Ben kimim? - Güner Yiğitbaşı

Ben kimim? - Güner Yiğitbaşı
17.Şubat.1949 tarihinde Isparta ili Eğirdir ilçesinde doğdum.

Memur çocuğu olduğum için, doğduğum memleketimde yaşayamadım, bir gün dahi tahsil hayatım olmadı memleketimde.
İlk Okula babamın mal müdürü olarak görev yaptığı, bugün il olan ŞIRNAK ilçesinde başladım. Yıl 1955 o tarihte Şırnak da yol, su, elektrik yok, Siirt'ten katırlarla gittiğimiz Şırnak’ta beş sınıf bir arada eğitim aldım iki sene.

Sonrasında birçok yer değiştirdik ve Manavgat Ortaokulundan 1963 yılında mezun oldum, Lise'ye Antalya Lisesinde başladım ve 1965-66 ders yılında dereceyle mezun oldum. Rahmetli arkadaşımız Ekrem ŞANLI, bizden bir üst sınıfta olmasına rağmen, Antalya Lisesinden ve mahalleden arkadaşımdır, kendisine bu vesileyle Allah'tan rahmet diliyorum.

1966-67 ders yılında isteyerek tercih edip başladığım ve çok sevdiğim Ankara Hukuk Fakültesini, aslında hiç iddialı olmadığım, tek amacım sene kaybetmeden ve bütünlemeye kalmadan okulumu bitirip, bir an önce hayata atılmak olmasına rağmen, sistemli çalışmam ve derslere devam etmem, kantinle aramın pek  iyi olmaması nedeniyle, üst üste dört sene sınıf birincisi olarak 1970 dönem birincisi olarak mezun oldum.

Şimdi diyeceksiniz ki, niçin fakültede kalıp kariyer yapmadın? Çok doğru, ama bana sadece Baki KURU hocam sahip çıktı ve kürsüsüne davet etti, asistanı olarak yanına almak istedi, gurur duydum ve çok düşündüm, ancak İcra ve İflas branşını ders notlarım on olmasına rağmen hiç sevmiyordum, Baki hocaya teşekkür edip asistanlık teklifini üzülerek geri çevirdim. Daha sonra YÖK düzeni geldi biliyorsunuz öğretim üyeliğinin tadı kaçtı, bugün iyi ki fakültede kalmamışım, kürsü de hakim ve savcı olarak çalışmışım diyorum.

Asıl zorluk benim için bundan sonra başladı.
İçişleri Bakanlığından Kaymakamlık bursu aldığım için, mecburi hizmetim gereği, idarecilik mesleğine atandım, kaymakam olmak politik baskılar nedeniyle mizacıma uygun olmadığı için, altı ay stajyer olarak görev yaptıktan sonra askere gittim, Tuzla Piyade Okulunda 109.Dönem olarak altı ay eğitim aldıktan sonra asteğmen rütbesiyle Manisa 8.Piyade Alayına kur'a çektim, hukukçu olmam nedeniyle disiplin subayı olarak askerliğimi tamamladıktan sonra, İçişleri Bakanlığına olan mecburi hizmet yükümlülüğünü, Milli Savunma Bakanlığına devrederek, Pekiyi derece ile mezun olmam nedeniyle sınavsız ve tercihen Deniz Kuvvetlerine Denizci Askeri Hakim Teğmen olarak atandım, askeri hakimlik stajıma Ankara Adliyesinde başladım ve stajımı tamamladıktan sonra, Deniz Hakim Ütğm. Rütbesiyle İstanbul Kasımpaşa’daki Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcı yardımcısı olarak atandım.

Sonrasında Gölcük ve İzmir'de askeri savcı olarak görev yaptım,1978 senesinde Kahraman Maraş olayları nedeniyle ilan edilen sıkıyönetim döneminde Adana Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesinde, sivil yargıdaki ağır ceza mahkemesi başkanlığı statüsünde görev yapan, ona eş değerdeki mahkemenin duruşma hakimliğini(başkanlığını) icra ettim, bu görevim sırasında, daha  henüz 29 yaşında genç bir hukukçu ve hakim olarak, siyasi bir cinayet suçlamasıyla yargıladığım  sanık hakkında, benim; sübuttan beraat etmesinin gerekeceği düşünce ve vicdani kanaatimle muhalif kaldığım, oy çokluğuyla alınan idam kararını verip açıklamak zorunda kaldım, idam kararını okuyup tefhim erken, nefesimin kesildiğini hissettim, o anı hiç unutamam, şu anda bu satırları yazarken dahi yüreğimin daraldığını ve tüylerimin diken diken olduğunu hissediyorum.

Sonrasında, İzmir Sıkıyönetim Mahkemesinde savcı olarak görev yaptım ve önemli davaların iddianamelerine imzalar attım, bol miktarda takipsizlik kararları verdim, duruşma savcısı olarak da delil durumuna göre, tarafsız bir hukukçu olarak birçok beraat veya  mahkumiyet talepleri içeren esas hakkındaki mütalaalara imzalar attım.

Daha sonra, sivil yargıdaki hizmet dönemim başladı,1988 yılında İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesine Cumhuriyet Savcısı olarak atandım ve burada da, o eski anti demokratik ve faşist usul yasalarıyla, bağımsız, tarafsız ve adil bir şekilde dört buçuk yıl Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptım.
Tüm yargı görevimde, bugünkü modern hukukun demokratik usul yasalarının henüz yürürlükte olmadığı dönemde, ”Kötü yasa yoktur, kötü uygulayıcı vardır, en kötü yasalar bile iyi bir uygulayıcının elinde iyi sonuçlar doğurur, en iyi yasalar ise kötü uygulayıcıların elinde kötü sonuçlar doğurur” sözünü haklı çıkaracak şekilde, kötü yasalarla iyi bir uygulayıcı olarak hukuk adına iyi sonuçlar çıkardım, her zaman zayıf olan vatandaşın yanında yer aldım, dosyadaki deliller ortada ve mahkumiyet de verilebilir, beraat de verilebilir denecek şüpheli durumlarda, hiç çekinmeden, devlete karşı güçsüz olan vatandaşın yanında yer alarak, tercihimi devletten yana değil, vatandaştan yana kullandım, kuru bir kural olarak kalan ve ülkemizde pek uygulama alanı bulamayan, “şüpheden her zaman sanık yararlanır” şeklindeki evrensel ceza hukuku kuralını sapına kadar uyguladım.

Değerli arkadaşlar, şimdi bu yazdıklarımı okuduktan sonra, benim kendimi övmek için bu satırları yazdığım, kendini beğenmiş bir kişi olduğum şüphesine düşmüş olabilirsiniz, herkes düşüncesinde hür olup, hakkımda ne düşünürseniz düşünün herkesin düşüncesine saygılıyım. Bu samimi ve gerçek olarak yazdıklarım, kendini beğenmek ise, evet ben kendimi beğenmiş bir kişiyim.
Ancak ben müsterihim, beni yakından tanımanız için, şeffaf bir şekilde bunları tüm samimiyetimle yazıyorum.

Bir hukukçu, savcı ve hakim hakkındaki en objektif, en doğru ve acımasız değerlendirmeyi, avukat arkadaşlar yaparlar. Ben henüz emekli olmadan görevimin başındayken, karşıma avukat olarak gelen arkadaşların tümünden övgüler aldım, hele bir keresinde, İzmir Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde savcı iken, Çetin ÖZEK hocamız, bir davada savunma makamında idi, sanıkların tümü tutuklular, dava Yehova Şahitleri davası, bana göre illegal bir örgüt değil, ancak soruşturmayı yapan ve iddianameyi düzenleyen savcı arkadaşımız aksi kanaatte, duruşmaya ben savcı olarak çıktım, duruşma celsesi bitecek, hakim ara karar öncesinde taraflardan taleplerini sordu, ilk olarak iddia makamı olarak söz aldık ve tüm tutuklu sanıkların tahliyelerine karar verilmesini talep ettim, daha sonra avukatlar, tabi rahmetli Prof.Dr.Çetin ÖZEK de söz alarak savunma yaptı ve müvekkilinin tahliyesini talep etti, ancak halinden pek memnun olmadığı anlaşılıyordu, zira, savcı olarak ondan önce tahliye talep etmiştim. Tüm sanıkların tahliyelerine karar verildi. Duruşmadan sonra Çetin ÖZEK hoca odama geldi ve “savcı bey tahliye istemeniz şart mıydı, bize gerek bırakmadınız bizi açığa çıkardınız” diyerek ciddi ciddi hayıflanmıştı.

Bir savcı ve hakimin görevini hukuka ve savunmaya saygılı olarak yapıp yapmadığının en önemli kriteri, emekli olup avukat cüppesini giymek üzere baroya başvurduğu anda ve avukat olarak baro odasına girdiğinde, çekirdekten avukat olan avukatlardan gördüğü ve göreceği saygı ve itibardır. Allaha şükür bu itibarı gördük, kimse saygıda kusur etmedi ve hakkımızda biriktirdikleri iyi anılarını yüzümüze karşı dile getirdiler.

Memuriyetten emekli olduktan sonra İzmir'e yerleştim, İzmir Barosuna kayıtlı olarak avukatlık yapıyorum, avukatlık mesleğinde de,25 yılımı tamamladım ve plaketimi aldım, yargı bağımlı olsa ve meslek artık pek zevk vermese de, avukatlık yaşantıma İzmir ilinde devam ediyorum.

Aynı zamanda bir internet sitesinde (HABERGÜNCEL) köşe yazarıyım, duyarlı bir aydın ve hukukçu olarak, günlük siyasi olayları değerlendiren, halkımızı bilgilendiren makaleler yazıyorum, bu makalelerimi facebook ve twetter sayfalarımda da yayınlıyorum. Bazı arkadaşlarımın karşı çıkmaları ve onlara olan saygım nedeniyle grupta paylaşmıyorum. Google'ye Güner Yiğitbaşı ismini yazıp enter tuşuna basarsanız yayınlanan yazılarıma ulaşabilirsiniz. Bugüne kadar yayınlanmış yaklaşık 1500 makalem mevcuttur.

43 senelik evliyim; eşim, iki kızım var, biri avukat diğeri iktisatçı.
Duygusal bir yapım vardır. Müzik dinlemeyi severim, kulağıma hoş gelen ve içimdeki duyguları harekete geçirebilen her türden müziği yüksek sesle severek dinlerim, şu anda yapabildiğim tek spor yürümek ve bel kaslarımı kuvvetlendirme amacıyla yapmaya çalıştığım bel hareketlerimdir.
En başta insanlar olmak üzere, iyi ve güzel olan her şeyi severim.

Yaptığım işimi severim ve önemserim ve en iyi şekilde yapmaya çalışırım. Bana göre, yaptığın işin niteliği, mevkii ve makamı önemli değildir, en iyi en yüce makam, o makamın gereklerini en iyi şekilde yerine getirdiğin makamdır. Bir hukukçunun ideali belki Yargıtay veya Danıştay üyeliği ve başkanlığı olabilir, ama o makamlara gelip de hakkını veremedikten sonra, o makamların hiçbir değerinin olamayacağını savunanlardanım.

Yeniden dünyaya gelsem, yine hukukçu olurum ve sizleri karşımda ve yanımda arkadaşlarım olarak görmek isterim. Hepinizi çok seviyorum iyi ki varsınız, umarım biraz uzattığım bu satırları sabrederek okuma zahmetinde bulunursanız, beni yakından tanımış olacaksınız, hepinize sağlık ve mutluluk dolu bir yaşam diliyorum. Sevgilerimle.

28/11/2018
Güner YİĞİTBAŞI

Yorum Gönder

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget