Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Depremin Verdiği Can Ve Mal Zayiatının  Tek Suçlusu Biz Seçmenleriz
Bugün sabaha karşı,  yaklaşık on ilimizi vuran,  çok üzücü ve acı veren bir depremi yaşadık ülke olarak. 


Çok, ama çok üzgünüz. Ölenlere Allahtan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyoruz. 


Depremde şu andaki bilgilere göre kaybettiğimiz yaklaşık 1500 ölünün ve 5000 lere varan yaralının tek sorumlusu; ölen ve yaralananlar da dahil, biz seçmenleriz. 


Hani meşhur bir söz vardır ya, her toplum layık olduğu yönetime kavuşur diye. 


Biz de,  Türk Milleti olarak,  layık olduğumuz yönetim tarafından yönetiliyoruz,  maalesef. 


Şehir merkezleri de dahil olmak üzere, henüz ulaşılamayan köylerimizi de dikkate aldığımızda, etkili bir enkaz kaldırma ve kurtarma çalışmalarına henüz başlayamadığımız için,  maalesef ölü sayısının on binlere ulaşacağından endişe duymaktayız. 


Mevsim kış, kar yağıyor hava çok soğuk, yıkıntı altında kurtarılmayı bekleyen insanlar, depremde sağ kalmayı başarmış olsalar da,  soğuktan telef olacaklar maalesef. 


Bu depremin verdiği can ve mal kaybından ve yaşanan acıdan sorumlu olan bizleriz. Hiç kimse, her seçimde oy vererek tek başına 21 senedir iktidar yaptığı iş başındaki yönetimi suçlamaya kalkışmasın. 


Allah bizlere akıl vermiş, niçin? sorgulamıyoruz; 


Bizi yönetenlerin lüks ve israfını, 


Bizi yönetenlerin;  devletin mali imkanlarını,  ülkenin en öncelikli sorunlarından olan depreme dayanaklı binalar yapımında kullanmamalarını, fakir halktan topladıkları vergilerden oluşan mali kaynakları, gereksiz ihaleler yoluyla yandaş müteahhitlere peşkeş çekmelerini, 


Ayranı yok içmeye, büyük rant projesi olmaktan öteye,  ülkeye ve insanlarımıza hiçbir ekonomik yararı bulunmayan, gereksiz  Kanal İstanbul yapımında hala ısrarcı olmalarını, 


Hazineyi boşaltmalarını, 


Saray saltanatlarını, 


Lüks makam otomobilleri ve uçak  filoları alarak,  deprem için yatırım yapmamalarını, deprem için toplanan bağışlara ve vergilere dahi çökmelerini, 


Tek önceliklerinin,  kendilerinin ve yandaş iş adamlarının ceplerini doldurmak olduğunu, 


Koltuğa adeta yapışarak, koltuğu bırakmamak için her yola başvurduklarını,  kendilerini seçerek iktidara getiren biz vatandaşların dertlerini dert edinmediklerini. 


Bunları uzatabiliriz,  evet biz seçmenler,  niçin? Bu gerçekleri göremiyoruz ve sorgulayamıyoruz ve bu beceriksiz ve sadece kendilerini, iktidarlarını düşünenlere,  dile kolay 21 sene bizi yönetmeleri için sandıkta onay veriyoruz. 


Şunu da yazmam gerekiyor. Bu ülkenin kıt ve açık veren bütçesinden, çok gerekliymiş gibi,  Diyanet İşleri Başkanlığına ayrılan ve maalesef birçok bakanlığa ayrılan ödenekten çok fazla olan bütçeye,  niçin? sandıkta ses çıkarmıyoruz ve itiraz etmiyoruz. 


İş başındaki,  bizlerin seçerek iş başına getirdiğimiz ve 21 yıldır iş başında tuttuğumuz siyasal İslam ideolojisini benimseyen iktidar, biz vatandaşlarını;  depreme dayanaklı binalarda oturtarak sağ kalmalarını değil, ülkemizin gerçeği olan depremlerde ölmeleri halinde,  öbür dünyaya,  diyanetin imamlarının dualarıyla yollamayı yeğ tutmaktadır. 


Evet tek suçlu biz, siz tüm seçmenleriz. 


Bu yazıyı içim kan ağlayarak büyük bir acı içinde yazıyorum. 


Kimse, bu yazının bugün gereği varmaydı, halkı paniğe sevk etmek mi istiyorsun? Diyerek üzerimize gelmeye çalışmasın. 


Evet bu yazıyı ve daha ağırlarını yazmanın tam zamanı bugün.

Güner Yiğitbaşı

06/02/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Aday 13 Şubatta Belirlenip Açıklanmalıdır İyi Partinin Önündeki İki Seçenek
Cumhur İttifakının; anayasaya göre üçüncü kez aday olması hukuken imkansız olan  şaibeli adayı,  AKP Genel Başkanı ERDOĞAN; partizanlığı seçim meydanlarına taşıyarak,  konuştuğu kürsüye Cumhurbaşkanlığı Forsunu açıp, muhalefet partilerine hakaretler yağdırarak, aralarında hiçbir benzerlik bulunmayan, hayat adamı, yaşamasını seven, içen ve zamparalık dahi yapan rahmetli MENDERESE hakkı olmadan sahip çıkarak, MENDERES'in 1950 seçimlerinde muhalefet lideri olarak, ülkenin mevcut iktidardan kurtulması için ürettiği “yeter söz milletin” seçim sloganını, patentli icadıymış gibi sahiplenerek,  seçim propagandalarına başladı bile. 


Ey altılı masa ve özellikle bu masanın bileşeni mızıkçı İYİ PARTİ; bugüne kadar kafa mı gezdirdiniz siz? Altılı Masayı oluşturalı bir yılı aşkın süre geçti,  onlarca kez birlikte toplanıp görüştünüz, ikili görüşmeleriniz de caba, 240 sayfalık iki bini aşkın konuda anlaşarak mutabık kaldığınızı açıkladığınız mutabakat belgesini hazırlayarak kamuoyuna sundunuz, bu arada yüzlerce kamuoyu anketi yayınlandı, şurada seçimlere yüz günün altında bir süre kaldı, yumurta kapıya geldi, hala ortak aday için bir kanaatimiz oluşmadı, falanca,  falanca yetkili kurullarımızda istişare görüşmeler yapacağız, gerekirse kamuoyu araştırması yaptırarak halkın iradesini ve temayülünü belirleyeceğiz ve ona göre bir karar vereceğiz, aday belirlemesi 13. Şubata yetişmez deme gafletinde bulunuyorsunuz. 


Buradan özellikle İYİ PARTİ yetkililerine sesleniyoruz. Seçilecek aday savınız,  çok saçma. Hiç bir adayın seçilme garantisi asla olamaz. Seçilme olasılığı olur sadece. Şu anda isimleri en çok öne çıkan üç aday var herkesin kabul ettiği,  KILIÇDAROĞLU,  İMAMOĞLU ve YAVAŞ. 


Bu üç isim de CHP'lidir. Aslında isimleri öne çıkan bu üç kişi'ye,  bu aşamada,  teknik olarak aday diyemeyiz. Bunlar aday adayıdır. Halkın, hiç sağlıklı olmayan ne idüğü belirsiz öne çıkan eğilimi de, sadece aday adayı belirlemesidir. 


Altılı masa bu üç aday adayından bir ortak adayı belirleyecektir. 


Daha doğrusu, Ankara ve İstanbul Belediyelerindeki  başarılı çalışmaları ve bu belediye başkanlıklarının AKP'nin eline geçmemesi amacıyla, CHP;  kendi mensupları olan İMAMOĞLU ve YAVAŞ için,  ortak  adaylık yolunu kapatmış olup, bu durumda,  İMAMOĞLU ve YAVAŞ da aday olmayacaklarını kabullenmişler ve  adaylarının genel başkanları KILIÇDAROĞLU olduğunu açıklamışlardır. 


O zaman, ortak aday adayı olarak,  geriye sadece KILIÇDAROĞLU kalmaktadır. 


İYİ PARTİ'nin gönlünde İMAMOĞLU'nun yattığını, AKŞENER ve İMAMOĞLU arasındaki yakınlaşmayı ve siyasi flörtü,  tüm kamuoyunca çok iyi bilinmektedir. İMAMOĞLU defterini kapatan CHP'nin kurumsal bu duruşuna rağmen, İYİ PARTİ ve lideri AKŞENER, hala İMAMOĞLU ismi üzerinde ısrarcı olursa,  bu altılı masayı devirmekle eş değer bir tutum olacak ve İYİ PARTİ, CHP ve lideri KILIÇDAROĞLU'nun inkar edilemez fedakarlık ve sabırlarıyla, kısa sürede elde ettiği tüm kazanımlarını yok edecektir. 


Bu vakitten sonra, İYİ PARTİ'nin önünde iki seçenek vardır. 


Ya,  KILIÇDAROĞLU'nun adaylığına evet diyecektir. Ki; bu tavsiye edilir. 


Ya da, İMAMOĞLU'nu kandırabilirse,  CHP'den istifa ettirip İYİ PARTİLİ yaparak ve masadan ayrılarak,  tek başına kendi adayının İMAMOĞLU olduğunu  açıklayarak,  kendi kanatlarıyla uçabildiği yere kadar uçacaktır.  


Bizim, ülkesini seven ve Saray rejiminden kurtulmak isteyen bir vatansever vatandaş olarak; İYİ PARTİ'ye dost tavsiyemiz, akıllarını başlarına toplayarak, sözüm ona biz büyük partiyiz, bizim de söz hakkımız var, böbürlenmesini ve yersiz gurur arayışlarını bir kenara bırakarak, yetkili kurullarını 13. Şubata kadar seri şekilde toplayarak,  usulen yapılacak olan bu istişarelerini bitirerek,  13. Şubat toplantısına AKŞENER'in tek yetkili olarak katılmasının sağlanmasıdır. 


Süre çok daralmıştır. Aday 13. Şubatta belirlenerek toplantı sonunda kamuoyuna açıklanmalıdır. 


Seçilecek aday; altılı masanın vakit kaybetmeksizin ve kapris yapmaksızın 13. Şubat toplantısında belirleyerek açıklayacağı ve kalan sürede tüm altılı masa bileşeni partilerin,  liderlerinin ve parti tabanı seçmenlerinin ve bizzat ortak adayın, çok az bir süre kalmış olan seçim propaganda döneminde yapacakları katkı ve gösterecekleri performans sonunda, seçimi kazanarak ipi göğüsleyecek olan kişidir. 


İYİ Parti'nin alanı daralmıştır. İYİ PARTİ; CHP'nin kurumsal muhalefetine ve izin vermemesine rağmen, KILIÇDAROĞLU dışındaki CHP'li bir ismi,  seçilecek aday safsatasıyla masada aday olarak öne sürmeye kalkışmamalıdır. Yüreği yetiyorsa ve sonuçlarına katlanıyorsa, mertçe ve dürüstçe,  biz KILIÇDAROĞLU'nu istemiyoruz diyerek,  masadan ayrılmalı ve sonuçlarına da katlanmalıdır. 


İYİ PARTİ; çok gereksiz ve alıngan bir tavırla, sözüm ona partinin gururunu ve şahsiyetini koruyacağım, onay makamı olmayacağım diyerek, gereksiz alınganlık göstermişse de; şartlar gereği,  KILIÇDAROĞLU'nun adaylığına kerhen de olsa onay vermek zorunda kalırsa,  işte asıl o zaman gururu incinmiş ve boyun eğmiş olacaktır.  Bunu düşünemeyen, gereksiz olarak işi zora sokan  bir İYİ Parti yönetimiyle karşı karşıya olmaktan üzüntü ve kaygı duyuyorum,  altılı masa ve ülkemin geleceği adına.

Güner Yiğitbaşı

05/02/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

“Ben sizi aç susuz bıraktım ama anasız babasız bırakmadım". İsmet İnönü

“Ekmek karnesi” mi dediniz

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayip Erdoğan’ın CHP’yi eleştirirken, İkinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1940 ların kıtlık yıllarında, halka ekmeği herkese yetecek kadar vermek için her aile ve kişiye verilen ekmek karnesini değişik yıllarda halka gösterdiğini hem de defalarca gösterdiğini medya organlarından izlemişsinizdir.

CHP iktidarı döneminde savaş yılları ve kıtlık olduğu için ekmeğin karne ile verildiği doğrudur, ancak bunu söylerken o zamanki savaş koşullarını da düşünmek gerekir. 1939-1945 arasında devam eden İkinci Dünya Savaşı sırasında tek adam yönetimli ülkeler Almanya (Hitler), İtalya (Mussolini), Rusya (Stalin) yüzünden Avrupa kana bulanmış, saldırgan Hitler Almanya’sı Avrupa’yı baştan başa Yunanistan’a kadar işgal etmiş, Türkiye sınırına dayanmıştı. Almanlar tarafından Türkiye’ye, “bizimle birlikte Rusya’ya karşı savaşa gir” diye baskılar yapılmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın her yönden iyice zayıfladığı yıllarda 1914 de gereksiz yere savaşa sokulmasını unutmayan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu kanlı savaşa girmesini siyasi manevralarla önlemiştir. İkinci Dünya Savaşı insanlık tarihinin en fazla insan kaybının olduğu savaştır. Yine de Türkiye’nin kendi iradesi dışında savaşa girmesi halinde tedbir olarak büyük bir ordunun hazırda tutulması gerekti ve T.C. iki milyondan fazla asker beslemek zorunda kalmıştı.

“Ekmek karnesi” mi dediniz

Bir yandan da Yunanistan’ı işgal eden Almanlar, “İstanbul’u da bombalar Türkiye’yi savaşa zorlar” endişesi ile Cumhurbaşkanı İnönü olağanüstü tedbirler alır; geceleri İstanbul’da uçaklara karşı karatmalar yapılır, fotoğrafta görüldüğü gibi minarelerin şerefelerine uçaksavar makineli tüfekler yerleştirilir. 

Öte yandan Türkiye’nin kalkınma hamleleri, Osmanlı’dan gelen borçlar ve mali sorunlar, 1929 Mali buhranın etkileri ile ülke zor durumdadır. Savaşa katılma olasılığı karşısında askerlik dört yıla çıkarılır, yetişen en verimli genç insanlar askere alınınca ekip dikecek kişiler azaldığı için tarımsal ürünlerde düşüş olur ve ülkede sıkıntılar ile kıtlık başlar. Bu uygulama doğrultusunda ekmek üretiminde tasarruf yapılması adına una %15 oranına kadar arpa koyulması belirtilmiştir. Bu rakamlar sonradan %20 arpa ve %30 çavdar olarak değiştirilmiştir.  Tek tip ekmek uygulaması bir miktar tasarruf sağlamış olsa da un ve hububat kıtlığının önüne geçmek pek mümkün olunmamıştır. Bu sebepten ötürü ekmek karnesi uygulamasına geçiş yapılmıştır. Bu zor sıkıntılı zamanda bile Almanlar tarafından işgal edilen Yunanistan’a bile hükümet yiyecek-buğday yardımında bulunmuştu.

“Ekmek karnesi” mi dediniz

Zamanın Başbakanı Refik Saydam hükümetince 2. Dünya Savaşı sürecinde yaşanan ekonomik sıkıntıların önüne geçmek doğrultusunda Ocak 1940’da Milli Koruma Kanunu’nu çıkardı. Bu kanun doğrultusunda çıkan kararnameler savaş ekonomisini doğrudan yönlendirdi. Milli Korunma Kanunu hükümete fiyatları saptamak, ürünlere el koymak hatta zorunlu çalışma yükümlülüğü getirebilmek gibi sınırsız yetkiler tanınmıştı. Hükümet, Milli Korunma Kanunu’na dayanarak ilk olarak enflasyon ve karaborsacılığı önlemek için narh uygulaması ve fiyat mukabelesi gerçekleştirdi. İkinci olarak bazı ekmek gibi temel malların karneyle dağıtılmasına geçildi. 1942-1946 yılları arasında zorunlu olarak 4 yıl süreyle karne ile ekmek satışı yapıldı. Karne ile ekmek satışının bitiminden sonra bazı vatandaşlar Cumhurbaşkanı İnönü’ye, “bizi aç bıraktın, bazen ekmek bulamıyorduk paşam” diye sitem edince, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün şu unutulmaz sözü belleklerden hiç çıkmaz oldu: “Ben sizi aç susuz bıraktım ama anasız babasız bırakmadım". Böylece ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü, savaşın insan kaybının, insanların anasız babasız kalmanın acısını ve önemini vurguluyordu. 

Türkiye savaşa girmediği halde savaş ekonomisinin koşullarını tüm ağırlığıyla yaşadı. Yetişkin nüfusun büyük bir bölümünün askere alınması ile üretim gücü büyük ölçüde yitirildi, örnek olarak savaş yıllarında buğday üretiminde %50’ye yakın bir gerileme yaşanmış olması söylenebilir.  O savaş yıllarında ekmeği tasarruflu kullanma endişesi ile devlet vatandaşa karne ile ekmek dağıtmak zorunda kalırken ve her yerde tek tip ekmek çıkarmayı zorunlu kılar. Ekmek dağıtımını, üretimini ve satış fiyatını düzenlemek adına 1942-1946 yılları arasında Ekmek Karnesi uygulaması uygulanmıştır. Eşit koşullarda ekmek tüketimini hedefleyen uygulama suistimaller, karaborsacılık, evrakta sahtecilik gibi adli hadiseler ile karşılaşmıştır. Bu gibi suçları cezalandırmada Milli Korunma Kanunu kapsamına giren bütün suçları yargılamak adına kurulan Milli korunma mahkemeleri zamanının büyük bir kısmını bu hususa harcamıştır

“Ekmek karnesi” mi dediniz

Ülkenin bu sıkıntılı durumunu düşünmeyen, hesaba katmayan 1950’den sonra gelen gerici iktidarlar, ellerine aldıkları ekmek karneleri cahil halka göstererek “kıtlık getirdi” diye CHP’yi insafsızca eleştirmeye kötülemeye devam edegelmişler.

Devlet yeterli silolar olmadığı için halktan aldığı buğdayı koyacak yer bulamaz, o sıralarda az kullanılan camilere buğdayı koymak zorunda kalır. O koşullarda her devlet adamı bu tedbirleri almak zorunda idi. 1950 de CHP’den sonra gelen Cumhuriyet, demokrasi, Atatürk karşıtı iktidarlar günümüze kadar bunları dillerine dolamışlar, “CHP kıtlık getirdi, CHP camileri kapattı” diye acımasızca insafsızca CHP’yi kötülemişlerdi. Böylece ülkenin kurucu ve zor günlerin partisi CHP 1950’den sonra asla doğru düzgün iktidara gelememiştir. İşte ülkemizde “tek adam” yönetiminin başında bulunan R. Tayip Erdoğan da böylesine 1940 lı yılların kıtlık günlerinin ekmek karnesini eline alıp insafsızca CHP’yi eleştiriyordu.  

  Kaynak:

BAKAR, Bülent, “İstanbul’da Ekmek Karnesi Uygulaması, Karne ve Ekmek Suistimalleri (1942-1946)”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, Cilt:12, 2013/2, s.1-60.

BORATAV, Korkut, Türkiye İktisat Tarihi, İmge Kitabevi, Ankara, 2005.

DOKUYAN, Sabit, “İkinci Dünya Savaşı Sırasında Yaşanan Gıda Sıkıntısı ve Ekmek Karnesi Uygulaması”, International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Cilt: 8, 2013, s.193-210.

KAYRA, Cahit, 1923-1950 Devletçilik Altın Yıllar, Tarihçi Kitabevi, İstanbul, 2015.

METİNSOY, Murat, İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017.  

Cevat Kulaksız

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Bırakın Şımarıklığı Haddinizi Bilin
Nedir bu İYİ Partinin şımarıklığı, haddini bilmezliği?


Nedir bu KILIÇDAROĞLU'nun efendiliği, kibarlığı ve alttan alması?


Nedir bu İMAMOĞLU'nun nankörlüğü ve önlenemez  hırsı?


Bugün gelinen ortak aday krizinin üç suçlusu bunlardır. 


İYİ Parti ne oldum delisi oldu, kısa sürede hak etmediği oranda  palazlanması ona yaramadı. Ben neymişim oldular adeta. 


Cumhur İttifakı duymasın ama, İYİ Partinin ürettiği,  CHP'nin aklına gelmeyen üstün ne projesi ve kadrosu var,  ben bilemiyorum. Bilenler varsa bana anlatsınlar. 


İYİ Parti lideri AKŞENER ülkeyi dolaştı esnafı dinledi, her çarşamba grup toplantısında da güzel laflar üretiyor. Ben başka olumlu ve somut projelerine tanık olmadım. Kadrolarının da, nicelik ve nitelik yönünden  yeterliliğinden pek emin değilim. 


Kazanacak aday da ne demek?


En Başta AKŞENER olmak üzere,  İYİ Partinin üst düzey yöneticileri,  sürekli olarak kazanacak aday diyorlar ve KILIÇDAROĞLU'nun adaylığını bir türlü içlerine sindiremiyorlar. 


Seçilecek aday'ın tanımı,  tarifi ve garantisi var mı?


Kimsenin seçilme garantisi yok. Yarın sağ çıkacağımızın garantisi yok ki. 


KILIÇDAROĞLU'na muhalefet edip, ona karşı seçilecek başka bir  aday arayışına girmek,  KILIÇDAROĞLU'na güvenmemek anlamına gelmekte olup, altılı masanın kurucusu ve en büyük partisinin genel başkanı olan KILIÇDAROĞLU'na İYİ Parti olarak siz güvenmiyorsanız, altılı masada ne işiniz var,  çekip gidin yüreğiniz varsa. Siz bir yıldır görüştüğünüz ittifak kurduğunuz,  birlikte 240 sayfalık ortak mutabakat belgesini hazırladığınız KILIÇDAROĞLU'na güvenmiyorsanız, onun da emeği olan mutabakat belgesinin inandırıcılığı kalır mı?


O zaman seçmen size nasıl güvenecek?


Siz İYİ Parti olarak,  KILIÇDAROĞLU seçilecek aday değildir,  seçilecek aday arayalım dedikçe, seçilebilecek olan KILIÇDAROĞLU'na ve altılı masaya zarar verdiğinizin farkında değil misiniz?


Neymiş efendim dayatmaya karşılarmış, onay makamı, noter değillermiş. 


Kardeşim, KILIÇDAROĞLU; bugüne kadar,  ben adayım benim adaylığımı onaylayacaksınız demedi.  KILIÇDAROĞLU;  sürekli olarak,  ortak adayı altılı masa belirleyecek dedi. Biz KILIÇDAROĞLU'nun adaylığını onama makamı değiliz diyerek  komplekse girmenizi haklı kılan hiçbir sebep yoktur. 


Ortak aday belirlerken halkın iradesine başvuralım diyorsunuz İYİ Parti olarak. Bunun sağlıklı bir yönetemi var mıdır? Dar bir çevrede yapılacak olan anketlere nasıl güveneceğiz?


İYİ Partinin savunduğu gibi, halkın iradesine, ortak adayı belirlemede değil, hiçbir komplekse girmeden altılı masadan birisinin ortak adaylığını kabul ederek, seçimlerde başvuracaksınız efendi. Siz, İYİ Parti olarak,  milletvekili adaylarını halkın iradesine başvurarak mı belirliyorsunuz da, ortak adayı belirlemek için ön seçim anlamında halkın iradesine başvurmak istiyorsunuz? Kıvırmayın lütfen, açıkça,  biz KILIÇDAROĞLU'nun adaylığını istemiyoruz diyerek baklayı ağzınızdan çıkarınız.  


KILIÇDAROĞLU neredeyse bir yıldır, seçim kazanıp iktidar olduğumuz da şunu yapacağım bunu yapacağım diyerek,  birinci tekil şahıs konuşarak,  üstü kapalı bir şekilde ortak adaylığını açıkladığı halde, toplantılarınızda veya ikili görüşmelerinizde KILIÇDAROĞLU'nun dikkatini niye çekmediğiniz, onu niçin uyarmadınız,  umutlandırdınız adamı?



İYİ Parti olarak, tıpkı saray yönetimi gibi, birçok danışmanlar türettiniz. Partili birisi konuşuyor bakıyoruz ünvanına, İyi Parti Genel Başkanı Başdanışmanı yazıyor hepsinde. Sanırım danışman ve başdanışmanların enflasyona uğradığı partiler iflah olmuyor. 


İYİ PARTİ gerçekten bir havalara girmiş durumda. Sanırım, özellikle Sinan ATEŞ cinayetinden sonra MHP'nin erimesi ve AKP'nin sürekli puan kaybetmesi nedeniyle,  MHP ve AKP den kopan tüm oyların İYİ Parti'ye akacağını sanıyorlar ama yanılıyorlar. 


Diyorlar ki; KILIÇDAROĞLU bugüne kadar hiç seçim kazanamadı bu seçimi de kazanamaz. 


Bunu söyleyenler halt etmişler. 


KILIÇDAROĞLU'nun son yıllarda yaptıklarına bakmıyor bunu söyleyenler. İnsanlar kendilerini geliştiremezler mi?KILIÇDAROĞLU'nu zamanında biz de çok eleştirdik,  ancak son yıllarda,  özellikle son yerel seçimlerde gösterdiği performansını kimse yadsıyamaz. 


Seçim kaybetmek yazgı değildir. 


Ona kalırsa, son yerel seçimlere kadar ERDOĞAN da hiç seçim kaybetmedi,  hep kazandı. Bugün geldiğimiz günümüz koşullarına ve  ağır yıkıma rağmen, ERDOĞAN seçim kazanmak için dünyaya gelmiştir, bu seçimleri de mutlaka o kazanacaktır diyebiliyor musunuz, bu mümkün müdür?


KILIÇDAROĞLU' da ektiğini biçiyor şimdi. Fazla nezaket gösterdi, çok alttan aldı, ağırlığını hiç hissettiremedi, İMAMOĞLU'nu, kimsenin tanımadığı çöplükten çıkararak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçtirdi, beslediği karga şimdi gözünü ve altını oymaya çalışıyor, şehir şehir dolaşarak hala ortak adaylığını sıcak tutuyor ve İYİ Parti ile dirsek temasında. Haddini bilmiyor, KILIÇDAROĞLU'na nankörlük yapıyor, KILIÇDAROĞLU da,  aman seçmen nezdinde itibar kaybetmeyelim düşüncesiyle sesini çıkaramıyor, susuyor ve hata ediyor. 


İMAMOĞLU'na gelince; o da,  ne oldum delisi oldu, ben neymişim demeye başladı, hırsını açığa çıkardı, genç ve yakışıklı olmak,  güzel konuşmak, alkışlanmak tek başına  işe yarasaydı, ben neymişim havalarına giren Muharrem İNCE de,  bugünkü acınacak durumuna düşmezdi. 


İMAMOĞLU; iyi esnaf olabilir, esnaflık belediye başkanlığında başarı göstermek için gerekli ve yeterli olsa da, büyük devlet adamlığı  deneyimi isteyen devlet idaresinde başarı için,  esnaflık yeterli olamaz. Devlet içinde, devletin muhtelif kademelerinde çalışarak deneyim kazanmak gerekir.  


Herkes aklını başına toplasın, havalara girmesin. Ortak aday altılı masadan çıkmalı ve oy birliği aranmamalı, altı liderden dördünün oyunu alan ortak aday olmalı ve herkes bu oylamaya saygı göstermelidir. 


Halk burnundan soluyor ve bu iktidardan kurtulmak için can atıyor, gün sayıyor, siz hala seçilecek aday diye sayıklıyorsunuz, halkın nabzını tutmaktan acizsiniz,  ısmarlama anketlere bel bağlıyorsunuz, değil KILIÇDAROĞLU'nu,  beni ortak aday yapsanız ben dahi kazanırım. Halk sandığa tıpış,  tıpış giderek,  ortak adaya destek çıkmaktan başka çaresinin kalmadığını,  çok iyi görüyor, sadece sizler göremiyorsunuz.

Güner Yiğitbaşı

03/02/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Zühtü Arslanı Ve Anayasa Mahkemesi Üyelerini Kutluyoruz
Yeniden Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilen Sayın Zühtü ARSLAN'ı ve ona oy vererek yeniden başkan seçen ve  Anayasa Mahkemesinin onurunu koruyan Anayasa Mahkemesinin değerli üyelerini,  yürekten kutluyoruz. 


Kamuoyuna yansıyan kulis bilgilerine göre, henüz emekleyip yürümeye başlamadan koşmaya başlayarak, Sarayın baskısıyla ve jet hızıyla hiç hak etmediği Anayasa Mahkemesi Üyeliğine Yargıtay kontenjanından seçilen sarayın has adamı İrfan FİDAN'ın;  yine sarayın baskısıyla ve yine hak etmediği halde, emekleyip yürümeye başlamadan koşar adım Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmesi komplosu bu sefer tutmadı, çok şükür. 


Anayasa Mahkemesinin Sayın Üyeleri; İrfan FİDAN'ın, Yargıtay’da tek imza atmadan ve tek dosya incelemeden, kıdemine ve müktesebatına bakmadan, etik dışı olarak,  Yargıtay kontenjanından Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday olması ve Yargıtay Üyelerinin de kendi onurlarını ayaklar altına alarak üç günlük taze üyeyi hak etmediği halde,  Sarayın baskılarına boyun eğerek , Anayasa Mahkemesine üye olarak seçme mesleki onursuzluğunu göstermeyerek, Sayın Zühtü ARSLAN'ı yeniden başkan seçmek suretiyle, Anayasa Mahkemesinin olduğu kadar,  kendi mesleki onurlarını da korudular. Anayasa Mahkemesi Üyelerini,  bu onurlu davranışları nedeniyle kutluyor ve ayakta alkışlıyoruz. 


Yargıtay Üyeleri; maalesef, İrfan FİDAN'ı hiç  hak etmediği halde  Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçerek, mesleki etik kurallarını ve kendi onurlarını açıkça ihlal etmişlerdir. 


İrfan FİDAN; hak etmediği Anayasa Mahkemesi Üyeliğini dahi yeterli görmeyerek ve Saray'ın desteğine de güvenerek, Saray adına faaliyet göstermek için,  Anayasa Mahkemesi Başkanlığına da aday olmuş ve bu sefer,  Yargıtay Üyelerinin etik ve mesleki onur dışı desteğinin bir benzerini, Sarayın baskılarına rağmen,  Anayasa Mahkemesi Üyelerinden görememiş,  girdiği başkanlık seçimini kaybetmiş ve hak ettiği dersi almıştır. 


Buradan Yargıtay'a bir iki söz söylemek istiyoruz. 


Yargıtay, yargıdaki tüm olumsuzluklara rağmen dik durmasını başaran, göreceli de olsa hukukun üstünlüğünü elinden geldiğince sağlamaya çalışan Anayasa Mahkemesinin;  özellikle hak ihlaline dayalı bireysel  başvuru hakkının sağlanmasından sonra eriştiği yeni statüsünü,  sürekli kıskanmış ve kendisinin onayladığı kesinleşen kararları dahi,  hak ihlali nedeniyle paçavra gibi bozduğundan dolayı,  Anayasa Mahkemesinin bir numara yüksek Mahkeme statüsünü hazmedememiş, hatta Yüce Divan olarak yargılama yetkisinin,  Yargıtay'ın hakkı olduğunu savunmuştur. 


Politik baskılara göğüs geremeyen siyasallaşan, tarafsızlığını kaybeden bu Yargıtay ‘mı Yüce Divan olarak görev yapacak? Allah yazdıysa bozsun. 


Daha önce de yazdık, bize göre Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başsavcılığının dahi,  Yargıtay'dan alınarak,  en üst seviyedeki Başsavcılığın, T. C. Başsavcılığının Anayasa Mahkemesi bünyesinde kurulması gerekir. 


Saray destekli İrfan FİDAN'ın;  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı rüyasına son vererek, Anayasa Mahkemesinin ve Türk Yargısının şeref ve namusunu koruyan Anayasa Mahkemesi;  hukuk adına gösterdiği bu onurlu davranışı ile Yüksek yargı organları arasındaki farkındalığını ve bir numara olmayı hak ettiğini göstermiştir. 


Yargı çölünde bir vaha gibi öne çıkan Anayasa Mahkemesinin;  meslek onurunu ve yargının bağımsızlığını koruyan bu onurlu davranışı; Saray'a ve Yargıtay'a kapak olsun.

Güner Yiğitbaşı

02/02/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Fazla Naz Aşık Usandırır Unutmayınız
Altılı masayı, pardon yeni adıyla Millet İttifakını bir kez daha uyarıyoruz. 


Fazla naz aşık usandırır diye güzel bir atasözümüz vardır biliyorsunuz. 


Ortak adayınızı açıklamak için hiçbir mazeretiniz kalmadı. 


Ne diyordunuz ERDOĞAN'a?


Seçim tarihini açıkla, bizim adayımız belli,  ertesi günü açıklarız. 


Adam açıkladı işte, 14. Mayıs söz milletin diyerek,  seçim tarihini açıkladı ve size gollük bir de pas attı. 


Muhalefetin hakkı olan; ”yeter söz milletin” seçim sloganını size hatırlatarak ve hediye olarak sunarak,  seçim tarihini açıkladı. 


Millet İttifakı olarak yol haritanızı, 240 sayfalık ortak politikalar mutabakat belgenizi de görkemli bir törenle açıkladınız. 


Adayınızı açıklamak için ne kaldı ki?


Aslında adayınızı, mutabakat belgesini açıkladıktan hemen sonra,  o kalabalık tören salonundan açıklayabilirdiniz. 


Ama, ortak aday konusunda aranızda hala bazı pürüzler var. Halkımız, adaydan önce yol haritanız olan mutabakat belgesinde açıkladığınız yapacaklarınıza bakarak sizlere oy verecek, buna rağmen bu gerçeği kabul etmiyorsunuz ve aranızdan bazıları hala seçilecek aday saçmalığında ısrar ediyor olmalı ki; ortak adayı bir türlü açıklayamıyorsunuz. 


Son toplantınızda altılı masayı Millet İttifakı haline getirdiniz, bu duruma göre ortak listelerle seçimlere girmeyi düşünüyorsunuz. Bu da çok sorun çıkaracak aranızda, bu nedenle milletvekili pazarlıklarında ellerini sağlam tutmak isteyenler, ortak adayı bir koz olarak ellerinde tutmak isteyecekler ve ortak adayın belirlenip açıklanması sanırım 13. Şubat da da mümkün olmayacak, milletvekilleri aday listelerinin belirlenmesi beklenecek gibi. 


Bu konuda her kafadan bir ses çıkmaya devam ediyor. 


KILIÇDAROĞLU; 14 Mayısta seçim kazanarak Cumhurbaşkanı olmuş gibi 15. Mayısta “ben Kemal geliyorum” diye telefon açarak çetelerden hesap sormaya başlayacağını açıkladı, altılı masa ise hala suskun. 


Bu koşullarda, bu vakitten sonra altılı masada aday belirlemede bir sorun çıkarsa, çiftlerden birinin nikah masasında evlendirme memuruna sürpriz bir şekilde hayır demesi halinde nikaha gelen davetlilerde oluşan soğuk duş benzeri bir soğuk duşa uğrayacağımızdan endişe etmeye başladım, inanın. 


Kusura bakmayınız ama,  çok şaşkınsınız ve artık gerçekten canımızı sıkmaya başladınız, usandırdınız artık.

Güner Yiğitbaşı

01/02/2023

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget