Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Bir Bardak Demli Çay'da Boğulmak
Gerçek anlamıyla,  insan bir bardak demli çay içinde boğulmaz tabi. 

Mecazi olarak kullanılırsa,  insan bir bardak suda da, Çay’da da boğulabilir. 

Bir bardak çay, bazen insanın boğazında kalır,  ya da midesine oturur. 

İş başındaki;  beceriksiz, ülkeyi yönetmekten aciz, ülkenin değil kendi politik çıkarlarını ve siyasal iktidarının geleceğini düşünen ve tüm faaliyetlerini ve yatırımlarını buna odaklayan, söndüremediği orman yangınlarından utanarak istifa edip halkından özür dilemesi gereken,  ülkeyi babasının çiftliği gibi kendi sübjektif ve yanlış kararlarıyla tek başına yöneten AKP Genel Başkanı, ülkemizi büyük acı ve yasa boğan son orman yangınlarını yerinde izlemek üzere geldiği Marmaris’te de, her felaket mahallinde tekrarladığı gibi, yangın zede Marmaris  halkına da,  200 gramlık çay paketlerini, alın başınıza çalın görüntüsü içinde atarak,  ulufe dağıtır gibi dağıtmıştır. 

Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı sözünü hatırlatan büyük bir gaf ve garabet içeren bu hareketi, ben veya bir başkası yapsa, poposundan soluyan Marmaris halkı, sen bizimle alay mı ediyorsun diyerek,  sanırım benim aklımdan şüphe ederler ve gereğini yaparlardı,  oracıkta. 

Yangın ile çay arasında ne gibi bir ilişki var ki; acı içinde kıvranan, buldukları bir bardak suyu dahi,  yanan ormana dökerek,  acılarını dindirmek isteyen halkımıza,  hangi yüzle ve gerekçeyle çay dağıtırsınız siz?

Bu davranış; düpedüz, halkımızla alay etmektir. 

Şaşkınlık ve acizlik alametidir. 

Halkımızın; çay demlemeye bulacak ne suyu, ne zamanı ve ne de keyfi vardır. 

Çay, yoksulun keyif içkisidir. Keyifliyse,  çay içer ve çay içmekten zevk alır. 

Bir zamanlar bir reklam vardı televizyonlarda. Bir firma verdiği reklamlarda; ”size ceket veremedik, pantolon verelim” derdi. Aslında bu reklamda dahi,  bir uyum vardı, ceket ve Pantolon birbirini tamamlayan şeylerdi. Sırıtmıyordu bu reklam. 

AKP Genel Başkanı ise; Marmaris halkına, cayır cayır yanan ormanlarınızı söndürmek için yeteri kadar uçak, helikopter ve sair araç ve gereç veremiyoruz ama, sizlere 200 gram paketler halinde çay verelim diyor ve çay paketlerini halkın üzerine fırlatıyor, pes doğrusu. 

AKP Genel Başkanının bu gafları duracağına,  artarak devam ediyor. 

ERDOĞAN ve partisi AKP için hiç hayra alamet değil bunlar. 

ERDOĞAN'ın;  bu garabet içeren, acılı ve üzüntülü halkıyla adeta  alay eden bu gafları, inşallah milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olacak ve zamanında veya erken yapılacak ilk seçimlerde, millete dağıttıkları bir bardak çay suyunda (Yani sandıkta) boğularak,  iktidarı gerçek sahiplerine bırakıp gideceklerdir.  

Güner Yiğitbaşı

02/08/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Komplo teorilerinden hareket edecek olursak...
28/07/2021 Çarşamba gününden itibaren Manavgat ilçemizde başlayarak tüm Akdeniz ve Ege kıyılarındaki ormanlarımızda baş gösteren, hektarlarca ormanımızı kül eden, can ve mal kaybına sebep olan orman yangınları,  ulus olarak hepimizin yüreklerini dağladı,  çok üzüldük. 

Yangınların çoğu kontrol altına alınabildiyse de,  hala yer yer yangınların devam ettiğini, kaygıyla ve  üzülerek izliyoruz. 

Çıkan yangınların muhtelif çıkış nedenleri olabilir. Yangınların çıkış nedenleri,  adli soruşturmalar sonunda tespit edilecektir. 

Bu aşamada en kolaycı ihtimal,  sabotaj ihtimali olup, sabotaj ihtimali dile getirildiğinde de,  ilk akla gelen PKK terörü ve faillerin PKK militanları olduğu iddiasıdır. 

Biz, henüz yangın ve soruşturmalar sona ermeden, kanıtlarına ulaşmadan,  kolaya kaçarak,  bu yangınlar PKK militanlarının sabotajıdır diyenleri şiddetle kınıyoruz.  Bu iddia, siyasi rant sağlamaya, PKK üzerinden HDP'yi ve Kürt halkımızı itibarsızlaştırmaya matuf,  çok çirkin ve ayrıştırıcı bir komplo teorisi olup, üzücü ve üzücü olduğu kadar da,  hukuken hiçbir geçerliliği olmayan soyut bir iddiadır. 

Komplo teorileri üzerinden gidilerek bir sonuca ulaşılacak olursa, 28/07/2021 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 7334 sayılı “Turizmi Teşvik Kanunu ile bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Torba Kanunun 1. maddesinin “d” fıkrasında yapılan değişikliğe göre,  “Kültür ve Turizm gelişme Bölgeleri dışında kalsa bile” orman arazileri “kamu yararı” kapsamına alınarak turizm yatırımcılarına açılabiliyor “Yeri,  mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilan” edilecek,  bu alanlardaki bütün devlet taşınmazları da turizm kapsamına alınabilecek.  

Bu yasa değişikliğine göre, Orman alanlarındaki yapılaşma tasarrufu,  Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkisine bırakılıyor ve hangi alanların yapılaşma kapsamına gireceği ise,  doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek.  

Halkımızı büyük üzüntüye sevk eden, çok ağır maddi ve manevi zarara yola açan,  ülkemizi saran orman yangınlarının;  henüz devam ederken ve  söndürülmeden, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesi tam da yangınların çıktığı 28/07/2021 tarihine denk gelen,  orman arazilerinin Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri adı altında turizm yatırımcılarına açılmasına olanak sağlayan yasadan hareketle;  bu orman yangınlarını,  yanan orman arazilerini turizm yatırımcılarına açmak amacıyla,  partili Cumhurbaşkanı kasten çıkarttı diye bir iddiada bulunabilir miyiz, bir komplo teorisi üretebilir miyiz?

Tabii ki; böyle bir komplo teorisi iddiasında bulunamayız. 

Aynı şekide soruşturmalar sonuçlanmadan, kanıtları toplanmadan  kolaya kaçarak, komplo teorileri üreterek;  yangınlar, PKK teröristlerinin sabotajıdır demeye kimsenin hakkı olamaz. 

Bize göre; bu yangınların çıkış nedenleri bulunmalıdır, bu önemlidir. 

Ancak,  asıl önemli olan husus; çıkış nedeni ne olursa olsun, 19 yıldır tek başına iktidar olan ve örtülü ve örtüsüz, yaklaşık 2 Trilyon dolar devlet parasını ve ödeneğini kullanan partili cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğindeki AKP iktidarının; ülkemizin kaderi olan ve her yıl mutlak surette tekrarlanan, ülkemizi yönetenler için sürpriz olmayan orman yangınlarına hazırlıklı olmadığı, hangi sebeple olursa olsun çıkacak orman yangınlarını derhal söndürmek için gerekli olan yangın söndürme uçak ve helikopterlerine yatırım yapmadığı, bu amaçla bir hava filosu oluşturmadığı için, ülkemizi yasa boğan, ağaç, hayvan ve insanlardan oluşan can ve mal kayıplarına neden olan orman yangınlarının bu ağır bilançosunun tek sorumlusu,  iş başındaki iktidardır. 

Orman yangınları, henüz belirlenemeyen hangi meçhul nedene bağlı olarak çıkmış olursa olsun, belirlenen tek gerçek varsa; o da,  yangının ağır sonuçlarının sorumlularının,  partili Cumhurbaşkanı ve Orman Bakanı olduğu, inkar edilemez bir gerçektir.  

Güner Yiğitbaşı

01/08/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Partili Cumhurbaşkanı Neredesin?
Manavgat, Mersin, Adana, Marmaris, Didim, Köyceğiz, Milas, Bodrum. 

Türkiye’m;  ülkem yanıyor, partili Cumhurbaşkanı nerelerdesin, eyimisen,  hoş musan, vicdanın rahat mı. huzurun yerinde mi?

Merak içindeyiz,  Türk Halkı olarak!

Hiç değilse halkın karşısına çıkarak, Ey KILIÇDAROĞLU, Ey Ca-He-Pe, Ey vesayetçi eski Türkiye diyerek, yalandan da olsa, yangına bir bahane ve sorumlu bulmanı,  kükreyen sesini duymak isterdik. 

Veya, o yetkilerini,  kudretini, gücünü  ve otoriteni kullanarak, gece yarısı bir kararname çıkarıp, ülkemizi ve ciğerlerimizi yakan yangınlara hadlerini bildirmeni, bir çırpıda sönmelerini ve yok olmalarını sağlamanı isterdik doğrusu(!)

Partili Cumhurbaşkanı; bu ülkeyi, saraylarının duvarlarının ardına çekilerek ve  gizlenerek, tek yanlı aldığın kararlarla yönetemiyorsun. Artık,  bu gerçeği kabul etmelisin. 

Aslında, bu koşullarda tek başına ülkeyi yönetmen,  mümkün de değil. 

Dünyanın en akıllı ve dirayetli adamını da getirsek, devletin tüm erklerinin tek kişiye bağlandığı, tüm yetkilerin tek kişide toplandığı, atanmış bakanların dahi, söze ve icraata başlarken, besmele çeker gibi,  Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla diyerek söze başlamaları, tüm gerçekleri ortaya sermektedir. 

27. Mayıs Darbesinin armağanı 1961 Anayasası sayesinde ülkemizin kazandığı Anayasa Mahkemesi de olmasa, nefes alamayacağız, adaletsizlikten adeta boğulacağız. 

1961 Anayasasının getirdiği sonradan kaldırdığınız Devlet Planlama Teşkilatı ve Müsteşarlığı vardı,  bu ülkede bir zamanlar. 

Devlet Planlama Teşkilatı; uzman kadrolarıyla, yanılmıyorsak beşer yıllık kalkınma planları hazırlarlar ve ülkenin kalkınması, üretimin ve milli gelirin artması, devlet imkanlarının eşit ve toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak dağıtılıp kullanılması için yapılması gereken yatırımlar, öncelik sırasına göre yapılır ve ülkenin; fakir halkının vergileriyle oluşan hazinesi,  çarçur edilmezdi. 

Devlet Planlama Teşkilatını yok ettiniz, ülke plansız ve programsız yönetiliyor ve yatırımlar;  yandaş mütahit ve vakıflara ve onlar üzerinden AKP'ye  rant devşirme amaçlı olarak, ülke ve halk yararına değil,  partinizin ve yandaş mütahit ve vakıfların yararına seçilerek, ihale yasalarında yaptığınız değişikler sonucu,  yarışma ve rekabet ölçütü aranmadan,  istediğiniz yandaş üç beş mütahitlere peşkeş çekiliyor. 

Ülkenin hazinesi;  üretime, artı değer yaratmaya değil, tüketime,  betona,  yollara,  köprülere, inşaatlara, tünellere harcanıyor, yap işlet devret yöntemiyle ve mütahitlere verilen kar garantileriyle; ülkenin parası,  geçilmeyen yollar, köprüler, tüneller ve uçulmayan havaalanları üzerinden,  yandaşlara ve dolaylı olarak AKP'ye hortumlanıyor. 

Ülkenin kar eden ve henüz özelleştirilmedikleri için elde kalan üç beş güzide kurumu da,  Sayıştay ve Meclis denetimine tabi olmayan Varlık Fonu adı altında kurduğunuz fon bünyesine alınarak, Sayıştay ve Meclise hesap vermekten kurtulmanın önü açılıyor. 

Biz buradan soruyoruz, bir devlet iktisadi kuruluşunun gelir,  gider ve harcamalarının,  Meclis ve Sayıştay denetiminden kaçırılmasının ve hesap vermekten kaçılmasının sebebi ne olabilir, kendisine ve dürüstlüğüne güvenen, yolsuzluk yapmayan  bir yönetim, niçin hesap vermekten ve denetlenmekten korksun ki?

Sayın Partili Cumhurbaşkanı; ama, iş başındaki iktidarınız,  hesap vermekten korktuğu için,  devleti ve kurumlarını Anonim Şirket gibi yönetmeyi,  kendisine iş sayıyor. 

Aslında,  Devlet Planlama Teşkilatının olmamasına rağmen;  Anayasanın 166. maddesine göre, Ekonomik,  sosyal ve kültürel kalkınmayı,  özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini,  ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak amacıyla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir. 

Anayasanın 166.  maddesinin bu amir hükmüne göre,  Cumhurbaşkanına istişarî nitelikte görüş bildirmek amacıyla Ekonomik ve Sosyal Konsey kurulur.  

Kalkınma planlarında;  millî tasarrufu ve üretimi artırıcı,  fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı,  yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür;  yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir;  kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır.  Kalkınma girişimleri,  bu plana göre gerçekleştirilir.  

Neymiş efendim; Anayasanın 166. maddesi ne diyormuş?

Anayasaya göre hazırlanması zorunlu olan Kalkınma Planlarında; 

Millî tasarrufu ve üretimi artırıcı,  

Fiyatlarda istikrarı, 

Dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, 

Yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür, 

Hepsinden de önemlisi, 

Yatırımlarda;  

Toplum yararları ve gerekleri gözetilir, 

Kaynakların verimli şekilde kullanılması,  hedef alınır.  

Şimdi,  gelelim onca ormanımızın, orman içi canlıların yanarak yok oldukları, insanlarımızın öldüğü, insanların mal ve canlarının, ekonomiye katkı sunan hayvanlarının zarar gördükleri, ülkemizin kaçınılmaz kaderi olan ve her yaz, şu veya bu sebeple tekrarlanan orman yangınlarının çıkmaması veya çıktıktan sonra,  fazla bir zarara yol açmadan söndürülmelerinde,  toplum yararı yok mudur, ülke kaynanalarını kullanarak yapılacak olan harcama ve yatırımlarda; ülkenin doğal zenginliği olan ve her yaz tekrarlanan orman yangınlarını acilen söndürmek için yeteri kadar yangın söndürücü uçak alımlarına yapılacak olan yatırımlarda,  toplum yararı ve gereği yok mudur, sayın partili Cumhurbaşkanı?

Ama,  size göre,  orman yangınlarını söndürmek ve milli servet ve canlarımızın yok olmasını önlemek için yeteri kadar yangın söndürme uçağı alınmasında,  kaynaklarımızın bir bölümünün buraya harcanmasında toplum yararı yokmuş ki; elimizde yeteri kadar yangın söndürme uçağını barındıran bir filoya sahip değiliz. 

Allahtan korkun, 19 yıldır ülkeyi tek başınıza yönetiyorsunuz. 

Biz,  boşuna yazıyoruz, söyleniyoruz, bunun bilincindeyiz. Ama,  ülkemizi sevdiğimiz için,  bir aydın sorumluluğu içinde,  yine de yazmaya ve sormaya devam ediyoruz. 

1150 odalı lüks sarayları, lüks otel haline getirilen onlarca atıl bekleyen makam uçaklarına sahip olmayı,  ülkenin itibarı kabul eden bu zihniyet ile boğuşmanın bir anlamı yok aslında. 

Son çıkan ve halen yer yer devam  yangınların hepsi,  yüreğimizi çok fazla yaktı ve çok üzüldük. 

Ancak, 1960-63 yılları arasında yaşadığım,  çocukluğumun en güzel günlerinin geçtiği,  o tarihlerde, 3000 nüfuslu, elektriğinin dahi belediyenin gece 24. 00 de sonlanan jeneratöründen elde edildiği, polis teşkilatının dahi bulunmadığı, Ortaokul öğrenimini yaptığım, hala birçok dost ve arkadaşlarımın yaşamakta oldukları,  rahmetli babamla birlikte, o güzelim buz gibi suyu olan ırmağından,  yaz aylarında,  her gün onlarca alabalık tutup akşam yemeklerinde tükettiğimiz, o tarihlerde (1960-63) küçük bir köy ve sadece yabancı turistlerin uğrak yeri olan,  bir tarih kenti olarak değer ifade eden, şimdilerde bir panayır yerine dönerek tanınmaz bir hal alan  Side'sinde yüzmeyi öğrendiğim ve yaz günlerinde her gün gidip geldiğimiz, tarihi Side'sini;  ülkemize ve Dünya'ya tanıtan ve meşhur olmasında büyük emeği bulunan, anneannem tarafımdan yakın akrabam olan, Bodrum Halikarnas balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaç'ın kardeşi olan Suat Şakir KABAAĞAÇ amcam ile birlikte, benim;  dalgalara dayanamayarak midemin bulanıp çoğu kez geri dönmek zorunda kaldığımız balık avlarına çıktığımız, sofrasında güzel yemekler yiyerek hoş vakitler geçirdiğimiz, ikinci memleketim güzelim MANAVGAT yangını beni çok üzdü ve orman yangınlarını söndürmek için elzem olan gerekli uçak filosuna ayırması gereken devlet kaynaklarını yandaşlara peşkeş çeken ve kendi  lüks ve şatafatında, partisinin yararında kullanan, tüm bu zorunlu ihtiyaçlarımızı düşünmeden Kanal İstanbul denen akıl dışı projeyi, halkımıza inat hala yapmak için çabalayan partili Cumhurbaşkanına gerçekten öfkem çok fazla. 

Geçmiş olsun;  MANAVGAT, Mersin, Adana, Marmaris, Didim, Köyceğiz, Milas, Bodrum ve diğer, ormanlarıyla yanan kentlerimiz ve değerli insanları.  

Güner Yiğitbaşı

30/07/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

TEÇ-SEN MAAŞ ZAMLARINI YETERLİ BULMUYOR.

Ulus Meydanında Memur Emekli Eylemi
Tüm Eğitim Çalışanları Sendikası (TEÇ-SEN) yaptığı açıklamada 6.4. milyon memur ve emekli için istediği zam oranlarını eleştirdi ve yeterli bulmadı.

Sendikaya bağlı yönetici ve üyeler ellerinde taşıdıkları döviz ve pankartlarla memur ve emeklilere yapılan yetersiz zamları, öteki sorunları Ulus Meydanındaki Atatürk büstü önünde şarkılarla, marşlarla, sloganlarla dile getirdiler. Bu sorunları aşağıda yayınladıkları bildirilerle ilgililere ve kamuoyuna duyurmaya çalıştılar.

Bunun için TEÇ-SEN Genel Başkanı Ümit Demirel yaptığı açıklamada yetkili konfederasyonun 6,4 milyon memur ve emeklisi için istediği zam oranlarını eleştirdi ve yayınladığı bildiride şunları söyledi:

“12 yıldır kamu çalışanları aynı senaryo, aynı oyun ve enflasyon canavarına peşkeş çekilmiş olup 12 yıl sonunda mali ve hak kayıpları eksi %96 oranına ulaşmıştır. Başka bir deyişle kamu çalışanları bugün aldıkları maaşın iki katını alması gerekirken 12 yıldır yetki verdiğimiz sendikaların etkisizliği, eylemsizliği ve ideolojik siyasetin dümen suyuna girmesi nedeniyle ekonomik kayıplara son verilmemiştir. 12 yıldır yetkili olan sendika ve konfederasyon grev hakkını dahi alamamıştır.

Yetkili sendika ve konfederasyonun kırparak belirlediği yoksulluk sınırı 8.003,10 TL dır, öyleyse, öyleyse en düşük memur maaşının da 8.003,10 TL olması gerekir, en azından masaya böyle bir taleple gidilmelidir. Yetkili sendika kırparak kendi belirlediği yoksulluk sınırının üzerine kamu çalışanlarını çıkarma gayretinde ve niyetinde olması gerekirken 600 TL seyyanen zam talebi ile her zaman olduğu gibi yine kamu çalışanlarını açlık sınırında yaşamaya mahkûm etmiştir.

Ulus Meydanında Memur Emekli Eylemi
Düşünün, 5 Temmuz’da 400 TL seyyanen zam isteyen ve 81 ilde taleplerini açıklayan Memur-Sen, aradan sadece 21 gün geçtikten sonra seyyanen zam talebini %50 artırım yapan yetkili sendikanın kamu çalışanlarının geçinmek gündeminden haberdar olduğuna inanmadık, inanmıyoruz ve inanmayacağız.

2016 Ocak ayında kamu çalışanı maaş ile 850 dolar ve 25 gram altın alırken, bugün kamu çalışanı maaşıyla 450 dolar ve 7,63 gram altın almaktadır. Bu durumda, kamu çalışanlarının zamlı maaşları, dolar karşısında %89,87 gram altın fiyatları karşısında ise %222,29 oranında erimiştir.

TÜİK ve Merkez Bankası verilerine dayanılarak enflasyon, döviz kuru ve altın fiyatlarındaki artış nedeniyle kamu çalışanlarının ücretlerinin nasıl eridiği ve satın alma gücünün nasıl azaldığı, açık ve net şekilde görülmektedir.

Bu nedenle, TEÇ-SEN olarak kamu çalışanları adına geçmiş yıllardaki kayıplarının giderilmesi için yapılacak memur zam oranlarından bağımsız olarak aşağıda belirtilen tutarlarda seyyanen zam yapılmasını talep etmek elzem hale gelmiştir.

Buna göre 2021 Ağustos ayından geçerli olmak üzere tüm kamu çalışanlarına ve emeklilerine 1.250 TL seyyanen zam verilmelidir. 2022 Ocak ayında 500 TL seyyanen zam ve ilave enflasyon oranında artış, 2023 Ocak ayında 500 500 TL seyyanen zam ve ilave enflasyon oranında artış olacak şekilde toplu sözleşme masasına oturulmalıdır. Aksi halde bir durum memur ve emeklilerin beklentilerinden ve yıllar içerisinde maaşlarımızın alım gücünde oluşan kayıpları telafi etmekten uzak bir talep olacaktır.

Bunun yanı sıra eğitim çalışmalarının ve sendikamızın istediği talepleri şunlardır:

Kamu çalışanlarının demokratik ve sendikal haklarının kullanılması için olmazsa olmaz olan grev hakkının yasal olarak tanınmasını istiyoruz.

Yıllardır öğretim yılına hazırlık ödeneğinden mahrum bırakılan ve okulların eğitim öğretime hazırlanmasında çok büyük emeği geçen eğitim çalışanlarına da (GİH-YHS-THS-4/B verilmesi artık bir zorunluluk haline gelmiştir.

Toplu sözleşme masasında eğitim öğretim ve bilim hizmetleri iş kolunun birinci çözülmesi gereken konusu; öğretim yılına hazırlık ödeneğinin tüm eğitim çalışmalarına verilmesi olmalıdır.

Ayrıca, 3600 ek gösterge tüm kamu çalışanlarına verilmelidir. Bu dağılım da İlköğretim ve Ortaokul mezunlarına 2000, lise ve dengi okul mezunlarına 2200, ön lisans mezunlarına 3000 ve lisans mezunlarına 3600 şeklinde olmalıdır.

Memur maaşlarında %15, %20, %27, %35, %40 oranları ile vergi dilimi uygulanması kaldırılmalıdır. Asgari ücret tutarını geçen kısmına ise, 15 vergi tahakkuk ettirilmeli ve asgari geçim indirimi uygulanması da devam ettirilmelidir.

Aile yardımı ve çocuk yardımı 1000 TL olarak ödenmeli, ayrıca 0-!0 yaş arsında çocukları olan kadınlarımızın mesai saatleri 10 00- 16 00saatlerinde olmalı ve yıllık izinlerine 10 gün analık izni eklenmelidir. Doğum yapan kadınlarımıza en az 6 ay ücretli izin verilmelidir.

Ramazan ve Kurban bayramlarında tük kamu çalışanlarına emeklilerde olduğu gibi bayram ikramiyesi verilmelidir.

Aynı kadroda görev yapmalarına rağmen şeflerin bakanlıklar arasında sadece özel hizmet tazminatı arasındaki ücret farkı 787,48 TL’dir, herhangi bir kurum ayrımı yapılamadan bütün şeflerin özel hizmet tazminat oranı 120 puana çıkarılmalı, şef-memur ve hizmetli kadrolarının ek ödeme ve özel hizmet tazminatları artırılmalıdır.

Herhangi bir kadro ayrımı yapılmaksızın, günün şartlarına uygun bir şekilde tüm memurlara giyim yardımı nakdi olarak ödenmeli; giyim yardımından gelir vergisi kesilmemeli ve giyim yardımı en az 2000 TL olarak ödenmelidir.

Kamu veya özel sektörde çalışanlarda olduğu gibi, memurlara da yemek yardımının günün şartlarına uygun şekilde nakit 750 lira olarak verilmelidir.

Aynı odada yan yana masada görev yapan ama “sen 4-A lısın, sen 4 B lisin” diye ayrıştırılan kamu çalışanı arasında adalet sağlanmalı, kamuda 4-B kadrosunda çalışan tüm personele 4-A kadrosuna geçirilmelidir.

Yıllık izinler aynı işçilerde olduğu gibi pazar günleri ve bayram tatilleri düşürülerek kullanılmalı, kullanılmayan izinlerin karşılığı ücret olarak ödenmelidir. Fazla mesailerin tamamı ücretle karşılanmalı ve bu ücret saatlik 32 lira ve günlük 256 lira olarak ödenmelidir.

Ulus Meydanında Memur Emekli Eylemi
Görev başında olan tüm kamu çalışanlarına nakdi olarak ulaşım yardımı verilmeli veya toplu taşıma araçlarından ücretsiz olarak yararlanmalarının sağlanması için düzenleme yapılmalıdır veya kamu çalışanlarına ulaşım ücreti adı altında 500 TL ilave ödeme yapılmalıdır.

Kamu çalışanlarının yıllık zam oranlarının 6 aylık dilimler halinde değil yıllık verilmesi ve enflasyon oranı artışların ise aylık verilmesi sağlanmalıdır. Emekli olan kamu çalışanlarına aile yardımı ödeneğinin kesilmeden ödenmesi sağlanmalıdır.

Yardımcı hizmetler sınıfında görev yapan kamu çalışanlarının 1 defaya mahsus eğitim durumlarına uygun kadrolara atanması sağlanmalıdır.

15 Ocak 2016 tarihinden itibaren göreve başlayan tüm kamu çalışanlarına ilave bir derece verilmelidir.

Erkeklerde 30 yıl, kadınlarda 25 yıl görev yapan tüm kamu çalışanlarının emeklilik işlemlerinin yaş beklemeksizin yapılması ve emekliye ayrılan kamu çalışanlarının ikramiye ve aylık emekli maaşları yaş beklemeksizin ödenmelidir.

Tüm kamu çalışanlarının sendikalara üyeliği ve istifasının E-Devlet üzerinden yapılabilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Kamu çalışanlarına görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarında uygulanan sözlü sınav kaldırılmalıdır.

Engelli personellerin yardımcı hizmetler sınıfında görev yapan engelli personellerin ihraz (kazandığı) ettiği unvanlara ve kadrolara sınavsız atamaları sağlanmalıdır.

Türkiye’de eğitimin modelini yeniden inşa etmek ve 2100 lerin 2200 lerin eğitim öğretim anlayışını belirlemek için vakit kaybetmeden Milli Eğitim Şurasını geniş katılımlı ve süre kısıtlaması olmadan toplanmasıdır. Bu saydığımız talepler kamu çalışanlarının uyduruk olmayan gerçek gündemleri olup 6. dönem toplu sözleşmede yaklaşık 6,4 milyon kamu çalışanlarının, memur emeklisinin ve sendikamızın ortak talebidir”. 

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız.

Bunun Adı İki Yüzlülüktür
Sözde ilahiyatçı,  İlim ve Fikri Araştırmalar Merkezi kurucusu olduğu söylenen İhsan Şenocak; sosyal medyada,  2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları'nda Çin'i 3-0 yenen A Milli Kadın Voleybol Takımımız için, İhvan ve Taliban zihniyetini temsil eden yüz kızartıcı ve ahlaksız bir paylaşımda bulunmuştur. 

İlahiyatçı İhsan Şenocak'ın;  Twitter'dan, filenin sultanları için yayınladığı mesaj aynen şöyledir;  "İSLAMIN KIZI! Sen OYUN ALANLARININ değil,  imanın,  iffetin,  ahlakın,  hayanın,  edebin SUTANISIN;  SEN "burnunu göstermekten utanan" ANALARIN EVLADISIN.  Ekranlara ve sakallı ağabeylerinin popüler kültürün kurbanlarına "sultan" demesine aldanmayasın! Umudumuz da,  duamız da SENSİN!". 

Vay, vay adam;  hem ilahiyatçı ve hemde ilim ve fikri araştırmalar merkezi kurucusu büyük ilim ve fikir adamı ve de din alimi!

Bu paylaşım;  sözde,  ilahiyatçı,  ilim ve fikir adamı olan ŞENOCAK'ın,  ilk vukuatı değil tabi. Bundan önce de, ipe sapa gelmez, aklı fikri uçkurunda birçok mesajın da sahibi olan bir zat. 

Bu zat; aynı zamanda,  ATATÜRK düşmanı, karşı devrimci, vatan haini Fesli Kadirin de hayranı. 

Dervişin fikri neyse zikri de odur,  derler ya. 

Adam;  bayan voleybol takımının oyuncularını, Çin'i 3-0 yenerek elde ettikleri ve ülkemizin yüzünü ağarttıkları başarılarıyla değil,  müsabaka sırasında, oyunun kuralları gereği giydikleri uluslararası şortlarına göre değerlendirmekte olup, gözü,  voleybolcu kızlarımızın;  sergiledikleri ve başarı elde ettikleri o güzel oyunlarında, setleri karşılamalarında, arkadaşlarına verdikleri güzel ve isabetli paslarında,  başarılı kütlerinde ve rakip oyuncuların vuruşlarını karşılayan o maharetli el ve kollarında değil, bacaklarında, giydikleri şortlarında. 

Adam; kızlarımız inşallah başarılı olurlar,  bu maçı alırlar ve  Dünya devi Çin'i yenerler diye düşüneceği, maçı zevkle ve heyecanla izleyeceği yerde, çok affedersiniz yazmak zorundayım, vay be;  ne güzel bacakları var, şunlardan birini yatağa atsam ne güzel olur diye düşünmekte, aklı fikri uçkurunda, beyni o kadar çalışıyor adamın. 

Beyniyle değil,  s. . . . le düşünüyor adam. 

Böyle olunca da; din ve ahlak, Müslümanlık adına,  voleybolcu kızlarımıza dolaylı olarak hakaret ediyor, onları giydikleri şortları nedeniyle, iffetsiz, ahlaksız ve hayasız olmakla suçlama hakkını kendinde görüyor, İslam’ı;  şorta ve çıplak bacaklara indirgiyor, densiz. 

Bugün, sosyal medyada yazarak paylaşan,  değerli arkadaşım ve meslektaşım Leyla UÇURUM  ne güzel ifade etmiş, değerli meslektaşım diyor ki; ”Ensar vakfında 45 çocuğa tecavüz edildiğinde bir cümle yazamamış ,  konuşamamış # Yobaz # 

Kız voleybol takımına şort giydiği için edepten , hayadan bahsediyor .  Biz maç izlerken onlar başka şeylere bakmışlar” 

Bu,  sözde ilahiyatçı, sözde Müslüman, sözde ilim ve fikir adamı zat,  o kadar ileri gidiyor ki; ” SEN "burnunu göstermekten utanan" ANALARIN EVLADISIN” diyor. 

Analarımızın,  burunlarını göstermeleri, ne zamandan beri utanılacak bir ahlaksız davranış oldu, ne demek oluyor? “SEN " burnunu göstermekten utanan" ANALARIN EVLADISIN” sözü. 

Sen, üzerine vazife olmadığı halde, İhvancı ve Taliban yobazlığıyla, bayan voleybolcuların maç kıyafetleri olan şortlarını kınayarak, onları ahlaksızlıkla suçlayarak; kendi burnunu,  seni asla ilgilendirmeyen işlere sokmaktan utanmıyorsun da, voleybolcu kızlarımızın anaları mı,   nefes alıp verdikleri ve zorunlu olarak açtıkları burunlarını göstermekten utanacaklar?

Ey ŞENOCAK; sen, bırak kızların giydikleri şortlarını. 

Sen, bugüne kadar, bu ülkede yapılan yolsuzluklardan, hırsızlıklardan, ihalelere fesat karıştırmalardan, tüyü bitmemiş yetimlerin, kulların  haklarının yenilmesinden, yandaş ve akraba kayırmacılığından, söylenen yalanlardan,  hiç utandın mı ve bu tür davranışların,  ahlaksızlık olduğunu, İslam’ın yasakladığını ve büyük günah saydığını,  hiç yazıp dile getirdin mi?

Getirmedin tabi, senin görevin, sana biçilen rol;  gerçek İslam’ı ve İslam’ın ahlaki kurallarını dile getirip savunmak değil, sen;  yozlaştırılan,  fakir fukaraya afyon olarak yutturularak,  siyasi rant sağlanan sözde İslam’ın savunucususun, İslam’ın ahlak kuralları seni ırgalamaz, sen;  kim oruç tuttu veya tutmadı, kim namaz kıldı veya kılmadı, kim şort giydi veya giymedi, kim saçını örttü veya örtmedi onlarla uğraşırsın, sen afyon haline getirilen ve din simsarı siyasilerin siyasi rant için kullandıkları, yozlaştırılmış ve başkalaştırılmış, cemaatlerin, tarikatların ve tarikat şeyhlerinin Allah'a şirk gösterildiği,  sözde İslam’ın temsilcisi ve din simsarı siyasilerin maşasısın. 

En önemlisi; sen, çocuğun yaşındaki kız çocuklarıyla imam nikahıyla evlenerek yatağa giren, çocuk yaştaki kızları koynuna alan ve cinsel tacizde bulunan, kafa yapısı ve zihniyeti itibariyle sana yakın olan ırz düşmanlarının bu ahlak ve insanlık dışı eylemlerinden,  hiç utanıp bunları kınayan paylaşımlarda bulundun mu?

Tabii ki;  hayır.  

Fesli Kadir, İhsan ŞENOCAK denilen sen ve  tüm benzerleriniz ile sizlere sessiz kalarak dolaylı bir şekilde sizlere destek çıkıp azmettirenlerin tümü; ATATÜRK'e ve onun devrimlerine,  laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetine düşman, karşı devrimci,  İhvan ve Taliban zihniyetinin tıpkısı, millet kavramını inkar eden,  ümmetçi siyasal İslam temeline dayalı bir şer'i diktatörlüğü,  bu ülkede tesis etmek için çaba sarf eden zavallılarsınız. 

AKP Genel Başkanını ve partili Cumhurbaşkanının voleybolcu kızlarımızı arayarak kutlaması bizi yanıltmasın. 

Hain 15. Temmuz darbe girişiminde bulunan FETÖ ile aynı menzile yürüdüklerini ve daha yakın bir tarihte,  “Türkiye'nin, Taliban'ın inancıyla ters yanı yok” demecinde bulunan AKP Genel Başkanı ERDOĞAN ve partisinin,  bu densiz adama karşı sessiz kalmaları, hepimizi kaygılandırmalı ve  düşündürmelidir.  

Güner Yiğitbaşı

27/07/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Ülkemizin Tapu Senedi Lozan'dan Bu Senedin Delik Deşik Edildiği  Günümüze Kadar Geçen 98 Yıl
Bugün, (24/07/2021) Türkiye Cumhuriyetinin bağımsız bir devlet olarak tanınmasını sağlayan, savaş meydanında yedi düvele karşı kazanılan büyük askeri zaferin resmen ve hukuken tescil edildiği, ülkemizin tapu senedinin elde edildiği Lozan Antlaşmasının,  98. yıldönümü. 

Yazımızın başında; bize,  Türkiye Cumhuriyetini bağımsız bir devlet olarak kazandıran, en başta ATATÜRK olmak üzere, Lozan Barış Konferansının ve antlaşmasının başarılı  mimarı İSMET İNÖNÜ ve tüm emeği geçenleri, minnetle ve saygıyla anıyor, şükranlarımızı arz ediyoruz. Mekanları cennet olsun tümünün. 

Lozan Antlaşmasını sürekli tartışan ve eleştiren, Lozan antlaşmasından çok önce Osmanlı tarafından kaybedilen bazı adaların kaybını dahi, cahilce ve kötü niyetli olarak,  Lozan antlaşmasına ve o antlaşmayı imzalayan ATATÜRK ve İNÖNÜ'ye mal ederek,  bu kahramanları itibarsızlaştırmaya ve başarısız göstermeye çalışan, devlet adamı geçinen, değerleri kendilerinden menkul sözde devlet adamlarına,  lanet olsun. 

Lozan antlaşmasından sonra, koşullar elverdiğinde Hatay ilimiz de Türkiye Cumhuriyetine katılmış ve bugünkü sınırlarımız çizilmiştir. 

Daha iyisi olamaz mıydı?

Musul ve burnumuzun dibindeki, Meis ve Sisam gibi bazı adalar da alınamaz mıydı?

Alınırdı demiyoruz, alınabilseydi tabi çok güzel olurdu. 

O günün koşullarına göre elde ettiklerimizle yetinmesini, onların kıymetini bildik mi de, Lozan’ı imzalayanlar eleştiri konusu yapılıyorlar?

Lozan antlaşmasına göre silahlandırılmaları yasak olan Yunanistan’a bırakılan adalar,  bugün silah ve asker deposu haline gelmiş ve burnumuzun dibinde birer uçak gemisi konumunda bekliyorlar. 

Siz, Lozan'ı eleştiren aymazlar, o günün çetin koşullarına göre, Lozan ile alamadığımız adaların silahlandırılarak,  pimi çekilmek üzere bekleyen el bombası ve uçak gemisi haline getirilmesine niçin göz yumdunuz, tarafsız ve boş kalması gereken küçük adacıkların Yunan tarafından işgal edilerek silahlandırılmasına,  niçin göz yumuyorsunuz?

Lozan ile kaldırılan kapitülasyonlar ve Osmanlıdan kalan dış borçların ödenmesine rağmen, bugün yetmiş sente muhtaç kalarak, 128 milyar doları hortumlayıp hazineyi tamtakır bırakarak, ülkemizi ekonomik olarak dış güçlere teslim eden, ülkenin dış borçlarını 500 milyar dolara çıkararak, Lozan ile kaldırılan kapitülasyonu fiilen hortlatan, ülkemizi dış güçlere bağımlı kılan sizler değil misiniz?

Ülkenin tüm ekonomik varlıklarını, ülke topraklarını,  döviz açığınızı kapatmak ve israfınıza devam etmek için satarak, ülkenin bağımsızlığını tehlikeye sokan, ülkeyi Lozan koşullarının dahi gerisine getirerek, ülkenin Lozan ile elde ettiği tapu senedini delik deşik eden siz aymazlar değil misiniz?

Oturun oturduğunuz yerde, utanmadan konuşmayınız ve susunuz, Lozan'a gölge etmeyiniz,  başka ihsan istemiyoruz sizlerden. 

Güner Yiğitbaşı

24/07/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget