Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Gülşen tahliye edildi (mi)?
Bugün,  itiraz üzerine,  Gülşen'in sözüm ona tahliyesine karar verildi,  öyle mi?

Adamı güldürmeyiniz lütfen. 

Gülşen sözüm ona tahliye edildi ve onun yerine adli kontrol hükümleri uygulanarak evden çıkmamasına, yani ev hapsine karar verildi. 

Ceza Muhakemesi Kanununun 109. maddesi uyarınca adli kontrol hükümlerinin uygulanması da,  yasal ve meşru bir uygulamadır. 

Ancak, Adli kontrolü düzenleyen CMK. nın 109. maddesi çok açıktır. 

109. madde der ki; ”Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada,  100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde,  şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. ”

Neymiş efendim?

100. maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir. 

Yani; adli kontrol altına alma kararı verilebilmesi için de, CMK. nın 100. maddesinde açıkça belirtilen tutuklama nedenlerinin varlığı şarttır. 

Adli Kontrol altına alma kararı, tutuklamanın koşullarının var olması halinde alınabilecek olan ikame bir yoldur. 

Bu nedenle, tutuklama kararı veren hakimler, tutuklama kararının sonuna, adli kontrol altına alma kararının yetersiz kalacağı nedeniyle, ben tutuklama kararı veriyorum sözünü ilave ederler. 

Gülşen’in tutuklanmasına ilişkin karara itirazı inceleyen hakim, tahliye kararını verip, bu kararı adli kontrole, ev hapsine dönüştürürken, tutuklamanın yasal koşulları var ve hala devam ediyor, ancak ben adli kontrol hükümlerinin uygulanmasını yeterli buluyorum ve bu nedenle tahliye kararını verilirken onun yerine adli kontrol hükümlerini, ev hapsini ikame ediyorum demiyor. 

İtirazı kabul eden mahkeme; adli kontrol şartıyla tahliye kararı verirken, öyle gerekçeler sıralamış ve demiş ki; ”toplanması gereken tüm delillerin toplanmış olması, bu aşamadan sonra şüphelinin kaçma ve delilleri karartma şüphesinin bulunmayışı, . . . . . . hep birlikte değerlendirildiğinde tutuklamadan beklenen faydanın adli kontrol tedbirleriyle sağlanabileceği nazara alınarak, şüphelinin üzerine atılı suçtan adli kontrol altına alınarak tahliyesine karar vermek gerekmiştir. ”demek suretiyle, CMK. nın 100. maddesinde açıkça ve sınırlı olarak sayılan tutuklama kararının yasal gerekçelerinin bulunmadığını,  çok net bir şekilde itiraf etmiştir. 

İtirazı inceleyen hakim tutuklamanın yasal koşullarının bulunmadığını kararında açıkça itiraf ve kabul etmesine rağmen, adli kontrol altına alma kararı vererek, CMK'nın 109. maddesini açıkça çiğnemiş ve adına adalet dağıttığı Türk Milleti ile dalga geçmiş ve alay etmiştir. Yok dalga geçmemiş ve alay etmemiş de,  bu kararın hukuki ve yasal olduğuna inanarak karar vermişse, o zaman bu hakim maalesef, hukuki bilgiden yoksun olup, mesleki yetersizlikten dolayı, acilen hakimlikten uzaklaştırılmalıdır. 

Hukukta, insanların özgürlüklerinin söz konusu olduğu mesleklerde,  sadece yasalar üstündür, hiçbir merci ve makamın gönlünü hoş tutmak, gönlünü razı etmek için,  ne şiş yansın, ne de kebap cinsinden kararlar verilemez. 

Yazıklar olsun.

Güner Yiğitbaşı

29/08/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İmam Hatip Okulları Ve Gülşen'in Tutuklanması
Şarkıcı Gülşen, 4 ay önce sahnede söylediği; ”İmam hatipte okumuş . . . . sapıklığı oradan geliyor” sözleri nedeniyle dün (25/08/2022) gözaltına alınıp sorgulandıktan sonra,  akıl almaz bir şekilde,  yasalara aykırı olarak tutuklandı. 

Gülşen'in tutuklanması;  kastettiği kişi kimse,  sapıklığı imam hatipte okumasından geliyor dediği o kişi ve o kişinin şahsında, tüm imam hatipte okuyanlara hakaret etmesinden kaynaklanmıyor bize göre. 

