Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

İBB İddianamesi
Bu iddianameyi değerlendirmeye nereden başlamam gerektiğini çok düşündüm ancak bir karar veremedim. Zira, iddianame; içerdiği iddialar ve olaylar itibariyle inandırıcılıktan uzak olup,  kesin ve inandırıcı  somut kanıtlara dayanmamaktadır.

 

2019 senesinde yapılan ve İstanbul belediyesinin iktidar tarafından kaybedilmesiyle sonuçlanan yerel seçimlerden sonra yazılması tasarlanıp planlanan,  

 

2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminin KILIÇDAROĞLU tarafından kaybedilmesi üzerine,  İMAMOĞLU öncülüğünde başlatılan CHP deki değişim sürecinde yapılan CHP kurultayında KILIÇDAROĞLU'nun CHP Genel Başkanlığını kaybederek,  yerine,  değişim hareketinin başını çeken Ekrem İMAMOĞLU tarafından desteklenen Özgür ÖZEL'in CHP Genel Başkanı seçilmesi ve yeni genel başkan Özgür ÖZEL'in liderliğinde girilen 2024 yerel seçimlerinin CHP tarafından birinci parti olarak sonuçlanması ve İstanbul'un yine iktidar tarafından kaybedilerek İMAMOĞLU'nun ikinci kez  yeniden İBB Başkanı seçilmesi ve sonrasında partili ve partisiz milyonların oylarıyla katıldıkları ön seçim sonucunda,  İMAMOĞLU'nun CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenmesiyle artık yazılması kararlaştırılan,

 

iddianamenin dayanağı olan soruşturmayı başlatan ve yapan ve iddianameyi yazan sayın savcının herkesçe bilinen yargı geçmişi,  kısa bir dönem yaptığı politik bir makam olan Adalet Bakanlığı yardımcılığı ve sonrasında yeniden atandığı İstanbul C. Başsavcılığı makamının kelimenin tam anlamıyla siyasallaşmış bulunması, AKP Genel Başkanı ile İlgili savcının politik yakınlıkları, AKP Genel Başkanının; çok doğru teşhiste bulunarak,  İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder, mealindeki beyanları, CHP ve Genel Başkanına yönelik olarak, ileride olacakların öncü sinyalleri olarak;  durun hele, bunlar daha bir şey değil,  turp'un büyüğü daha heybede, gün gelecek insanların yüzlerine bakamayacaksınız tarzındaki söylemleri, CHP ve İMAMOĞLU'na yönelik olarak yaptığı ve iddianamede de yer verilen,  “ahtapotun kolları” benzetmeleri, iddianamenin,  ağırlıklı bir şekilde,  hukuken hiçbir değeri olmayan gizli ve etkin pişmanlıktan faydalanarak paçayı kurtarmak isteyen tanık beyanlarına dayandırılıyor olması, şu şununla telefonla sık sık görüşmüştür işte size HTS kayıtları, peki görüşmelerin suç oluşturan içeriği nerede, neler konuşmuşlardır? sorusunun havada kaldığı uydurma delil yaratma gayretleri, yapılan anket sonuçlarına göre AKP'nin seçmen nezdindeki desteğinin her geçen gün azaldığının, AKP'nin  yapılacak ilk seçimi kaybederek iktidarını yitireceğinin anlaşılması gibi parametreler sonucu yazılması kesinleşen ve kaçınılmaz olan BU İDDİANAME; yazılış amacı ve içeriği gerçek dışı iddialar itibariyle,  siyaset kokan değil, tamamen siyasi bir belge ve AKP'ye uzatılan adeta bir cankurtaran simididir.  

 

Ceza yargılamasında tanık anlatımları; sıkça kullanılan, çok önemli ve değerli bir delil olmakla birlikte,  çiğ süt emmiş insan faktörüne dayalı bir delil olması nedeniyle,  kesin bir delil değildir, hele ne idüğü belirsiz FETÖ yargısıyla uygulamaya konulan gizli tanık anlatımları,  kesinlikle güvenilemez ve inandırıcı olmayan hükme esas alınamayacak sözde delillerdir.

 

İddianameye bakıyoruz, sayfa sayısı çok fazla. Oysa, bir iddianameye değer kazandıran,  sayfalarının fazlalığı olmayıp, içinde yer alan ve  vuku bulduğu söylenen olay ve eylemlere dayalı iddiaların, hayatın olağan akışına, olayları canlı olarak izleyen kamuoyunun vicdanına uygun,  vicdanları kanatmayan,  kesin ve inandırıcı delillere dayalı olmasıdır.

 

Bize göre, iddianamelerin sayfa sayısı çoğaldıkça hukuki değeri artmaz,  bilakis azalır. İnsanların obezleşerek,  şişmanlayıp genişleyerek ve kalınlaşarak sağlığını kaybetmesi gibi. İddianamelerin ciddiye alınabilmesi için,  içeriğindeki eylemlerin ve istenen cezaların inandırıcı olması gerekir.

 

 

İMAMOĞLU;  2019 seçimleri öncesinde tanınmayan İstanbul'un küçük bir ilçesinde CHP İlçe Başkanlığı ve sonrasında aynı ilçenin belediye başkanlığını yapan bir kişi olup, kendisi;  şu anda iktidar tarafından  el üstünde tutulan CHP'nin önceki genel Başkanı KILIÇDAROĞLU'nun adamı ve adayı olarak İstanbul Büyükşehir’e aday olmuş, aday olduğunda tanınmayan ve kazanacağına şüpheli gözlerle bakılan bir kişidir. Ancak, kendi özel kabiliyeti ve gayretiyle kısa sürede İstanbul halkının beğenisini kazanarak ve AKP'nin kötü yönetiminden bıkılmış olmasının katkısıyla 2019 seçimlerini sürpriz bir şekilde azanmış ve sonrasında tüm İstanbul halkının ve hatta Türk Milletinin gözleri önünde dürüst ve şeffaf bir şekilde İstanbul BB Başkanlığını icra etmiş, hizmetleri ve şeffaflığıyla  halkın gönlünde güzel bir yer edindiği ve beğenildiği için,  parti farkı gözetmeksizin sandıkta oylarını birleştiren seçmen çoğunluğu tarafından 2024 seçimlerinde de İBB Başkanlığını ve sonrasında CHP'nin Cumhurbaşkanlığı adaylığını kazanmıştır.

 

İddianame;  işte,  Cumhurbaşkanlığına doğru yol almakta olan  bu başarı öyküsünün engellemesine yönelik,  AKP ve İstanbul Yargısının  ortak yapımı olarak sahnelenmiştir.

 

O kadar ki; AKP Genel Başkanından adeta  rol çalan ve hukuki olmaktan çok iktidar adayı CHP'ye, Cumhurbaşkanı adayı İMAMOĞLU'na yönelik gerçek dışı iddialar ve siyasi üslup içeren inandırıcılıktan ve somut delillerden yoksun bir iddianame olmuş, içerdiği iddialar ve istenen 25 asır tutan ceza istemi nedeniyle inandırıcı olmaması, mahkemeden çıkacak olan sonuç karar açısından İMAMOĞLU'nun büyük şansı olmuştur.  

 

12/11/2025

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bir PKK elebaşısının itirafları
Bilgisayarımda saklı duran bendeki videoda bir PKK elebaşının kan donduran itiraflarını bir gazeteci ile söyleşisinde gazeteciye anlattıklarını o banddan çözerek sizlere sunmak istedim. Bu PKK’lının itirafçı olduğu bilinmesin diye ses değiştirilmiş, çünkü bu örgüt itirafçıları infaz ederek cezalandırıyordu. Bu PKK lı itirafçısının bandından çözümlediğim konuşmasını yazarak size sunuyorum:

“2007’nin sonunda PKK nın dağ kadrosuna katıldım, orada 7-8 ay kadar bomba eğitimi gördük, yakın savaş eğitimleri aldık. Aklınıza gelebilecek Amerika yapımı, Rus yapımı, Alman, Kanadalı kökenli birçok otomatik tüfeklerin eğitimlerini aldık, sabote eğitimleri alarak 2010 senesinde yavaş yavaş dağ kadrosunda eğitim alırken yavaş yavaş siyasallaştırılmış şehirleri ele geçireceğimizi bu eleman sevkiyatlarını bize, bizim fikrimizi hizmet eden polislerin de bize yardım edeceği söylendi. Benim 2011 sene önce Şırnak üzerinden, Beytüşşebap üzerinden Siirt Şırnağa götürdüğümüz 2014-2015 de hendek savaşlarında o gördüğünüz bombaların üç dört yıla yayarak sınır hattından bugün FETO’cu olduklarını bildiğim polislerin karakollardaki denetim saatlerinde çok fazla irdelenmeden çok rahat rahat geçirebildik.

Soru: Yani geçişe iizin mi veriliyordu?

Cevap: Benim bölgemdeki bazı üst düzeydeki PKK’lılar da katıldılar. Şu şekilde sınırı geçerdik, biz de sözde operasyon yapalım sözde tutuklanıp ters kelepçe vurulup ele geçirilirdi, zabıtlarda güya bizler de operasyonla Şırnak’tan alınıp Siirt’e sorguya getirilip o bahane ile yarı yolda bir köy kenarında indirilip onlar başka araca bindirilerek böylece bizler de jandarma karakollardan rahat bir şekilde geçerdik.

 

PKK İÇİNDEKİ MİT AJANLARININ LİSTESİNİ FETO POLİSLERİNCE PKK YA İLETİLMİŞ!

Bir PKK elebaşısının itirafları

SORU: Peki ne yapıyordunuz o mühimmatları?

CEVAP: Mühimmatları Diyarbakır’da Batman’da, Siirt’te liderin belirlediği, bazı dönemlerde de kimsenin yanaşamaması polisi de göremediği bazı bölgelere toplanır, Güneydoğuda HDP belediyelerinin araçlarıyla kazılan çukurlara atıyorduk. Kurşunların sıkılmadığı dönemlerde Biz Fetullah Gülen’in polisleri tarafından rahat bir şekilde hem mühimmat hem asker sevkiyatı yapıyorduk. 2007-2012’deki sevkiyattan önce FETO’nun polisleri PKK nın ve PYD nin içindeki militanlarının tam listesinin benim kendi içimdeki kripto elemanların MİT adına çalışan Türkiye’nin PKK nın PYD nin belini kırabilen özenle yetiştirilmiş MİT ajanların tam listesini ulaştırdılar bize. PKK nın içindeki ajanları altı ay içinde teker teker infaz adildi. Böylelikle MİT’in PKK ile alışverişi kesildi.

 Aynı zamanda FETÖ’nün desteklemesiyle biz çok daha rahata hareket eden bizleri eğitimlerde siyasi alanda CIA’nın adı Almanya’nın ajanları her türlü eğitimi her türlü mühimmatı verdiren

SORU: Sizin yanınıza geliyorlar mıydı? Alman, Amerikalı olduğunu biliyor muydunuz, ya da  ne olarak yanına geliyorlardı.

CEVAP: Şöyle söyleyeyim, alt kademe bize kadar ulaşan kademelerdi iki henüz tam bağlılığı sayılmayan bunlar gazeteci röportajcı olarak biliyordum, fakat çember daraldıkça bunların bizlere mühimmat sevkiyatı sağlayan askeri eğitimleri siyasi eğitim veren bir CIA, EMAYX ajanları olduğunu bizler biliyorduk. Bunlar bize kendilerinin profesyonel olduğunu biliyorduk, konuşurlardı kendilerini kabul ettikleri zaman bir Kürdün dahi onların Kürt olmadığını anlaması mümkün değildi.

SORU: Kurmancı mı öbür Kürtçe konuşuluyordu.

CEVAP: Zazaca kesişince konuşurlardı, çok iyi Farsça bilenler vardı aralarında Profesyonel Kürtçe biliyorlardı, hatta ben bir defasında bir gece yanımıza gelen bir ajanı iki gün boyunca ben Bismilli zannettim. Kesinlikle hatta birçoğu şunu da açık ifade edeyim, solaryuma defalarca girip ten değiştirip yanımıza gelen ajanlardı. Etrafa bu şekilde diretiyorlardı.

SORU: Yani anlaşılmasın diye solaryuma mı giriyorlardı. Burası çok ilginç.

CEVAP: 7-8 saat solaryuma girip o açık tenlerini yok ediyorlardı. Profesyonel ajan oldukları için öyle yapıyorlardı, aralarında CIA, Mossad ajanları vardı, hangi ajan olduklarını fark etmeniz mümkün değildi.

Bize gelen 15 Temmuz darbe girişiminde FETO’nun askeri birimleri dahil askerler albaylar, binbaşılar bizim karşılaşacağımız Türk askerinin aldığı eğitimleri açıkara biz biliyorduk, karşımızda savaşacağımız Türk askerinin ne gibi eğitim aldığını nerelerde açık vereceğini, nasıl bir eğitim aldığını çok iyi biliyorduk, zaaflarını da biliyorduk. Bize ulaşan ajanlar daha evvel Türk askerinin içine sızan FETO generaller albayların askerlere nasıl bir eğitim verdiğini bize de onlara paralel bir eğitim verirlerdi. Dolayısıyla profesyonel bir eğitim olurdu hem de kırsalda savaştığımız Türk askerine bize nereden saldıracaklarını çok iyi biliyorduk, onların açıklarını çok iyi biliyorduk. Bunun haricinde de bugün PKK nın PYD nin çok büyük can çekiştiğini biliyorum, bunun en büyük sebebi istediğimiz gibi sınırdan artık geçemiyoruz. Artık F16 lar şunu da söyleyeyim ben size Malatya’dan bizi bombardımana tutacak F16 lar kalkmadan evvel bizim üst kadroyasize üst kademeden haber verirdi sığınaklı mağaralarımıza girerdik Türk askeri gelip bombalarını atar giderdi. Bir kısmı zaten bizi bombalamaya gelmeyen FETO pilotları idi. Eğer Feto pilotu değilse zaten bize bildirilirdi biz o mağaralara girerdik onlar bombalarını bırakırlar giderlerdi. Çok az zaiyat verirdik. Ama bugün tam tersi bugün Türkiye’nin bağımsız askerin milli yapısı heronları, silahlı heronları başarımızı mağaralardan çıkamaz hale geldik. Şu anda örgüt içerisinde bugün ara ara görüştüğüm arkadaşların tamamen gökten gelen silahların hiçbir fayda vermediğini verilen eğitimlerin tamamen yok olduğu için dışarıdan bilgi alamıyoruz. Türk askerinin ne zaman operasyon yapacağını bilmiyoruz, jetlerin ne zaman kalkacağını bilmiyoruz.

Bir PKK elebaşısının itirafları


Örgüte gelen mühimmat ve personelin nerelerde konuşlanacağını stratejik projeyi yapacak üst düzey yetkililer istenilen araçları Şırnaktan, Siirt’ten, Hakkâri’den bir merkezde taşınıyordu, zaten polis noktaları FETO’nun elinde olası FETO polisleri olmadan orda tutuluyorsa oradan geçen milletvekilinin aracını durduramazlardı, arayamazlardı, tarayamazlardı, böylelikle hiçbir mühimmat yok amaç şehire üç yıldır yağmalanan mühimmatı ve askerlerin kimin kontrol edeceğini yönetecek kadrolar. HDP’nin siyasi milletvekillerinin araçlarıyla taşınır, bizler de sıkıştırıp o zaman HDP milletvekili üyelerinden istediğimiz araç istediğimiz desteği görürdük. Tapu ve Kadastro bölümünden de biz Diyarbakır’ın yer altına ait haritalarını biliyorduk. Tüneller Bizans döneminden kalan o tünelleri Diyarbakır Türkiye halkı bilmez biz bilirdik binlerce yıllık tünellerin içinde cirit atardık; o tarihi tünelleri Türkiye Bilmezdi bizler biliyorduk. Çünkü oralara öyle bir felaket olmuş ki öyle bir mağaralar yapılmış ki orada tahmin ediyorum ki kimyasal silahlar da etki etmeyecektir. Diyarbakır belediyesinin araçları kamyonları kimisi bize ulaşırdı, araç sıkıntımız yoktu. Örgüt adına nokta atışı yapan örgütün çıkarına iyi iş yapanın aileleri de HDP belediyelerine işe alınırdı, burs bağlanırdı para ödenirdi. Böylelikle bizler gitsek bile arkamızda bizim için tek şey arkamızda kalan ailemizdi. Onların maddi sıkıntı yaşamadığını bilmek bizi daha özverili savaşa itti.

Katılım son zamanlarda iyi derecede arttı şöyle diyeyim, Avrupa’dan bize katılanların bizim için kırsalda savaşabilecek militanlardı, profesyonel eğitilmişlerdi, gece savaşını çok iyi biliyorlardı. Gündüz savaşları ile gece savaşları PKK da çok önemlidir.  Çünkü her insan gece savaş yapamaz, bize Avrupa’dan katılan Kanada’dan, Avrupa’dan, Almanya’dan, Rusya’dan, Yunanistan’dan muazzam bir katılım vardı.

Beni en çok etkileyen olaylardan biri şuydu, dağ kadrosunda evlilik aşk, sevgili şöyleydi, bize katılan 15-16 yaşındaki kızlar bir gelin gibi süslenip PKK nın üst düzey yöneticilerine sunulurdu ve onlara itiraz edenler infaz edilirdi.

Avrupa’nın şu an bildiğim kadarıyla FETO’yle iş birliği yapan istihbaratçıları ajanları vardı kol geziyorlardı deli gibi Siirt, Batman, Şırnak gibi illerin polislerininim yüzde 80-85 i FETÖ’cüydü. Bizimle dağ kadrosuna gelenler vardı. Bu dağ kadrocusular  hangisi nerede konuşlanacak, hangi gün kontrol noktaları nöbet tutacağını çok iyi bilinirdi, orda ufak arabayla rahat bir şekilde geçebiliyordu, bize karışmıyorlardı, eğer eşkali Türk istihbaratı tarafından jandarma tarafından bilinen bir ajanın Türkiye’ye girmesi gerekiyorsa bu sanki FETO’cü istihbaratça sınırda bir operasyon yaptığı görünürse araçlara bindirilip konvoy şeklinde Siirt’e Diyarbakır’a giderken araç değiştirilirdi.

Bir PKK elebaşısının itirafları

Bizler hem Avrupa’da yetiştirildik hem de askeriyenin eğitim kampında bizler sadece Güneydoğu’da Ortadoğu’da kırsal kesimlerinin Avrupa’nın kendi askeri kamplarında eğitim görürdük.

SORU: Sizi alıp Avrupa’ya mı götürüyorlardı?

CEVAP: Bizi alıp Almanya olsun, Fransa olsun Sadece Ortadoğu’nun kırsal kesimlerinde değil, Avrupa’nın kendi eğitim kamplarında eğitim görüyorduk. Biz alıp Avrupa’nın bazı şehirleri olsun, bazı kalabalık insan kesimleri olsun hatta bazı ileriye gitmek istiyorum, FETO’nün Amerika’daki polislerin de aynı eğitim yerlerinde eğitim gördük biz. =Onlar Türk polisleriydi biz oraya gidenler sadece teröristlere eğitim veren hem onları götüren hem de onlara eğitim verenlerdik. Biz bu çatı altında Avrupa’ya da eğitime gidiyorduk, bilinmesin diye benim bir arkadaşım CIAE ajanı olarak gitti, eğitim gördü. Oradaki her asker bunların içinde değildi. O kimdi” diye sorulduğu zaman Orta Doğu’da CIAE ye çalışan ajanlar olarak gönderiliyordu. Biz eğitimi ta alırdık.

Güneydoğu’da bizler uyuşturucu sevkiyatı da yapıyorduk. 200 kilo uyuşturucu sokulacaksa o 200 kilonun ya kilo bazı ya da fiyata para üzerinden FETO nün Siirt’te sınırdaki görevli burada isim verme doğru olmaz, bunlar o bölgedeki elemanı tarafından temin ediliyordu. O taraflarda ya cemaate aktarılırdı ya da başka şekilde yatırılırdı, bizler. 200 kiloluk uyuşturucu tebeşir tozu ile karıştırılırdı, onlar ele geçirilirdi, mesela İzmir’den aldığımız uyuşturucuyu çoğu gösterişi olmayan çuvallara verirdik. FETÖ’nün polisleri bunları tutuklardı operasyon yapardı bunu FETO’nun üstleriler yaptı diye valiye sorarlardı, 300 kilo eroin yakalanış, bunu kim ihbar etti, falan kişi ihbar etti, örtülü ödenekten kardı yapılırdı. O zamanın Siirt valisine diğer valilere gönderilirdi, örtülü ödenekten milyonlarca Dolar aktarılırdı. Gruplara ayırıp cemaate giderdi, müthiş bir döngü sağlanmıştı. Çünkü o çuvalları hazırlayan bizlerdi.

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

 

 

Sevgili Atam
Sevgili Atam;   rüyama girdiğiniz dün gece için,  sizden çok çok özür diliyorum. 

Rüyamda sizi göreceğimi hiç düşünmüyor ve beklemiyordum.  Sizi,  birden bire ansızın karşımda görünce,  çok şaşırdım ve ne yapacağımı bilemedim. 

Ülkenin içinde bulunduğu bugünkü olumsuz koşullar karşısında,  sizin yüzünüze bakmaya,  sizinle konuşmaya, dertleşmeye cesaret edemedim. 

Benimle konuşup,  bize emanet ettiğiniz laik ve demokratik çağdaş Cumhuriyetin bugün ki gidişatı ve ülkenin genel durumu hakkında bir şeyler sorduğunuzda vereceğim cevaplarla sizi üzerim düşüncesiyle çok korktum. 

Size ne cevap verebilirdim?

Biliyorum ki,  sorularınıza vereceğim olumsuz cevaplar,  sizi çok üzecekti,  onun için istemeyerek ve içim kan ağlayarak,  uyuyor numarası yaptım, sizinle konuşmadım ve kısa bir süre sonra kaybolup gittiniz. 

Bu nedenle sizden tekrar çok özür diliyorum. 

Üzülmeyesiniz diye sizden sakladığım ülkenin içinde bulunduğu olumsuz gerçekleri bir öğrenseydiniz, benim yaptığım uyuma numarasını, sizi görmezden gelişimi ve suskunluğumu mutlaka anlayışla karşılardınız. 

Sevgili Atam; 

-Kurduğunuz ve bizlere emanet ettiğiniz Cumhuriyetin tüm kazanım ve değerlerinin, önceki ve bugün ki 23 senelik mevcut iktidarlar tarafından şahsi ve siyasi emelleri ve ihtirasları için  birer  birer yok edildiğini,

-Devletimizin yönetim sisteminin değiştirilerek parlamenter sisteme son verildiğini, başlattığınız kurtuluş savaşını bizzat yönettiğiniz,  kurucusu olduğunuz Gazi Türkiye Büyük Millet Meclisinin işlevsiz bırakıldığını, içinin boşaltıldığını,  Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi adı altında, ülkenin tüm kaderini sarayda oturan bir şahsın iki dudaklarının arasına bırakan,  ucube bir sistemin tesis edildiğini,

-Bu yeni sistemde, ülkenin;   sizin çalıştığınız Çankaya Köşkünden, sizin kurduğunuz Atatürk Orman Çiftliği arazisinde kaçak olarak yapılan 1150 odalı Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Külliyesi olarak adlandırılan ve Osmanlı dönemini hatırlatan Ankara Beştepe’deki halktan uzak sarayın kalın duvarlarının ardından, kendisini oylarıyla seçen millete ve milletin temsilcisi meclise hesap vermeden, anayasa ve yasaları hiçe sayan tek adam tarafından yönetildiğini,

 

-Devletin temeli olan adaletin yok edildiğini, adalet sağlayan yargının,  saraydaki tek adamın emir kulu haline getirildiğini, insan hak ve özgürlüklerinin, basın özgürlüğünün yok edildiğini, herkesin saraydaki o tek adam gibi düşünmesinin istenildiğini, liyakatin değil,  itaatin ve biat kültürünün üstün tutulduğunu, anayasanın rafa kaldırıldığını, İstanbul belediye seçimlerinde olduğu gibi, millet iradesine saygının kalmadığını, halkın oylarıyla seçilen,  kurucusu olduğunuz ana muhalefet partisi CHP'nin;   tek suçları,  dürüst bir şekilde halka hizmet olan belediye başkanlarının, iş başındaki tek adam tarafından yargı silah ve araç olarak kullanılarak görevden alındıklarını ve hapse atıldıklarını, aradan geçen uzun zamana rağmen hala hakim önüne çıkarılmadıklarını,  

 

-Saraydaki tek adam'ın;  anayasaya göre bağlayıcı ve uyulması zorunlu olan Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan hakları Mahkemesinin kararlarına uyulmamasını savunarak, mahkemeleri bu şekilde etkisi altına alıp, uygulanma bekleyen bağlayıcı yargı kararlarını uygulatmadığını,

 

-Tüm varlıklarımızın özelleştirme adı altında yandaşlara ve yabancılara satıldığını,

-Dış ülkelere olan borçlarımızın,  her yıl katlanarak çoğaldığını,

-İşsizliğin kol gezdiğini,  hala çok düşük olan asgari ücretle çalışacak bir iş bulabilenlerin,  adeta göbek atarak sevindiklerini,

-Asgari ücretliden dahi,  acımasız bir şekilde vergi alındığını,

-Zengin ve  fakir ayrımı yapılmadan,  son tüketici konumundaki her vatandaştan eşit ve peşin olarak tahsil edilen ve adına KDV ve ÖTV denen  vasıtalı vergiler yoluyla, vergi adaletinin yok edilerek,  ülkedeki gelir paylaşımının gayri adil bir konuma getirildiğini,  

-Halkın;   artan ve bir türlü önlenemeyen ağır enflasyon ve pahalılık yükü altında ezilerek geçinemediklerini, çocukların yataklarına aç yattıklarını, buna karşılık yap işlet devret yöntemiyle ve kar garantisi altında kendilerine ihaleler sunulan yandaş iş adamlarının zengin edildiklerini,  

-Milletin efendisidir dediğiniz Türk çiftçisinin yok edildiğini, büyük emeklerle ve masraflarla ekip biçerek ürettiği ürününün para etmediğini,  tarlalarda kaldığını, milletin efendisi köylünün küstürüldüğünü,

-Devrim Yasası olarak çıkardığınız Öğretim Birliği Yasası ile eğitimi laikleştirerek,  sadece imam yetiştirmek amacıyla meslek okulu olarak kurduğunuz imam hatip okullarının,  daha önceki iktidarlar tarafından lise haline getirildiğini,  buradan imam olarak mezun olan kişilere istedikleri dallarda üniversite eğitimi alma ve bunların hakim,  savcı,  kaymakam ve vali gibi önemli görevlere getirilmelerinin önünün açıldığını,  imam olmaları mümkün olmayan kızlar için dahi,  ayrı imam hatip liselerinin açıldığını,

-Bugün ülke yönetiminin başında bulunan iktidar partisinin,  laiklik karşıtı eylem ve faaliyetlerin odağı olduğunun Anayasa Mahkemesinin kararıyla tescil edilmiş olduğunu,  

-Devlet kadrolarının,  liyakate bakılmaksızın,  iktidar partisinin yandaşları tarafından doldurularak,  kadrolaşmaya gidildiğini,

-Bizzat tarafınızdan kurulan Diyanet İşleri Başkanlığının,  tarafsız bir dini kuruluş olmaktan çıkarak siyasallaştığını, laiklik karşıtı siyasal iktidarın arka bahçesi haline getirildiğini,

-Sözüm ona,  Postallı askeri vesayet kaldırılırken,  onun yerine,  rugan ayakkabılı sivil vesayetin ikame edildiğini,

-Basının ve sivil toplum örgütlerinin susturulduğunu,  

-Yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının ayaklar altına alındığını,  devletin temeli olan adaletin büyük oranda çöktüğünü, yargıya olan güvenin yok edildiğini,  

-Sevgili Atam;   sizin,  unvanlarının başına “Cumhuriyet” sözcüğünü ekleyerek paye ve onur verdiğiniz,  Cumhuriyeti koruyup kollamaları için kendilerine çok güvendiğiniz bazı savcılarımızın, tarafsızlıklarını yitirerek siyasal iktidarın güdümünde, sadece onların istedikleri soruşturmalar için görevlerini hatırladıklarını, siyasal iktidarın istemediği konuları görmezlikten geldiklerini,

-Kışlaya, Camilere ve Okullara siyasetin girdiğini,    

-ATATÜRK'ün askerleriyiz diyerek laik Cumhuriyeti koruyup kollamak için yemin eden genç teğmenlerin ordudan atıldıklarını,

-Hatalı dış politikalar sonucunda ülkemizin güneyinde, Irak ve Suriye'nin kuzeyinde kalan topraklarda;  muhtemelen ilerideki tarihlerde,  benim şahsi meselemdir dediğiniz ve ülkemize katılması için büyük önem ve emekler sarf ettiğiniz Hatay'ın da içine dahil edilmesi planlanan,  Amerika ve İsrail’in kontrolünde bir Kürt Devletinin kurulmakta olduğunu,

Size söyleyemedim ve sustum,  sizi bir kez daha ve yeniden  öldürmekten çekindim ve korktum, sizi üzmek  istemedim Sevgili Atam. 

Ezeli ve ebedi tek liderimiz Sevgili Atam;   sadece beden olarak,  aramızdan ayrılışının 87.   yıl dönümü olan 10.  Kasım.  2025 bugün,  sizi, şükran duygularımızla,  sevgi ve saygılarımızla ve rahmetle,  yürekten anıyoruz. 

Gözün arkada kalmasın,  rahat uyu, söz veriyoruz, bu kötü günler de geçecek sevgili Atam. 

 

10.  Kasım.  2025

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kurallar Ve Mahkemeler Arasındaki Hiyerarşiye Riayet Etmek Hukuk Devleti Olmanın İlk Koşuludur

Hukuk devleti olan demokrasilerde;  uygulanan kurallar arasında bir hiyerarşi var olduğu gibi,  mahkemeler arasında da bir hiyerarşi vardır.

 

Anayasanın kuralları,  diğer tüm kuralların en üstünde olup, hiçbir kural anayasa kurallarına aykırı olamaz.

 

Kurallar hiyerarşisinin tepe noktasında olan anayasa kuralarının ve anayasal düzenin bekçisi olan Anayasa Mahkemesi de, yerel ve yüksek mahkemeler dahil, mahkemeler arasındaki hiyerarşinin en tepe noktasında olup, alacağı kararlar;  yürütmenin,  yasamanın ve yargının bünyesindeki tüm birim ve kuruluşları ve kişileri bağlar, Anayasa Mahkemesinin kararlarına uyulması anayasal bir zorunluluktur.  Aksine bir davranış,  anayasanın ihlali olup, Türk Ceza Kanununa göre çok ağır bir suçtur.

 

Buna rağmen bazı yerel ve yüksek mahkemelerin ve yasama organının, Anayasa Mahkemesinin uyulması zorunlu bağlayıcı kararlarını yok saydıkları ve uygulamadıkları görülmektedir.

 

Anayasanın uygulanmasından sorumlu olan Cumhurbaşkanının partili ve taraflı olması, yargının bağımsız olmaması gibi,  içinde bulunduğumuz bugünkü olumsuz koşullarda Anayasa Mahkemesinin kararlarına uymayanlar hakkında  yasal gereğin yapılmaması ve hatta bunların sırtlarının sıvazlanarak cesaretlendirilmesi, halkın demokrasiye ve anayasal düzene olan saygılarını yok etmekte ve güçlü olanın haklı olduğu inancını doğurmaktadır.

 

Ancak, Anayasaya rağmen,  Anayasa Mahkemesine ve kararlarına karşı kabadayılık yapanlardan, Anayasa Mahkemesi kararlarını kafalarından yok sayarak uygulamayanlardan, bir zamanlar anayasa ve yasaları yok sayan FETÖ yargı düzeninde olduğu gibi, anayasal düzenin ve anayasaya saygının yeniden hakim kılınacağı yeni düzene geçildiğinde, yargı önünde yaptıklarının hesabının sorulacağı,  asla unutulmamalıdır.

 

Hukuk; kendisine yapılan ihaneti hiç unutmaz ve affetmez, zamanı geldiğinde mutlaka gücünü gösterir, galip gelen her zaman hukuktur.

 

09/11/2025

Güner YİĞİTBAŞI


Sadece İstanbul Değil Ülke Fetret Devri Yaşıyor
AKP Genel Başkanı ve partili ve taraflı Cumhurbaşkanı; 2019 yılından bu yana İstanbul Belediye seçimlerini kaybetmiş olmayı bir türlü içine sindiremedi, İstanbul'u kaybedenin Türkiye’yi de kaybedeceğini düşünerek,  halkın oylarıyla alamadığı İstanbul'u CHP'nin elinden almak için her türlü hukuk dışı gayretin içine girmiş olup, en başta İBB Başkanı ve CHP Cumhurbaşkanı adayı İMAMOĞLU olmak üzere birçok ilçenin belediye başkanlarını hedef alarak hukuksuz bir şekilde hapse attırmıştır.

 

AKP Genel Başkanının İstanbul belediyesine yönelik bu hukuk dışı tutumundan dolayı,  İstanbul yerel yönetiminde bir belirsizlik,  kaos ve kargaşa başlamıştır.

 

İstanbul’un yerel yönetimine yönelik  olarak, AKP Genel Başkanı tarafından uygulamaya konulan ve başlatılan belediye başkanlıklarını ele geçirme,  belediye başkanlıklarına yandaş kayyumlar ve AKP'li başkan vekilleri atama çabaları nedeniyle yaşanan belirsizlik,  kaos ve kargaşayı Osmanlı döneminin bir kısmına damgasını vuran ve Fetret Devri olarak tarihe geçen Fetret Devrine benzetmek,  çok yerinde bir benzetmedir.

 

Google'ye girip Fetret Devri yazarak” tıklayınca; ”Osmanlı tarihinde 1402'deki Ankara Savaşı'ndan sonra başlayıp 1413'te Çelebi Mehmed'in (ö.  1421) duruma hâkim oluşuna kadar geçen,  Yıldırım Bayezid'in (ö.  1403) oğulları arasında vuku bulan taht mücadelesi sırasındaki belirsizlik ve karışıklık devrine verilen ad. ”

 

Tanımı çıkmaktadır. Yani,  aynen bugün yaşamakta olduğumuz da; seçim mağlubiyetini kabul edemeyen,  İstanbul seçmeninin iradesine saygı duymayan,  ancak kendisi bugüne kadar seçimlerle ve halkın iradesiyle Cumhurbaşkanlığı makamına kadar gelen AKP Genel Başkanının  İstanbul yerel yönetimlerini halkın iradesine ve hukuka aykırı olarak  seçim dışı yollarla ele geçirme mücadelesinden kaynaklanan belirsizlik ve karışıklık  olarak Osmanlının yaşadığı Fetret Devrine,  çok uymaktadır.

 

AKP Genel Başkanının;  İstanbul yerel yönetimlerinde  bugün yaşanmakta olan belirsizlik ve kargaşaya koyduğu Fetret Devri tanımlaması çok doğrudur ve yerine cuk oturmaktadır. Bu doğru tanımlaması nedeniyle kendisini kutluyoruz.

 

Ancak, AKP Genel Başkanının ; çok doğru ve yerinde  tanımladığı İstanbul’da yaşanan Fetret Devrini yaratan ve İstanbullulara yaşatanların; demokratik seçimlerle ve halkın iradesiyle iş başına gelen CHP'li İMAMOĞLU ve diğer ilçe belediye başkanları olduğuna yönelik değerlendirmesi, asla doğru değildir.

 

Bugün İstanbul yerel yönetimlerinde Fetret Devri benzeri bir taht ve koltuk  mücadelesi ve bundan kaynaklı bir belirsizlik ve kargaşa varsa;  bunun yaratıcısı, demokratik seçimlerin sonuçlarını, halkın iradesini kabullenmeyen AKP Genel Başkanının kendisidir.

 

AKP Genel Başkanı; İstanbul’a ve İstanbullulara Fetret Devri yaşatanlarla mücadele edecekse, mücadele edeceği bu kişi,  İMAMOĞLU değil,  bizzat kendisidir. Bir kez daha oturup düşünmelidir.

 

Kaldı ki; şayet varsa bir Fetret Devri, ülkenin makro koşullarına baktığımızda, Fetret Devri sadece İstanbul ile sınırlı olmayıp tüm ülkemizde yaşanmaktadır, maalesef.

 

03/11/2025

Güne YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Konuşmacılar vatandaşları 6 Aralık’ta Tandoğan Meydanında yapacakları mitinge davet ettiler.

 

Üniversite Öğrencilerine Yapılan Palalı Saldırılar Basın Açıklaması İle Protesto Edildi

33 Kuruluştan oluşan (dernek, vakıf, sendika) YURTTAŞ BİRLİKTELİĞİ ortaklaşa olarak, Hacettepe Üniversitesi Öğrencilerine pala gibi kesici aletlerle yapılan, saldırılarda bazı öğrenciler yaralanmıştı, bu saldırılar basın açıklaması ile protesto edildi.

3 Kasım 2025 günü Yüksek Ticaretliler Derneği salonunda çeşitli dernek, vakıf, sendika kuruluşların temsilcileri ile salonda bulunan katılımcılara basın açıklaması yapılarak üniversite öğrencilerine yapılan saldırılar protesto edildi. Basın bildirisini Dernek Başkanı Av. Şenal Sarıhan tarafından sunarken şunlar açıklandı:

“Hacettepe öğrencilerinin yanındayız. Üniversite Gençliğinden emeklilere mücadeleyi her alanda büyüteceğiz.

Üniversite Öğrencilerine Yapılan Palalı Saldırılar Basın Açıklaması İle Protesto Edildi

“Üniversitelerin açılmasıyla birlikte farklı kampüslerde beslenme hakkı gibi temel haklar için seslerini yükselten, Filistin halkı ile dayanışmak için bir araya gelen öğrencilere, okul içindeki farklı gruplar tarafından saldırılar yapıldığı haberlerini aldık. Bu haberleri, yenileri izledi; 27 Ekim’de Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde “Reis değişimi” adıyla bir provokasyon gerçekleştirilmek istendi. Üniversite dışından, yüzleri maskeli, ellerinde palalarıyla kampüse gelenlerin desteğiyle öğrencilere saldırılmış, bir öğrenci kafasından bir diğer öğrenci ise dizlerinden ağır şekilde yaralanmıştı. Saldırı, metro girişindeki öğrencilere de yönelmiş. Ve öğrencilere şiddet uygulanmıştı. Ne var ki, gözaltına alınanların saldırganlar yerine mağdurlar olduğu haberi basına yansıdı. Palayla yaralandığı için muayene sırasını bekleyen bir öğrenci ve dayanışma için hastaneye gelen toplam 23 öğrenci hastaneden zorla gözaltına alınmıştı. Bu öğrenciler daha sonra salındılar. Ancak saldırıyı gerçekleştirenlerden gözaltına alınan oldu mu ve haklarında ne gibi bir işlem yapıldı henüz bilmiyoruz! Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü, bu grupla ilgili olarak 5 Mayıs 2024’te üç yıldır kampüste pek çok saldırıya karıştıkları ve kampüsün huzurunu bozdukları” açıklaması yapılmıştı. Bu kez, grupları eşitleyen “karşıt görüşlü gruplar” kurgusunu kullandı. Oysa, bir taraftan elleri palalı, yüzleri maskeli, eğitimli profesyonel saldırganlar diğer tarafta yemek hakları için mücadele eden üniversite öğrencileri bulunmaktaydı. Saldırganların, farklı görüşlere, görüşle-fikirle yanıt vermeyi değil, şiddetle karşılamayı istedikleri açıktı. Üniversite öğrencilerinin çok masum istemleri için dahi seslerini yükseltmelerine izin verşilmek istenmiyordu.

Bizler, demokratik kitle örgütlerinin, meslek örgütlerinin yan yana geldiği, Yurttaş Birlikteliği olarak, hakları için mücadele eden Hacettepe öğrencilerinin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.

Biliyoruz ki bu saldırı, geçmişten bugüne demokratik hakları için verdikleri mücadele ile ülkeyi demokratikleştiren gençliğin engellenmesi girişimidir. Gençliğin, 19 Mart’ta Beyazıt’tan başlayan, dalga dalga Ankara Üniversitesine yayılan demokratik talepleri yok sayılmak istenmektedir. Ancak, yurttaşlar ve hak arama geleneğinin sürdürücüsü olan Yurttaş Birlikteliği olarak, bizim birleşenlerimiz ve çocuklarımız olan üniversite gençliğinin demokratik mücadelesinin yanında olduğumuzu ifade etmek isteriz.

Üniversite Öğrencilerine Yapılan Palalı Saldırılar Basın Açıklaması İle Protesto Edildi

“Bugüne kadar yanıtlanmadığı için, Türkiye’nin dört bir yanından yükselen soruları bugün bir kez daha soruyoruz:

-Ellerinde palalar, yüzlerinde maskelerle üniversitelilere saldıranlar kimlerdir? Bu çeteler kimler tarafından beslenmektedir?

-Saldırıya uğrayan üniversiteliler gözaltına alınırken saldırganlar da gözaltına alınmış mıdır? Haklarında ne gibi işlem yapılmıştır?

-Üniversitenin Sayın Kayyım Rektörü, daha dün üniversitenin huzurunu bozduklarını ifade ettiği bu saldırgan grupla ilgili bugün neden tutumunu değiştirmiştir?

“Gençlik, mücadele geleneğini 1923’lerin Tıbbiyeli Nazımlar’ından bugüne onurla taşıyor.

İktidar, Üniversite gençliğinin haklı istemlerini yerine getirmek için harekete geçmek yerine hareketsiz kalıyor. Aksine, bu istemlere karşı şiddet uygulayanları engellemeyerek koruyor. Bu tutumu ile derinleşen yoksulluğun, emek sömürüsünün, geleceksizliğin, hak gasplarının karşısında susalım istiyor. Tek söz iktidarın olsun istiyor. Kazanmadıkları tüm seçimleri yok sayıp ülkeyi kayyum siyasetiyle yönetmek istiyor. Demokratik seçimlerle, seçilmiş yerel yönetim başkanları tutuklanıyor. Bugün Tele 1’e bu nedenle kayyum atanıyor Merdan Yanardağ gözaltına alınıp tutuklanıyor. Mezopotamya Ajans ve Jin News muhabirlerinin cezaları istinaf dairesince onanıyor.

           Gençler, işçiler, kamu görevlileri, serbest çalışanlar, emekliler, kadınlar, erkekler kısaca emekçiler! Yurttaşlar! Susacak mıyız? Hayır!

Emek mücadelesini, haklar mücadelesini büyüteceğiz. 6 Aralık’ta Tandoğan’dayız.

Üniversite gençliğinden, bütçe hakkı için mücadele eden toplumun geniş kesimlerine ve insanca bir yaşam mücadelesini büyüten emeklilere mücadelenin köprülerini kuruyoruz. 6 Aralık’ta emeklilerin bütçe hakkı için Tandoğan Meydanı’nda olacağız. Yılarca topluma hizmet için dişini tırnağına takarak çalışmış, sayıları 17 milyona ulaşmış emeklilerin insan onurunu zedeleyecek bir yoksulluğa mahkûm edilmesine karşı bütçe hakkımızı isteyeceğiz. Bütçe Hakkı mitinginde geleceksizleştiren gençlikle, bütçe hakkını isteyen kamu emekçileriyle, Türkiye’nin dört bir yanında yoksulluğa karşı hakları için direnen emekçilerle, emeklilik hakkı talep edenlerle buluşacağız.

           Biliyoruz, onlar bir avuç, biz milyonlarız. Bütçe hakkımızı istiyoruz ve alacağız.

Haksızlıklara karşı yan yana olduğumuz gibi mücadelede de yan yana olacağımıza inanarak, tüm yurttaşları, emeklilerin sesini çoğaltmak üzere 6 Aralık’ta Tandoğan Meydanı’na bekliyoruz”

YURTTAŞ  BİRLİKTELİĞİ

 

Üniversite Öğrencilerine Yapılan Palalı Saldırılar Basın Açıklaması İle Protesto Edildi

Bu bildiriden sonra Eğitim-Sen, Halkevleri gibi bazı sivil toplum örgütlerinin temsilci başkanları, üniversite öğrencilerine yapılan palalı saldırılar, bu saldırılara ilgisiz kalan dekanlar, hükümet ilgilileri kınanırken, topluca öğrencilerin haklarının savunacakları ve öğrencilerin yanında olacaklarını gibi konuları kapsayan konuşmalar yaptılar.

Palalı maskeli iktidar militanlarının saldırısından yaralanan (alnında sargı band olan) Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Arif Kalaycı yaptığı konuşmada, üniversitede yüzü maskeli, eli palalı kişilerin üniversite öğrencilerine saldırılarından, rektörlerin ve hükümetin bu saldırılara ilgisiz kaldıklarını, bu saldırılarda polisin saldırganları değil de saldırıya uğrayan öğrencileri gözaltına aldıklarını gibi maruz kaldıkları saldırılar ve öteki sorunları hakkında açıklamalarda bulundu.

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com.

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget