Peşinen şunu ifade edelim ki;
ülkelerin, karşılıklı çıkarları gerekli kılıyorsa Uluslararası anlaşmalar
yapmaları, ittifaklar kurmaları, çok doğaldır.
Ancak, uluslararası anlaşma
ve ittifakların yapılabilmesi için, ülkelerin ortak ve karşılıklı çıkarlarının
böyle bir anlaşmayı gerekli kılması ve bu çıkarlarda ideolojik, sosyolojik, ekonomik,
hukuksal ve siyasi ortak paydalarının bulunması, bu anlaşmanın ülke çıkarlarına
elverişli olması şarttır.
Mekke Anlaşmasının karşı
taraflarına bakıyoruz, karşımızda Pakistan ve Suudi Arabistan’ı görüyoruz.
Bu ülkelerle, din, mezhep ve
ümmet bağı dışında; ideolojik, sosyolojik, ekonomik, hukuksal ve siyasal hiçbir
ortak paydamız bulunmadığı gibi, bu anlaşma ile ülkemizin bir çıkar ve yarar
sağlama ihtimali de asla yoktur.
Ülkemiz; zaten, ideolojik, sosyolojik,
ekonomik, hukuksal ve siyasal ortak paydalarımızın bulunduğu Amerika ve batılı
devletlerin içinde bulunduğu Nato Savunma İttifakına dahil bir devlet olarak, dış
saldırılara karşı Nato'nun koruma şemsiyesi altındadır.
Hal böyleyken, ülkenin
çıkarlarına uygun olmadığı gibi, bilakis ülke çıkarlarıyla taban tabana zıt
Mekke Savunma Anlaşmasını niçin imzaladık öyleyse?
Bu sorunun ülkemiz yararına
mantıklı ve akla uygun hiçbir cevabı yoktur.
Bu nedenle, ülke yararı
açısından hiç gerekli olmadığı halde, Mekke Savunma Anlaşmasına niçin taraf
olduğumuza yönelik sorumuzun cevapları da; spekülatif, yani, kesin kanıtlara
veya net bilgilere değil, tahmine, kurguya veya kişisel muhakemeye dayalı
düşünsel cevaplar olacaktır.
Hepimiz biliyoruz, ABD
Başkanı TRUMP ile ERDOĞAN arasında, kurumsal değil, ülkelerinin iç
politikalarına yönelik karşılıklı şahsi çıkarlara dayalı kişisel ve duygusal
bir yakınlık (dostluk diyemiyoruz) bulunmaktadır.
ERDOĞAN; AKP Genel Başkanı
olarak, Dünya lideri ABD Devlet Başkanı TRUMP ile dost olmaktan, onunla yakın
dost görünmekten siyaseten hoşlanıyor ve bundan şahsen siyasi çıkar sağlamaya
çalışıyor, ABD Başkanı TRUMP da; aynı şekilde, ERDOĞAN'a dost gözüküp ona
Amerikan ve şahsi çıkarlarına denk düşen taleplerinin gereğini yerine
getirtmekten hoşlanıyor. Nitekim, ABD Başkanı TRUMP; ikide birde demeçler
vererek, ERDOĞAN ile yakın dost olduğunu, ondan ne talep ettiyse yerine
getirildiğini beyan ediyor. Her iki taraf da halinden çok memnun gözüküyor.
ABD Başkanı TRUMP; işte, bu
dostluğa dayanarak, İsrail, ABD ve İran arasında başlayan ve devam etmekte olan
bu bölgesel savaşa, İran’ın Suudi Arabistan’a yönelik füze saldırıları, İran
destekli Yemendeki Husilerin Suudi Arabistan’a saldırıları üzerinden, Mekke
Anlaşmasına dayalı olarak, ülkemizi de Suudi Arabistan’ın savunulması
bahanesiyle İran savaşına dahil etmeyi planlamış olamaz mı?
Bir adım daha ileri gidelim; Mekke
Anlaşmasından kaynaklı olarak Suudi Arabistan’ı savunurken İran Savaşına dahil
edilen ülkemizin uğrayacağı olası İran saldırıları nedeniyle, Nato Anlaşmasına
dayalı olarak, Türkiye’nin savunulması adına İran Savaşına Nato ülkeleri topyekûn
dahil edilebilir mi?
Tüm bu yazdıklarımız
spekülatif, yani, kesin kanıtlara veya net bilgilere değil, tahmine, kurguya
veya kişisel muhakemeye dayalı kesin olmayan bir düşünce ve iddiaya dayalı
beyanlardır.
Bu anlaşmanın ismi de çok
manidardır. Anlaşma Arabistan’ın Mekke şehrinde imzalanmadığı halde, niçin
Mekke anlaşması olarak adlandırılmıştır?
Biliyorsunuz, Mekke şehri; Suudi Arabistan'ın batısında yer alan içinde
Müslümanların hac ve umre yaptığı bir şehirdir. Müslümanlar için kutsal olan
Kabe de bu şehrin tam merkezindeki Mescid-i Haram adlı caminin avlusundadır.
Ülkemizin
yararı açısından hiç de gerekli olmayan bu savunma anlaşmasına Mekke adının
verilmesi, halkının çoğunluğu Müslüman olan ülkemiz vatandaşlarının, bu anlaşma
Kabe'yi koruyacak düşüncesiyle gazının alınmasına yönelik olabilir mi acaba?
Hangi nedene
dayalı olarak imzalanmış olursa olsun, ülkemizin çıkarlarına ve yararlarına
asla uygun olmayan bu anlaşmanın, Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmayıp
reddedilmesi, ülkemizin yararına olacaktır.
25/10/2026
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Yorum Gönder