Asıl mesele,  kişi ve kişiler değil bizce.  

Gülşen'i tutuklatan; Anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez diyerek koruma altına aldığı, Cumhuriyetin temel ilkesi olan laikliğe,  anayasanın koruması altındaki devrim bir yasası olan  Öğrenim Birliği Yasasına karşı olan ve İmam Hatip Liseleri üzerinden,  öğrenim birliğini, laik eğitimi yok eden, hem Müslüman ve hem de laik olunamaz diyen, oy devşirmek için din tacirliği yapan politikacıların temsil ettiği zihniyettir. Asıl mesele budur. 

Gülşen'in tutuklanmasının temelinde yatan İmam Hatip Liseleri nedir, nerelerden bugünlere getirilmiştir?

Anayasanın koruması altındaki, laik eğitimi esas kılan bir devrim yasası olan Öğrenim Birliği Yasasına göre; bugünün imam hatip liseleri, lise değildir. İmam hatip okuludur. Yani, sözüm ona aydın görüşlü din adamı ve  imam yetiştirmek amacıyla açılan,  Öğrenim Birliği Yasasından meşruiyetini alan,  dini temele dayalı bir meslek okuludur. 

Ülkenin din adamı ve imam  ihtiyacıyla sınırlı olarak açılması ve öğrenci kabul etmesi gereken bir meslek okuludur. 

İmam hatip okulları,  yüksek okul ve üniversitelere öğrenci yetiştirmek amacıyla açılmamışlardır, bu okulların yasal dayanağı olan Öğrenim Birliği Yasasının amacı da bu değildir. 

Anayasamıza göre T. C. Laik bir devlettir ve din adamı, imam  olmak isteyen,  bu mesleği yapacak olanların kayıt olup okuyacakları dini eğitim veren imam hatipler; devletin kadrolarına,  hakim, savcı, kaymakam, doktor, iktisatçı ve sair önemli bürokratları yetiştiren yüksek okul ve üniversitelere öğrenci kaynaklığı yapamaz. 

Din adamı olmak isteyenler; seçimlerini buna göre yapmalı ve imam hatip okullarına gitmeli, savcı, hakim,  kaymakam,  doktor, iktisatçı ve sair,  din adamlığı dışında bir mesleğe yönelmek isteyenler de,  genel liselere gitmelidirler. 

Seçim haklarını buna göre kullanan öğrenciler ve ailelerinin,  bunun dışındaki talepleri, hem din adamı olayım,  hem din eğitimi alayım ve hem de hakim, savcı, kaymakam olayım demeye hakları yoktur. Bu,  yasa önünde eşitlik kuralına da aykırı değildir. 

Kimse;  insanları, imam hatip okumaya zorlamıyor. Seçim hakkını baştan buna göre kullanmalıdır herkes. 

Ben çocuğumun din eğitimi de almasını, dinini öğrenmesini istiyorum demek de mazeret değildir. Laik eğitim veren okullarımızda da din dersleri vardır, Diyanet İşleri Başkanlığının görevi de kurslar açarak isteyene dinini öğretmektir. Aile çevresinden de din eğitimi alınarak dini bilgiler elde edilebilir. 

Peki ne olmuştur da, Öğrenim Birliği Yasasına göre; sadece din adamı ve imam yetiştirmek amacıyla kurulan ve ismi de imam hatip okulu olan bu meslek okulları, isim ve kabuk değiştirerek imam hatip lisesi ve her branşta eğitim veren tüm yüksek okul ve üniversitelere öğrenci yetiştiren genel orta öğrenim kurumları haline gelmişlerdir?

Bunun tek nedeni, çok partili hayata geçildikten sonra,  iktidara gelen sağ görüşlü, siyasal gelecekleri için dini istismar eden, dinden oy devşiren,  din taciri partiler ve politikacılardır.  

İlk aşamada, ilgili yasalarda değişiklikler yapılarak; imam hatip okulları,  imam hatip lisesi adını alarak, sadece kendi dallarıyla sınırlı olarak, dini eğitim veren İslam Enstitüleri ve İlahiyat Fakülteleri gibi yüksek okul ve üniversitelere öğrenci verme hakkına kavuşturulmuş, dini öğrenime kapı aralanmış ve daha sonraki aşamada ise,  yine Yüksek Öğrenim Yasasında değişiklik yapılarak,  imam hatip liseleri, kendi dalları dışında kalan her branştan tüm yüksek okul ve üniversitelere öğrenci yetiştirme hakkına kavuşturulmuştur. 

Doğası gereği, dinin katı ve değişmez  kalıplarına, çağımızın koşullarına  uymayan din eksenli ve katı din kurallarına göre, anti laik zihniyetle, anti laik kafa yapısına yatkın öğrenciler yetiştiren  İmam Hatip Okullarını; anayasaya, anayasanın koruması altındaki Öğrenim Birliği Yasasına aykırı olarak, isim ve kabuk değiştirterek bugünkü durumuna getiren, dini siyasal amaçlarına alet eden aynı zihniyet,  bugün de iş başında olup, politikaya atılarak seçimle iş başına gelen, milletvekili, bakan, devlet başkanı,  başbakan gibi siyasileri tenzih ediyoruz, devletin üst düzey makamlarına atama ile getirilen  bürokratların neredeyse tümüne yakını,  imam hatip çıkışlı olup, bu okullar arasında dahi bir ayrım yapılarak,  özellikle Kartal İmam Hatip Lisesi çıkışlılar dikkat çekmektedir. 

Gülşen ve Gülşen gibilerin imam hatip mezunlarına, onları küçük düşürecek sözler söylemelerini biz de asla onaylamıyoruz ve kınıyoruz. 

Ancak, bu tür olayların ve tartışmaların önüne geçmek için de,  İmam Hatip Liselerini, geldikleri yere, ülkenin ihtiyacı kadar imam yetiştiren İmam Hatip Okulları statüsüne geri göndermek, yüksek okul ve üniversitelere öğrenci yetiştiren liseler statüsüne son vermek,  anayasal ve yasal bir zorunluluktur. 

Bu tartışmaların sonlanmasının başka yolu yoktur.

Güner Yiğitbaşı

26/08/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukç

Gördüğüm Zeynep Ananın Rüyası Ve Anımsattıkları
Rahmetli Mustafa Amcamın karısı “Çokuna” diye anılan rahmetli Zeynep Anayı 77 yıllık ömür yaşantımda ilk kez 24 Ağustos 2022 Çarşamba günü rüyamda gördüm. Bütün aile bu en büyük amcamızın karısı bu kadını ikinci anamız gibi sever sayardık, biraz da korkardık.  Geceleyin rüyadan uyanınca ruhuna hemen “üç Gulhu bir Elham” okudum (ölüleri yad edince bu duaların okunması istenir); şaşırdım hiç rüyama girmezken bu da neyin nesi diye düşünürken, belki de benden dua bekliyor olmalı, diye düşündüm. Rüyanın bazı ayrıntılarını sabaha kadar unutmadımsa da akşamleyin yoğunlukta onları da unuttum. 

Bu Zeynep Anayı anınca geçmişimle ve onunla ilgili anımı mutlak anlatmalıyım. Tok sert sözlü, dobradobur ve dürüst bir kadındı. Çile çekmiş insanların hafiften bir sinirlilik hali vardı, sinirlenince kafası hafifçe sallanırdı.

Ben kendi köyüm Yelek’te öğretmen olarak çalışırken, 19 Temmuz 2022 de daha yeni kaybettiğim ve benimle 52 yıl evli yaşayan rahmetli eşim Gülhan’ı 53 yıl önce bu rüyasını gördüğüm Zeynep Ana ile birlikte istemeye gittik. Çünkü babam annem yoktu sadece şimdiki yatalak yatan Miyase analığım vardı, o da gitmek istemedi. 

Evlerine 200 m uzakta arabadan inip Gülhan’ların evlerine yürüyerek yaklaşırken, rahmetli Zeynep Ana, “Hasibe’nin de ağzı galabalık olur, gızı verirler mi vermezler mi” diye söylenmeye başladı. Eve yaklaştıkça Zeynep Ana, “amaan Cavat bizde köyde kız mı yoktu da beni buralara sürüklüyon” diye mırıldanıyordu. 

Biz evin avlusuna varınca, rahmetli kaynanam Hasibe, kayınpederim Kazım Göçmen pencereden bizim gelişimizi, öbür pencereden de müstakbel eşim olacak Gülhan bize bakarlarmış. Kazım Göçmen, “Hasibe ben bu oğlana bu gızı veririm, gelişleri bana güven verdi, oğlan hem öğretmenmiş hem müdürmüş” diye mırıldanırmış, sonradan rahmetli eşim bunu bana anlattı.

 Konuları anıları anlatırken “laf lafı açar” veya “açtı” derler ya. Ben de rüyamı anlatmaya çalışırken gözlerim nemli bu anıları sizinle paylaşmak istedim.

Rahmetli eşim, biz evlendikten sonra, felç ve hasta yatalak anasına (Hasibe Anaya) dört yıl kadar baktı. Bakarken de anasının “zarlanışına”, sızlanışına bakarmış. (Rahmetli Kaynanam Hasibe felçli yatarken, başına gelenlere, “Allaha yalvarın da ben böyle sürünmeyim, hemen öleyim” diye sitem edermiş. İşte rahmetli eşim Gülhan, rahmetli annesi Hasibe’nin bu sitemli üzüntülü söz ve davranışları karşısında, kendi kendine “Allah’ım beni böyle felçli yataklara yatırma, bir günde benim canımı al, bir gün yatak bir gün kara toprak” diyerek dualar istemler mırıldanırmış. 

 Kaderin cilvesine bakın ki, yaşamımızın 18 Temmuz 2022 tarihine geldiğinde, eşim Gülhan evimize yakın sağlık ocağına bazı ilaçlar yazdırmaya gidiyor. Hiçbir yatacak hastalığı yoktu. Hatta bana, “sen şu köpeği gezdirmeye götür ben de yavaş yavaş sağlık ocağına gidip şu ilaçlarımı yazdırayım” diyordu. Sağlık ocağına doğru giderken, komşularla sohbet ede ede sağlık ocağına varınca ani bir kalp krizi ile yere yığılıyor. En yakın özel bir hastaneye kaldırdık, o gün yoğun bakıma aldılar, stent falan derken düzelmişti. Fakat ertesi günü yani 19 Temmuz günü gecenin 5.45 inde gelen ikinci kalp krizi ile tıpkı istediği gibi, bir gün bile hasta yatmadan bu dünyadan 71 yaşında veda ediyor. Zamansız gelen bu ölüm karşısında şok oldum, evde tek başıma bir küçük köpeğimle yaşama direnmeye çalışıyorum.      Bir rüya beni nerelere götürdü, neleri anımsattı.

Cevat Kulakısz

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

Partili Cumhurbaşkanının aklına yeni gelmiş olmalı. 

Partili Cumhurbaşkanı ERDOĞAN; Türk Milletinin aynı gemide olduğunu,  güvenlik nedenleriyle olduğu gibi, ekonomik nedenlerle de,  bu geminin delinmesi halinde, geminin batacağını ve hep birlikte boğularak yok olacağımızı söylemiş. 

Günaydın. 

Bandırma Gemisindekiler Delinen Saltanat Gemisindekileri De Boğulmaktan Kurtaracaklardır
ERDOĞAN;  nihayet, kendisinin ve partili ve parti yandaşı bir azınlığın içinde bulunduğu,  kendisinin bizzat kaptanı olduğu, yönettiği, kaptan köşkünden Türk Milletine yukarılardan baktığı,  yönetimindeki saltanat gemisinin, kötü kaptanlık nedeniyle,  kayalara bindirerek alttan delindiğini ve geminin hzl.a su almaya başladığını ve böyle giderse saltanat gemisinin batacağını anladığı için, saltanat gemisinin kaptan köşkünden  84 milyon Türk Vatandaşına hitap ederek, durumun vahametini bildirmiş, çare olarak da gelin elinizdeki Türk parasını dövize ve altına yatırmayın, saltanat gemimizin delinen yerlerine yama yapmak için kullanalım çağrısını yapmıştır. 

ERDOĞAN; şunu çok iyi bilmelidir ki; her yerinden delinerek su almaya başlayan,  kendisinin dümeninde bulunduğu saltanat gemisini kurtarmak, bu aşamadan sonra asla mümkün değildir.  

Kaldı ki; Türk Milletinin büyük ekseriyeti, ERDOĞAN'ın içinde ve dümeninde bulunduğu lüks, şatafat ve safahat içinde yaşadığı saltanat gemisinin içinde değildir. 

Bu nedenle, Türk Milleti; delinen ve batacak olan saltanat gemisinin içinde asla boğulmayacaklardır. 

Hukukun üstünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerine laik cumhuriyetin kurucu değerlerine ve ATATÜRK ilkelerine sadık ve bağlı olan Türk Milletinin büyük ekseriyeti, ATATÜRK'ün ruhunun ve manevi varlığının içinde dolaştığı BANDIRMA Gemisinde olup, 2023 Haziranında yapılacak olan demokratik seçimler sonunda, Türk Milleti Saltanat Gemisini denizde değil, sandık içinde batıracak ve Tarihi BANDIRMA GEMİSİ ve içindeki Türk Milleti;  salimen,  insan hak ve özgürlüklerine, hukukun üstünlüğüne dayalı Demokrasi Limanına ulaşarak,  buraya  demir atacaktır. 

BANDIRMA GEMİSİ; 19. Mayıs. 1919 da,  Samsun Limanına ulaşıp demir atarak Türk Milletini ve yurdunu kurtardığı gibi; bir kez daha görevini yapacak, hiçbir ayrımcılık yapmadan,  AKP ve yandaşları da dahil, Türk Milletinin tamamını,  AKP ve Saray iktidarının ülkeyi felakete sürükleyen kötü yönetiminden  kurtaracaktır. 

ERDOĞAN dahil,  hiç kimsenin bundan şüphesi olmasın.

Güner Yiğitbaşı

24/08/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Seçmeni Yanıltmaya Yönelik İki Yanlış Ve Kasıtlı Düşünce
Türk seçmenini yanıltmaya yönelik iki yanlış düşünce,  bazı kişiler ve çevreler tarafından halkımıza empoze edilmektedir. 

İlki; bazı kişi ve çevreler diyorlar ki; ERDOĞAN,  kaybedeceği bir seçime girmez,  bu nedenle 2023 seçimlerinde cumhurbaşkanlığına aday olmayacak ve yerine başka aday çıkaracaktır. 

Ne kadar komik, geçersiz ve akılsızca bir düşünce. 

AKP dediğiniz parti,  sizin sandığınız gibi, klasik bir siyasi parti midir?

Kuruluş yıllarındaki AKP ve kadrolarından bugün bir eser kalmış mıdır?

Asla. 

AKP bugün şahıs partisi, ERDOĞAN'ın kişisel partisi haline gelmiştir. 

AKP demek ERDOĞAN demektir. 

Bu nedenle, diyelim ki; ERDOĞAN aday olmadı ve yerine bir başkasını aday gösterdi ve o aday kaybetti, sizce kaybeden,  ERDOĞAN'ın yerine ikame ettiği kişi mi, yoksa ERDOĞAN'ın kendisi midir?

Tabii ki; ERDOĞAN kaybetmiş olacaktır. 

ERDOĞAN; kendisi aday olduğu halde kaybederse, sadece seçim kaybetmiş bir lider olacaktır, bu da demokrasilerde utanılacak bir şey olmayıp, doğal karşılanmalıdır. 

Ancak, ERDOĞAN; seçimi kaybedeceğini bildiği için yerine bir başkasını aday gösterir ve o aday da seçilemezse, hem seçimi kaybetmiş ve hem de korkarak seçimden kaçmış bir lider damgasını yiyecektir. 

Bu nedenle, seçimi kaybedeceğini bilse de; ERDOĞAN,  üstün egosunun da esiri olarak adaylıktan asla vazgeçmeyecektir. 

ERDOĞAN; kaybedeceği seçime girmez diyenler; ERDOĞAN,  kaybedeceğini bildiği bir seçimi, ne yapar yapar erteletir, seçimi yaptırmaz derlerse, daha inandırıcı olurlar. Ona ben dahi inanırım. 

İkinci yanlış ve geçersiz düşünceye gelince; yine bazı kişi ve çevreler diyorlar ki; ERDOĞAN,  seçimler yaklaştığı için,  seçim yatırımı olarak halktan oy alabilmek için,  ESAD ile doğrudan görüşmeye ve el sıkışarak barışıp anlaşmaya zemin hazırlıyor. 

Bu da çok yanlış ve geçersiz bir düşünce bize göre. 

ERDOĞAN; seçim yatırımı olmaktan ziyade, köşeye sıkıştığı,  duvara tosladığı ve artık kaçacak bir yeri kalmadığı, ekonomik kriz, Suriye'ye yapmayı düşündüğü ve günler önce ilan ettiği operasyonu, alandaki büyük dış güçlerin baskıları ve onay vermemeleri nedeniyle yapamayacağını anlaması, her zaman Suriye konusunda desteğini aldığı PUTİN'in zorlaması ve muhalefetin baskıları, ESAD'ın koltuğunu sağlamlaştırması, ESAD'ı deviremeyeceğini anlaması nedenleriyle, Suriye lideri ESAD ile el sıkışarak anlaşmaktan başka çaresinin olmadığı gerçeğini görmeye başladığı için,  ESAD ile doğrudan görüşmeyi ve tokalaşmayı, Suriye politikasında tükürdüğünü yalayarak büyük bir “U” dönüşü yapmayı,  kerhen kabul etmiştir, kabul etmek zorunda kalmıştır. 

Seçmen bu durumu açıkça bilmektedir. 

ERDOĞAN on bir sene önce, Suriye bizim iç meselemizdir, Suriye halkına zulüm yaptığı için, bu zulme ve ESAD'ın hükümranlığına son vermek için Suriyeye girdik diyerek, Suriye sorunu ve krizini kendisinin bilerek ve isteyerek, bağımsız bir devletin iç meselesine, iç çatışmasına burnunu sokmuş ve doğrudan müdahil, Suriyeli muhalif güçlere destek olmuş,  ATATÜRK'ün;  “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” vasiyetine ihanet ederek,  ülkemizin başına çorap örmüş, yüzlerce şehidin kanına girdiği gibi, milyarlarca doları Suriye bataklığına gömmüş, milyonlarca Suriyeli mülteci bize girmiş, ülkemizin demografik yapısı bozulmuştur. 

Halkımız bunu çok iyi bilmektedir. 

Bu nedenle, Suriye sorununun baş müsebbibi ERDOĞAN'ın,  on bir sene sonra çark ederek,  kerhen ESAD ile doğrudan görüşerek Suriye sorununun çözümü için doğru adım atmış olması, asla bir başarı değil, ülkeyi siyasi, askeri ve ekonomik olarak büyük zararlara sokan bu ülkeye yapılan en büyük kötülüğün telefisi için atılan zorunlu bir adımdır. 

ERDOĞAN; Türk halkına ve seçmenine eşeğini kaybettirmiş ve şimdi bulmaya çalışmaktadır. 

ERDOĞAN; ülkeyi büyük zararlara sokan çok yanlış dinsel ve mezhepsel Suriye politikasındaki bu yanlışından on bir sene sonra dönse de, bu nedenle halkımızdan oy istemeye hakkı ve yüzü asla olmamalıdır, oy istemeden önce,  Suriye yanlışı nedeniyle ülkeye verdiği büyük kayıp ve zararların hesabını vermek zorundadır. 

AKP çevreleri ve yandaş basın; ERDOĞAN'ın,  ESAD ile doğrudan görüşmeye yanaşması üzerine, ERDOĞAN'ı yanlış Suriye politikası nedeniyle on bir yıl boyunca eleştiren ve çözüm için ESAD ile doğrudan görüşülmesi gerektiğini sürekli savunan,   ERDOĞAN'ın,  yanlış Suriye politikasından, ancak on bir sene sonra,  büyük bir inatlaşmadan sonra,  çok geç  çark etmesi nedeniyle,  şimdi onu eleştiren ve bunda da yerden göğe kadar haklı olan en başta ana muhalefet olmak üzere muhalefet partilerini, ERDOĞAN'ın ESAD ile barışmasını eleştiriyorlar diye suçlamaya başladılar, burada halkımızı aldatmaya yönelik büyük yalanlar uyduruyorlar. 

Muhalefetin eleştirisi, ERDOĞAN'ın;  on bir yıl sonra, bugün  doğru yolu bularak, sebepsiz olarak kendi elleriyle yarattığı Suriye sorununun çözümünün ESAD ile doğrudan görüşerek anlaşmaktan geçtiği noktasına gelmesi değil, bu noktaya niçin on bir yıl bekledikten sonra gelmiş olmasıdır. 

Güner Yiğitbaşı

23/08/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Bir Örgüt Emekçisinin Anıları (1950-1980)
Başlıkta okuduğunuz tümce, değerli dostum, sınıf arkadaşım sevgili Mehmet Gümüşçü’nün büyük bir emekle yazdığı eserin adıdır.

Nezaket göstererek bana gönderdiği eserini büyük bir keyif ve heyecanla okudum.

Heyecanımın nedeni, eserde ayrıntıları ile anlatılan olayların ve politik yaşamın aynı dönemde bire bir yaşayanı olarak belleğimi tazelemek ve ayrıntısını tam bilemediğim olayların perde arkasını ayrıntılarıyla öğrenmek oldu.

Sevgili Mehmet daha Lise çağlarında 15 yaşında ilgilenmeye başladığı politikada laik Cumhuriyeti, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerini içselleştiği için Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içinde yer almaya karar vermiştir.

Partide büyük bir özveri ile çalışmış, zamanla emeğinin karşılığını alarak önce Kayseri Genç Kolları Başkanı, sonra Merkez ilçe Başkanı ve daha sonra da İl Başkanı olmuştur.

Sevgili dostum politikada dürüst davranmayı, ayak oyunlarına itibar etmemeyi, her koşulda doğruları dile getirmeyi ilke edinerek, ülkemizin arzu ettiği, ancak çok azına rastladığı politikacı örneğini sergilemiştir.

Ayrıca, hiçbir yetkilinin önünde ve en zor koşullarda onurlu davranmayı ilke edinmiştir.

Bu duruma bir örnek kitabındaki dizelerden alıntılamak istiyorum.

“Genel Kurmay Başkanına Cemal Tural’ın teftişe geleceği haberini aldık. Seferberlik ilan edilmiş bir hareketlilik başladı…….soğuk hepimizi zorlamaya başlamış, beyaz eldivenler içindeki parmaklarımızı birleştiremez hale gelmiştim….. Orgeneral Cemal Tural, merasim bölük ve takım komutanlarının ellerini sıkıp ilerlerken, sıra bana geldiğinde aşırı soğuk nedeni ile beyaz eldiven içindeki parmaklarımı bir türlü kavuşturamadım. Tural Paşa, sert bir biçimde “Asteğmen bitiştir parmaklarını”  diye gürledi. “Emredersin Komutanım” dedimse de başarılı olamadım. Elindeki asayı elime vuruverdi. Sanki parmaklarımın tümü kopmuştu. Duyduğum büyük acının etkisiyle “Vuramazsınız Komutanım” diyerek, isyan ettim.

Bu söylemi Türk Ordu tarihinde bir Asteğmenin dile getirdiğini sanmıyorum. Onuru kırılan Sevgili Gümüşçü bunu söyleyebilmişti.

Sonuç ne mi olmuş?  Dostum tümcesinin sonuna ünlem koyarak bununu “Oda Hapsi Ödülü (!) değerlendiriyorsa da, ben bunun Orduda alınmış bir Onur Madalyası olarak değerlendiriyorum.

Siz ne dersiniz?

CHP’ye gönül veren tüm önerilere karşın partisini tek etmeyen ve büyük bir özveri ile çalışan değerli kardeşim Gümüşçü, 1977 Genel Seçimlerinde 3. sıradan CHP Milletvekili seçilir ve o yıl Kayseri’de CHP’yi birinci parti konumuna getirmeyi başarır.

Daha anlatılacak çok övünecek olay vardır. Burada son vererek, 30 yıllık bir süre için tarihe not düşen bu değerli eserin mutlaka okunmasını ve Ülkenin bu günlere gelişinin nedenlerini öğrenilmesini öneriyorum.

Eline, yüreğine, emeğine sağlık sevgili Gümüşçü.

Gündüz Akgül

22.08.2022

Gündüz AKGÜL

Emekli Cumhuriyet Savcısı

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget