Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Boğaziçi Krizini Daha Da Tırmandıracak Bir Karar

Boğaziçi Üniversitesine,  partili Cumhurbaşkanı tarafından dışarıdan atanan kayyum rektör nedeniyle,  üniversite öğrencileriyle akademisyenler tarafından başlatılan anayasal, demokratik ve barışçıl protestolar devam ederken, bugün (06/02/2021) Resmi Gazetede yayınlanan 3519 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla,  Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde bir gecede Hukuk ve İletişim Fakültelerinin kurulması, çok düşündürücüdür. 

Bu kararın,  zamanlaması itibariyle,  tam da bu direnişe denk gelmesi anlamlıdır. 

Üniversiteye atanan ve öğrenciler tarafından istenmeyen adam ilan edilen kayyum rektör, üniversitede görevli öğretim kadrosu tarafından da benimsenmemiş ve dışlanmış olup;  bu nedenle, rektör yönetimini kurabilecek öğretim görevlisi bulmakta zorlanmakta ve görevini tam olarak icra edemez konumdadır. 

Rektörü atayan partili cumhurbaşkanının,  bugüne kadar uyguladığı siyaset yönteminin; insanları bölmek, kutuplaştırmak ve toplumda gerginlik yaratmak ve bundan siyasi çıkar sağlamak olduğu dikkate alındığında, partili cumhurbaşkanının;   tanıdık aynı yöntemi kullandığı, Boğaziçi Üniversitesine atadığı ve en başta öğrenciler olmak üzere,  tüm öğretim elemanlarının da kabul etmedikleri rektörü görevden alarak, üniversite içinden sevilen bir akademisyeni rektör atayarak, ortaya çıkan krizi sonlandırmaya niyetli olmadığı, krizin üzerine körükle giderek,  krizi tırmandırmaya niyetli olduğu, bu nedenle de rektör krizine ilaveten bir de sürpriz bir kararla hukuk ve iletişim fakültelerinin kurulmasına karar verip, üniversitede fakülte krizi yaratmayı ve gerginlik politikasından siyasi yarar sağlamayı düşündüğünü değerlendiriyoruz. 

Çok yazık. Siyasi iktidarın başı olan zatın, kendi kararları dışında çıkacak krizleri dahi sonlandırmak için gayret sarf edeceğine, kendi yarattığı rektör krizine,  yine kendi kararıyla fakülte krizi ilave etmesini anlayamıyoruz. 

Yeni fakülteler kurulmasıyla güdülen amaç,  çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır. 

Boğaziçi Üniversitesine, üniversite yönetiminden habersiz, ülkenin ihtiyacının bulunup bulunmadığı araştırılıp sorgulanmadan,  bir gecede hukuk ve iletişim fakültelerinin kurulmasının tek amacı olabilir, bize göre; o da,  kurulan bu yeni fakülte kadrolarına yandaş öğretim üyeleri atanarak, istenmeyen dışarıdan atanan kayyum rektöre, kurulan yeni fakültelerin dışarıdan atanacak bu yandaş öğretim üyeleriyle kadro takviyesi yapmak ve rektörün üniversite içindeki yalnızlığını gidermek ve kadrosunu oluşturarak görevine başlamasını sağlamaktır. 

Ülkenin birliğinden ve huzurundan sorumlu olan partili cumhurbaşkanının,  Boğaziçi krizinin üzerine körükle giden bu yeni icraatı da göstermiştir ki; ülkenin, siyasi ihtirasına yenik düşen tek adamın kararlarıyla yönetildiği cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi,  asla bu ülkenin hayrına değildir.  

Güner Yiğitbaşı

06/02/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu 

Sen Devlet Değilsin Sayın Erdoğan
Sayın ERDOĞAN; davranışlarına, söylemlerine ve devleti tek başına keyfi ve sınır tanımaksızın yönetmeye kalkışına, kibirine, kendini Anayasa Mahkemesinin dahi üstünde tutuşuna, bağlayıcı Anayasa Mahkemesi kararlarına dahi diklenişine,  haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı olmayan gençleri, ana muhalefet partisini ve yöneticilerini terörist olarak yaftalamana, yasal güvencelerine güvenerek önüne gelene hakaret etmeyi kendine hak olarak görmene rağmen, kendine yönelik en ufak ve haklı bir eleştiriyi hakaret olarak kabul ederek,  insanları mahkeme kapılarında sürünmeyi onlara reva görüşüne, nice anayasa ve yasa dışı keyfi icraatlarına, son olarak da; millete,  kapalı kapılar ardında hazırlatacağın, senin iktidarını ve sarayını garanti altına almayı amaçlayan yeni anayasa önerisini,  millete kakalama isteğine, hayvanları koruma amaçlı bir derneğin kuruluşunun bile senin onayına bağlı kılınmış olan bu düzene  bakılırsa, sen kendini devlet olarak görüyorsun demek ki. 

Ben devletim diyorsun. 

Sayın ERDOĞAN;  ne sen, ne senin partin ve ne de başkanlığını yaptığın hükumet, asla devlet değilsiniz. 

ATATÜRK'ün,  onca şehit ve gazinin kanlarıyla ülkeyi kurtararak kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, senin gibi fani değil, ATATÜRK'ün dediği gibi,  ilelebet payidar kalacak, 93 milyon tüm Türk Milletinin her birinin;  eşit haklarla sahip oldukları,  anayasa ve yasalara göre,  çatısı altında eşit olarak yaşadıkları bir kurumdur. 

Bir benzetme yapacak olursak;  devlet,  hancı, sen ve iktidarın, partin ve hükumetin ise; bu handan gelip geçen bir yolcudur. 

Devletin;  anayasa ve yasalara uygun olarak,  yönetilmesi,  beş yıllığına sana ve partine geçici olarak emanet edilmiştir,  o kadar. 

Bu devletin ne ilk iktidar sahibi sensin,  son iktidar sahibi de,  asla sen olmayacaksın,  aksi kanaatte isen,  büyük bir yanılgı içindesin. 

Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinde;  egemenlik, yani hakimiyet, kayıtsız ve şartsız, dinlerine, mezheplerine, cinsiyetlerine ve ırklarına bakılmaksızın yasa önünde eşit olan 93 milyon Türk Milletine aittir. 

Anayasaya göre; Türk Milleti, yasama, yürütme ve yargıdan oluşan egemenlik haklarını, anayasanın belirlediği organlar eliyle kullanırlar. 

Sayın ERDOĞAN; sen de, Türk Milletine ait egemenlik haklarından biri olan (Yürütme hak ve yetkisini), Türk Milletini temsilen ve onun adına ve menfaatlerine uygun olarak kullanmakla görevlendirilen, anayasanın öngördüğü süre ile sınırlı olmak, anayasaya ve yasalara uymak şartıyla geçici olarak kullanan,  seçimle iş başına gelen, üst düzey bir kamu görevlisisin unutma sakın. 

Yani,  devlet değilsin, padişah değilsin, devlet  babanın şahsi malı, Türk Milleti de;  senin,  sana biat etmek zorunda olan kulların değildir. Sakın unutma lütfen. 

Sen,  Türk Milleti tarafından geçici süreyle seçilmiş ve devleti yönetirken, anayasa ve yasalara saygı göstermek ve uymak zorunda olan, bizler gibi, eşitler arasında bir adım öne çıkmış bir Türk Vatandaşısın. 

Bu nedenle, demokratik seçimlerle iş başına  geldiğin gibi,  yine demokratik seçimlerle iş başından çekilip gitmek zorundasın. 

Aksine bir düşünce ve çabalar içine girmeye,  kendinde bir üstünlük ve imtiyaz vehmetmeye,  sen dahil, kimsenin hakkı ve haddi değildir, bunu sakın unutma lütfen. 

Sayın ERDOĞAN; siyasi partiler, küçük ortağın MHP hariç, demokratik seçimlerle iş başına gelerek iktidar olmak ve millete ait olan egemenlik haklarını onlar adına kullanarak devleti yönetmek isterler, onların kuruluş ve faaliyetlerinin asıl amacı budur. 

Bu nedenle, ERDOĞAN iktidarını, hükümetini sonlandırarak iş başına geleceğiz diyen ana muhalefet partisi ile diğer muhalefet partilerinin bu sözlerine takılarak;  muhalefeti, beni ve hükümetimi devirmek, iş başından uzaklaştırmak istiyorlar diye suçlamaya kalkma sakın. 

Burada önemli olan,  seni ve hükumetini, iktidarını,  iş başından uzaklaştırmanın yöntemidir. 

Demokratik seçimler ve Türk Milletinin sandık tercihi senin ve partine artık yeter derse, hiç kusura bakma,  çekip gitmek zorundasın. 

İşte, bu demokratik ve çok yalın gerçekten hareketle biz diyoruz ki; Sayın ERDOĞAN,  sen de bir fanisin, gelip geçicisin. Senin bir ayrıcalığın yok, 93 milyon Türk Milletinin diğer fertlerinden daha imtiyazlı ve bulunmaz Hint kumaşı değilsin. 

Sen de; hem Dünya'nın,  hem de iktidarın bir fani kulusun o kadar. 

Sayın ERDOĞAN; bu gerçekleri bilir ve kabul edersen, yaşamını bu demokratik gerçeklere göre planlarsan, inan ki; daha mutlu olacaksın, bir takım hayallerin peşinde koşmayacaksın.  

Güner Yiğitbaşı

05/02/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bırakınız Anayasa Tartışmasını Ciddiye Almayınız Lütfen
Biraz iddialı ve kırıcı olacak belki ama, kusura bakmasın kimseler, ben ülkemiz insanından umudumu kestim artık.  

Ülkenin; sosyal, ekonomik, sağlık ve yönetsel konularda çözüm bekleyen birçok devasa problemi varken, Boğaziçi Üniversitesinde başlayan demokratik ve anayasal direniş eylemi; siyasal iktidarın vurdumduymazlığı ve hatasından dönmeme inadı yüzünden giderek tırmanırken, AKP Genel Başkanı ERDOĞAN'ın ; Türkiye'nin yeni bir anayasayı çalışmasının vakti gelmiştir sözü üzerine; herkes,  ülkenin çözüm bekleyen çok acil sorunlarını unutarak, hiç de gerekli olmayan, mevcudu dahi uygulanmayan,  yeni anayasayı tartışmaya başladı.  

Bugün televizyonlarda benim izlediğim muhalif ciddi kanallar bile, ERDOĞAN'ın yeni anayasa oltasına takılarak,  ciddi ciddi bunu tartışmaya başladılar.  Bu yazıyı yazarken, şu anda bile  bu tartışmalara kulak kabartmaktayım.  

Bize kalırsa, bu ülkeyi gerçekten seviyorsak, seçimlere çok az bir zaman kala, ERDOĞAN'ın ortaya attığı bu önerisini görmezlikten gelerek,  yok saymak zorundayız.  

İnsan hak ve özgürlüklerinin, bağımsız yargının, kuvvetler ayrımının,  şeffaflığın,  kısacası parlamenter  demokrasinin baş düşmanları ERDOĞAN ve ortağı BAHÇELİ'nin öncülüğünü yapacakları yeni bir anayasa çalışmasını,  nasıl ciddiye alırsınız, anlamak mümkün değil.  

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin anayasal demokratik protesto haklarını kullanmalarına tahammül edemeyen, öğrencileri terörist olarak suçlayan, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını uygulatmayan bir siyasal iktidarın ve onların temsil ettiği zihniyetin,  demokratik yeni bir anayasa yapacağına inanarak bunu ciddiye alıp tartışmaya başlamak, aymazlık,  gaflet ve büyük bir saflıktır.  

Yeni anayasa tartışmasını ortaya atan ERDOĞAN'ın amacı; mevcut anayasayı da ortadan kaldırarak,  kendi imparatorluğunu kuracağı, ömür boyu yönetimde kalacağı bir anayasanın hayata geçirilmesidir.  

Anayasa değişikliğinin tartışmaya açılabilmesi için, bu tartışmayı açmak isteyen ERDOĞAN ve BAHÇELİ'nin meclis çoğunluklarının;  bunu sağlamaya yeterli olması gerekir.  

Mevcut milletvekili yapısına göre, ERDOĞAN ve BAHÇELİ'nin bir anayasa değişikliğini doğrudan meclisten geçirecek çoğunlukları olmadığı gibi, referandum yoluyla geçirmeye yetecek 360 milletvekili çoğunlukları dahi yoktur.  Kaldı ki; böyle bir anayasanın halk oylamasından geçmesi de,  asla mümkün değildir.  

Buradan;  aklı başında,  hukukun üstünlüğüne saygılı tüm insanlarımıza ve Halk TV.  ,  TELE-1 gibi muhalif ve ciddi televizyon yöneticilerine sesleniyoruz, bırakınız şu adamın gayri ciddi,  çıkarmaya gücü yetmeyecek, antidemokratik hayali anayasa tartışmalarına alet olmayı, bu adamın ülkenin gündemini değiştirmesine yardımcı olmayı.  

Aksi halde,  ülkeye kötülük yapmış, ERDOĞAN'ın tuzağına düşmüş ve zokasını yutmuş oluyorsunuz.  Aklınızı başınıza toplayınız.  

Ülkemizin gündeminde;  şu anda seçimler ve AKP iktidarından bu ülkeyi kurtarmak vardır, anayasa değişikliği yoktur.   

Güner Yiğitbaşı

04/02/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Geri Adım Atmayacaktır
Boğaziçi Üniversitesine atanan kayyum rektörün,  öğrenciler tarafından protesto edilmesi demokratik eylemi,  artarak devam ediyor. 

Atamayı yapan Saraydaki tek adamın, bu demokratik eylemi, antidemokratik olarak polis şiddetiyle önlemekte kararlı olduğu anlaşılıyor. 

Saraydaki tek adam, geri adım atarak atamayı iptal edip, Boğaziçi Üniversitesinden bir öğretim üyesini rektör olarak atamayı, otoritesine gölge düşüreceği ve bu demokratik direnişlerin yol olacağı  ve saygınlığına gölge düşeceği kanaatiyle, aklının ucundan dahi geçirmemektedir. 

Tek adam, Boğaziçi’ndeki demokratik direnişin, kendisinde paranoya haline gelen gezi olaylarına benzer ve tüm yurdu saracak bir demokratik öğrenci eylemine dönüşmesinden korkmaktadır. 

Demokratik ülkelerde,  iş başında bulunan yöneticilerin, yanlış kararlarından dönerek haklı direnişlere demokratik olarak son vermeleri,  bir erdem ise de; antidemokratik ve otoriter yönetimlerde,  yanlıştan dönmek, bir yenilgi ve otoriterlikten verilecek bir taviz olarak değerlendirilmektedir. 

Ülkemiz,  tam bir çelişkiler ülkesine dönüştü, tek adam rejiminde. 

Tek adam, ülkeyi yönetemez hale gelmiş ve ne yapacağının şaşkınlığı içinde bocalıyor. 

Ortada, içerdiği en basit insan hakları ve yargı bağımsızlığı gibi insanlarımızın lehine olan hükümleri dahi siyasal iktidar tarafından uygulanmayan bir anayasamız olduğu halde, iş başındaki tek adam,  anayasa değişikliği önerisiyle kamuoyunun önüne çıkabiliyor. 

Hani, yaramaz ve aç gözlü çocuklar vardır, annesi tabağına yeteri kadar yemek koymasına rağmen, aç gözlülük yaparak,  kardeşlerinin yemeklerine de göz dikerler ya, işte aynen onun gibi,  uygulanmayan askıya alınan  bir anayasamızın varlığına rağmen, nedir bu anayasa değişiklik istemi anlamakta zorlanıyoruz ve siz önce önünüzdeki yemeği bir yiyin demek geliyor içimizden. 

Maksat başka tabi. Demokratik ve ilerici, insan hak ve özgürlüklerine dayalı bir anayasa yapmak  değil, onların maksatları. 

İstedikleri, arkalarındaki azalan halk desteğinden doğacak açıklarını tamamlayarak, seçim yenilgisinden kurtulup iktidarda kalabilmek, saraylarda oturmaya devam etmek. 

Bu nedenle; biz en başta CHP ve İYİ Parti olmak üzere, tüm muhalefet partilerini,  Sarayın bu anayasa değişikliği önerisine kulaklarını tıkamaya ve  bu öneriyi yok saymaya davet ediyoruz. 

Sarayın amacı;  esasen, anayasada mevcut olup,  fiilen uygulanmayan bazı özgürlük maddelerini de aralarına serpiştirecekleri, cumhurbaşkanı seçim sistemini ve koşullarını saraydaki tek adam lehine değiştirecek ve yapılacak olan değişikliğin de ilk seçimlerde uygulanacağına imkan tanıyacak bir anayasal  düzenleme yapmaktır. 

Sakın ha, anayasaya göre bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına dahi saygı gösterip uygulamayan ve anayasa suçu işleyen bir iktidarın,  demokratik bir anayasa değişikliği yapacağı savına asla inanmayınız. 

Bu iktidar, ülkeyi yönetemediği gibi, maalesef tüm inandırıcılığını ve halk nezdindeki güvenini de tamamen kaybetmiştir ve ilk seçimlerde demokratik olarak ülke yönetiminden uzaklaştırılacaktır. 

Ondan sonradır ki; parlamenter sisteme dönüşü de içeren,  kapsamlı ve demokratik bir anayasa değişikliği gündemdeki yerini almalıdır.  

Güner Yiğitbaşı

03/02/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu  

Atatürk Konuşabilseydi
“Ey Türk Milleti. 

Benim cansız bedenimi Anıtkabir’e defnettiniz, milli bayramlarda ve diğer özel günlerde, özellikle ölüm yıldönümüm olan 10. Kasımlarda, kabrime gelerek,  beni anıyorsunuz, mutlu oluyorum. Hepinize teşekkürler ediyorum. 

Ancak, ülkenin gidişatı beni çok endişelendiriyor, hiç huzurlu yatmıyorum. 

Herkesin ağzında bir ATATÜRK sözüdür gidiyor. 

Görünüşe bakarsanız; herkes,  beni seviyor ve ATATÜRK'çü olduğunu savunuyor. 

Ama ben, kimlerin ve hangi kesimlerin beni sevmediklerini çok iyi biliyorum, inanın bana, bir kesimin beni sevmemelerine hiç de üzülmüyorum, hatta seviniyorum.  Herkesin beni sevmesini, ilkelerimi benimsemesini de beklemiyorum, bu benim için akılcı ve  gerçekçi bir beklenti olamaz. 

Kalben,  beni çok sevdiklerinden emin olduğum, bir araya geldiklerinde “Mustafa Kemal'in, ATATÜRK'ün askerleriyiz” diye slogan atıp bağırarak, sonra hiçbirşey olmamış gibi susarak, seslerini çıkaramayanlaradır,  benim asıl üzüntüm ve kızgınlığım. 

Ben sizlere;  demokratik, laik ve özgür bir devlet bıraktım, birilerinin beni sevmeme özgürlükleri de vardır tabi, ama hakaret etmeden. 

Duydum ki; devletimizin yönetim sistemi değiştirilmiş, parlamenter sistem rafa kaldırılarak,  kurtuluş savaşını yöneten,  kurucusu olduğum Türkiye Büyük Millet Meclisi,  işlevsiz bırakılmış, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi adı altında,  benim hiç duymadığım ve bilmediğim, ülkenin tüm kaderini sarayda oturan bir şahsın iki dudaklarının arasına bırakan,  ucube bir sistem tesis edilmiş ve sizler de oylarınızla bu ucube sisteme onay vermişsiniz. 

Beni çok yanılttınız, bu sisteme onay verenlerin çoğunlukta olduğu bir Türkiye Cumhuriyeti; benim kurarak sizlere ve Türk Gençliğine emanet ettiğim Türkiye Cumhuriyeti olamaz. 

Sizler ne biçim ATATÜRKÇÜ'sünüz,  bana söyler misiniz?

Bu ülkenin;  emperyalistlerden ve onların yerli işbirlikçisi, işgal altında bulunan İstanbul’daki Osmanlı Saraylarında oturan hainlerden kurtaran benim dahi, tek başıma sahip olamadığım, sahip olmak da istemediğim,  sınır ve denetim tanımayan yetkileri, hangi hakla ve akılla o tek adama verebildiniz?

Hangi hakla, benim kurduğum ve kurtuluş mücadelesinin mabedi gazi meclisi devre dışı bıraktınız, işlevsiz bir siyasi dernek haline getirdiniz, bu mudur sizin ATATÜRK severliğiniz?

Ben sizlerden;  sözde değil,  özde ATATÜRKÇÜ olmanızı, beni özde sevmenizi ve sizlere bıraktığım eserlere, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkarak korumanızı istiyorum ve hatta emrediyorum. 

Cumhurbaşkanlığı sarayı da ne demektir, benim dahi oturduğum ve Türkiye Cumhuriyetini yönettiğim, o tek adama kadar ülkeyi yöneten tüm Cumhurbaşkanlarının oturup çalışmalarını yürüttüğü Çankaya Köşkü neyine yetmemiş, o tek adamın, 0 kişi, saraylarda doğup saraylarda mı yaşamış ki?

Ben, saraylara yakışan, saraylarda oturan ve oradan ülkeyi yönetmeye çalışan,  saraylarla özdeş saltanatı,  boşuna mı kaldırdım, benim canım yok muydu saraylarda oturmak için?

Ben,  milletimin gönül saraylarında oturarak, ülkeme yararlı çalışmalarımı mütevazi Çankaya Köşkünden yürüttüm, milletimden uzaklaşmadım, sarayların kalın duvarları arkasında milletimden gizlenmedim, milletimden korkmadım, kendimi uzun koruma konvoylarıyla koruma altına alarak özgürlüğümü kısıtlamadım, yaşarken öldürmedim kendimi. 

O tek adam saray yönetiminin, Osmanlı saray ve saltanat rejiminden dahi otoriter, can sıkıcı ve özgürlükler düşmanı olduğunu, devletin temeli olan adaletin yok edildiğini, adalet sağlayan yargının,  saraydaki tek adamın emir kulu haline getirildiğini, insan hak ve özgürlüklerinin, basın özgürlüğünün yok edildiğini, herkesin saraydaki o tek adam gibi düşünmesinin istenildiğini, liyakatin değil,  itaatin,  saray yönetiminin önceliği olduğunu, anayasanın rafa kaldırıldığını, İstanbul belediye seçimlerinde olduğu gibi, millet iradesine saygının kalmadığını, Türk Milletinin yaklaşan seçimleri endişe ile beklediklerini görüyorum. 

Saraydaki tek adamın; halk oylaması ve anketlere göre, gidici olduğunu sarayı boşaltmak zorunda kalacağını bildiği için, bir arayış içinde bulunduğuna, muhalefeti ve demokrasi cephesini parçalamak için elinden gelen çabayı gösterdiğine,  tanık oluyorum. 

Ben, kurucusu olduğum CHP'nin  altı okundan birisi olan milliyetçilik ilkesini; Bir üst kavram olarak,  Türk Milletini oluşturan tüm yurttaşların etnik, dinsel ve mezhepsel kökenlerine bakmaksızın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çatısı ve bayrağı altında toplanan, yürekleri hep birlikte ve aynı amaçlarla, devletimizin, güzel yurdumuzun ve asil milletimizin  yararları doğrultusunda çarpan, ülkesinin yararlarını, kendi yararlarının üzerinde tutan insanların yüreklerinde hissettikleri bir değer ve güzel bir duygu olarak anlıyorum ve kabul ediyorum, bu nedenle, sizlerden de milliyetçiliği, ayrıştırıcı değil,  birleştirici bir değer olarak kabul edip benimsemenizi istiyorum. 

Saraydaki tek Adam’ın; anayasaya göre bağlayıcı ve uyulması zorunlu olan Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan hakları Mahkemesinin kararlarına uyulmamasını savunarak, mahkemeleri bu şekilde etkisi altına alıp, uygulanma bekleyen bağlayıcı yargı kararlarını uygulatmazken, anayasanın değiştirilmesi zamanı gelmiştir diye ortaya çıkmasındaki gerçek sebebi,  kavrayın lütfen. 

Demokratik devletlerde,  anayasalar;  zaman içinde özgürlükleri daha da artırmak, genişletmek ve ülkeyi daha demokratik kılmak amacıyla değiştirilir. 

Saray yönetiminin; sarayın kalın duvarları ardından ülkeyi şeffaf olmayan antidemokratik usullerle yönettiğine bakarak; bu yönetimin,  milletin hayrına ileri ve özgürlükçü bir anayasa değişikliği yapmasının mümkün olmadığını, asla aklınızdan çıkarmayın ve bu değişiklik tekliflerine kulak asmadan,  yapılacak olan ilk seçimlerde birlik olun ve bu saray yönetimine,  geldikleri gibi demokratik seçimlerle son verin. 

Saray yönetiminin yeni anayasa girişimi; seçim anketlerine göre sona erecek olan saltanatlarını devam ettirme arayışı ve gayretidir. Tek adam, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yine kırmızı çizgileri olacak ve bu ucube yönetim,  yerini parlamenter sisteme bırakmayacak, tavşana sunulacak bir iki göstermelik havuç karşılığında, cumhurbaşkanı seçim koşulları değiştirilerek,  yüzde elli artı bir seçim oranı terk edilerek,  en fazla oyu alan şahsın cumhurbaşkanı seçilmesi yolunun önünün açılması,  denenecektir. Asıl amaç budur. 

Mevcut anayasayı bile uygulamayan, sürekli ihlal eden, Anayasa Mahkemesinin bağlayıcı kararını uygulatmayan saray yönetiminin iyi niyetine inanmak,  büyük bir gaflet ve hatta vatana ihanettir. 

İktidar böyle de,  sanki muhalefet hırlı mıdır?

Muhalefet de aklını başına toplamalı ve yaklaşan seçimlerin, kendileri ve ülkeleri için son şansları olduğunu,  akıllarından çıkarmamalıdır. 

Benim kurucusu olduğum, ülkeye büyük hizmetler yapmış olan CHP içindeki kaynamalara da canımın çok sıkıldığını belirtmeliyim. 

Benim de mezun olduğum Kara Harp Okulu mezunu, mevcut iktidarın ve ortağı bir cemaatin gadrine uğrayarak,  kendisine CHP tarafından sahip çıkılan ve kendisini ATATÜRKÇÜ ilan eden bir eski teğmen, kalkmış benim adımı da kullanarak, bu kritik dönemde CHP'yi ağır bir şekilde suçlayarak istifa etmiş. 

Bu,  nasıl bir Harp Okulu olmaktır?

Parti yönetimini beğenmiyorsan, uygun bir ortam ve zamanda,  parti içinde demokratik olarak mücadele ederek,  gördüğün hataların düzeltilmesi için,  çaba sarf edersin, parti içinde kalarak mücadeleni verirsin. 

Bu teğmenin yaptığı şey, harp meydanından kaçmaktır. Bir de ATATÜRK'çü olduğunu söylüyor  ve eleştirdiği yönetimdeki partili arkadaşlarının ATATÜRK'çülüklerine dil uzatıyor, bu ülkenin kurtuluşu adına,  ben de;  kafa yapılarımız, Dünya görüşlerimiz asla uyuşmayan insanlarla, ülkenin kurtuluşu ve özgürlüğüne kavuşturulması ortak paydasında birlikteliğimi sürdürdüm, pes etmedim,  ülkenin kurtuluşu için yapmam gereken mücadeleden,  cepheden asla kaçmadım, gemiyi terk etmedim. Sonunda millet kazandı. 

Bu, milliyetçi ve ATATÜTK'çü olduğunu iddia eden teğmen; CHP'nin,  yasal bir parti olan HDP'ye yakınlaşmasını da içine sindirememiş. Bunu asla kabul edemem, hakimiyet kayıtsız şartsız millete ait olduğuna ve o partinin taraftarı olan Kürt seçmen vatandaşlarımız da, benim etnik olmayan  Türk Milleti anlayışımın bileşenleri olduğuna göre, o teğmen dahil, hiç kimsenin kurtuluş savaşında yanımda savaşan Kürt kökenli vatandaşlarımı; oy verdikleri partinin üzerinden dışlayıp, itibarsızlaştıramazlar, buna hak ve yetkileri asla yoktur. 

İktidarıyla, muhalefetiyle aklınızı başınıza toplayınız, ülkenizi seviniz, ülkenizin yararını,  kendi yararlarınızın üzerinde tutunuz. 

Beni üzmeyiniz. 

Aksi halde, gelmeyiniz yanıma ve beni rahat bırakınız. 

Olmadı, ayaklarıma,  çizmelerimi giymek zorunda bırakmayınız. ”

Der miydi sizce?

Güner Yiğitbaşı

02/02/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu 

Biraz Etik Olmak Gerekiyor
Yılın fıkrası,  parti kurma hazırlığı içindeki Muharrem İNCE'den geldi. 

Muharrem İNCE demiş ki; 

"Biz birkaç milletvekillik bir parti kurma derdinde değiliz.  Biz 50 artı biri alan,  Türkiye'nin önünü açan ve demokrasiyi getiren bir siyasal oluşumun peşindeyiz.  Onun için küçük iddialar değil,  daha büyük iddialar peşindeyiz.  Önümüzde ki süreçte yüzde 50 artı biri alacak bir siyasi yapı oluşturacağız.  Ben de çok kısa süre içerisinde istifa edeceğim. "

Bugünkü siyasi konumunu ve itibarını CHP'ye borçlu olan ve CHP tarafından Cumhurbaşkanı adayı yapılan Muharrem İNCE; parti içinde kalarak,  genel başkanlık mücadelesinde başarılı olamayacağını anladıktan sonra, hayattayken mutlaka bir partinin genel başkanı olma hayal ve ihtirasını gerçekleştirebilmek için,  yeni bir parti kuracağını artık resmen dillendirmiş ve yılın fıkrası olabilecek yukarıdaki açıklamayı yapmıştır. 

Bu açıklamasında; nihayet, en kısa süre içinde CHP'den istifa edeceğini beyan etmiştir. 

Adama sorarlar; kardeşim,  sen madem yeni bir parti kuracaktın, yiğitçe partinden istifa etmeyi bugüne kadar neden  geciktirdin?

Kendine güvenin mi yoktu, parti kurma hazırlık döneminde, eski CHP'li değil de,  CHP'li Muharrem İNCE olarak, CHP'den kalma ününden yararlanmak mı istedin?

Kardeşim, senin yeni bir parti kuracağın,  bu nedenle CHP'ye bayrak açtığın, başından bu yana,  çok belliydi. Parti kuracağını açıklaman,  bir sürpriz etkisi yapmadı, kamuoyunda bir heyecan da uyandırmadı. 

İnsanlar;  sana, cumhurbaşkanlığı seçimi gecesi takındığın pasif, beceriksiz ve ürkek tutumundan dolayı,  notunu çoktan verdiler. 

İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlıklarına seçilen ve başarılı işlere imzalarını atarak kamuoyunda yıldızları parlayan kişileri, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İMAMOĞLU'nu görünce, KILIÇDAROĞLU'nu kurultaylarda tuşa getirsen bile, ortaya çıkan senden dirayetli ve becerikli, seçimleri söke söke kazanan İMAMOĞLU ve diğer veliaht adaylarıyla başa çıkamayacağını anlamış olmalısın ki; CHP'de artık bana ekmek yedirmezler, CHP Genel Başkanı olamam kesin kanaatine vararak,  yeni parti kurup, genel başkanlık hayalini gerçekleştirme yolunu tercih etmek zorunda kaldın. 

İyi hoş da, biraz etik olman gerekiyor. Madem ki;  CHP ile yollarını ayırdın, niçin istifa etmiyorsun?

Partiden ihraç etsinler de, mağdur olayım ve mağduriyet edebiyatı yaparak taraftar mı kazanma peşindesin?

CHP yönetimi,  basiret ve tahammül göstererek,  senin bu oyununa gelmedi ve senin istifa etmeni büyük bir sabır ve olgunlukla bekledi ve hala beklemede kalıyor. 

Yiğit  olan birisi, açık yüreklilikle, önce partisinden istifa ederek vedalaşır, partili kimliğini terk eder ve ondan sonra istediği gibi yeni parti kurma arayışlarına başlar. 

Kocasıyla geçinemeyen bir kadın veya karısıyla geçinemeyen bir erkeğin,  boşanma davası açıp, davanın sonucunu beklemeden,  karı ve kocalık durumlarına son vermeden,  yeni bir eş arayışına girerek,  kendilerine eş bulup aynı yatağa girmeleri mümkün müdür? Girseler de etik midir?

Güner Yiğitbaşı

01/02/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget