Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Dinci ırkçı devlet çağdaş olamaz
Bir devlet yönetiminde ırkçı ve dinci uygulama hakimse öylesi ülkeler bilimi dışlamış konumu ile asla çağdaş olamazlar, çağın gerisinde kalırlar, yöneticileri de halklarına huzursuzluk ve yıkım getirirler. Ülkemizde 20 yıldır sanki bunu yaşıyor gibiyiz.
Bilimi öteleyen salt dini hükümlerle (şeriatla) yönetilen dünyadaki tüm Müslüman ülkelere bir bakarsak hepsi de çağdaş dünyanın çok gerisinde kalmışlar, hepsinde de demokrasi yok, hepsi de tek adamla yönetiliyorlar. Bilimle din çelişir, dini baskı ve dini kuralların hüküm sürdüğü ülkelerde toplum bilimden uzaklaşır, halk bilinçsiz bir biat geleneği adeta mankurtlaşır Talibanlaşır.  .
Buna bir örnek verirsek, tüm ileri çağdaş dünyada evrim bir bilimsel kural olarak kabul edilip tüm okullarda okutulurken, Müslüman ülkelerde evrim okutulmaz adeta yasaklanır; Türkiye’de de evrim okullarda okutulurken, AKP-RTE iktidarında evrim okul müfredatından kaldırılmıştır. Bir dinsel hüküm olan yaratılış teorisi ile evrim teorisi tamamen birbirine zıttır bağdaşmaz. Bu yüzden tarih boyunca evrim konusunda din adamı ile bilim adamları uyuşmaz kavgalıdırlar. Hele Orta Çağda baştaki yöneticiler ile ele ele veren din adamları bilim adamlarını bir din mahkemesi olan engizisyonda yargılayıp zindanlara atmak bir yana Bruno gibi bilim adamlarını meydanlarda yaktılar.(1600).
Yine  modern hukuk ile Şeriat hukuku çok çelişir asla bağdaşmaz.  Dinci Müslüman yönetimlerin bilime dayalı çağdaş bir yönetimleri eğitimleri olmadığı için de “Müslüman ülkelerin 500 yıldır bilime hiçbir katkıları yoktur”.
Dine dayalı zihniyet taşıyan Haçlı seferlerine bir bakarsak, dinci istilacılar Avrupa’dan Kudüs’e gelinceye kadar uğradıkları yerleri talan etmişler yıkım felaket getirmişler.(1)
“Emevi camisinde namaz kılacağız” diyerek, “faşist Esat-Eset gidecek diyerek komşu Suriye’nin iç işlerine karışan topraklarına giren dinci AKP-RTE iktidarı her iki ülkeye onulmaz sıkıntılar sorunlar yaratmıştır. Böylece yöredeki dinci palazlanma ile PKK güçlenmiş,“IŞİT, Hizbullah gibi çok çeşitli dinci terör gruplarının doğmasına neden olunmuş “kafa kesmek” ten tutun da “domuz bağına” kadar pek çok vahşi terör vahşeti yaratılmıştır. Dinden kaynaklı bütün Müslüman dünyasındaki terör örgütlenmesi insanı dehşete düşürmektedir.
Ülkemizde aynı dinci güdüyü taşıyan 21 yıllık “dinci vatandaş yetiştireceğiz” diyen RTE iktidarının dinsel yönetimine bir göz atarsak gerek iç politikada gerek dış politikadaki yanlışlıklar nedeniyle dışarda ülkemiz yalnızlaştırılırken, içeride ise T.C. tarihinin en büyük enflasyon-pahalılık ve ekonomik sıkıntılara uğradığımıza neden olunduğunu yaşayarak tanık olduk.
Dinsel devlet kadercidir, yönetim hatalarından oluşan her türlü yanlışları ve kararları kadere bağlar “kaderle mukadderata” yorumlar, alınan ekonomik kararları da “nas”, “nas ne diyor” diyerek, yargı hükümlerini bile ayet ve hadislerle yorumlamayarak, bağımsız mahkeme ve yargıçların hükümlerini ne ki mahkemeleri dini belagatle eleştirip dini hükümleri sürekli ön plana çıkarmak istediğine yer yer tanık olundu. İktisatta paranın sigortası faizdir, ekonomik dengeler bozulmasına karşın, dinci devlet anlayışı güden AKP-RTE iktidarı, “dinde faiz haram” diyerek ekonomiyi düzeltmek için faiz artırmıyorsa o ülkede ekonomi bozuktur, halkı da sıkıntıdadır.  Böylece dinci yönetim ekonomideki yanlış kararlarını kusurlarını “kader, nas, haram helal, ayet, hadis, şeriat” diyerek üzerinden atmak ve kendini din kuralları ile aklamak ister. Aynı dinci iktidar ülkede fen liselerini kapatıyor, durmadan imam hatip okulları açıyor ve ülkeyi dinci yönetime mahkûm ediyordu. Böylesi sürekli dini ön plana alan ülkede bilim asla gelişemez, ülke çağın gerisinde kalır, ekonomi bozulur, enflasyon artar, halk pahalılık içinde sıkıntıya düşer, perişan olur.

Dinci ırkçı devlet çağdaş olamaz
Dinci devlette yönetim ve halk tarımdaki üretimi “rahmete berekete” bağlar, çağın gelişimine uygun teknolojileri uygulamadığı için tarımsal üretimi düşer. Dinsel anlayışın hâkim olduğu böylesi tarım ülkesinde halk daima ilerideki bereketi bekler, ne ki böylesi ülkenin çiftçisi, “çiftiçinin karnını yarmışlar da 40 tane gelecek yıl çıkmış” şeklindetarımsal üretimi kadere geleceğe bağladığını anlatan kaderciliğe anlatmak istemiştir.
Ayrıca “aynı dinden, secdeye baş koymuş, din savunucusu” diyerek Devrim Kanunlarına aykırı bir tavırla Atatürk, laiklik, Cumhuriyet, çağdaşlık düşmanları kollanır hem de devlet bütçesinden kollanmıştır. Feto, tarikatlar, cemaatler, mezhepler, dinci dernekleri dini duygularla laik çağdaş T C nin bütçesinden kollamak korumak ülke için yıkım ve ihanet olur, toplumu Talibanlaştırır bu da bumerang gibi döner dolaşır sonunda iktidarı vurur. 2016 Temmuz’unda dini kullanan Feto eylemi ile Cumhuriyet tarihinin en büyük darbe isyan kalkışmasına ve 250’den fazla can kaybına tanık olmuştuk. Bunun gibi tarih boyunca (hele Osmanlıda) nice isyanlar din kullanılarak din alet edilerek yapılmış, ülkenin toplumun çağdaşlaşması böylece engellenmiştir. Şu bir gerçek ki, bilimi dışlayarak salt dinle kalkınmış aydınlanmış tek bir devlet yoktur.
Ülkemizde Soma maden faciasında 300’den fazla madencinin (ve başka maden ocaklarında) öldüğü acı olayları irdelersek; yönetim olarak zamanında önceden yar altı madenciliğinde çağdaş bilim ve teknoloji kurallarını uygulamayıp ocağı şansa, ranta, ihmale kadere uhrevi duygulara bırakırsak, kaza sonrasında olan ölümler karşısında adeta olayı olağanlaştırmak için “maden kazalarının fıtratında kaza ölümleri var” dersek çağdaş bir devlet olamayız. Avrupa’da ve öteki çağdaş pek çok ülkede maden ocaklarında neden bu denli insan kayıpları olmamaktadır.
Alınamayan önlemler nedeni ile Türkiye’de iş kazalarından her gün dört işçi hayatını kaybediyor. Türkiye’de sosyal güvenlik kurumu verilerine göre 2018 yılında toplam 430 bin 985 iş kazası meydana geldi. Bunlar içinde ölümcül kaza sayısı 1541 olarak belirtiliyor. Bir diğer deyişle Türkiye'de 280 kaza başına 1 ölümcül kaza meydana geliyor. Rakamlar Türkiye'de her gün 4,2 işçinin hayatını kaybettiğini gösteriyor. Tüm bu ölümlerdeki kişilerin yakınlarını izleyin dinleyin tedbirsizlik ve ihmalleri düşünmeden, “ne yapalım kader mukadderat böyleymiş” diyerek ölümü doğal olarak kabullenirler. Tüm bunlar toplumun bilinçsizliğini vurdumduymazlığını cehaletini gösterir. Aynı ölümlü kazalar Müslüman olmayan Batı-Avrupa Hıristiyan ülkelerinde niçin sık sık olmuyor. Çünkü onlar kupkuru dinci duygulara teslim olmuyor, aklın bilim gerektiği her türlü güvenlik tedbirlerini alıyorlar. Tanrının verdiği insan aklı da bunu gerektirir.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin (İSİG) raporuna göre Türkiye'de 2018 yılında en az 1923 işçi yaşamını yitirdi.

Dinci ırkçı devlet çağdaş olamaz
İSİG'in 2020 yılı raporuna göre ise iş kazasında hayatını kaybedenlerin sayısı en az 2427'ye yükseldi. Tüm bu can kayıplarını bilimsel tedbir ve önlemleri kulak arkası edip sadece dini tevekkülle yorumlamak toplumun bilgisizliğini cahilliğini yansıtmaktan başka bir şey değildir.(2)

6 Şubat’ta on bir ilimizi kapsayan 50 binin üstünde insanımızı kaybettiğimiz Cumhuriyet Tarihinin en büyük depremini yaşadık. Bu depremi “Allah’ın işi mukadderat” diyerek deprem öncesi yapı denetim etüt kusurlarını ihmallerini, deprem sonucu yıkım ve ölümlere geç müdahale eden yönetim, kusurlarını düşünmez üzerine almaz “mukadderat” diyerek kendini Allah’la, kaderle aklamaya çalışır. Laikliği ve bilimselliği iyi özümsememiş dinsel düşüncenin ağır bastığı geri toplumlarda yöneticiler halkı “kaderle, Allah’la, mukadderatla” avutmaya çalışırlar. Bunu eleştirenleri de “dinsizlik ve imansızlıkla” suçlarlar.
Yönetim hükümetimizin, yapılardaki denetim ihmali ve suistimalleri göz ardı ederek, imar affıyla çürük çarık, kaçak yapılara rant için oy için kaç kez imar affı çıkardıklarını biliyoruz, bizzat Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın ağzından tüm medya organlarından duymuştuk, hem de “imar affı çıkardık” diyerek övünerek anlatıyordu. Tüm bu kusur ve ihmaller varken depremi “kadere, mukadderata, fıtrata” bağlamak cehaletten başka bir şey değildir.
Çağdaş bir devlette yapılan binalarda imar affı yoktur, yapılar her aşamada çok sıkı denetlenir, kaçak yapılara göz yumulmaz, bilim ve teknolojinin kurallarından hiç ödün verilmez. O nedenledir ki bilim ve teknolojinin bütün olanaklarını yapılara uygulayan Japonya’da hemen her gün deprem olmasına karşın ve de bizden çok daha güçlü depremler olduğu halde, tahminlerden çok daha az can kaybı ile atlatılır. Eğitim ve kültürün oldukça az olduğu özellikle bütün Müslüman ülkelerde deprem “Allah’ın işi, kader mukadderat” diyerek yorumlanır, yapılardaki bütün kusurlar göz ardı edilir. Böylece bir ülkede dinsel düşünce bilimsel kuralın üstüne çıkmışsa o ülkelerde deprem ve öteki afetler “kadere” bağlanarak bağnazlık yıkım devam ettirilir.

Dinci ırkçı devlet çağdaş olamaz

 AKP-RTE iktidarının Mısır ile Türkiye’nin aralarının açılması iktidarın tamamıyla dini saikle (güdü) yapılan yanlış politikaların sonucudur. Dinci Mursi Mısır’da yüzde ellinin altındaki seçmenlerin oyu ile iktidara gelmesiyle oluşan tepki olunca General Abdulfettah Sisi’nin darbe yapıp dinci Mursi’yi devirmesi, dinci RTE nin tepkisine neden olmuştur. Türkiye’de dini sürekli devlet organlarında öncelikli bir uygulamaya yönelten laik devlette, Atatürk ve devrimlerine karşı duran Recep Tayyip Erdoğan yönetimi, Mısır’ın iç işlerine karışarak Mısır’da darbe ile devrilen dinci Mursi’yi savunmuş, Sisi aleyhinde görülmemiş protestolar yaptırmıştı. Rabia işaretleri ile ölen Mursi’nin gıyabında Türkiye çapında cenaze namazları düzenlemişti. Mısır’ın böylece iç işlerine karışan R.T.Erdoğan yüzünden A. Sisi Türkiye’nin büyükelçisini kovmuş ve Mısır’la Türkiye’nin arası on bir yıl süren açılma olmuştu.
Oysa çağdaş bir devlet din üzerine politika yapmaz, dini ön planda tutmaz, barış antlaşmalarını daima ekonomik çıkarlarına göre yapar. RTE nin dinci politikaları yüzünden Mısır’la Türkiye’nin arası gergin olduğu on bir yıl süre içinde Mısır, İsrail, Yunanistan gibi komşu ülkelerle Türkiye’yi dışlayan gaz ve petrol antlaşmaları yapmıştı.
Irkçı devletin yanlışlığını açıklama fırsatımız olmadı. Sadece İkinci Dünya Savaşında Almanya, İtalya gibi ırkını ön plana çıkaran Hitler ve Mussolini’nin ırkçı politikaları yüzünden dünyayı nasıl kana buladıklarına dehşetle tanık olduk. Günümüzde de Rusya aynı ırkçı saldırılarla komşularına korku ve ürküntü vermekte.
Kısaca bir devlet iç ve dış politikalarını, ekonomik yaşamlarını dinsel güdü ile yönetiyorsa, o ülke laiklikten uzaklaşır dünyada yalnızlaşır ve her alanda geri kalır. Ne yazık ki, 20 yıldan fazla bir zamandır Türkiye yönetimine hâkim olan AKP-RTE iktidarı her alandaki dinci politikaları ile ön planda tutmaya çalıştığına tanık olduk.

Cevat Kulaksız 

 Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com
Sonotlar

(1) Haçlı Seferleri ya da Haçlı Akınları, 1096-1272 yılları arasında, Avrupalı Katolik Hristiyanların, Papa'nın isteği ve çeşitli vaatleri üzerine, genellikle Müslümanların elindeki Orta Doğu toprakları (Kutsal Topraklar kabul edilir) üzerinde askeri ve siyasi kontrol kurmak için düzenledikleri akınlar bütünüdür.( Vikipedi)

(2)https://tr.euronews.com/2021/04/29/turkiye-ve-avrupa-da-is-kazalar-en-fazla-isci-olumlerinin-yasandigi-ulke-turkiye

Altılı Masanın Yedinci Bileşeni Emekliler Oldu
KILIÇDAROĞLU'nun;  dün gece,  geriye dönük olarak, emeklilere iki bayramda verilecek ikramiyenin asgari ücret kadar, yani bugünkü asgari ücrete göre 8500 TL olacağı müjdesini verdikten sonra, altılı masanın artık yedili masa olduğunu,  emeklilerin de Milet İttifakının yedinci bileşeni olarak ittifaka dahil edildiklerini söyleyebiliriz. 


Bugün, muhalefetin zorlamasıyla ancak iki bin liraya çıkarılan bayram ikramiyelerinin; yine  KILIÇDAROĞLU'nun zorlaması ile iktidara kabul ettirildiğini,  emeklilerimiz çok iyi bilmektedirler. 


Emeklilerimiz; KILIÇDAROĞLU'nun sözünün eri olduğunu, ne vaat ediyorsa iktidar olduğunda yerine getireceğini, hatta  daha iktidar olmadan bu vaatlerinin iktidar tarafından kabul edilerek hayata geçirildiğini de çok iyi biliyorlar. 


İşte, yoksul babası KILIÇDAROĞLU, dün gece yayınladığı video ile emeklilerin iki bayramda aldıkları iki bin liralık bayram ikramiyenin, iktidara geldiklerinde,  dünden geçerli olmak üzere asgari ücret kadar, yani 8500 lira olacağını açıkladı ve Kurban Bayramında, Ramazan Bayramı ikramiyesi farklarıyla birlikte 15 bin liranın emeklilerin hesabına yatırılacağının sözünü verdi. 


KILIÇDAROĞLU; zamanlamasını da çok iyi seçtiği bu vaadiyle,  iktidara adeta ölümcül bir bomba attı. 


Evet zamanlamasını çok iyi seçmiş KILIÇDAROĞLU. 


Bu sefer,  emeklilerin bayram ikramiyeleri projesinin iktidar tarafından çalınmasının önüne geçti, bravo KILIÇDAROĞLU'na. 


KILIÇDAROĞLU; emekli ikramiyesinin asgari ücret kadar olacağı müjdesini vermeden önce, iktidarın bayram ikramiyesini bin yüz liradan iki bin liraya çıkaran yasanın çıkarılarak yürürlüğe girmesini bekledi ve çok iyi yaptı. 


Zira;  daha önce açıklasaydı, ikramiyeleri iki bin liraya çıkaran yasada belirlenen iki bin liralık ikramiye miktarı,  ERDOĞAN tarafından artırılır ve KILIÇDAROĞLU'nun bu projesine sahip çıkılırdı. KILIÇDAROĞLU; bu gecikmenin faturasını emekliye kesmedi ve ikramiye artışını geriye dönük olarak yapacaklarını ilan etti. 


KILIÇDAROĞLU'na helal olsun, Muharrem İNCE'nin verebileceği cılız bir darbeye karşı, tüm emeklileri altılı masanın yedinci bileşeni olarak masaya dahil etmiş oldu.  


Sonuçta;  emekliler,  ülkemiz ve herkes kazandı bize göre.

Güner Yiğitbaşı

04/04/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Seccade Müslümanlarının Yaygarası
CHP lideri Kılıçdaroğlu ve İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'nun katıldığı bir iftar yemeğinden sonra çekilen fotoğrafta yerde seccadenin olması ve üzerine basıyor olmaları,  iktidara yakın isimler tarafından gündeme getirilerek eleştirildi. 

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hamza DağKemal Kılıçdaroğlu'nun seccade üzerinde durduğu fotoğrafını paylaşarak,  "Ayakkabınız ile bastığınız yer,  Müslümanların secde ederken kullandığı seccadedir" dedi. 

Hamza DAĞ ve onun gibi yaygara yapanlar da çok iyi bilmelidirler ki; seccade,  dinen kutsal bir cisim değildir. Namaz kılınırken yere serilen namaz kılanı yerin mikroplarından koruyan küçük bir halı parçasıdır o kadar. 

Yanlışlıkla ayakkabı ile basılmışsa,  dünyanın ve İslam’ın sonu değildir. Ayakkabı ile basıldığı için kaldırır temizletirsin ve yeniden namaz sırasında serip kullanırsın. 

Namazın muteber olması için seccade üzerinde kılınması da şart değildir. Tıpkı namazın camilerde kılınmasının şart olmadığı gibi. 

Nedir bu yaygara?

O seccadenin ibadet yeri olmayan bir yerde serili olarak tutulmasının gereği nedir?

Seccadeye o kadar kutsal değer atfediyorsanız; seccadeyi,  herkesin yanlışlıkla basma riski olan ibadet dışı yerlere serip,  serili halde tutmayacaksınız o zaman. 

Arşimet misali, hani Arşimet'in; suya batırılan bir cismin taşırdığı suyun ağırlığı kadar kendi ağırlığından kaybettiğini fark ederek hamamdan "eureka" (buldum,  buldum) diye haykırarak çırıl çıplak dışarı fırlaması gibi, saray yandaşlarının da,  KILIÇDAROĞLU'nda arayıp bir türlü bulamadıkları kusuru, nihayet sözde de olsa buldular ve şimdi seccadeye bastın yaygarası eşliğinde göbek atıyorlar. 

Geçiniz beyle bu bayat şeylerle uğraşmayı. Seccade, sizin sandığınız gibi tek başına durduğu yerde kutsal bir halı değildir. Namaz kılmak amacıyla kalıcı olarak yayılacaksa,  sadece camilerin namaza secde edilen ve ayakkabı ile girilmeyen yerlerine serilebilir. Seccade üzerinde namaz kılmayı alışkanlık haline getirenler de,  cami dışında namaz kılarlarken açtıkları seccadeyi,  namaz sonrası toplamak zorundadırlar. 

KILIÇDAROĞLU'na olmaması gereken yerde serili olduğu için yanlışlıkla ayakkabısıyla bastığı bastığı için yaygara yapanlar, sanırım camilere pis kokan mikroplu çoraplarıyla gelip seccadelere basan ve çorabının pis kokusuyla, arkasında namaz kılan insanların burun kemiklerini kıran sözde Müslümanlara ne diyecekler merak ediyoruz doğrusu. 

KILIÇDAROĞLU'nu İslam’a ve İslam’ın kutsallarına saygısız olarak gösterebilmek için seccade üzerinden yaygara yapan seccade Müslümanları, İslam’ın içinin, ruhunun boşaltıldığının, İslam’ın ahlaki değerlerinin yok edildiğinin elimizde sadece İslam’ın namaz kılınan seccadesinin kaldığının farkındalar mı?

İslam’ın; kul hakkı yememe, hırsızlık ve yolsuzluk yapmama, haram yememe, yalan söylememe, komşun açken tok yatmama gibi ahlaki değerlerinin sürekli çiğnendiği ve yok edildiği ülkemizde, sizin gözünüz KILIÇDAROĞLU'nun yanlışlıkla bastığı ve özür dilediği seccadeye mi görüyor sadece?

Evet, KILIÇDAROĞLU; o anlamda, yani hırsızlık ve yolsuzluk yapmama, kul hakkı yememe, yalan söylememe, dürüst ve namuslu olma gibi İslam’ın gerçek değerlerine sahip olduğu için,  onu hiçbir kutsallığı olmayan seccade üzerinden itibarsızlaştırma alçaklığını gösteriyorlar. 

Seccadeye tapmayın, Allaha tapın Allaha. 

İslam’ın;  her insanda bulunması gereken ahlaki değerlerine önem verin ve bu değerlere sahip olamayanlara bulaşın ve eleştirin biraz da, tabi yüreğiniz varsa ve gerçekten Müslümansanız. 

Ne yaparsanız yapınız, din simsarı münafıklar; iktidarınız,  demokratik seçimlerle 14. Mayısta sonlanacak ve ülkemize,  yok ettiğiniz, ahlaki değerleriyle içi doldurulan gerçek İslam geri dönecektir. 

Bunu da, o beğenmediğiniz seccadeye bastı yaygarasıyla itibarsızlaştırmaya çalıştığınız KILIÇDAROĞLU liderliğindeki Millet İttifakı sağlayacaktır.

Güner Yiğitbaşı

01/04/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Tahkim Edilmiş (Kuvvetlendirilmiş) Aday Kılıçdaroğlu
İyi Partide hala KILIÇDAROĞLU'nun adaylığı konusunda çatlak sesler çıkmaktadır. 


Değeri kendinden menkul bazı İyi Partililer, KILIÇDAROĞLU'nu seçilemez aday olarak damgaladılar. 


KIIÇDAROĞLU'nun eseri, sonuçta CHP'li belediye başkanları;  Mansur YAVAŞ ve Ekrem İMAMOĞLU'nun boklarında boncuk varmış ve onlardan başka kurtarıcı yokmuş gibi,  onlara sarıldılar ve KILIÇDAROĞLU'nun adaylığına engel olmak isterlerken onları piyon olarak kullanıyorlar. 


Bugün Sözcü Gazetesini okurken,  Uğur DÜNDAR'ın, CHP'nin ekmeğini yedikten ve suyunu içtikten sonra İYİ Partiye kaçan Aytun ÇIRAY ile söyleşini okurken,  yine çok üzüldüm ve sinirlendim. 


ÇIRAY; ”. . Sayın AKŞENER'in Millet İttifakını bırakın dağıtmayı,  cumhurbaşkanlığını kazanmak için, ağır saldırıları göze alarak, kazanacak ekibi oluşturmak istemesinin nedeni budur. Bakın şimdi tahkim edilmiş güçlendirilmiş,  kuvvetlendirilmiş adaylıkla,  (yani KILIÇDAROĞLU'nun yanına YAVAŞ ve İMAMOĞLU'nu eklemek suretiyle) Sayın KILIÇDAROĞLU'nun oyları artmaktadır” demek suretiyle, masayı deviren gene başkanı AKŞENER'i sözüm ona savunmuş,  KILIÇDAROĞLU'nu küçümsemiş ve KILIÇDAROĞLU'nun oylarındaki artışı da,  AKŞENER ve onun prensleri YAVAŞ ve İMAMOĞLU'na hamlederek,  büyük haksızlık yapmıştır. 


Sayın ÇIRAY ve onun gibi düşünenler halt etmiş. KILIÇDAROĞLU'nun oylarında bir artışın olması çok doğaldır. Yanına,  depreme karşı bina kolonlarını güçlendirir gibi eklemlenen YAVAŞ ve İMAMOĞLU,  zaten CHP'li olup, onların cumhurbaşkanı yardımcısı olarak dayatılması söz konusu olmasaydı da, eğer varsa olumlu katkıları yine propaganda faaliyetlerine katılarak destekleri sağlanacaktı, kimse KILIÇDAROĞLU'nun oylarındaki artışı,  o kişilere bağlamasın.  


KILIÇDAROĞLU'nun oylarındaki artış, onun kazasız belasız resmen ortak aday olarak ilan edilmesi ve adaylığının kesinleşmesinden ve halkımızın bu ceberrut iktidardan kurtulma azim ve kararlılığından kaynaklanmaktadır. 


Sanki, KILIÇDAROĞLU'nun adaylığı çok önceden açıklandı ve ona rağmen oyları yerinde saydı da, bunun görülmesi üzerine, YAVAŞ ve İMAMOĞLU ile güçlendirildikten sonra birden oy oranı tavan yaptı. Yok öyle bir şey,  KILIÇDAROĞLU'nun anketlerdeki oy oranının artışının;  adaylığının, YAVAŞ ve İMAMOĞLU ile kuvvetlendirilmesiyle asla bir ilgisi yoktur. Oy oranı,  resmen,  ortak aday olarak belirlenerek adaylığının kesinleşmesinden kaynaklanmaktadır. Aksini düşünenler İyi Partinin aymazlarıdır.  


KILIÇDAROĞLU; ülkesini çok sevdiği ve ülkesini bu iktidardan kurtararak düze çıkarmak amacıyla, dereyi geçene kadar, kendisine yönelik haksız ve  değersizleştirici, yenir ve yutulur olmayan sözleri görmezlikten gelmekte ve sesini çıkarmamaktadır. 


Bunun seçim sonrası da vardır,  kimse unutmamalıdır. Bazı kişi ve çevrelerce,  boklarında boncuk olduğu varsayılan başkanlar da,  seçim sonrasında sanırım İyi Parti saflarındaki yerlerini alacaklardır. 


Bir hukukçu, yazar,  siyaset gözlemcisi ve yorumcusu, doğruları korkusuzca yazmayı şeref kabul etmiş bir Türk Vatandaşı olarak; gördüğüm doğruları,  ne pahasına olursa olsun açıklamak,  benim insanlık ve hukukçuluk onurumdur. Bu nedenle; kimseler,  bu yazının yazılacağı zaman mıdır? Diye sormaya ve  bana akıl vermeye kalkmasın lütfen.

Güner Yiğitbaşı

26/03/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

RTÜK demokrasisine mahkum muyuz?
RTÜK;  Selahattin Demirtaş’ın öykü kitabını gerekçe göstererek,  Halk TV’ye yayın durdurma ve para cezaları verdi.  Bu karara göre Halk TV;  suçluyu övmekten yüzde beş para,  beş kez de program durdurma cezası aldı.  


Bu karar da göstermiştir ki; 


Ülkemizde; ne çadır,  ne de muz demokrasisi vardır. Keşke onlar olsaydı. 


Ülkemizde var olan(aslında olmayan) demokrasi; dünyada bir benzeri bulunmayan RTÜK demokrasisidir. 


ATATÜRK'ün kurduğu,  hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti; RTÜK denen ve keyfi kararlarıyla anayasanın dışına çıkan bir kurumun çoğunluk oylarıyla alınan hukuk dışı ve  haksız cezalarına indirgenmiş ve T. C. Devleti Dünya kamuoyu önünde itibarsızlaştırılmış ve alçaltılmıştır. 


RTÜK'ün; ülkemizi bu acınacak hale düşürmeye hakkı ve haddi yoktur. RTÜK;  muhalif medyaya yönelik yayın durdurma ve para cezalarıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Türk Demokrasisine ihanet etmektedir ve iktidar değişiminde ilk yapılması gereken on acil işten ilk sırada olması gereken iş de, bu hukuk dışı kararları korkusuzca alabilme cüretini gösteren, kararlarıyla halkın haber alma özgürlüğünü boğazlayan RTÜK hakkında gereğini yapmak olmalıdır.  


Kültür Bakanlığının onayından geçen,  bandrollü yasal bir öykü kitabından dolayı, salt, bu kitabın yazarının cezaevinde tutuklu olarak yargılanmakta olan Selahattin DEMİRTAŞ olması nedeniyle, bu kitabın Serhan ASKER'in sunuculuğunu yaptığı Halk Tv programında tanıtımının yapılması, nasıl oluyor da suçluyu övmek olabiliyor?


Bu cezayı veren RTÜK üyeleri, bu ülkenin  hukukçu ve yetkili yargıçları mıdır?


Cezanın süjesi olan Selahattin DEMİRTAŞ'ın cezaya konu öykü kitabını RTÜK üyeleri baştan sona okumuşlar mıdır, öyküde,  suç teşkil eden fikirler ve ana fikirler ve bunların savunularak methiyeleri ve övgüleri var mıdır?


Kitabı yazan kişi;  bazı suç iddialarıyla cezaevinde tutuklu olarak yargılanmakta olabilir. Cezaevinde boş oturacağına bir kitap da yazar ve bastırabilir. Önemli olan bu kitabın içeriğinde, Türk Ceza Kanununda tanımlanan bir suç veya suçların tanımına giren ve bu suçların unsurlarını bünyesinde taşıyan fikirlerin, beyanların var olup olmamasıdır. 


İçeriğinde suç teşkil eden ve bunların övüldüğü beyan ve fikirler bulunmayan bir öykü kitabının yazarının, herhangi Bir suç isnadıyla yargılanan bir kişi olmasının hiç önemi yoktur. Suçu ve suçluyu övme suçunun oluşabilmesi için, yazarın şahsi ve politik kişiliği değil, yazdığı kitabın içeriği önemlidir. 


Övme ne demektir?


Türk Dil Kurumuna göre övmenin kelime anlamı; ”Birinin Veya Bir Şeyin İyiliklerini,  Üstünlüklerini Söyleyerek Değerini Yüceltmek,  Methetmek,  Sena Etmek,  Yermek Karşıtı” olarak tanımlanmaktadır. 


Hakkında verilmiş ve kesinleşmiş bir yargı kararının olması koşuluyla,  Selahattin DEMİRTAŞ bir suçun suçlusu olabilir; ancak, suçun ve  suçlunun övülmesi suçunun oluşabilmesi için; övgünün, suçlunun mahkumiyetine konu olan suçla doğrudan bağlantılı olması, övgünün suçtan bağımsız bir övgü olmaması, suçla doğrudan ilintili bulunması gerekir. 


Örneğin, Selahattin DEMİRTAŞ; Halk Tv.  de tanıtımı yapılan yazdığı kitapta,  PKK'yı ve eylemlerini, silahlı ve şiddet içeren eylemlerinin yerinde ve doğru olduğunu savunuyor ve bu örgütün propagandasını yapıyor ve örgütü yüceltiyor ve methediyorsa, örgüte katılımları teşvik ediyorsa ve bu şekilde bir suç işliyorsa ve buna rağmen kendisi bu kitabı üzerinden övülüyor, üstün tutuluyor ve değerleştiriliyorsa o zaman suçun ve suçlunun övülmesi suçundan bahsedilebilir. 


Bir örnek daha vermek gerekirse; devleti soyan, devletin parasını çalan bir kişi, bu eylemlerinden dolayı övülüyorsa, methediliyorsa, hırsızlık teşvik ediliyorsa,  o zaman suçu ve suçlunun övülmesinden söz edilebilir. 


Örneğin; bir seri katil söz konusu olsun. Suçu ve cezası da kesinleşmiş. Bu insan seri katil olabilir ama, çok iyi bir eş ve baba da olabilir. Bu seri katile, çok iyi bir eş ve babadır demek, suçu ve suçluyu övme olamaz. Selahattin DEMİRTAŞ'ın öykü kitabının tanıtımının yapılması da,  bundan farklı değildir. 


RTÜK'ün ceza kararında,  bu hukuki  gerçeklikler asla yoktur ve hukuk dışıdır. 


RTÜK'ün mantığından hareket edecek olursak. Bu ülkenin değerleri;  Sabahattin ALİ, Nazım HİKMET, Fakir BAYKURT, Orhan KEMAL, Yaşar KEMAL ve tutuklanan daha nice değerli edebiyatçı ve şairlerimizin hiçbir kitabının okunmaması ve tanıtımının yapılmaması gerekir. 


Böyle bir mantıksızlık ve hukuksuzluk olabilir mi? 


RTÜK; artık haddini aşmış ve ben yaptım oldu mantığıyla,  medyaya terör saçmaya başlamıştır. Terör;  sadece silahla yapılmaz, olmayan demokrasinin,  hesap sorulamayan düzeninden yararlanarak,  halkın haber alma özgürlüğünü yok eden, halkın çaresizlik içinde sineye çekmek zorunda kaldığı  hukuk dışı kararlar,  en tehlikeli ve gerçek terör eylemleridir. 


Millet İttifakına sesleniyorum buradan, bir hukukçu olarak,  size oy vermemin ilk ve tek koşulu; iktidara geldiğinizde yapacağınız ilk on işin içinde, bugünkü RTÜK'ün derhal  dağıtılarak,  hukuk dışı kararlara imza atan, hukukla ve  bizimle dalga geçen RTÜK üyelerinin derhal hak ettikleri cezalara çarptırılacağının açık sözünü verecek olmanızdır.

Güner Yiğitbaşı

22/03/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Milletimiz Seni Lanetleyecektir
Artık ismini dahi yazmayacağım bu zatın. 


Bugün Cumhurbaşkanlığına adaylık başvurusunu yapmış ve ikinci tura kalarak oyların yüzde altmışını almak suretiyle,  13. Cumhurbaşkanı olacağını ilan etmiş. Güler misin , ağlar mısın?


2018 Cumhurbaşkanı seçiminde de, arkasında kocaman CHP olduğu için çok iddialı idi, oylarına sahip çıkacağını, avukat ordusuyla Yüksek Seçim Kuruluna gideceğini ilan etmesine rağmen, seçim gecesi sandıklar açılınca ortadan kayboldu, adam seçildi demekle yetindi, mağlubiyeti çok erken kabullendi. Şimdi utanmadan yüzde altmışla seçileceğini iddia ederek, algı yaratmaya ve Millet İttifakının ortak adayı KILIÇDAROĞLU'na çelme takmaya ve ERDOĞAN'ın değirmenine su taşımaya çalışmaktadır. 


Bu zat, seçim öncesinde ne diyorsa,  tamamen tersini yapmaya ve söylediğinin tam aksi bir sonuçla karşılaşmaya çok alıştı. Bu nedenle, bu zatın ikinci tura kalarak oyların yüzde altmışını almak suretiyle Cumhurbaşkanı seçileceğine ilişkin beyanı da,  tersten doğru olduğu için,  aslında yüreğimize su serpmeli ve memnun olmalıyız.  


Ben demokrat kimliğimle her Türk Vatandaşının seçilme hakkı olduğunu inkar etmiyorum. 


Ancak, ülkenin içinde bulunduğu koşullar,  19. Mayıs. 1919 koşullarından hiç de farklı değil. 


Bu iktidardan kurtulmak, ülkemizin ve demokrasimizin geleceği açısından gerçekten beka sorunu olup, bu nedenle de, 19. Mayıs. 1919 ruhuyla, en güçlü, seçilme şansı en fazla olan bir liderin etrafında birleşerek,  ülkeyi iş başındaki bu iktidardan kurtarmak zorundayız. 


Ama, gözünü ihtiras bürüyen, KILIÇDAROĞLU'na yönelik kini dinmeyen bu zat;  ülkenin içinde bulunduğu kötü şartların,  birlik ve beraberlik içinde bu iktidarı sandıkta yenmenin beka sorunu olduğunun hala farkında değil, aslında farkında ama, ihtirası gözünü kör etmiş, milletin tokadını yemeye alıştığı için, ihtirasının kör ettiği gözü,  bu sefer bir daha ayağa kalkmamak üzere milletin kendisini tuş edeceği gerçeğini görememektedir.  


19. Mayıs. 1919 koşularında, ATATÜRK'ün etrafında Türküyle ve Kürdüyle birlik ve beraberlik içinde olan halkımız, bugün de KILIÇDAROĞLU'nun etrafında birleşerek oylarıyla bu iktidarı sandıkta yenerek ülkemizi düze çıkaracaktır. 


Bugün, KILIÇDAROĞLU'nun ziyaret ettiği, çoğunlukla  Kürt Vatandaşlarımızın desteklediği HDP'nin;  KILIÇDAROĞLU'nun ortak adaylığına yeşil ışık yakacağı izlenimi, adaylıkta ısrar eden bu zata kapak olmalı ve biraz utanmalıdır. 


HDP, bu ülkenin yasal bir siyasi partisi olup, Kürt Vatandaşlarımızın sesi olarak Mecliste üçüncü büyük parti olarak yer almaktadır. 


HDP, Kürt Vatandaşlarımızın destek verdiği, bu vatandaşlarımızı mecliste temsil eden bir kitle partisi olup, KILIÇDAROĞLU'na destek olmaları için birçok haklı ve ortak nedenleri vardır. Yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, parlamenter sisteme geri dönme, hak ve özgürlükler, milli gelirin hakça ve eşit paylaşımı, Kürt sorunu gibi. 


Gözünü siyasal ihtiras bürümüş, KILIÇDAROĞLU'na yönelik kin ile ülkenin gerçeklerini göremeyen, kendi siyasi yararını ülkenin yararlarından üstün gören bu zat'ın, HDP'den alacağı çok büyük dersler vardır. 


Bu zat; seçimlerde boyunun ölçüsünü alacak ve aday olduğuna bin pişman olacak, milletin laneti üzerinde olacaktır.

Güner Yiğitbaşı

20/03/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget