanı ...................: 2 Kasım 1895
Malatya (Ma'müratü'l Aziz) isyanı .........: 4 Kasım 1895
Harput (Ma'müratü'l Aziz) isyanı ...........: 7 Kasım 1895
Arapkir (Ma'müratü'l Aziz) isyanı ..........: 9 Kasım 1895
Sivas isyanı ............................................: 15 Kasım1895
Merzifon (Sivas) isyanı ..........................: 15 Kasım 1895
Maraş (Halep) isyanı .............................: 18 Kasım 1895
Muş (Bitlis) isyanı ..................................: 22 Kasım 1895
Kayseri (Ankara) isyanı ........................: 3 Aralık 1895
Yozgat (Ankara) isyanı ..........................: 3 Aralık 1895
Zeytun isyanı ..........................................: 1895 - 1896
Birinci Van Isyanı ...................................: 2 Haziran 1986
Osmanlı Bankası baskını ......................: 14 Ağustos 1896
Ikinci Sasun Isyanı .................................: Temmuz 1897
Sultan Abdülhamid'e suikast ................: 21 Temmuz 1905
Adana isyanı ..........................................: 14 Nisan 1909  [iv]

Cevat Kulaksız
ckulaksizster@gmail.com

  

DİPNOTLAR

[i]  http://globaltarih.blogcu.com/ermeni-meselesi-nasil-ortaya-cikti/4523734
[ii]  Hatıralarım Ermeni Olaylarının İçyüzü Hüseyin Nazım Paşa 2003 1.Baskı  sf 193-194-195
[iii]   Rus Ermenileri tarafından kurulan Ermeni tedhiş örgütü. Rus ve İngiliz yardımlarıyla mültecî Ermeniler tarafından 1887'de Cenevre'de kuruldu. Temel ideolojisi Marksizm olan komite, 1890'da Hınçakyan İhtilâl Partisi adını aldı. Önceleri merkeziİstanbul kabul edildiyse de, sonradan Londra'ya taşındı.
[iv]  http://www.ermeniteroru.8m.com/isy.htm

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget