Boşuna Gayret Ediyorsunuz - Güner Yiğitbaşı

Boşuna Gayret Ediyorsunuz
Paris'de gerçekleşen İslami terörü protesto etmek için, dünya liderleri Paris' de toplanıp görkemli bir yürüyüşle terörü lanetlediler ve bu tür terör eylemlerinin tekrar etmemesi dileğinde bulundular.
Bu protesto yürüyüşüne, ülkemiz adına, terörün dini olmaz diye demeç veren Başbakan Ahmet Bey katıldı.
Evet, çok doğru terörün dini olmaz, terör terördür.
Ancak, doğrular bu yönde ise de, ortaya çıkan gerçekler, hiç de öyle söylemiyor.
Bugün yeryüzünde gerçekleştirilen tüm terör eylemlerinin temelini, ırkçılık ve dincilik oluşturuyor.
Ülkemizdeki bölücü ve etnik PKK terörü, Kürt ırkının ayrı bir millet ve devlet olarak tanınması temeline dayandığı gibi, yeryüzündeki İslami terör örgütleri de, din adına, İslamlık adına insanları katlediyorlar.
Şu gerçeği hepimiz biliyoruz ki; İslamiyet dahil, yeryüzündeki hiçbir din, bir insanın diğer bir insanı öldürmesine cevaz vermez, hiçbir din, hangi nedenle olursa olsun, insanın, bir diğer insan tarafından öldürülmesini haklı bulmaz,sonuç olarak, öldürmenin hiçbir haklı nedeni olamaz.
İslam dini ve diğer dinler; insan ile Allah arasında bir köprü ve manevi bir bağ kuran ve insanı; ahlaklı, sağlıklı, topluma, ailesine, diğer bireylere ve her şeyden önce de bizzat kendisine karşı yararlı kılan kural ve ödevleri belirleyen, manevi zenginlik ve inançlar manzumesidir.
Bu itibarla, her insan, dini inanç yönünden hür olup, istediği dini benimser ve benimsediği dinin kural ve ödevlerine riayet edip etmemesine göre, dinin sevabından da, günahından da, sadece Allah'a karşı bireysel olarak kendisi sorumludur.
Dinde, özellikle İslamiyette bir zorlama yoktur. Herkesin inancı ve inançsızlığı, günahı ve sevabı kendisinedir.
Dinimize göre, örneğin; oruç tutmak ve namaz kılmak farz kılınmış ise, bu, Allah'ın, kendi kullarının sağlıklı yaşamalarını, nefislerine hakim olmalarını sağlamak içindir. İnsanların namaz kılıp oruç tutmaları Allah'a hiçbir fayda sağlamamaktadır. Allah'ın, insanların namazına ve orucuna ihtiyacı yoktur. Bu nedenle, bir Müslüman'ın; namaz kılmadığı ve oruç tutmadığı için, bir diğer Müslümanı eleştirmek, ona kötü davranmak ve hatta öldürmek gibi bir dini görevi ve mecburiyeti yoktur. Ortada işlenen bir günah ve hata varsa, bunun hesabını soracak olan, Allah'ımızdır. Allah kullarından daha güçlü ve muktedir olup, bir kulunun hatalı bir davranışından ve işlediği bir günahından dolayı, diğer kulunun ondan hesap sormaya kalkışması, Allah ve onun peygamberi adına insanları öldürerek katliam yapması, Allah'ı aciz saymaktan öteye bir anlam taşımamaktadır.
Herkes; dinini, kendi içinde, kendi ruh ve manevi dünyasında bireysel olarak yaşamalıdır.
Din; dünya işlerine ve özellikle günümüzde yapıldığı gibi, siyasete, siyasi ve maddi çıkarlara alet edilmemeli, insanların yaşam tarzlarına dayatma aracı olarak kullanılmamalıdır.
İşte tam burada, laiklik ilkesinin önemi ortaya çıkmaktadır.
Siz; dininizi, bireysel olarak, kendi ruh ve manevi dünyanızda yaşamaktan uzaklaşır ve dini, siyasete,siyasi geleceğinize, siyasi çıkarlarınıza ve hatta maddi çıkarlarınıza alet eder, insanların yaşam tarzlarına dayatma aracı olarak kullanır ve laik olamazsanız, din artık, sizinle Allah arasındaki manevi bir bağ ve inanç olmaktan çıkar ve ister istemez, diğer insanların dini inançlarını, dini ödevlerini yerine getirip getirmediklerini, yaşam tarzlarının sizin dayatmaya kalkıştığınız kendi dini inanışlarınıza uyup uymadığını sorgulamaya, yaşam tarzlarına karışmaya ve bunlarla ilgili dayatmalarda bulunmaya, daha da ileri giderek, Allah ve onun peygamberi adına, insanlara yaptırımlar uygulamaya ve hatta onları öldürmeye kalkışırsınız.
Gezi olaylarında gördük, zamanın Başbakanı olan Tayyip Bey; dini politikaya alet ederek, kendisine politik çıkar sağlamak ve gezi olaylarına katılan gençleri itibarsızlaştırmak için, tutturdu ve polisten kaçan eylemci gençlerin, sığındıkları Dolmabahçe Camisinde içki içtiklerini iddia etti ve gerçek dışı olan bu iddiasını ispatlamak için, yalan tanıklık yapmaya zorladıkları cami imamının, gençlerin camide içki içtikleri yolunda yalan tanıklık yapmayarak doğruları söylemesi üzerine de, cami imamını görevden aldırarak başka bir yere sürgün ettirdi.
İslam dinine bundan daha büyük kötülük yapılabilir mi? Diyelim ki, gezi eylemine katılan gençlerin bazıları sığındıkları Dolmabahçe Camisinde içki içtiler, sana ne be kardeşim? Dinen günah sayılan bu eylemin hesabını dinen soracak olan, Allah. Bu eylem, yasalarımıza göre de bir suç oluşturuyorsa, savcılar ne güne duruyor?
Bir başbakan, dini siyasete alet ederek, sırf barışçıl ve demokratik protesto haklarını kullanarak eylem yaptıkları için, eylemci gençleri camide içki içtiler diye suçlamaya kalkışır ve yalan tanıklık yapmadığı için de o cami imamının sürülmesine göz yumarsa, cahil ve aşırı kökten dinci insanlar da, Paris' de giderler bir dergiyi basarak Allah ve peygamber adına katliam yapmayı kendilerine dini bir görev sayarlar.
Halkının çoğunluğu Müslüman olan ve Dünyadaki tüm Müslüman ülkeler içinde, kör topal da olsa, demokrasiyi yaşatmakta bir ilk olan ülkemizde dahi, laiklik ilkesinin tam olarak işletilemediği, İslam dininin politikaya ve sosyal yaşama alet edildiği ve dayatıldığı günümüzde, cehaletin ortadan kalkarak, laiklik ilkesi ödünsüz olarak tüm İslam aleminde yerleşinceye kadar, tüm protestolara, yürüyüşlere ve temennilere rağmen, yeryüzündeki İslami terörün, tüm hızıyla devam edeceğini iddia etmek, kahinlik sayılmamalıdır.

12/01/2015
Güner YİĞİTBAŞI 
İzmir Barosu Üyesi Avukat

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget