Cumhuriyeti nasıl kazanacağız (panel bölüm 3)

Cumhuriyetimizin sıkıntılı durumlarını yaşadığımız şu günlerde, “Cumhuriyeti Nasıl Kazanacağız” konulu panel düzenlendi.Erhan Nalçacı konusunu sunaca

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. Yılında ve şimdiki iktidar zamanında Cumhuriyetimizin sıkıntılı durumlarını yaşadığımız şu günlerde, “Cumhuriyeti Nasıl Kazanacağız” konulu panel düzenlendi.

Ankara Makine Mühendisleri odası salonunda Türkiye Halk Temsilcileri ve Cumhuriyetçiler Kurultayı desteği ile 23.10.2026 günü düzenlenen “Cumhuriyeti nasıl kazanacağız” konulu panelin kolaylaştırıcısı Hülya Küçükaras yanında konuşmacı olarak    Ömer Faruk Eminağaoğlu(Tarikatlar ve laiklik konusunda), Gamze Yücesan (emek ve direnişler), Emrah Maraşo (Demokrasi ve demokratik alanlara müdahilleler), Ali Rıza Aydın (fon vurgunu mu fon soygunu mu), Erhan Nalçacı (savaşa sürüklenmek), Ali Ufuk Arıkan(terörsüz Türkiye ya da çözüm), Kaan Eroğuz (anayasa değişikliği) konularındaki konuşmalarıyla katıldılar.

Bu panelin 6 konuşmacılarından ilk üçününün konuşmalarını 1. Ve 2. Bölümlerimizde sunmuştuk. Bu 3. bölümde Erhan Nalçacı (savaşa sürüklenmek), konusunu sunacağız.

Erhan Nalçacı Savaşa Sürüklenmek konulu sunumunda şunları söyledi:

Cumhuriyeti nasıl kazanacağız (panel bölüm 3)
“Bizim görevimiz Cumhuriyetçilik mücadelemiz Cumhuriyeti yıkan karşı devrimcileri yenmek üzerine kuruldu. Eğer yenmeyi gözetiyorsanız o zaman onun açığını arasınız ve şunu bilirsiniz, aslında hiç de göründükleri kadar değiller, bir sürü açık veriyorlar, buradaki konuşmaların hepsi o açığa değindi aslında. Yani fon krizi açıktır böyle bir soygun böyle bir açıktır. Böylesine bir yağma sınıfsal özelliğini, iğrençliğini ne derseniz deyin. Sınıfların sınırlanması, şöyle de diyebiliriz, seçme seçilme özgürlüğünün ortadan kaldırılması. Çok büyük siyasi bir kriz başladı aslında, bunun hepsine müdahale edeceğiz, müdahale ede ede güçleneceğiz, güçlendikçe daha çok açık verecekler, böyle böyle zafere gideceğiz.

Bu bir eskisini yad edelim toplantısı değildir. Biz nasıl Cumhuriyeti kazanacağız, meselemiz budur esas olan.

Şimdi bu başlıklardan çok önemli bir tanesi savaşa sürüklenme meselesi. Bu bir çığır başlığıdır, bir meşruiyet krizidir. Müdahale edilmesi son derece gerekli olan bir olgudur. Baştan şunu söylemeliyim, biz hümanist değiliz bir kere, savaş konusu, bu bir kere yazılsın. Biz mutlak savaş karşıtı değiliz. Çünkü arkadaşlar biz Cumhuriyetçi devrimci bir cumhuriyet oluşturmak için yola çıktık. Cumhuriyetçiler kurultayı bu anlama geliyor ve cumhuriyeti savaşarak kazanacağız, onları yenerek kazanacağız. Cumhuriyeti emperyalizme savaşarak kazanacağız, yaşatarak koruyacağız. Bunun yerinde olmayan çıksın salondan, bu böyledir arkadaşlar. Cumhuriyeti savaşarak kazanacağız. Mustafa Kemal ve arkadaşları böyle yapmadılar mı? Cephe cephe gezmediler mi? Onlar kahramandılar gerçekten ve savaşmaktan bir adım geri gitmediler. Oysa o anlam da hümanist diyorum, o anlamda siyasiyiz, o anlamda Cumhuriyeti savaşarak kuracağız.

Onların Mustafa Kemal ve arkadaşlarının cepheden cepheye nefer olarak dolaşarak, savaşarak geçti. Ama Cumhuriyeti kurduktan sonra “YURTTA SULH DÜNYADA SULH” dediler. Bunun kendisi antiemperyalist strateji. Çok önemli o yüzden biz de öyle olacağız. Cumhuriyetimiz hiçbir ülkede toprağında gözü olmayacak. Sadece dayanışma için uluslararası ilişkiler kuracağız. Emperyalizme karşı sonuna kadar kurduğumuz Cumhuriyeti savunacağız.

Savaşa sürüklenme meselesi bir konferans konusu aslında. Bir kere emperyalist savaş aslında tekelci sermayenin bütün dünya emekçi halklarına karşı açtığı savaştır. Bunun milliyeti vs. olmaz. Bunun iki yönü vardır, emperyalist savaşa sürüklenmenin iki yönü vardır. Halk savaş eder acı çeker. İkinci yönü çok önemli çünkü bir düşünür şunu söylüyor, haksız savaşlar, emperyalist savaşlar, paylaşım savaşına da dahil olmakta. Bunlar çok büyük meşruti yaratır. Düzen düzeni koruyan bütün korunaklar, bütün zırhlar delinir, çürür, ortadan kalkar ve sizin cumhuriyeti kurmak için çok ünlü bir fırsat verir. Bunu böylece anlamalıyız gerekir. Bir devrimci cumhuriyetin oluşturulmasında bu çok önemli bir unsurdur.

Türkiye’nin bir savaşa sürüklenebileceği en yakın iki olay var gibi görünüyor. Bir kere NATO zirvesi daha temmuzda oldu. Türkiye’nin NATO’ya Batı emperyalizmine yapıştığını gördük. Türkiye 2008 de itibaren biraz daha dengecidir. Ama şimdi ekonomi nedenler siyasi nedenler kendi açıkları, kendi zafiyetleri, bu nedenle Batı emperyalizmine düşmüş durumdalar.

NATO üzerinden Türkiye iki başlıktan savaşa sürükleniyor. Bunun bir tanesi Ukrayna füze savaşıdır, özellikle Kara Deniz çok kritik çok stratejik bir bölge haline gelmiştir. Avrupa en hızlı savaşa hazırlanıyor. Tekelci sermayesi çöküyor ama bir yandan çökerken son şansını kullanarak bütün dünyayı bir savaşa boğmaya çalışıyor. Daha yeni okuduk bütün Almanya’daki gençlere bir mektup gitmiş, savaş durumunda alışacaksınız nereye başvuracaksınız. Cevap vermezseniz 250 Evro cezası var. Yani nasıl savaşa hazırlandıklarını, hazırlık yaptıklarını görüyorsunuz. Büyük bir hızla buraya doğru sürüklüyorlar ve Türkiye’yi de peşlerinden sürükleme ihtimalleri biz, özellikle Kara Deniz formikasyonlarının, biliyorsunuz arka arka gemileri NATO provokasyonu oluyor ve Romanya Türkiye zaten Kara Deniz güvenliği diye bir NATO ülkesi olarak antlaşma yapmış durumdalar. Bulgaristan geçen gün çağırdı, Türkiye’yi ve Romanya’yı, bu konuda. Dolaysıyla oldukça provakatif bir konu. Avrupa’da veya Türkiye’de Kara Deniz üzerinden bir savaşa sürüklenme potansiyeli, Türkiye egemenliğini sağlayan Montrö Antlaşmasının devreden çıkması bu süreçlerde mümkün.

İkincisi çok yeni Mekke Antlaşması. Meclise sundular metni bu anlaşma metni ortaya çıktı. Biz doğrudan doğruya asker göndermeyi, savaşa girmeyi, Suudi Arabistan’a yardım etmeyi öngörüyor. Anlaşma bir sorun olmazsa Meclisten geçecek. Onu engelleyecek bir Meclis yok ve nete inanalım, hemen bitiriyorum hızlı hızlı. İsrail’in bir ağabeyliğinin bir vekalet savaşını sürdürdüğüne mi inanalım arkadaşlar. Yoksa bir Suni pakta girdiğimize mi inanalım. Pakistan da Suudi Arabistan da Pakistan da bir din devleti. Ömer Faruk Hocam söyledi, Türkiye de bir devleti oldu. Sunni Paktı oluşturduğumuza mı yanalım. Cumhuriyetin yıkılmasına en önemlilerinden biri haline geldi. Ve Yemen halkımızın beyninde yüreğinde yer etmiş bir yerdir. “Giden gelmiyor acep nedendir”. Halımız bunu kabul etmeyecektir. Yemen Savaşına dahil olmayı, aksi savaşa dahil olmayı kabul etmeyecek.

NATO KARŞITI OLMAYAN MİLLİYETÇİ DEĞİLDİR. NATO KARŞITI OLMAYAN CUMHURİYETÇİ DEĞİLDİR. SONUNA KADAR TÜRKİYE’MİZİN HALKIMIZIN KENDİSİNE AİT OLMAYAN BİR SAVAŞA SÜRÜKLENMESİNE KARŞI DURACAĞIZ. SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ SONUNA KADAR, NE OLURSA OLSUN. EĞER SÜRÜKLERSE BUNUN BİR CEZASI OLACAK EGEMEN SINIF İÇİN. BU CEZA BİR EMEKÇİ CUMHURİYETİDİR”.

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget