Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Nihayet Açıklayabildiniz
Nihayet adaylarınızı açıklayabildiniz. Bravo sizlere,  çok zor bir işi başardınız gerçekten!


Örneğin; Bakırköy, Beşiktaş, Kadıköy, Çankaya,  CHP olarak kazanılması çok zor yerlerdi, nasıl kazanabiliriz,  kimleri aday gösterirsek,  bıçak sırtında olan seçimi kazanırız diye günlerce düşündünüz ve kafa yordunuz, kılı kırk yardınız, anket üzerine anketler yaptırdınız, sokağın sesini dinlediniz, rüyalara yattınız, önceki başkanlar çok başarısız kaldıkları,  partimizi mahcup ettikleri ve aynı hatayı yapmamak için,  çok çalıştınız ve kesin olarak kazanabilecek olan adayları belirleyerek açıkladınız! 


Gerçekten bravo sizlere, kurultayda sizden yana tavır takınan,  KILIÇDAROĞLU'nu desteklemeyen kişileri,  bunlar bizden yana kişiler diyerek asla aday göstermeyi düşünmediniz, geç olsun temiz olsun, yeterki  partimiz seçim kazansın,  halkımıza en iyi hizmeti yapalım düşüncesiyle,  aday belirlemeyi geciktirmek zorunda kaldınız!


Sizleri tekrar kutluyorum. Bu hassasiyetiniz ve objektifliğiniz nedeniyle, gerçekten  Türk Milleti size minnettardır! 


Bu kadar ironi sanırım yeterli. 


Bize göre aday belirlemede Özgür ÖZEL ve ekibi başarılı olamamıştır. 


Örneğin; adaylarının açıklanması  en sona bırakılan Kadıköy ve Çankaya’nın muhtemel aday isimleri,  aylar önce kulislere yansımış ve bu kişiler aynen aday yapılmışlardır. Madem ki; isimleri kulislere yansıyan bu kişileri aday yapmakta kararlıydınız,  niçin aylarca milleti ve mevcut başkanları oyalayarak merak içinde bıraktınız. ?


Gördüğümüz kadarıyla aday belirlemede objektif kriterler, en önemlisi de, başarı kriteri esas alınmamış,  kurultayda kim kime destek verdi kriteri esas alınarak,  yakın kayırmacılığı yapılmıştır. 


Eskişehir ve Çankaya örneklerinde olduğu gibi. Her iki başkan da son derece başarılı ve seçmen sayıları çok fazla ancak kurultayda KILIÇDAROĞLU'ndan yana tavır almışlar, tek suçları  çok başarılı olmak, sanırım bu nedenle üzerleri çizildi. 


Şimdi bazıları diyeceklerdir ki; Antalya, Adana ve Mersin belediye başkanları KILIÇDAROĞLU'ndan yana tavır aldıkları halde aday yapılmışlardır. 


Evet doğrudur. Antalya, Adana, Mersin örneğinde KILIÇDAROĞLU taraftarı başkanlar yeniden aday yapılmışlardır. 


Ancak bir dakika müsaade buyurunuz. 


CHP'nin yeni yönetimi,  aday belirlerken,  çok politik davanmış ve şehir ve ilçeleri; 


Kale tabir edilen ve adayın kimliğinin hiç önem arz etmediği, aday kim olursa olsun mutlak surette kazanılacak olan  şehir ve ilçelerde,  KILIÇDAROĞLU yanlısı mevcut başkanlar değiştirilmiş ve yerlerine Özgür ÖZEL ve ekibine yakın isimler aday gösterilmiştir. En çarpıcı örnekleri; İzmir,  Çankaya, Kadıköy, Bakırköy gibi. 


Tam anlamıyla kale diyemeyeceğimiz, CHP'nin de güçlü olduğu,  ancak seçilmesi yüzde yüz garanti olmayan,  adayın kişiliğinin ve önceki hizmetlerinin de seçim kazanmada etkin olduğu yerlerde ise; örneğin; Adana, Mersin ve Antalya da olduğu gibi, KILIÇDAROĞLU yanlısı mevcut başarılı başkanlar aday yapılarak, yerlerine yeni adaylar belirlenmemiş, buraların yönetime yakın yeni adaylarla kazanılamaması olasılığı düşünülerek riske girilmemiş ve olası bir seçim yenilgisinin sorumluluğunu KILIÇDAROĞLU yanlısı mevcut başkanların sırtına yüklemek düşüncesi öne çıkmıştır.  


CHP yönetimi, aday belirleme konusunda yaptığı hatalar yüzünden, kendisine bir rakip de parti içi küskünlerden yaratmıştır.


13/02/2024

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Ülkemizdeki Ruhsatsız Silahlanma Yarışı
Ateşli silahlarla mermilerinin ve bıçaklarla salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak yapılmış bulunan diğer aletlerin memlekete sokulması,  yapılması,  satılması,  satın alınması,  taşınması veya bulundurulması, 6136 sayılı Ateşli Silahlar Ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanuna tabidir. 


Bu kanunun 13.  maddesine göre; bu kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri; 


Satın alan,  


Taşıyan, 


Bulunduran, 


Kişiler hakkında,  bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur.  


Ateşli silahın; 


Tüfek veya seri ateşli kısa sürede çok sayıda ve etkili biçimde mermi atabilen tam otomatik veya dürbünlü tabanca veya bu fıkrada sayılanların benzerleri olması, 


Silah veya mermilerin sayı ve nitelik bakımından vahim olması halinde, beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beş yüz günden  beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. 


Dikkat edilecek olursa, ateşli silahın tüfek veya seri ateşli kısa sürede çok sayıda ve etkili biçimde mermi atabilen tam otomatik veya dürbünlü tabanca veya benzerleri olması, silah veya mermilerin sayı ve nitelik bakımından vahim olması cezanın artırım sebebi sayılmıştır. 


Bize göre; ruhsatsız olarak satın alınarak bulundurulan ve taşınan ateşli silahlarla kasten bir suç işlenmesi hali de; işlenen suçun cezasından bağımsız olarak, ruhsatsız ateşli silah taşıma suçunun ilave şiddet sebebi sayılmalı  ve  6136 sayılı kanuna,  13/A adı altında yeni bir madde eklenerek; bu kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri edinip kasti bir suçta kullananlar hakkında,  taşıma suçundan 13 maddeye göre hükmedilecek olan cezalarında, ayrıca yarı oranında artırım yapılır hükmü getirilmeli ve böylece,  ruhsatsız silahı bulunduran ve taşıyan ancak bir suçta kullanmayan kişi ile suçta kullanan kişi farklı muameleye tabi tutulmalıdır. Örneğin yaralamada, öldürmede, gasp da ruhsatsız silah kullanan kişiye 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan dolayı 13. maddeye göre verilecek olan ceza,  zamlı olmalıdır ki; ruhsatsız silahlarla işlenen suçlarda kısmen bir caydırıcılık olabilsin.


11/02/2024

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Hayırlı Ve  Memnuniyet Verici Bir Yanılma
Dün (09/02/2024) tarihli “DİLİM VARMIYOR AMA” başlıklı yazımızda, özetle, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı ERBAKAN ile AKP Genel Başkanı ERDOĞAN'ın İstanbul için kesinlikle anlaşacakları ve ERBAKAN'ın İstanbulda aday göstermeyeceği görüşünü savunmuş ve aynen; 


“ERDOĞAN da, siyasette ilk çıkışını yaptığı ve bugünkü başarılarının temelini oluşturan İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığına,  çok az oy oranıyla,  muhalefetin bölünmüşlüğünden yararlanarak seçilmişti. 


Demem o ki; ERDOĞAN bu bölünmüşlüğün kazananı olmuş ve bunun siyasi tadını tatmış ve semeresini görmüş olan bir kişi olarak, tarihin tekerrür ettirildiği bugünkü bölünmüşlüğü de, tekrar kendi yararına kullanmak isteyecek, ayağına gelen bu fırsatı asla kaçırmayacak, kazın geleceği yerden tavuğu esirgemeyerek, ERBAKAN'a istediği tüm tavizleri verip onun desteğini de alarak,  İstanbul seçimlerinde büyük bir avantaj elde edecektir. 


Keşke, akıl galip gelse de, farklı partilerden kişiler kendilerinin ve İstanbul'un yararları için, sandıkta İMAMOĞLU adı üzerinde birleşebilseler. 


Umarım yanılan ben olurum da, İMAMOĞLU ve dolayısıyla,  tüm İstanbul ve ülke kazanır. ”diye yazarak,  makalemi sonlandırmıştım. 


Yazımın son cümlesinde belirttiğim gibi,  umduğum gerçekleşti ve ben yanılmış oldum. Zira, Yeniden Refah Partisi,  bugün görkemli bir törenle, İstanbul başta olmak üzere,  üç büyük şehrimizin YRP adaylarının isimlerini halkımızla paylaştı. 


Benim bu yanılmam, benim ve seçilmesini çok istediğim İMAMOĞLU açısından hayırlı ve memnuniyet verici bir yanılma olmuştur. 


Yine de açık kapı bırakıyorum. Kesin aday listelerinin YSK'ya teslim edilmesine daha on gün var. On gün çok uzun bir zaman siyasette. 


DEM Partinin İstanbul’da aday göstermesi, İMAMOĞLU'nun işini biraz zorlaştırmış olsa da, İYİ Partinin İMAMOĞLU'na zerre zararının olmayacağını, Yeniden Refah Partisinin Cumhur ittifakı adayına kaybettireceği oyların; bir kısım seçmeninin İMAMOĞLU'na oy vereceğini umut ettiğim DEM Partinin İMAMOĞLU'na kaybettireceği oylardan daha fazla olacağını ve DEM Parti açığının, YRP'nin AKP adayına kaybettireceği oylarla fazlasıyla dengeleneceğini ve mevcut koşullarda İMAMOĞLU'nun seçimi az farkla kazanacağını değerlendiriyorum.


10/02/2024

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Dilim Varmıyor Ama
DEM Parti İstanbul adayını açıklar açıklamaz,  aynı başlıkla, aşağıdaki paylaşımı yaptım. 


“DEM Parti Meral Danış Beştaş gibi güçlü bir adayı İstanbul için açıkladı düğüm çözüldü ve ERBAKAN ile anlaşması koşuluyla ERDOĞAN'ın İstanbul'u kazanma şansı maalesef çok arttı. 

Bu nedenle, İstanbul'u geri almak isteyen ERDOĞAN; pirinç gelecek yerden bulgur esirgenmez diyerek,  ERBAKAN'a istediği tüm tavizleri vererek anlaşacak ve ERBAKAN kesinlikle İstanbul'da aday çıkarmayıp AKP adayını destekleyecektir. 

DEM, İYİ PARTİ, VATAN, SAADET ve MEMLEKET Parti bölenleri, Cumhur İttifakının alacağı oylara olumlu katkı sunacak ve tarih tekerrür ederek AKP adayı aradan sıyrılabilecek ve seçimi kazanacaktır maalesef. 

Belirttiğim gibi, ERDOĞAN; ayağına kadar gelen ve kendisini de çok az bir oy oranıyla İstanbul belediye başkanlığına taşıyan tanışık olduğu bu bölünmüşlük fırsatını, ERBAKAN'a istediği tavizi vererek mutlaka kullanacaktır. ”


Evet, bize göre;  ne ERDOĞAN'da,  ne de ERBAKAN'da,  ilkeli ve ülke ve toplum yararına yönelik bir siyaset aramayınız. İkisi de,  kendi siyasi çıkarlarına öncelik veren politikacılardır. 


Bu nedenle, İstanbul seçimlerinde oluşan bölünmüşlük ve seçmen parçalanmasından mutlaka yaralanmak isteyecekler ve kesinlikle anlaşacaklar ve ERBAKAN'ın Yeniden Refah Partisi aday göstermeyecek ve  Cumhur İttifakının adayını destekleyeceklerdir. Zerre şüpheniz olmasın, kulağınız medyada olsun en kısa zamanda bu anlaşmayı duyacaksınız. 


ERDOĞAN da, siyasette ilk çıkışını yaptığı ve bugünkü başarılarının temelini oluşturan İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığına,  çok az oy oranıyla,  muhalefetin bölünmüşlüğünden yararlanarak seçilmişti. 


Demem o ki; ERDOĞAN bu bölünmüşlüğün kazananı olmuş ve bunun siyasi tadını tatmış ve semeresini görmüş olan bir kişi olarak, tarihin tekerrür ettirildiği bugünkü bölünmüşlüğü de, tekrar kendi yararına kullanmak isteyecek, ayağına gelen bu fırsatı asla kaçırmayacak, kazın geleceği yerden tavuğu esirgemeyerek, ERBAKAN'a istediği tüm tavizleri verip onun desteğini de alarak,  İstanbul seçimlerinde büyük bir avantaj elde edecektir. 


Duyar gibi oluyorum, bazılarınız diyecekler ki; yerel seçimler,  genel seçimlere benzemez, yerel seçimlerin dinamikleri başkadır.  


Hayır efendim, bunu diyecekler ve doğru düşünecekler  tabi olacak ama, bunlar çok azınlıkta kalacaktır. Maalesef, çoğunluk yine, içinde bulunduğu sefalete bakmadan ve akılcı ve gerçekçi düşünmeden,  takım tutar gibi sempati duyduğu kendi partilerinin adayına oy vererek,  büyük oranda oyları bölecekler ve Cumhur İttifakının adayının aradan sıyrılarak kazanmasının önünü açacaklardır. 


Keşke, akıl galip gelse de, farklı partilerden kişiler kendilerinin ve İstanbul'un yararları için, sandıkta İMAMOĞLU adı üzerinde birleşebilseler. 


Umarım yanılan ben olurum da, İMAMOĞLU  ve dolayısıyla,  tüm İstanbul ve ülke kazanır.


09/02/2024

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Tanrı kimseyi gözden mahrum etmesin ve de hayırsız evlat vermesin

Hiç görmeyen bir komşum

Analarımız yaşlandıkça kendi kendilerine Tanrıya dua ederken, “Allah elden ayaktan gözden etmesin” diyerek Tanrıya yakarırlar. Gözün önemini daha iyi anlamak için, Google den “gözle ilgili içinde göz geçen pek çok özdeyişlere rastladım. Neyse uzatmadan asıl konumuz olan gözleri hiç görmemeye başlayan bir komşumuzla ilgili bilgi vermek istedim.

Oturduğum caddenin hemen karşı paralelindeki sokakta ve aynı kooperatif sitesinde İdris Akgöçmen adında, 75 yaşında son aylarda gözleri hiç görmeyen bir komşum var. Onun görmediğini bir hafta önce öğrenmeye başladım. Yıllarca sokaklarda rastladığım selamlaştığım bu komşumuzla epey zamandır karşılaşmıyorduk, konuşamıyorduk. Merak ettim, ona -epey zamandır hiç görünmüyorsun komşum ne yapıyorsun neredesin- diyerek, telefonla bilgi almak istedim. “Komşum sorma gözlerim hiç görmüyor, artık dışarı çıkamıyorum, çok sıkıntılıyım”, deyince çok şaşırdım.

Ertesi gün hemen bir tabak yemekle evine gittim, adamın evi pislik içinde, gerçekten göremiyordu, duvarları takip ederek evin içinde mutfağa gidip geliyor. Komşu olarak “burnumun direği sızladı, çok üzüldüm. 

Ona, yemekleri nasıl yapıyorsun diye sordum, “yapamıyorum, yapmaya çalışıyorum, bazen tuzunu bazen yağını ya çok ya az koyuyorum tadı tuzu olmuyor, bazen komşular getiriyorlar”. Ne demişler, “elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz. Adam yemiş yemiş tencerenin dibinde kalmış artık yemeğini getiriyor”. Bunları uyunca insanın üzülmesi elde değil. Evinde üstelik böylece tek başına yaşayan bir insanın yaşantısını düşünün, ne kadar sıkıntılı.

Ben de iki yıl önce eşini kaybetmiş tek yaşayan biri idim, kendi kendime, “aman Tanrım benim sonum nasıl olacak, ben de mi böyle olacağım, diyerek korkmaya ve ürpermeye başladım. Benim iki oğlum bana bakmazsa ne yaparım, diye kendi kendime söylendim. Bu gözleri artık görmeyen adamın biri kız üç çocuğu vardı, doğru dürüst gelip babalarına bakmıyorlarmış. Gözleri böyle olmazdan önce, oğlunun biri babasına, “baba bu evi satalım, parasını bölüşelim sen kiraya çok” demiş, aynen böyle anlatıyor gözleri görmeyen babaları. Ne çocuklarını ne başkalarını telefonla göremediği için arayamıyormuş.

Görmeyen komşum için, ne yapabiliriz, diye araştırmaya başladım.

İlkin Kızılay merkezini telefonla arayarak bu görmeyen komşum için -Kızılay ne yapabilir, nasıl yardımcı olabilir, ev temizliği ve yemek verilmesi konusunda desteğiniz olabilir mi- diye sorunca, telefondaki memur, “böyle bir hizmetimiz yok” dedi. Telefondaki kişiye -peki Kızılay böylesine kör ve yaşlı kimseye yardım etmeyecekse Kızılay ne iş yapar” dedim. Aynı görevli telefonda, “yemek versek bile kim getirip götürecek” dedi.

Önce bağlı olduğumuz Yenimahalle Belediyesi’ni aradığımızda Büyükşehir belediyesine yönlendirdiler. Ankara Büyükşehir Belediyesinin (ABB) 153 nolu ortak telefonundan aynı istem ve soruları sordum. Görevli yönlendirerek bu gözleri görmeyen komşum İdris Akgöçmen’in yanımda telefonla kayıtlarını alıp Ankara Kart verilmesi, evin temizliği ve sıcak yemek verilmesi için ayrı ayrı üç dilekçe oluşturdular, “on beş gün içinde size bilgi verecekler” dediler.

Komşumuz İdris Akgöçmen’e bir tabak tatlı götürerek evinde onun durumu hakkında bilgi almak için sorular sordum bana ilginç açıklamalarda bulundu, sorduğum sorular üzerine bana üzüntü verici duygularını anlattı. Ses alma cihazım yanımda, o bunun farkında değil çünkü görmüyordu, başladı olduğu gibi samimi olarak içini döküp anlatmaya. Sohbet ilerlerken yandaki ölen karıkoca ile anılarını bile anlattı. 

Hiç görmeyen bir komşum

Çocuklarını yardım edip etmediklerini sorduğumda, gözleri görmeyen 75 yaşındaki komşumuz İdris, kesik kesik şunları anlatıyordu:

Soru (C K): Çocukların sana hiç desteği yok mu? 

İdris Akgöçmen (İ A): Çocukların hiç desteği yok, zararları var, destekleri yok. Büyük oğlan beş senedir gelmiyor. Küçük oğlan da geliyor, faydası yok zararı var.

İ A: “Üç çocuğum var, biri kız, ikisi erkek. Çocukla r bir bayram geldiler, bayramdan bayrama geliyorlardı, ben de biraz gönül koydum sitem ettim. Dedim ki komşular da geliyor bayramdan bayrama gibi biraz nasihat vermeye çalıştım. Damat kalktı üstüme yürüdü, kız da mutfaktaydı görmedi o. Çocuk şurda oturuyor, damat şurda oturuyor, “bayram gelmiş bunlar mı söylenir” falan diye üzerime doğru yürüyor, ben de şurada oturuyorum, vaz geçti toparlandı gitti, gidiş o gidiş. Yani nasihat vermek suç oldu. Yani şunu söylemek istedim arada bir gel demek istedim, sözümü bile tamamlatmadı. Zaten elin bomboş gelmişin, insan yüz gram on gram neyse bir şey alır gelir. Üç sene oldu, çekip gittiler.

Küçük oğlan alkol alıyor, gece bir iki, bana ne yapıyon demez, bekar, sürekli alkol alıyor, evlendiremedim, 80 doğumlu (44 yaş) işi plastik enjeksiyon, çalışmasında sıkıntı yok, işine zamanında gider gelir. Eve gelmez, nerede oturduğunu bilmiyorum. Bundan üç dört sene önce bu küçük oğlum bana kira vereceksin falan dedi. Sağlığımda Büyük oğlan, kız küçük oğlan bu oturduğum evi istediler. Büyük oğlan şunu teklif etti, “sen kiraya çık ben burada oturayım” dedi. Ben de benime otur, burayı satalım iki daire alalım, birinde sen oturursun birinde ben, kabul etmedi, ben elimden geldiği kadar babalığımı yaptım, uzun hikâye de ne yaptıysam tersine yaptı. Büyük oğlan evli iki çocuğu var, bir kızı bir de oğlu var.

C K: Ne iş yapar büyük oğlun ne iş yapar.

İ A: Kendi evi var, siensi işi yapar, yani tornanın gelişmişi onun operatörü, işi iyi maaşı da iyi. O zaman baba “baba” idi, bana kredi çektirdi, işsiz kaldı bilmem ne oldu, onları hep baba ödedi, sayemizde toparlandı.

C K: Şimdi senin kredi borcun var mı kime çektin krediyi?

İ A: Kredi borcum var, üçüne de çektiğim kredi borcum var, 50 bin lira civarında borcum kelmiş, senelerdir kredi ödüyorum; on bin lira maaşım var, kredilere kesilince elime üç bin mi dört bin mi ne geçiyor. Peş peşe borçlanıyor, tekrar kredi çekiyom böylece onların borcunu ödemekten geçiyor ömrüm. Maaşın çoğu gidiyor, ama çok şükür iyi kötü yiyeceğimi alabiliyorum. Doğalgazı kaç senedir hiç yakmıyordum, paltoya sarılıp yorganın altına girip sarılıp evde öyle oturuyordum, ilk defa bu sene yakmaya başladım. 

Eşim öleli 23 sene oldu, çocukları hep bir arada tutmak istedim, olmadı, anaları ölünce çocuklar birden değişti serbes oldular, herkes dağıldı, hayırsız çıktılar. O zaman aptalmışım keşke evlenseymişim, ben şunu düşünüyordum, aman çocuklarım üzülür, eşim de ben de çocuklara düşkündük, eşim ölünce sanki özgürlüklerine kavuştular. Annesi öldükten sonra kız evlenmeden önce çok huzursuzluk yapıyordu, komşu bir kadınla konuşsam konuşma diye kıskançlık yapıyor huzursuzluk çıkarıyordu. Kızım şu yemeği pişir desem, kızım bana, “ben senin karın mıyım” diye karşı geliyordu. Bir kadınla konuşsam, kadının kocası yanında da olsa kız kıskanır dünyayı başıma yıkıyordu.

Bir gün kızıma dedim ki, kızım sen artık yemek yapmıyorsun ben evleneceğim dedim; temizlik yapmıyon dedim. Kendi odasını temizlemezdi.

Hayırsız bir evlat

Bir gün kızım bir makarna yap da beraber yiyelim dedim. Mutfakta suya makarnayı atmış, haşlıyor; kızım dedim, sarımsak falan da ekle de mantı gibi yiyelim, dedim. Kaç tane sarımsak gattıysa sarımsak acısından yiyemiyorsun, affedersin köpeğin önünde döksen yemez yani. Bir şey söylesem “ben senin karın mıyım” diyor.

Sabahleyin kahvaltıyı hazırlıyorum, odasına çıkıp çağırıyorum, kızım kahvaltı hazır her şey hazır! Kız gelir, dünkü ekmeği yemez “bayat” diye; patates kızartmışım, bayat yağda kızarmışsın diyerek onu yemez, yani hangi birini anlatayım. 

Komşular, “yav komşu bunları mağarada mı büyüttün, geliyorlar suratları asık, gidiyorlar suratları asık. Çocuklar dışarıda melek, ama içerde Azrail.

İ.A: Bir gün küçük oğlumdan 500 lira kira istedim, harçlık babından, demez olaydım, benden pazarlığa kalktı 300 olu, 200 veririm, 150 veririm böyle pazarlık ediyoruz. Neyse sağol 300 ver. 300 e razı olduk, 300 verecek ya sanki böyle elleri titriyor, yemen içmen zaten evden buradan, babana 300 lira versen ne olur vermesen ne olur. Dedim kendi kendime en az 300 liralık az içer, dedim. En son evden çıktığında, oğlum seni götürüp tedai ettireyim, senin bir kuruş harcamana gerek yok, sen sadece kabul et, götüreyim, dedim. “Benim tedaviye ihtiyacım yok”, dedi. O zaman vaktinde geleceksin, vaktinde gideceksin, buna uyuyorsan uymadın ben seni kovalım, dedim. İster polis zoruyla git, istersen kovayım kendin çek git, kendi çekti gitti, gidiş o gidiş. Arada bir telefon ediyor, eve temizliğe gelen kadın Nazife Hanım, “ben onu eve sokmam” diyor. Odasını temizliyor, kadına yapmadığını bırakmadı. Yav odanı temizliyor odanı. Onu fahişe gözüyle görüyor, kıskanıyo bir de kıskanıyo. Kadın yemek hazırlardı, “oğlunu da çağır da birlikte yiyelim”. Gelir kadına laf söylemeler, neler. Oğlumun yatağı simsiyahtı iki kere yatağını yaktı. Sarhoş, ağzında sigara, önce yastık tutuşuyor, sonra yorgan, sonra yatak tutuşuyor. Ondan sonra aklı başına geliyor, “ben ölüyom senin haberin var mı” diyor, e geber. “Gebermemi mi istiyorsun”. Yav senin gebermeni istemiyom, yatarken sigara içme diyorum. Bir laf söylesem kaldırır çaydanlığı ocağa çarpar kırar, para verip de çaydanlık mı aldın, ocak mı aldın. Neymiş abimden niye para istemiyon da benden istiyon. Yav onlar burada oturmuyor ki onlardan bir şey isteyeyim, onların bana zararı yok. Arkadaşlarına da “eve ben bakıyom” dermiş, onlar da inanıyorlar

C K: Çocuklarıyın telefonları var mı, onlarla da görüşmek isterim. 

İ. A: Telefonları vardı, telefon değişti, telefonlarını bulamıyorum, onlar da hiç aramıyor. Ararsan belki terbiyesizlik yaparlar seni kırarlar”. Aramaya değmez, “ben ateistim” diyor, bu adama sen ne anlatacaksın. Alkol var, her gün her gün”. 

Bunları duyduktan sonra şaşırmamak elde değil, babalarını hiç aramayan evlatlar.

Yan komşusu

Kamşu kapı komşumuz Arif biraz huysuzdu, Karısı Zuhal’i döverdi, derdim, “yav her gün kavga her gün dayak, böyle olmaz boşan bari derdim. Kadın da “boşanırım da bu benim ikinci kocam, boşansam “derler o kocan kötüydü de bu da mı kötü derler” diye ayrılamıyordu. Adam belediyede çalışmış, çok havalıydı, “her şeyi ben bilirim” modundaydı. 20- 25 sene komşuluk ettik, bir günden bir gün çıkarı olmadan kapını çalmazdı adam, adam hem cimri hem üçkağıtçı, yine de Allah affetsin. Adamın faydasından çok zararı olmuştur, kavga etmediği komşu yok. Adamın Lalegül’de dostu varmış, dostuna gider gelirdi. Velhasıl ikisi de öldü, şimdi evleri sürekli boş öylece duruyor.

Görüldüğü gibi çileli çocuklar çileli ailelerden olmakta. Bu gözleri görmeyen 75 yaşındaki komşumuzun hali ne olacak, diye kendi kendime düşünüp üzülürken, Ankara Belediyesi buna ne gibi katkıda bulunacak diye beklemeye başladım.

Görüldüğü gibi, Bu İdris Akgöçmen adlı komşum çocukları için ayrı ayrı kredi çekmiş, kredi ile kızanı evlendirmiş, kredi çekmiş büyük oğlu ev almış, borçlarını ödeyememiş, kredi üstüne kredi çekmiş, şimdilerde 50 bin lira kalan borcunu ödemekte. Çocukları ilgilenmiyor. On bin lira emekli maaşından kredi taksitleri kesilince eline üç bin mi dört bin mi lira para geçiyormuş. Bu para ile ne yer ne içer, nasıl yaşar, devran ne gösterecek, bu çileli dünyada.

Bu görmeyen komşunun evinden ayrılıp evime giderken, başka bir komşumuz Bahattin Bey’e rastladım, ona bu görmeyen komşumuzun durumunu, çocuklarının bakmadığını ayaküstü anlattım. Adam sanki bu görmeyen komşumuzun evveliyatını biliyormuş gibi şöyle imalı bir özdeyiş söyledi gitti: 

“Ne olacak, ala inekten ala dana, kara inekten kara dana olur” dedi. 

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

31 Mart Seçimlerinde Akıl Sadakat Ve Duygusallığın Önüne Geçmelidir
31 Mart'da yapılacak olan yerel seçimler;  gerçekten,  çok önemli ve hayatidir. 


Zira, ülkemiz;  devleti eline geçiren ve devletin tüm idari ve mali imkanlarını kendi iktidarının devamı adına pervasızca ve acımasızca kullanan, ülke yönetiminde tek ölçü olarak iktidarını sürdürmeyi esas alan tek adam yönetiminde, mali imkanlarını yitirmiş, buna paralel olarak da halkı fakirleşmiş, bir kuru ekmeğe muhtaç hale getirilmiş, iktidarını sürdürebilmek için,  en başta vasıtalı vergiler olmak üzere,  gözünü halkının cebine dikmiş ve vergiler yoluyla halkını iktisaden çökertmiş, halkını;  bir konut ve araba edinmeyi, yazın deniz kıyısında bir tatil yapmayı umut ve hayal dahi edemez hale getirmiş, buna karşılık, itibardan tasarruf edilmez aldatmacasıyla,  kendisinin ve yakın çevresinin lüks ve şatafat içinde yaşaması için elinden gelen gayreti gösteren iş başındaki tek adam yönetiminin kötü icraatlarını onaylama veya onaylamama anlamını taşıyan bu seçimin, en başta İstanbul ve Ankara olmak üzere,  ERDOĞAN ve partisinin adayları tarafından kazanılması halinde, kötü olan bu tek adam yönetimine onay ve güvenoyu verilmiş olacaktır. 


ERDOĞAN'ın yönetim ve demokrasi anlayışına göre; demokrasi ve meşru bir yönetim için,  seçim tek kriterdir. Seçimi kazananlar,  halktan aldığı bu onay ve yetkiyle,  anayasaya ve yasalara uymadan dahi istediği gibi, keyfi bir şekilde ülkeyi yönetebilir. Seçimi kazanan iktidar,  halktan başka kimseye, hesap da vermez, iktidar bu hesabı, beş yıllık iktidar dönemi sonunda yapılacak olan ertesi seçimde, ancak sandıkta verir, halk hesap soracaksa,  sandıkta sormalıdır, halk sandıktan tekrar aynı iktidarı çıkarırsa, bu iktidar başarılı olup,  iktidar geçmiş tüm icraatlarından ibra edilmiş sayılır. 


Evet,  ERDOĞAN'ın demokrasi ve meşruiyet anlayışı bu olduğu için, halkımıza seçimlerde büyük bir görev ve sorumluluk düşmektedir. ERDOĞAN; aynı mantıkla 22 senedir seçim kazanarak tepemizde boza pişirmekte, halktan topladığı trilyon dolar vergileri çarçur ederek,  fakirden topladığı parayı zenginlere aktarmakta, ülkemiz kalkınamamakta, cari açık ve bütçe açıkları tavan yapmakta, Merkez Bankasına başkan dayanmamaktadır. Ülkemiz ekonomisi,  yaz boz tahtası yapılmıştır. 


İşte bu nedenle, sandığı demokrasinin tek koşulu kabul eden, kendisinden yetkili mercilerde yasal hesap sorulamayan, sandıktan çıkmayı her türlü kötü yönetiminin ve yolsuzluklarının aklanması sayan, sandıktan çıktıkça şımaran ve kötü yönetimini daha güçlü bir şekilde sürdürmeye devam eden, bagajındaki siyasal İslami rejimi ülkemizde hakim kılmak için adım adım ilerleyen ERDOĞAN yönetimine dur diyebilmek,  bu ülkenin sahipsiz olmadığını gösterebilmek için;  bugüne kadar yapılan seçimlere hakim olan ve ERDOĞAN'a sürekli seçim kazandıran, sadakat ve duygusallığın aklın önüne geçtiği çarpık anlayışı terk ederek, aklın;  sadakat ve duygusallığın önüne geçtiği akılcı ve sorgulayıcı bir seçim yapmalıyız. 


Hangi partiye sempati duyduğumuzu unutarak,  aklımızı önceleyerek,  akılcı bir şekilde yapmamız gereken; oyları bölmeden, iktidar adayları karşısında seçilebilme şansı en yüksek olan,  beş yıl süreyle kazandıkları illeri halk yararına çok iyi yöneten, iyi belediyecilik örnekleri veren,  en başta İstanbul ve Ankara olmak üzere,  mevcut büyükşehir belediyelerine ve diğerlerine oylarımızla destek vermek olmalıdır. 


Unutmayınız, 31 Mart seçimlerinden sonra dört yıl başka seçim yok. ERDOĞAN ve adayları 31 Mart seçimlerinde de halkın onayını alır ve belediyeleri kazanırsa, haklı olarak ve seçmen desteğini arkasına almış olarak;  ülkeyi,  anayasasız, yasasız, Anayasa Mahkemesinin kararlarını yok sayarak yönetmeye devam edecek, devasa açık veren bütçe açıklarını ve lüks harcamalarını finanse edebilmek için,  elini halkın cebinden çıkarmayacaktır. 


07/02/2024

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget