Bahriye Üçok Anısına Laiklik Paneli

Akademisyen Bahriye Üçok’ün ölüm yıldönümü nedeni ile Türkiye’de laiklik paneli düzenlendi.Kadın hakları ve laikliğin ödünsüz savunucusu, yaşamını bil

Bahriye Üçok Anısına Laiklik Paneli
Akademisyen Bahriye Üçok’ün ölüm yıldönümü nedeni ile Türkiye’de laiklik paneli düzenlendi.

Kadın hakları ve laikliğin ödünsüz savunucusu, yaşamını bilimsel gerçeğe, kadın-erkek eşitliğine ve Atatürk’ün aydınlanma ilkelerine adamış, ülkemizin daha adil, daha bilimsel ve daha özgür bir geleceğe ulaşması yolunda katledilen aydınlanma şehidi Bahriye Üçok katledilişinin 36. Yılı anısına, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde (Doğan Taşdelen Salonu) panel düzenlendi.

İlahiyat Fakültesine ilk bayan akademisyen olarak atanan Prof. Dr. Bahriye Üçok (10.05.1919-06.10.1990) laikliğin, kadın erkek eşitliğinin, müsbet ilimin şaşmaz savunucusu idi. Dinbaz gericiler, bu akademisyenimizin laikliği çağdaşlığı savunan ileri görüşlü tavrını hoşlanmadıkları için onu ölümle tehdit ediyorlardı. Katledildiği gün evin kargo ile bir paket gelir, Bahriye Üçok, önceleri tehdit edildiğini bildiği için paketten biraz kuşkulanır ve yanındaki kızını yanından uzaklaştır.  Kendisi yalnız paketi açar, açması ile kurgulanmış bir bomba pakette patlar. İlk anda elleri parçalanan Prof. Dr. Bahriye Üçok orada can verir.

Laikliğin vazgeçilmez savunucusu akademisyenin anısına onun 36. Ölüm yıldönümünde böyle etkinliklerle anılmakta. İşte bu nedenle 06.10.2026 günü Yurttaş Birlikteliğinin öncülüğünde Av. Şanal Sarıhan kolaylaştırıcılığında Prof. Dr. Nejla Kurul, Berrin Sönmez konuşmacı olarak katıldılar.

29 Ekim Kadınları Derneği ve Yurttaş Birlikteliği tarafından düzenlenen, suikast sonucu yaşamını yitiren bilim insanı ve siyasetçi Prof. Dr. Bahriye Üçok'u anma ve laiklik kavramını günümüz koşullarında tartışma panelinin tam çözümlemesi ve bölümler halinde kapsamlı analizi aşağıda yer almaktadır. 

1. Panelin Künyesi ve Katılımcılar

 Düzenleyen Kurumlar: 29 Ekim Kadınları Derneği ve Yurttaş Birlikteliği 

 Oturum Başkanı (Moderatör): Şenal Sarıhan (29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı, Hukukçu ve İnsan Hakları Savunucusu) 

 Konuşmacılar:

 Berrin Sönmez: Tarihçi, yazar (Medyascope), feminist aktivist. 

 Prof. Dr. Nejla Kurul: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi emekli öğretim üyesi, Eğitim Sen 11. Dönem Genel Başkanı, T24 yazarı. 

Sunucu, panelistleri sahneye davet etmeden önce akademik ve mesleki geçmişlerini katılımcılarla paylaşır: 

 Prof. Dr. Nejla Kurul

 Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi emekli öğretim üyesidir. Aynı fakültede dekan yardımcılığı, Sürekli Eğitim Merkezi Müdürlüğü, Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü ve üniversite senatörlüğü görevlerinde bulunmuştur. Eğitim politikası, eğitim ekonomisi ve finansmanı, yükseköğretimin siyasal ekonomisi, öğretmen örgütlenmesi ve eleştirel eğitim konularında akademik çalışmalar yürütmüştür. Eğitim Sen 11. Dönem Genel Başkanlığı yapmış olup halen T24'te yazmakta ve Tez-Koop-İş Sendikası'nda genel başkan danışmanı ve dergi editörü olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Berrin Sönmez

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) Tarih Bölümü mezunudur. Akademiye araştırma görevlisi olarak girmiş, I. Dünya Savaşı'na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazmıştır. Doktora tezini yarıda bırakıp öğretmenlik yapmış, ardından tekrar akademiye dönerek İnkılap Tarihi ve Kültür Tarihi dersleri vermiştir. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırılmış, açtığı davaları kazanmasına rağmen idari engeller nedeniyle açıktan emekli olmuştur. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Afyon Kocatepe Üniversitesi'ndeki odalarının kapısına gölge düşmemesi adına 4 kez demir atarak çalışma hayatını tamamlamıştır. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu feminist bir aktivist olup halen Medyascope'ta yazmaktadır. 

B. Şenal Sarıhan'ın Açılış Konuşması

 Anma Kavramının Anlamı: Sarıhan, "anma" sözcüğünün kendisine hep biraz eksik geldiğini, sanki arada bir anımsamak gibi algılandığını ancak değer bırakan insanların aslında hiç unutulmadığını ve bıraktıkları değerlerin peşinden gidilerek yaşatıldığını vurgular. 

 Dernek Tarihçesi ve Gelenek:

1997'deki "Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü" sonrasında kurulan Cumhuriyet Kadınları Derneği'nden (bugünkü 29 Ekim Kadınları Derneği'ne evrilen süreçte) bu yana her yıl Karşıyaka Mezarlığı'na giderek Bahriye Üçok'u andıklarını belirtir. 

 Suikastın Anatomisi: Bahriye Üçok'un düşüncelerini esirgemeyen ancak bunları büyük bir nezaketle ifade eden bir bilim kadını olduğunu söyler. Buna dahi tahammül edemeyenlerin, aydınlanma aracı olan "kitap paketi" görüntüsü altında gönderdikleri bombayla yaşamına son verdiklerini anlatır. Üçok'un kitap geldiği için önce sevindiğini, ancak aldığı tehditler nedeniyle tedirgin olup kızına "Sen yine de uzak dur, ben dışarıda açayım bu paketi" diyerek paketi açtığını ve bu saldırı sonucunda yaşamını yitirdiğini duygusal bir dille aktarır. 

C. Arşiv Görüntüsü: Bahriye Üçok'un TV Konuşması

Bahriye Üçok Anısına Laiklik Paneli
Salonda, Bahriye Üçok'un hedef gösterilmesine ve öldürülmesine gerekçe yapılan televizyon programındaki konuşması izletilir: 

 Soru: Program sunucusu, Üçok'a bir İslam tarihçisi ve İlahiyat Fakültesi'nin ilk kadın öğretim üyesi olarak türbana neden karşı olduğunu sorar. 

 Tarihsel ve Dini Açıklama: Üçok, örtünme ayeti gelmeden önce Arap kadınlarının gayet serbest yaşadığını, Hz. Peygamber'in hür kadınların cariyelerden ayrılması ve rahatsız edilmemeleri için gelen vahyi bildirdiğini anlatır. 

 Nur Suresi 31. Ayet: Kadınların kendileriyle nikah düşmeyen erkeklerin (baba, kayınbaba, kardeş vb.) yanında kendiliğinden görünen ziynetleri (el, yüz, ayak) dışındaki yerlerini örtmelerinin söylendiğini, bunun bir ev içi kıyafeti olduğunu belirtir. 

 Ahzab Suresi 59-60. Ayetler: Kadınların sokağa çıkarken cilbablarını (baştan aşağı örten bol çarşaf/elbise) üzerlerine almalarının istendiğini, bunun gerekçesinin ise "onların (hür kadın olarak) tanınmalarını ve rahatsız edilmemelerini sağlamak" olduğunu açıklar. 

 Temel Çıkarım ve Siyasi Eleştiri:

Üçok, burada iki temel amaç olduğunu vurgular: Kadınların iffetlerini koruması ve cariyelerden ayırt edilerek tanınmaları. Günümüzde cariyelik müessesesi kalmadığına ve kadınlar iffetlerini koruyabildiklerine göre Tanrı'nın buyruğunun yerine gelmiş olduğunu ifade eder. Eğer Kur'an'ın lafzına (harfi harfine metnine) bağlı kalınacaksa, kadınların erkeklerle yan yana oturmaması, yüzlerini tamamen örtmesi, cilbab giymesi ve şehirlerarası yalnız seyahat etmemesi gerektiğini söyler. 

 Sonuç: Meselenin dini bir inanç konusu olması halinde buna saygı duyacağını, ancak konunun siyasi bir mesele olarak ortaya döküldüğünü ve doğrudan doğruya Atatürk ilkeleri ile Türkiye'deki laiklik rejimine karşı kullanıldığını kesin bir dille ifade eder. 

D. Berrin Sönmez'in Konuşması

(Not: Konuşmacı sunumu sırasında dil sürçmesi yaşayarak birkaç kez Bahriye Üçok yerine Behice Boran ismini kullanmış, dinleyicilerin ve moderatörün uyarısıyla o dönemde Behice Boran üzerine okuma yaptığı için dilinin sürçtüğünü belirterek düzeltmiştir.) 

 Akademik Öncülüğü:

Kendisi gibi DTCF Tarih Bölümü mezunu olan Üçok'un Orta Çağ Türk-İslam Tarihi kürsüsünde çalıştığını, 1950'li yıllarda kadın hareketinin çok zayıf olduğu bir dönemde "İslam Devletlerinde Kadın Naibeler" ve "Türk Devletlerinde Kadın Hükümdarlar" üzerine çalışarak İslam geleneğinde kadının ikincilleştirilmesine bilimsel bir itiraz geliştirdiğini vurgular. 

 SHP Laiklik Raporu ve Suikast:

 Üçok'un öldürülmeden sadece 3 gün önce, Sosyal demokrat Halkçı Parti (SHP) için hazırladığı Laiklik Raporu'nun 7 sayfalık özetinin basına sunulduğunu hatırlatır. Televizyon programının bir bahane olduğunu, asıl rahatsızlığın bu rapordan kaynaklandığını belirtir. 

 Başörtüsünün Tarihsel ve Sosyolojik Kökeni:

Başörtüsünün dini bir farz olmadığını, çöl ikliminin ve coğrafyanın bir gerekliliği olarak hem kadın hem erkek tarafından kullanıldığını anlatır. Medine'ye hicret sonrasında Yahudi kabilelerle yaşanan kültürel alışveriş sonucunda, Yahudi kültüründeki kadını eve kapatan ve siyah giydiren aşırı baskıcı uygulamaların Müslümanlar arasında da "dindarlık" göstergesi olarak benimsenmeye başlandığını ifade eder. 

 

Bahriye Üçok Anısına Laiklik Paneli

Kişisel Deneyim Sönmez, 1980 darbesine ve YÖK'ün kurulmasının ardından üniversitelerde getirilen başörtüsü yasağına itiraz etmek ve başörtülü arkadaşlarına destek olmak amacıyla 1983 yılında kendi başını örttüğünü anlatır. O süreçte doktorasını tamamlayamadığını ve daha sonra başını açmak zorunda kaldığını paylaşır. 

 Laiklik Raporu'nun İçeriği ve Diyanet Tartışması

 Devletin Tarafsızlığı:

Raporda devletin tüm dinlere, mezheplere, inançlara ve inançsızlara karşı tarafsız, adil ve eşit olması gerektiğinin vurgulandığını belirtir. Anayasa'nın her yurttaşın kendini içinde görebileceği bir "ayna" olması gerektiğini söyler. 

 Diyanet İşleri Başkanlığı:

Raporda Diyanet'in devlet bütçesinden pay almaması ve özerk bir kurum olması gerektiğinin önerildiğini aktarır. Sönmez, bu noktada Üçok'a katılmadığını ifade eder; günümüz Türkiye'sinde Diyanet özerk bırakılırsa mevcut tarikatlardan (örneğin Menzil'den) bir farkı kalmayacağını savunur. Atatürk'ün Diyanet'i kurarken din politikasını laiklik ilkesine uyumlu tutmak ve merdiven altı cemaatlerin halkı hurafelerle yönlendirmesini engellemek amacıyla devlete tabi kıldığını belirtir. 

 Hac Kontenjanları ve Sezai Karakoç Örneği: Diyanet'in devasa bütçesiyle kuralara girmeden VIP hacılar götürdüğünü eleştirir. 1980'lerde şair Sezai Karakoç'a Diyanet tarafından ücretsiz hac teklifi götürüldüğünü, Karakoç'un ise "Benim hacca gitme koşullarım (mali durumum) uygun değil. Siz götürecekseniz o benim haccım olmaz, varın siz gidin" diyerek bu teklifi reddettiğini aktarır. 

 Eğitim, Tevhid-i Tedrisat ve Zorunlu Din Dersi:

 Raporda 1982 Anayasası ile getirilen zorunlu din dersine kesinlikle karşı çıkıldığını belirtir. 

 İslam Tarihinden "Rüşt Yaşı" Örneği: İslam'ın ilk yıllarında Medine'de ölen çocukların hangi mezarlığa gömüleceği tartışıldığında, alimlerin "Çocuklar reşit değildir (o dönem rüşt yaşı 15'tir), dinlerine karar veremeyiz, 15 yaşından önce ölmüşse anne-babasının istediği yere gömeriz" kararı aldıklarını anlatır. Buradan hareketle, soyut düşüncesi gelişmemiş çocuklara dini eğitim dayatılamayacağını; okullarda ancak felsefi odaklı, tüm dinleri tanıtan seçmeli dersler olabileceğini savunur. Günümüzde ahlak bilgisi yerine "ahlakçı dikte edişlerin" yaşandığını vurgular. 

 Umut ve Mücadele:

Gelecekten sadece "umutlu olmanın" bazen insanları pasifleştiren bir prangaya dönüştüğünü, bir kurtarıcı beklemek yerine aktif biçimde itiraz ve mücadele etmek gerektiğini söyler. 

  Aleviler:

 Raporun en önemli maddelerinden birinin de Aleviler üzerine olduğunu, inanç ve ibadet özgürlüğü kapsamında ayrımcılığın önlenmesi ve cemevlerine yasal statü/kurum kimliği tanınması gerektiğinin 1990 yılında bu raporda açıkça yazıldığını ekler. 

E. Şanal Sarıhan'ın Ara Değerlendirmesi

Sarıhan, 1990'lardaki SHP/CHP/Halkçı Parti birleşmeleri sürecinde bu raporların hazırlanmasına büyük emek veren dönemin Genel Sekreter Yardımcısı Güler Tanyolaç'ı anarak sağlık sorunları nedeniyle evden çıkamadığını belirtir ve kadınların aydınlık bir gelecek için verdiği ortak mücadeleye teşekkür ederek sözü Nejla Kurul'a verir. 

F. Prof. Dr. Nejla Kurul'un Konuşması

"Bahriye Üçok'u Şimdi ve Burada Yeniden Düşünmenin Anlamı" başlıklı sunumunda şu temel noktaları ele alır: 

 Buluşmanın ve Düşüncenin Eylemselliği:

Kutuplaştırmanın yoğun olduğu dönemlerde yan yana gelmenin, birlikte düşünmenin başlı başına bir eylem olduğunu vurgular. Birilerinin usta ellerle hazırladığı cici bir kitap paketinin içine yerleştirilen bombayla bir kadının hayatını yok eden korkunç tertibatı kınar. 

 1990'lı Yılların İkilemi: Karanlık ve Aydınlık:

 Karanlık Yüzü: Kürt iş insanlarının öldürüldüğü, Bahriye Üçok (1990), Muammer Aksoy (1990), Uğur Mumcu (1993) ve Ahmet Taner Kışlalı (1999) gibi aydınların katledildiği soğuk ve acı bir on yıldır. 

 Aydınlık Yüzü:

Aynı zamanda 12 Eylül askeri darbesinin taşlaşmış etkilerinin aşılmaya çalışıldığı, kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesi verdiği, işçilerin yeniden hareketlendiği bir ısınma dönemidir. Kurul'a göre cinayetleri planlayan karanlık tertibat, toplumdaki bu özgürlükçü uyanışı ve dönüşümü durdurmak, topluma keder duygusu aşılayarak yapabilirliklerini kısıtlamak istemiştir. 

 "Softalık" ve Katılaşma Eleştirisi:

 Düşünceyi susturan zihniyetin sadece dini dogmalarla hareket edenlerde değil, zaman zaman derece farkıyla muhalif/laik kesimlerde de kendi içine kapanma ve ötekiyle temas etmeme şeklinde görülebildiğini belirterek özeleştiri yapar. 

 Bu durumu açıklamak için Necip Fazıl Kısakürek'in 1930'larda Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yazdığı "Softa" tanımını okur: "Bir fikrin içinde, bir inanışın kabuğunda, kozasında ölen ipek böceği gibi can vermiş insan... Bir itikadın içine bir odaya girer gibi girdikten sonra onun bütün pencerelerini örtüp... kafasını zindana çeviren ve artık dışarısını, güneşi, suyu, hayatı inkâr eden insan." 

 Kurul, sabit fikirlerin insanı hapsettiğini (Nietzsche'ye atıfla), hayatın çoğulluğunu görmemiz ve kendi zindanlarımızdan çıkmamız gerektiğini vurgular. 

 

Bahriye Üçok Anısına Laiklik Paneli

Özgürlükçü Laiklik Anlayışı:

Laikliği sadece "din ve devlet işlerinin ayrılması" şeklindeki dar devletçi tanımdan çıkarıp; özgürlük, eşitlik ve adalet kavramlarıyla kol kola yürüyen, hem inananların hem inanmayanların güvencesi olan "özgürleştirici/çoğulcu bir laiklik" olarak yeniden tanımlamamız gerektiğini belirtir. Kimseye, kendi çocuklarımıza bile "doğru yaşam biçimi budur" diye vaaz verilmemesi gerektiğini, her insanın kendi içinde bir çokluk barındırdığını ifade eder. 

 Günümüz Türkiye'sinde Güç İlişkileri ve Baskı Alanları: Yapay zeka yardımıyla hazırladığı bir diyagram üzerinden Türkiye'deki mevcut tabloyu özetler: 

 Baskı Unsurları:

Siyasal İslamcı devlet yapılanması, el değiştiren Anadolu sermayesi, yargı ve yasama üzerindeki baskılar, tarikat ve cemaatlerin büyümesi, ÇEDES ve benzeri protokollerle okullara bağlanan tarikat hatları, neoliberal kapitalist düzen, kürtaj ve nafaka haklarındaki gerilemeler ve kadın istihdamının hala %33-34 seviyelerinde (her üç kadından ikisinin ev içinde) kalması. 

 Darwin Örneği ve Çıkış Yolu:

Türkiye'de 2017 yılında evrim kuramının müfredattan çıkarıldığını hatırlatarak, Charles Darwin'in bile yüz yılı aşkın süre önce Türlerin Kökeni kitabını kilise ve toplum baskısından çekindiği için 20 yıl boyunca sakladığını anlatır. Günümüzde de yoğun bir baskı ve otosansür olduğunu, ancak bunu aşmanın yolunun yalnızlıktan değil; sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, kadınların ve gençlerin tabanda koalisyonlar ve ittifaklar kurarak birbirine etki etmesinden geçtiğini belirterek konuşmasını tamamlar. 

G. Soru-Cevap Bölümü Başlangıcı

Şanal Sarıhan konuşmacılara teşekkür ederek salondan soru alır. İlk sözü alan katılımcı Rıza Sümer (Şiddetsiz Toplum Derneği Başkanı ve Sonsöz Gazetesi yazarı), sadece Diyanet İşleri Başkanlığı'nın değil, Anayasa Mahkemesi'nin de ele alınması gerektiğini belirterek sorusuna başlar (video bu noktada sona ermektedir).

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget