Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Başlık biraz oskarlı sinema filmi Kramer, Kramer'e Karşı gibi oldu.
Olsun…
Zaten aydınlar perişanları oynuyorlar. Bir tür sinema oyunu…
Ülke gündeminde tamamen Cumhurbaşkanı seçimi konuşuluyor…
Beğenelim, beğenmeyelim, oy kullanacağımız üç aday yarışıyor…
1-Yıllardı her siyasi kademede tanıdığımız 12 yıldır iktidarda olan, seçildiğinde ülkeyi nere götürdüğünü bildiğimiz Başbakan…
2-Etkin kimlik üzerine siyaset yapan bize uymaz, ayrışım değil birlik istiyoruz…
3-Kamuoyu tarafından pek tanınmayan, dindar, muhafazakâr bir bilim adamı…
Aydınları karpuz gibi ikiye bölüm birbirlerini yıpratmasına, bitirip tüketmesine neden olan 3. Aday…
CHP-MHP ve diğer meclis dışı partilerin çatı adayı olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi üzerinde fırtınalar koparılıyor.
Efendim…
-CHP Genel Başkanı parti içi demokrasiyi işletip kurullarına sormamış…
- Doğru…
-Halkoyu yeteri kadar tanımıyor…
-Doğru…
-Ortak çatı adayın Recep Tayyip Erdoğan’dan farkı yokmuş…
-Yanlış…
-Cemaatin mensubuymuş…
-Yanlış…
-Türk vatandaşı değilmiş…
-Yanlış…
-Askerliğini yapmamış…
-Yanlış…
-Şeriatçıymış…
-Yanlış…
İki doğrunun yanında bu kadar yanlışı savunan, ulusalcılığı ve Atatürkçülüğü tekelinde sanan bir bölüm aydın, 3. Adayı destekleyen aydınları ulusalcı ve Atatürkçü olmamakla, teslim olmakla, ehven-i şeri kabul etmekle günlerdir bombalamakta…
Ekmeleddin Beyi destekleyen aydın olarak, bizleri bombardımana tutan aydınlara bazı diyeceklerim var…
İçinizden Kürt yurttaşlarımızın adayı olan ve etnik kimlik üzerinden siyaset yapan Sayın Selahattin Demirtaş’ oy vereniniz var mı? Birkaç kişi olabilir ama tamamınızın vereceğini zannetmiyorum…
Geriye kaldı iki aday…
Yıllarda hep birlikte, Aday Recep Tayyip Erdoğan’ın, 12 yıllık Başbakanlığı döneminde ülkeyi nerelere götürdüğünü, tek adamlığını ilan ettiğini, tüm kamu kuruluşlarını yandaş hale getirdiğini, yolsuzluk yaptığını, dini siyasallaştırdığını, taraf olmayanı bertaraf ettiğini, kişi hak ve özgürlüklerini yok ettiğini, laik Cumhuriyeti için tehlike oluşturduğunu söyleyip yazmıyor muyuz?..
Evet yapıyoruz…
Şimdi, Ekmeleddin ihasnoğlu’nu gerçeğe uymayan savlarla karalayarak, Recep Tayyip Erdoğan’ın değirmenine su taşımaya ve seçilmesinin önüne açmak niye…
Soruma, girdiğiniz hava dolayısıyla doğu yanıtı vermeyeceğini bildiği için yanıtı yine ben vereyim…
Yıllardır hepimizin bildiği gibi İşçi Partisi (İP), girdiği genel seçimlerde yurttaşlardan aldığı oy %1’i bulmamasına karşın, elindeki yazılı ve görsel medya ile etkin propaganda yapma düzeyi %60’larla, tabanından oy koparmak adına durmadan inatla CHP düşmanlığı yapmaktadır…
Bu olayda da propagandası yine tutmuş olacak ki ulusalcılığı ve Atatürkçülüğü tekelinde gören bir bölüm aydını peşine takmış, CHP-MHP çatı adayına destek vereceklerini söyleyen diğer aydınları, ulusalcı ve Atatürkçü olmamakla suçlamakta ve Ekmeleddin İhsanoğlu’un seçimi kazanmaması için ellerinden gelen kara propagandayı yaparak Recep Tayyip Erdoğan’ın değirmenine su taşımaktadırlar…
Suçladıkları aydınların teslim olduklarını, ehven-i şeri kabul etiklerini söylüyorlar.
Suçlanan aydınlardan biri olarak bu suçlamaları kabul etmiyorum…
Ulusalcılığımı ve Atatürkçülüğümü kimsenin sorgulama hakkı ve haddi yoktur…
2001 yılında bu yana sürekli bazen yazılı medyada, genellikle sanal medyada yazdığım yaklaşık 800 makalem, Ulusalcılığım ve Atatürkçülüğümün kanıtları olarak ortada durmaktadır. Şüphe eden varsa bir daha göz atsın…
Evet, “Ehven-i şer, erlerin en kötüsüdür.” Sözü önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e ait olduğunu biliyoruz…
Büyük Atatürk bu sözü Sivas Kongresi'nde 'Amerikan Mandası' ve 'İngiliz Himayesi' arasında 'Hangisi ehven-i şerdir?' diyerek tercih yapmaya çalışanlara, “Ehven-i şer, şerlerin en kötüsüdür” yanıtını vermişti…
Bu sözü söyleyen büyük Atatürk, duygularıyla değil, şeri defedecek güce, akla ve yeteneğe sahip olduğuna güvenerek söylemiştir, bağımsızlığı seçmiş ve başarmıştır…
Ey aydınlar bu söyleminizle, Erdoğan’ı şer ve Ekmeleddin’i ehven-i şer olarak kabul edip bizleri suçluyorsunuz…
12 yıldır, henüz bu gün gibi bölünmemişken ve birlikte hareket ederken, tüm uğraşlarımıza karşın Erdoğan’ı durdurabildik mi? Hayır…
O zaman siz neyin peşindesiniz söyler misiniz?..
Kendime yakıştıramıyorum, sizin söyleminizle şeri mi kabul ediyorsunuz?..
Aklınızı başınıza toplayıp, bu katkılarınızla Erdoğan seçilir de yasal olmayan fiili başkanlık sistemi ile laik cumhuriyet yönetimi değiştirirse bu sorumluluğun altından kalkamazsınız…

11.07.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Tarafsız Olmak Zorundasınız - Gündüz Akgül
Hukuk devletinin olmazsa olmazı, hukukun üstünlüğüdür.
Diğer bir söylemle, herkes Anayasaya, yasalara uymak zorundadır.
Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu anayasa emridir.
Cumhurbaşkanı adayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “seçilirsem tarafsız bir cumhurbaşkanı olamayacağım” diyor.
Cumhurbaşkanları seçildiklerinde Anayasanın 103 maddesi gereğince ant içerler.
Ant metni şöyle;
"Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, MİLLETİN KAYITSIZ VE ŞARTSIZ EGEMENLİĞİNİ koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi TARAFSIZLIKLA yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim."
Alanlardaki söylevlerinde başbakan bu anttaki kimi kurallara uymayacağını açıkça belirtmektedir.
Antta belirtilen anayasanın emredici kurallarına göre;
1-Egemenlik kayıtsız ve koşulsuz millete ait olduğu açıkken Başbakan, anayasaya aykırı olarak şeriat kurallarını çağrıştırırcasına, “egemenlik Allaha aittir” demekledir
2-Keza, Cumhurbaşkanının görevinin tarafsızlıkla yerine getirileceği yazılı iken, Başbakan “seçilirsem tarafsız kalamayacağım” demektedir.
3-Cumhurbaşkanı andında, “Atatürk ilke ve inkılaplarına (devrimlerine) ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalınacağı” yazılı olmasına karşın, Başbakanın, ta İstanbul Belediye başkanlığı döneminden bu güne kadar tüm söylemleri ve eylemleri ile bu ilkelere uyduğunu söylenemez, Cumhurbaşkanı seçildiğinde de uyacağı kuşkuludur.
Bu açık emredici kurallara karşın, Başbakan ben uymuyorum diyorsa, o zaman yasallığını kaybeder.
Ben yaptım oldu durumuna düşer ve halka karşı sorumlu olduğu gibi anayasal suç işlemiş olur.
İçtiği antta yalan olur.
Din, daima Başkanın referansı olduğunu hepimiz biliyoruz.
Yalan yeminin dinde kefareti (Bir günahı Tanrı'ya bağışlatmak umuduyla verilen sadaka)   vardır.
Maide suresinin 89. Ayetinde, “Allah, bilmeyerek yatığınız boş yeminlerinizden sizi sorumlu tutmaz. Ancak bile bile kendinizi bağladığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bunun da kefâreti çoluk-çocuğunuza yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri doyurmak yahut giydirmek veya bir köle azad etmektir. Bunlara gücü yetmeyen üç gün oruç tutar. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin kefareti bu……..” (Elmalılı Hamdi Yazır- Kur’ân-ı Kerim ve Yüce meâli)
Başbakan, Cumhurbaşkanı seçildiği taktide, içtiği ant’a uymadığında bu cezaların hangisini yerine getireceğini merak ediyorum.
Son söz;
Sayın Başbakan Cumhurbaşkanı seçildiğiniz takdirde, anayasaya göre içtiğiniz ant gereği tarafsız olmak zorundasınız.
Yoksa hesabı sorulur.

09.07.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Yeniden Kurtuluş Savaşı! - Gündüz Akgül
Başbakan Erdoğan Kızılay - Sincan metrosu açılışında yaptığı konuşmada, “Kurtuluş Savaşı'nı vermiş olan Ankara Allah'ın izniyle yeniden İstiklal Mücadelesini kazanacaktır. "
Bildiğim kadarıyla büyük önder Mustafa kemal ATATÜRK kurtuluş savaşını yengi (zafer) ile kazandıktan tarihe geçen şu sözleri söylemişti.
-“Lakin milletin hayatı tehlikeye düşmeyince, savaş bir cinayettir.”
-“Yurtta barış, dünyada barış”
O günden bu güne kadar;
1950-1953 yılları arasında devam eden Kore savaşına, NATO’ya girmek amacıyla emperyalist güçlerin etkisiyle asker göndermek,
Yavru vatan Kıbrıs’ta Rumların yurttaşlarımıza uyguladıkları zülüm sonrasında 20 Temmuz 1974 tarihinde zorunlu olarak Barış Hareketiyle Kıbrıs’a asker çıkarmak,
Dışında savaşmadığımızı biliyorum.
Emperyalist ABD, Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı (1991) döneminde Irak’a düzenlediği Körfez savaşının içine Türkiye’yi çekmek istemesi ve Özal’ın buna istekli olması karşısında, Hükümetin ve Silahlı kuvvetlerin direnci ile bu bataklığa girmekten kurtulduk.
Keza Emperyalist ABD, Irak’ta nükleer silahlar var, Irak’a demokrasi götüreceğiz yalanı ile 2003 yılında Irak’a saldırınken, iktidarda olan AKP, bu bataklığa girmek için TBMM’ne, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükümet'e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi” gönderdi.
TBMM iki partiden (AKP-CHP) oluşmuştu. Diğer partiler, %10 seçim barajını aşmadıkları için meclise girememişlerdi.
1 Mart teskeresi diye tarihe geçen, hükümetin isteği, CHP sert direnci ve CHP’ye katılan yurtsever bazı AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Bu sayede girmekten kıl payı kurtulduğumuz Irak bataklığından sonraları ABD askerlerini çekerken, Irak’a demokrasi gelmediği gibi anarşi, gözyaşı ve ölüm kol gezmektedir.
Evet, Kurtuluş savaşından sonra bildiğim ve anımsadığım savaşlar ve savaş tehlikeleri bunlar.
Gerçek durum bu iken, Cumhurbaşkanı adayı Başbakan, sürekli rakipleri ile savaş havasında olduğunu biliyoruz da bu yeniden kurtuluş savaşı neyin nesi. Kime karşı veriliyor.
Yoksa birileri bizimle savaşmak için ülkenin sınırlarına dayandı da bizim mi haberimiz yok.
Başbakanın sözünü ettiği yeniden kurtuluş savaşı;
-Kendisine oy vermeyen %57 yurttaşlara karşı mı?
--Yıllarca ortaklık yaptığı, ortaklık bozulunca paralel yapı, çete, haşhaşi diye nitelendirdiği eski ortağa karşı mı?
-Bir türlü dize getirmediği onurlu, omurgalı ve dik duran bir bölüm medyaya ve yazarlarına karşı mı?
-Karşısına Muhalefet partilerinin çıkardığı Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı mı?
Anlamış değilim.
Bilen varsa açıklasın da rahatlayalım.
Başbakanın mağdur yaratmasına, kavgacı üslup kullanmasına, bağırıp çağırmasına alıştık, yalnız ülkenin savaş alanı haline getirmesine alışamayız.
Çünkü biz, önderimizin “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine uyarak, ulusumuz yaşamı tehlikeye girmedikçe savaştan değil, barışta, sevgiden, hoşgörüden yanayız.
Diğer yandan son günlerde gündeme bir dava söylemi düştü.
“Bu teşkilat içinde kendisine vazife verildiğinde dava sancağını canı bilip göğsünü siper edip gidecek nice kahraman vardır.”
Söylem böyle, ama davanın ne olduğu açıklanmıyor.
Biz biliyoruz bilmesine de, açıklamak istemeyenler, kutsal bir davaymış ülkenin yararınaymış gibi algı yaratarak, bilmeyenlerin aklını çelme peşinde.
Acaba yeniden kurtuluş savaşı, ne olduğu açıklanmayan bu dava için mi?

08.07.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

İleri Demokrasi! - Gündüz Akgül
AKP iktidara geldiği günden beri ülkede demokrasiyi gerçekleştireceğini söylemektedir.
Herhalde bizim haberimiz olmadan demokrasiyi tüm kurum ve kuralları ile işler hale getirmiş olacak ki son iki yıldır, bu kez ileri demokrasiyi gerçekleştireceğini dile getirmeye başladı.
Literatürde demokrasi tarifi olduğunu biliyoruz, ancak ileri demokrasi diye bir şey var mı? Diye bilgin Google amcaya! Başvurdum.
Burada, “Halkın kendi kendisini yönetmesine” demokrasi denir, tanımını gördüm ve ileriyi demokrasi tanımını bulurum umuduyla araştırmaya devam ettim.
Demokrasinin, Eski Yunancada ki iki sözcükten kaynağını aldığın, Demos=Halk, Kratos=Otorite sözcüklerinin birleşmesiyle “demokratia” sözünün meydana geldiğini, buda Halk iradesi, Halkın kendi kendini yönetmesi demek olduğunu gördüm.
Zaten bunları öteden beri bildiğimiz için merakımı! gideremedim ve araştırmamı sürdürdüm.
Siyasi kararların, şehir halkı tarafından oy çokluğuyla alınmasına “doğrudan demokrasi” ,
Yurttaşlar, siyasi haklarını seçtikleri temsilcileri aracılığıyla kullanmalarına “temsili demokrasi”,
Yurttaşlar temsili demokrasinin bazı sakıncalarını gidermek amacıyla referandum, halk vetosu ve halkın yasa önerisi yapması şekliyle siyasi haklarını kullandıkları demokrasiye de “yarı doğrudan demokrasi”,
Azınlığın haklarını güvence altına almak için, çoğunluğu oluşturan iktidarların, yetkilerini Anayasa hükümleri ile sınırlandıran demokrasiye “anayasal demokrasi” veya “liberal demokrasi”,
Doğrudan, yarı doğrudan, temsili, liberal demokrasileri ve bunların ilkelerini dikkate almayarak, ekonomik ve toplumsal farkları azaltma, servet dağılımından doğan farkları en aza indirme şeklinde uygulanan demokrasiye “ekonomik” veya “sosyal” demokrasi,
Denildiğini saptadım.
Görüldüğü dibi demokrasi çeşitleri arasında “ileri demokrasi” diye bir demokrasi çeşidi gösterilmemektedir.
Demokratik yönetimlerde, ırk, renk, dil, din gibi özellikler hiç kimseye üstünlük sağlamaz, herkes yasalar önünde eşit kabul edilmektedir.
Laiklik demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.
Ancak, yaklaşık 12 yıldır iktidarda olan AKP, tüm faaliyetlerinin ileri demokrasiyi yakalamaya yönelik olduğunu belirtmekte ve bu ileri demokrasinin ne olduğunu açıkça ifade edememektedir.
Anayasamız ve yasalarımız, Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirtirken, ileri demokrasiden söz etmemektedir.
Bu nedenle AKP’nin ileri demokrasi ile neyi kastettiğini birçok yurttaş gibi bende anlamış değilim.
Acaba AKP ileri demokrasiyle;
-Uygulamalarında görüldüğü gibi, Atatürk ilke ve devrimlerini benimseyen bir gençlik yetiştirmek yerine, kindar ve dindar bir gençlik yetiştirmeyi mi?
-Her kesimden (Yargıda, basında, Üniversitelerde ve diğer kamu kuruluşlarında) muhalif olanları dinlemek, haklarında soruşturmalar yaptırarak susturmayı ve tutuklatmayı mı?
- Büyük önderimiz ve laik Cumhuriyet kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili ne varsa (Gençliğe hitabe, okullardaki Atatürk köşesi, andımız) yürürlükteki yasa ve yönetmeliklerden çıkarmayı mı?
-Kurtuluşumuzun gururu ve simgesi olan milli bayramlarımızı (23 Nisan, 19 Mayıs, 30Ağustos, 29 Ekim) kaldırmayı mı?
-Yoksa bilemediğimiz başka bir şeyi mi?
Kastetmektedir.
İleri demokrasi tanımını literatürde bulamayınca, merakım iyice arttı!
Bu kez AKP iktidarı döneminde söylemlerinin bırakın ilerisini, demokrasi ile bağdaşıp bağdaşmadığına bakmaya başladım.
Laik Cumhuriyetin Başbakanı;
 “Hem laik hem Müslüman olunmaz. Bu millet isterse laiklik tabii ki gidecek’’ derse,
-İşçilerin temsilcilerine,  “Ayaklar baş olursa” diye çıkışıyorsa,
-Memurların temsilcilerini, “Haddinizi bilin” diye azarlıyorsa,
-Köylüyü, “Size mi çalışacağız” diye tersliyorsa,
-Bilim dünyası temsilcilerini “Kendi işinize bakın” diye dışlarsa,
-Çitçisini “Ananı al git” diye kovuyorsa,
-İşveren temsilcilerini, “Bitaraf olan, bertaraf olur” diye tehdit ediyorsa,
-Kadın erkek eşitliğini kabul etmediğini açıkça dile getirerek, “Ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum.” Diyebiliyorsa,
-35 Aydının canavarca yakıldığı Sivas davasının zamanaşımına uğraması üzerine, ''Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” diyebiliyorsa,
-Ülkenin kurucu liderlerine, “İki tane ayyaş” diye hakaret ederse,
-Bağımsız yargının beğenmediği kararları için, "Yargı açısından yüzkarasıdır”, “Efendi bu senin değil, Diyanet’in işi” şeklinde yargıyı aşağılıyorsa,
-Demokrasiyi “amaç değil, araç olarak görüp, gelinen durakta inileceğini” söylüyorsa,
-İmam Hatipli olduğu için İmam-Hatibi kutsar şekilde, "İmam-Hatipler bir düşüncenin isyanıdır" diyerek İmam Hatip okullarını dayatıyorsa,
-Medyayı, “Alo Fatih” talimatıyla baskı altına alıyorsa,
Kusura bakmasın, o ülkede bırakın ileri demokrasiyi,  demokrasi bile olmaz.
Bayım, biz demokrasiyi içselleştirmiş demokratlarız, bu söylemler, demokrasinin değil, diktanın ipucunu veren söylemler olduğunu biliyoruz.
İmam Hatipliden, Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı olabilir, ama demokrat olamaz.
Çünkü demokrasi size uymaz, ileri demokrasiden vazgeçtik, aksakta yürüse var olan demokrasimizi yok etmeyin, başka bir şey istemez.
Sevgili Dostlar,
Son günlerde sıkça ileri demokrasi savları gündeme gelince, iki yıl önce 12.02.2012 tarihinde yazdığım, “İLERİ DEMOKRASİ NEDİR?” başlıklı bir yazımı anımsadım. O yazımdan bazı bölümleri alarak ve o günden bu güne kadar gelişen olayları da ekleyerek tekrar sunmaya çalıştım.

06.07.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Kim Bunlar, Tanıyın! - Hikmet Çetinkaya
Maskaralığın daniskasını yaparlar, insanları birbirleriyle düşman ederler, derin milliyetçiliğin kanlı çukurunda gezinirler, her türlü numarayı çevirirler...
Aydınlıktan korkarlar, gün ışığına çıkamazlar.
Hem soytarı hem kara çalıcı...
Nice canları yakmışlardır bildim bileli!
Eli kanlı ülkücü çetelere arka çıkar, yanlarına alıp besler, tetikçileri, faili meçhul cinayetlerin sözüm ona yiğit kahramanlarını yanlarına alıp solculuk taslarlar!
Atatürkçülüğü kendi çıkarları için kullanır, Bekaa Vadisi’ni çok sever, anılarını tazelerler...
Bildim bileli seçimlere girer, bin de 3’ü bir türlü geçmezler...
Yenilen pehlivan güreşe doymazmış, hep öyle yaparlar...
Milyonlar peşimizde, iktidara geliyoruz...
İstihbaratçılarla birliktedirler, tetikçileri gizleyenlerle, kan gölünden beslenenlerle...
Aynı yolda!
Marş marş!
Alçak, sahtekâr, tetikçi!
Düzenbaz!
Utanmazlar!
Adalet, onur, dürüstlük, güven...
Hiçbiri yoktur bunlarda!
Faşist köpekleri salarlar peşinize, korkutup sizi sindirmek isterler...
İsterler ki meydan onlara kalsın!
Çok zavallıdırlar, beceremezler!
Kışkırtmada birinciliği kimseye bırakmazlar...
Çok canlar yakmışlardır çok...
Can yakan sadece onlar değil, eski Aydınlık dergisi de vardır İşçi Partisi’nin yayın organı...
Şimdi günlük gazete oldu ya...
***
Aydınlık’ın gerçek yüzünü tanır mısınız, bilmem...
7 Haziran 2005’te bir haber, kapakta fotoğraflar...
Haber Ulaş Gencer ve Sibel Koç imzalı...
“Van’da Haçlı Üniversite...”
Üniversitede uluslararası soyut yontu yarışması yapılıyor. Yontulardan biri haça benziyor. Buradan yola çıkılıp Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan ve Rektör Yardımcısı Ayşe Yüksel’i Hıristiyanlık propagandası yapmakla suçluyordu. Ayrıca üniversite rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın’ı bu konuda suçluyorlardı...
İşçi Partisi’nin sesi Aydınlık’ın günahı çoktur.
Çamur at izi kalsın...
Dün de yaptıkları gazetecilik değildi, bugün de yaptıkları gazetecilik değildir...
Aydınlık 9 yıl önce yaptı bu haberi...
Van’da çıkan Şehrivan gazetesini kaynak gösterdi...
Şehrivan’ın yayın çizgisi bellidir...
Aydınlık’ın haberini Akit gazetesi de birkaç gün sonra neredeyse tam sayfa verdi.
Yücel Aşkın’ın ve diğerlerinin onuru çiğnendi. Yücel Aşkın iftirayla cezaevine girdi, sağlığı bozuldu.
Gazetecilik; iftira atmak, tetikçilik yapmak değildir...
Aynı karalamayı araştırmacı yazar Soner Yalçın için de yapmıştı...
25 Ocak 2007’de Soner Yalçın’a kara çaldı Aydınlık. 2004 yılında 144 bin satan “Efendi... Beyaz Türklerin Büyük Sırrı...” kitabını MİT’in yazıp Soner Yalçın’ın adının konulduğunu öne sürdü.
Çamur atmak, insanları lekelemek bunların işidir...
Atatürkçüleri suçlar durmadan, iftira atar!
Soner Yalçın’a, Mustafa Balbay’a, Tuncay Özkan’a...
Eski ülkücü tosuncuklar vardır; Aziz Nesin için Madımak katliamında neler yazdığı ortada olanlar...
Hepsi aynı geminin yolcuları...
Akit ve Aydınlık! Söyler misiniz aralarında ne fark var?
***
Dün yazdıklarını unutup kimseye Atatürkçülük, ulusalcılık taslamayacaksınız...
İnsanlar unutabilir ama arşivlerde her şey vardır!
Bir dönem Mustafa Kemal için, “Kemalist diktatör” diyen kimdi Doğu?
Ne siyasette ne gazetecilikte daldan dala konmayacaksın...
Bekaa Vadisi’nde Öcalan’la “oy pazarlığı” yapıp yapmadığını, aranızdaki “sevgi bağı”nın neden koptuğunu anlatacaksın...
Daha yazılacak çok şey var!
Uğur Mumcu’ya 2000’e Doğru dergisinde “CIA -MOSSAD ajanı” diyen sen değil miydin Doğu!
Bekaa Vadisi’nde sen Apo’ya kırmızı karanfil verirken, Uğur, “Öcalan-MİT” ilişkisini araştırıyordu.
Açtırma kutuyu açtırma!

Hikmet Çetinkaya/Cumhuriyet

Hukuka Uymayanlar Devleti Adil Yönetemez…
Anayasamızın 2. Maddesi Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu söyler…
Hukuk devletinin olmazsa olmazı, yürürlükteki hukuk kurallarını koşulsuz uymak ve uygulatmaktır…
Bu yükümlülüğü devleti yönetenler yerine getirmek zorundadırlar…
Türkiye, demokrasi ile yönetilen bir hukuk devleti olduğu için, dünya uygar hukuk devletlerinin kabul ettiği, yurttaşların hak ve özgürlükleriyle ilgili birçok anlaşmaya imza atmıştır…
Bu anlaşmaların en önemlisi, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir…”
Bu sözleşmenin 14. Maddesi ayrımcılık yasağı getirmiştir…
Buna paralel olarak, Anayasamızın 10. Maddesiyle, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Amir hükmü kabul edilmiştir…
Yine Anayasamızın 11. Maddesi, “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır…
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz” demektedir…
2007 yılında, 5678 sayılı yasa ile Anayasanın 101 maddesinde yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi olanağı getirilmiştir…
Yine bu değişiklikle;
-Aday olabilmek için 20 milletvekilinin yazılı teklifi zorunludur…
-Aday gösterilen kamu görevlisi, aday gösterildiği tarihten itibaren görevinden ayrılmış sayılır…
Hükmünü getirilmiştir…
Bu genel açıklamadan sonra gelelim başlıktaki savımızın gerçekliliğine…
AKP yaklaşık 12 yıldır kesintisiz iktidardadır…
Bu güne kadar çıkardığı tüm yasalar ve yaptığı Anayasa değişikliklerinde hep keseri kendinden yana yonttuğu, gelecek hesaplarını gerçekleştirebilmek için gerektiğinde kişiye özel yasa çıkarmakta tereddüt etmediği hepimizce bilinmektedir…
Cumhurbaşkanlığını, uzun zamandan beri düşünen Sayın Başbakan, sözünden çıkmayan 330’u aşkın AKP milletvekillerinin kaldırdığı parmaklarla, Anayasada yaptığı değişiklikle, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi olayında da ileriyi düşünmüş ve yasanın o şekilde çıkmasını sağlamıştır…
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, parlamenter demokrasi için büyük bir tehlike oluşturmakta, tek kişi otoritesinin yolunu açmaktadır…
Şu anda üç aday başvuruda bulunmuştur…
1-CHP-MHP ortak çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu…
2-AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan…
3-HDP adayı Selahattin Demirtaş…
Bu üç adayın, yukarıda belirttiğimiz hukuk kurallarına göre eşit koşullarda seçime girdiklerini söylemek ne yazık ki olası değildir…
Kamu görevlileri için getirilen istifa zorunluğu, Başbakan için söz konu değildir…
Bu seçimde, Erdoğan’ın Başbakan sıfatıyla tüm devlet olanaklarını kullanacağından kimsenin şüphesi olmasın…
İktidarı döneminde, köşeyi dönen ihale zenginlerinin bağışta çok cömert davranacakları da kuşkusuzdur…
Yıllardır hizaya getirdiği, yazılı ve görsel medyanın %90’ı, Erdoğan’ın propagandasını yapmayacağını kim söyleyebilir. Zaten şimdiden başladılar bile…
Diğer iki aday ise kendilerini gösteren partilerin maddi olanaklarından yararlanmayacağı, sadece sınırlı miktarda yapılacak kampanya bağışları ile bu işi yürütmeye çalışacakları göz önüne alındığında, eşitler arası bir yarış olmadığı kendiliğinden anlaşılacaktır…
Diğer taraftan, belli oranda imza toplamayı başarabilen sivil toplum kuruluşlarının,  demokratik hukuk devleti ile asla bağdaşmayan %10 seçim barajını aşmamış ve meclise girmemiş siyasi partilerin aday göstermemeleri de ayrı bir sorun oluşturmaktadır…
Bu seçiminde, parti liderlerinin otoritelerini kullanarak nerede ise tek başına önümüze koydukları milletvekili adaylarına oy kullanmaya mecbur edilişimizden farkı bulunmamaktadır…
İçimize sinmeyen bir adaya oy kullanmak zorunda bırakılışımız dünyanın hiçbir demokrasisi ile bağdaşmamaktadır...
Son söz;
Cumhurbaşkanlığı yarışında Erdoğan, 40 kilometrelik maratonu, diğer adaylardan 10 kilometre önde başlamaktadır…
Anayasada ki eşitlik ilkesi resmen çiğnenmiştir…
Hukukun emredici kuralları göz ardı edilmiştir…
Tüm bu hukuksuzluklara baktığımızda;
Hukuk devleti, hukuka uymayanlar tarafında yönetilemez demek yanlış değildir…
Yönetilirse ne olur?..
FELAKET…   

04.07.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget