Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Yeni Yıla Girerken
Bizim de kullanmakta olduğumuz takvime göre; 1. Ocak. 2022 günü, içinde bulunduğumuz 2021 yılının tamamlanarak sonlandığı ve içine gireceğimiz yeni yılın ilk günüdür. 

Yılbaşı, İsa'nın doğum günü olarak kabul edilen 25 Aralıkta kutlanan Hristiyanların Noel Bayramı ile karıştırılmamalıdır. 

Yılbaşının,  dini ve kutsal bir yanı bulunmamaktadır. 

Bunu karıştıran bazı dini kesim,  biz Hristiyan değiliz, Müslümanız,  yeni yılı kutlamayız diyerek,  yılbaşı kutlamalarına ve kutlayanlara eleştirel bir gözle yaklaşmaktadırlar. Bu değerlendirme ve yaklaşım yanlıştır. 

Yılbaşı bir bayram değildir, bir takvim olayıdır. 

İçinde bulunduğumuz 2021 yılının bittiği günü, yeni 2022 yılının ilk gününe bağlayan 31. Aralık gecesi;  insanların,  evlerinde veya evlerinin dışındaki eğlence mekanlarında,  masalar kurarak ve özel olarak hazırlanan yemekleri yiyip içkiler içerek eğlendikleri,  yeni yılı kutlayarak karşıladıkları, yeni yıla mutlu bir şekilde girdikleri, bir gelenek ve kültürü yaşayıp yaşattıkları bir gecedir. 

Eski yılın bitimi ve yeni yıla girilmesiyle,  aslında insanlarımız bir yıl daha yaşlanmakta ve ömürlerinden bir yıl daha azalmaktadır, bunun bilincindeki insanlarımız,  o zaman yeni yıla niçin eğlenerek neşeli ve mutlu bir şekilde girmek istemektedirler, bu bir çelişki değil midir? Diye sorup düşünenler olabilir. 

Ben,  şahsen öyle düşünmüyorum, hepimizin bir yaşam, biyolojik ömrü vardır ve her geçen yıl bu ömürden çalıp gitmektedir bunu biliyoruz ama,  korkunun da ecele bir faydası yoktur, her yeni yılla birlikte yaşlanıyoruz diye, oturup ağlayacak da değiliz tabi. 

Yeni yılla birlikte bir sene daha yaşlanmaktan korkanlar, bunu yaşlanma, ihtiyarlama olarak değil, yeni bir yaş alma, yeni bir yaşa girmiş olma şeklinde yorumlayabilirler. 

Bir de bardağın dolu yanından bakacak olursak, insanların;  gelecek her yeni yıldan ve yıllardan bir beklentileri, gayeleri ve umutları vardır. İnsanlar;  gayesiz, umutsuz,  umutlarını yitirerek yaşayamazlar,  mutlu olamazlar, ”umut fakirin ekmeğidir” sözü, boşa söylenmemiştir. 

İnsanların umut ve beklentileri,  bir yıl ile sınırlı olmadığı için, her yeni yıl,  insanların umut ve beklentilerinin tazelendiği yepyeni bir dönemi ifade etmektedir. 

Örneğin, insanlar;  bir an önce okullarını bitirmek ve hayata atılmak, daha sonra evlenip yuva kurmak, çocuk sahibi olmak ve çocuklarını okutarak meslek sahibi yapmak, emekli olup gezip tozmak isterler ve bu istek ve umutlarının gerçekleşmesi için,  yılların çabucak geçmesini isterler,  yeni yıllarda gerçekleşecek olan yeni hedeflerine ulaşmayı,  iple çekerler. 

Hepinizin çok iyi bildiği ve gördüğü gibi, güzel ülkemiz iş başındaki Cumhur İttifakı iktidarı tarafından uçurumun kenarına sürüklenmiş ve hiçbir sorununa çare üretilememekte, devletimiz iktidar tarafından adeta esir alınmış, bu ülkenin ana muhalefet partisinin iktidar adayı genel başkanı,  Milli Eğitim Bakanlığına alınmamış ve bakanlığın kapısına kilit vurulmuş, ülkemizin biriken sorunlarının çözümünün tek adresi olan demokratik seçimler için,  maalesef daha bir buçuk yıl vardır, en iyimser tahminlerle seçimler zamanında yapılacak olsa dahi,  seçimler 2023 senesinin Haziran ayında yapılacaktır. Bu nedenle, keşke mümkün olsa da, ömrümüzden bir çırpıda bir seneyi seve seve feda ederek, 31. Aralık gece yarısı saat 24. 00 de,  2021 yılını atlayarak 2023 senesine girebilsek. 

İşte, insanların  bu ileriye dönük istek ve umutlarının gerçekleşmesi,  yeni yılları ve  yeni yılbaşlarını zorunlu kıldığı için, insanlar yaşlanmalarını, ömürlerinden kopup giden yılları düşünmezler bile, tek arzuları, özlemlerine ve  umutlarına kavuşmaktır. 

Bu nedenledir ki; insanlar,  bu Dünyanın fani ve geçici olduğunu bildikleri halde, bu umut, özlem ve hevesleri, onlara bu Dünya'nın geçici olduğunu unutturur, insanlar yaşama sarılarak,  hiç ölmeyeceklermiş gibi, umut ve özlemlerini gerçekleştirmek için yaşarlar. 

Bana sorarsanız, sizler de; yaşlanacağım korkusuyla, ileriye dönük isteklerinizden,  gayelerinizden,  arzularınızdan, özlemlerinizden ve  umutlarınızdan ve bunların gerçekleşmesinden,  asla vaz geçmeyiniz, ileriye dönük gayeleri,  beklentileri ve umutları olmayan insanların,  yaşlanmaya fırsat bulamadan yaşayan ölü haline geldiklerini unutmayınız. 

Bu vesileyle; pandemi nedeniyle, büyük bir coşkuyla karşılayamayacak olsak da,  hepinizin yeni yılını kutluyor ve 2022'in; pandemiden kurtulacağımız ve sizlere sağlık, mutluluk, huzur, başarı,  ekonomik açıdan insanca yaşama koşulları ve siyaseten özgürlükler getirecek bir yıl olmasını, gönülden diliyorum.  

Güner Yiğitbaşı

30/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

“Kısık Sesle Saraylarda Değil, Gür Sesimizle Alanlardan Haykırıyoruz”
Eğitim İş ve Birleşik Kamu-İş sendikalarının yönetim ve üyeleri, ellerinde pankart, dillerinde sloganlarla iktidarın ekonomik politika ve uygulamalarını Ankara Ulus Meydanında 29 Aralık 2021 günü protesto ettiler. Bu doğrultuda bir gün okullarda derslere girmeyerek bir günlük boykot kararı da alan Eğitim-İş Genel Sekreteri Cengiz Sarıyer yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“-AKP iktidarı ekonomik krizin yükünü tamamen emekçilerin sırtına yıkan, gelir adaletsizliğini derinleştiren ve yoksullaşmayı artıran politikalar yürütmeye devam etmektedir. 

Ağustos 2021 de yandaş sendikayla imzalanan sözde toplu sözleşme ile kamu emekçilerinin ve emeklilerin geleceğine el konulmuş, adeta sefalete mahkûm edilmiştir.

Hükümetin oluşturduğu bütçe ve cari açığın bedeli milyonlarca emekçiye KDV ve ÖTV olarak dönmüş ve çarşıda pazarda kendini göstermiştir. 2022 bütçesinden; memura, dar gelirliye, esnafa, çiftçiye, emekliye, işçiye, vergi, zam, açlık ve yoksulluk çıkmıştır.

Türk lirası hızla değer kaybederken kurdaki dalgalanmalar biz emekçilerin belini iyice bükmüştür.

Bu karanlık ekonomik tablo karşısında, aylardır meydanlarda çağrıda bulunuyoruz. “Zam”, Kriz, Yoksulluk; Tükeniyoruz!” diyerek peş peşe yapılan zamları, yaşadığımız ekonomik kriz ve derin yoksulluğu haykırıp, siyasi iktidarı önlemler almaya çağırıyoruz.

Ancak tüm çağrılarımıza ve taleplerimize yanıt verilmediği gibi her gün biraz daha yoksullaşıyoruz, emeğimiz ucuzluyor.

İnsan onuruna yaraşır bir yaşam daha da imkânsız hale gelmişken, AKP iktidarı sadece yandaşların özgür ve refah içinde olduğu bir ülke yaratmıştır.

Devletin fabrikalarını yıllar içinde bir bir elden çıkaran, tarımı emperyalistlerin ambargolarıyla baş başa bırakan, sanayiyi teşvikten yandaşı kalkındırmayı anlayan iktidar, 20 yıl içerisinde üretmeden tüketen, birçok mal ve hizmeti dışarıdan almak zorunda olan bir ülke yaratmıştır. Ülkemizdeki işsizlik oranı ise tavan yapmış, işsiz sayısı, 7 milyon 870 bin kişiye ulaşmıştır.

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitimi, kalkınmayı, sosyal ve ekonomik ilerlemeyi birbirinden ayırmadan var ettiği Türkiye, daha gencecik bir Cumhuriyet iken bile Avrupa ülkelerine parmak ısırtan, şimdi tepetaklak haldeki ekonomisiyle, Dünya Sefalet Endeksi’nde 156 ülke içinde 21. Sırada yer almıştır. 

İktidarın asgari ücrete yaptığı zam da boş çıkmıştır. Marketlerdeki fiyatlar, yeni vergi zamlarıyla birlikte asgari ücretin zamlı hali bile geçen sene aynı sahip olduğu alım gücünden çok aşağıda kalmış, zam şimdiden erimiştir. Bu erişmeyi çeyrek altınla, dolarla anlatma safhasını çoktan geçtik: Geçen yıl maaşıyla 7000 yumurta alabilen asgari ücretli, şimdi ancak 3700 yumurta alabilmektedir.

Zengini daha zengin, emekçileri ise daha yoksul hale getiren bu eziyetten, eğitim emekçileri de payını en ağır biçimde almıştır. Sözde toplu sözleşme görüşmelerinde kamu çalışanlarına reva görülen iki yıllık zamlar yıl bitmeden erimiş, enflasyon ve artan vergi dilimi ile kamu emekçisinin alım gücü yerle bir edilmiştir. Eğitim emekçileri, daha ayın başında ayın sonunu kara kara düşünür hale gelmiştir.

Üstelik bu tablo daha da ağırlaşıyor. TÜİK ezbere bildiğimiz yalanları söyleyedursun, Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş’in aralık ayı araştırmasına göre; dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşayabilmesi için yapması gereken zorunlu harcamaları gösteren yoksulluk sınırı 13 bin 598 liraya, açlık sınırı ise 4 bin 652 liraya yükselmiştir.

Bir yılda tüketilmesi zorunlu olan tüm gıda maddelerine yüzde 100 ü aşan oranlarda zam gelmiştir.

Peki, bu şartlar altında fedakârca üreten, yaşama tutunmaya çalışan biz eğitim emekçilerini payına ne düşüyor:

-Tiyatrodan ibaret olan toplu sözleşme görüşmelerinden gelen trajikomik ücret zamları ve peşi sıra gelen sefalet.

-Liyakatsizce atanmış yöneticilerin hadsizlikleri; azar, keyfi disiplin cezaları, mobing, sürgünler…

-Kadrolu, sözleşmeli, ücretli adı altında kategorize edilerek, ayrıştırılarak sömürülme.

-İş güvencemizi ortadan kaldıracak, öğretmenler odasını bir kez daha bölecek olduğu halde bize müjde gibi sunulmaya çalışılan Öğretmenlik Meslek Kanunu.

-Gericileştirilmiş, piyasalaştırılmış bir eğitim sistemi.

“Kısık Sesle Saraylarda Değil, Gür Sesimizle Alanlardan Haykırıyoruz”
Bu böyle gitmez, gidemez! Bugün bizim halimizi görmezden gelenler, isyanımıza kulağını tıkayanlara karşı üretimden gelen gücümüzü kullanıyoruz! Bugün derslere girmeyerek bir günlük iş bırakma eylemimizle sesimizi herkese duyuruyoruz. Unutulmaz sendika önderimiz Fakir Baykurt’un dediği gibi ders veriyoruz, ders vermeye de devam edeceğiz.

Bugün dünyada “Başöğretmen” unvanı taşıyan bir liderin kurduğu tek ülke olan Cumhuriyetimizde, öğretmenlere ve öğretmenliğe pranga vurulamayacağını göstereceğiz.

-İnsanca yaşamak için tüm eğitim emekçilerinin maaşlarına yüzde yüz zam istiyoruz!

-Sistematik ve hadsiz saldırılar altındaki meslek onurumuza tekrar kavuşmak istiyoruz!

-Tüm eğitim emekçileri için kadrolu, güvenceli çalışma ve insanca yaşam şartları istiyoruz!

-Nitelikli eğitimin sürdürülmesinde en önemli paydaşlar arasında olan idari, yardımcı ve teknik personellerin taleplerinin yerine getirilmesini, Öğretim Yılına Hazırlık Ödeneğinin ayrım gözetilmeksizin eğitim çalışmalarının tümüne ödenmesini istiyoruz.

Eğitim Çalışmalarının görev tanımlarının yapılmasını, angarya çalışmaya son verilmesini istiyoruz.

-Üniversitelerimizde bilimsel, idari ve mali özerklik istiyoruz.

-Atatürk’ün bize emanet ettiği yeni nesiller için laik, bilimsel, adil ve kamusal bir eğitim istiyoruz.

Ve şüpheniz olmasın ki alacağız! Bu yoksulluk, bu sömürü artık yeter! Gün umutsuzluğa kapılma, kendini çaresiz ve güçsüz hissetme günü değildir. Gün birlik günüdür, gün dayanışma günüdür, mücadele günüdür. Üreten emekçileriz, sesimiz, söyleyecek sözümüz var. Hep birlikte güçlüyüz ve güçlü kalacağız.

Biz eğitim emekçileri olarak, bugünün gerçeklerini TÖS’ten, TÖB-DER’den, Köy Enstitülerinden devraldığımız tarihsel mirasla yoğuracağız. Ve büyük usta Nazım’ın dediği gibi “ağır ellerimizi toprağa basıp doğrulacağız”.

Bugün burada bulunan ve iş bırakma eylemlerimize destek olan tüm eğitim emekçilerini de selamlıyoruz. Mücadelemizi tüm haklarımızı elde edene kadar, eğitim emekçilerine insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlayana kadar, ülkemizi laik, demokratik ve bağımsız bir ülke haline getirene kadar sürdüreceğiz”.

Yaşasın örgütlü mücadelemiz.

Yaşasın Eğitim-İş

Yaşasın Birleşik Kamu-İş”    

İki sivil toplum örgütünün basın bildirisi ile eylem olaysız bitirildi.

 Fotoğraflar Ankara Ulus Meydanındaki eylem görüntüleri.

Cevat Kulaksız 

Cevat Kulaksız.

Ülkene Bu İhaneti Ve Kötülüğü Yapma Sayın Erdoğan
Sayın ERDOĞAN; gerçekten çok şanslı ve Allah’ın sevdiği bir kulu olarak,  siyasette erişilmesi imkansız ve kırılması zor bir rekor şeklinde yükseldin ve devletimizin en büyük ili ve gözdesi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından başlayarak,  Başbakanlığa ve oradan da Cumhurbaşkanlığı makamlarına yükseldin. Son olarak da,  adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığını içinde barındıran tek adama dayalı ve tek yetkili partili Cumhurbaşkanı seçilerek,  devletin en üst makamının koltuğuna oturdun ve halen de oturmaktasın. 

Şu anda temsil ettiğin makam ve oturduğun koltuğun üzerinde bir makam ve koltuk kalmadı maalesef. Burası son durak, daha ötesi yok. Anayasaya göre, üçüncü kez aday olma hakkın da yok. Otobüsün son durağında otobüsü terk eden, otobüsten inmek zorunda olan yolcu konumundasın unutma. 

Biyolojik ömrünün sonbaharındasın ve bir imam hatipli ve Müslüman olarak bu dünyanın fani ve  gelip geçici olduğunu ve bir sonunun olduğunu çok iyi bildiğin gibi, siyasi ömrün de bir sonu olduğunu bilmelisin ve bu gerçeği kabul etmelisin. 

Yine hiçbir politikacıya nasip olmayan bir şekilde,  bir ilki yaşayarak, kesintisiz 20 yıl tek başına iktidar olarak, bu ülkeyi yönettin. Halkımız, oylarıyla seni ve partini hep birinci yaptı ve bu onuru sana bahşetti. 

Ama sen, halkımızın sana olan bu ilgi ve sevgisinin azaldığını, halkın ilgi ve sevgisiyle ve oylarıyla geldiğin ve 20 sene kesintisiz kaldığın iktidardan, yine halkın oylarıyla  uzaklaşacağını ve iktidarı kaybedeceğini anladığın için, sanki ölmeyecek ve Dünya'ya kazık çakacakmışsın gibi, oylarıyla seni iktidar yapan halk çoğunluğunun, yine  oylarıyla seni iktidardan uzaklaştırmalarını engellemek ve iktidardan gitmemek için,  her türlü yolu mübah gören bir tutum sergilemeye başladın. 

Bu kötülüğü ve ihaneti ülkene yapma Sayın ERDOĞAN. 

Bu ülkenin ve ülke insanının,  sana sunduğu güzelliklere layık ol, lütfen. 

İktidardan gitmemek için sergilediğin tutum  ve davranışlarınla hem ülkeye, hem kendine ve hem de bir Müslüman olarak İslam dinine kötülük yapmakta olduğunu anlamalısın. Bu hayatın bir sonu olduğuna göre, makam ve koltukların da bir sonu olduğu gerçeğini kabul etmelisin. 

Cumhurbaşkanı olarak;  Türk Milletinin birliğini temsil etmekle, kurumlar arası işbirliğini sağlamakla görevli olmana rağmen, Türk Milletini;  dinine, mezhebine, etnik kökenine ve rengine göre bölüp ayrıştırıyor ve yaptığın yeminine ihanet ediyorsun. 

Küçük bir kızımızın iki vahşi köpek tarafından ısırılarak yaralanması üzerine,  marjinal bu vak'a üzerinden verdiğin beyanat ile “Beyaz Türkler köpeklerinize sahip çıkın” diyerek,  T. C. Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin;  dinine, mezhebine, cinsiyetine, etnik kökenlerine ve renklerine bakılmaksızın Türk sayıldığı ve ATATÜRK'ün;  Ne mutlu Türk'üm diyene” sözüyle çok güzel ifade ettiği Türk Milletini,  beyaz ve siyah Türkler olarak iki kutba ayırma gafletinde bulundunuz. 

İki kez,  İstanbul halkının ezici çoğunluğuyla seçim kazanarak İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığına seçilen ve izlediğimiz kadarıyla,  İstanbullular tarafından olduğu kadar,  halkımızın büyük çoğunluğu tarafından da sevilen ve sempati duyulan ve İstanbul halkı için çok güzel hizmetler veren Ekrem İMAMOĞLU ile uğraşmaya devam ediyorsunuz, onun şahsında iktidarın en büyük adaylarından olan CHP ve Millet İttifakını itibarsızlaştırarak iktidarda kalmayı ümit ediyorsunuz, ama yanılıyorsunuz. 

86. 000 Personeli bulunan İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanını, 45. 000 teröristi işe alarak çalıştırmakla yaftalayarak, belediyeye müfettiş gönderiyorsunuz. Bu,  terörist olarak suçlanan elemanların, başında bulunduğunuz  merkezi yönetimin güvenlik soruşturmaları ve adli sicil kayıtlarıyla işe alındıklarını bilmiyor olamazsınız. Hal böyle olduğuna göre, Belediye Başkanı Ekrem İMAMOĞLU'nu,  terör üzerinden suçlayarak görevden alma arzusu kokan bu davranışınızı nasıl izah edebileceksiniz?

Sayın ERDOĞAN; çuvaldızı başkasına batırmadan önce, iğneyi lütfen kendinize batırarak bir düşününüz. 

İBB Başkanı İMAMOĞLUNU; hiçbir somut delil sunmadan, PKK'lıları bilerek ve isteyerek işe aldığı gerekçesiyle,  belediyesinde teröristleri çalıştırmakla suçlamadan önce; bir düşün bakalım. Kürt açılımı gerekçesiyle PKK teröristleriyle masaya oturarak müzakere yapan, hendek kazan, vergi toplayan, yol kontrolleri yapan,  güneydoğuda özerk bir yönetim kurmaya çalışan PKK teröristlerine  sahip çıkan, onlara yönelik operasyonları engelleyen, 15. Temmuz darbe girişiminde bulunan FETÖCÜ teröristleri, bırakınız belediyeyi, devletin yargısına, emniyetine ve silahlı kuvvetlerine imza atarak ve atayarak doğrudan  yerleştiren, siz değil misiniz?

Sizin,  devletin kurumlarına yerleştirdiğiniz FETÖCÜLERİN terörist oldukları, darbe girişimi ve kesinleşmiş yargı kararlarıyla tescil edildi. Buna rağmen, utanmadan ve sıkılmadan, masumiyet karinesini çiğneyerek, terörist olduklarına dair haklarında kesin yargı kararı bulunmayan, haklarında savcılıklar tarafından soruşturma dahi açılmamış olan bazı belediye çalışanlarını, somut hiçbir delil olmadan terörist olmakla ve bunları terörist olduklarını bilerek işe aldığı gerekçesiyle,  İMAMOĞLU'nu suçlamaya ve itibarsızlaştırmaya gayret ediyorsunuz, görevleri terörist belirleme olmayan Mülkiye Müfettişlerini Belediyeye teftişe gönderiyorsunuz. Kullardan korkmuyorsun,  bari Allah'tan kork Sayın ERDOĞAN. 

Gittiğin yol,  yol değil. Cumhurbaşkanı olarak;  yasalardan aldığın yetki ve şu anda hesap sorulamaz konumda olman ve aslında anayasanın aradığı vasıfları kaybetmiş olmana rağmen, fiilen halen Cumhurbaşkanı olman dolayısıyla, Türk Ceza Kanununun Cumhurbaşkanına hakaret ve hükümeti devirmeye teşebbüs suçlarının yasal koruması altında olman nedeniyle, halkımızın ekseriyetinin;  çaresiz, demokratik seçimlere kadar, demokratik sabırla beklemede kalıyor olması, seni asla yanıltmasın ve İstanbulluların çok sevdikleri İstanbul ve Türk Halkının ekseriyetinin arkasında durdukları İMAMOĞLU'nu, siyasi hırsına yenilerek yanlış bir  adım atarak görevden alarak, ülkeye kötülük yapmaya çalışma lütfen.  

Bu,  tavsiye amaçlı iyi niyetli sözlerimi de, lütfen bir tehdit olarak algılama yanılgısına asla düşme. Bu sözlerim,  aklıselim sahibi, yaşça senden büyük, bu devlete hakim ve savcı olarak uzun yıllar hizmet eden 51 senelik bir hukukçunun yalvarışı ve yakarışı olarak kabul buyur lütfen. 

Sayın ERDOĞAN; sana ve partine büyük onur kazandıran ve seni en üst makamlara ve koltuklara taşıyan, 20 sene başının tacı yapan bu ülkeye ve ülke insanına,  bu aşamadan sonra yapabileceğin, seni taçlandıracak en son ve en değerli hizmet; halkın iradesine saygılı olmak, İMAMOĞLU ve diğer muhalefet belediye başkanlarıyla uğraşmaktan vazgeçerek,  ülkeyi derhal seçimlere taşımak,  halkın iradesine ve bunun sonuçlarına boyun eğip razı olmaktan ibarettir. 

Güner Yiğitbaşı

28/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hıkukçu

Bay Nebati Hay Senin Ağzını Öpeyim Ben (!)
Maliye Bakanı Bay NEBATİ; aşırı ve kontrolsüz bir şekilde yükselen döviz kurlarını günlerce sessiz bir şekilde seyretmiş; bunu,  ihracatı ve dolayısıyla döviz rezervlerini artıracak bilinçli bir ekonomik tercih olarak sunmuş gözükerek, fakir fukara halkımızın; panik içinde,  elinde ve avucunda kalan birkaç kuruşunun değer yitirmesini önlemek için,  yüksek kurlardan  döviz satın almalarına göz yumup görmezlikten gelerek, küçük yatırımcılara adeta gizli bir kumpas kurmuş ve geçtiğimiz gün, hiçbir şey olmamış gibi, sürpriz bir kararla,  dövize endeksli mevduat sistemine geçilmesinin sonucunda, döviz kurlarının bir gecede sert bir şekilde düşerek çakılması üzerine, halkımıza kurulan bu kumpastan büyük bir memnuniyet duyarak,  adeta ağzı kulaklarında, gözlerinin içi parlayarak, gözlerindeki ışıltıyı etrafına yayarak,  kanal kanal gezip, zamanlaması itibariyle etik dışı ve çok gecikmiş olan  bu döviz operasyonunu,  büyük bir ekonomi dehası başarı olarak sunmaya çalışmıştır. 

Hani,  bir ses sanatçısı,  yeni bir kaset çıkarır da,  kanal kanal gezer ve kasetinin propagandasını ve tanıtımını yapar ya, işte Bay NEBATİ'nin de, yandaş kanal kanal gezerek,  halka kurulan kumpası, gözleri parlayarak, gözlerindeki ışıltıyı etrafına yansıtarak,  neşe içinde,  büyük bir başarıymış gibi sunmasını, yeni kasetini halka tanıtarak  pazarlamak için kanal kanal gezen ses sanatçılarına benzetiyoruz. 

Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın politikalarını uygulayan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati,  NTV'de soruları yanıtlayarak; "15 liradan,  16 liradan,  17 liradan dolar alanlar büyük finansörler değil.  Büyük finansörler bu işin bir şekilde döneceğini bilir.  Ama çarpılan, ezilen kim oldu? Küçük yatırımcılar.  Şimdi kara kara düşünüyorlar" demiş. 

Bay Nebati çok doğru söylemiş, kendisini kutluyoruz ve ağzının içini öpüyoruz bu doğru tespiti, itirafı ve beyanı için. 

Ancak, Bay Nebati'nin beyanlarını, itiraflarını eksik buluyoruz, küçük yatırımcıların çarpılmasına, silkelenmesine ve ezilmesine neden olan gerçek suçluları, görevlileri de bir zahmet açıklarsa, tadından yenmeyecek doğrusu. 

Ama, Bay NEBATİ'nin; ” çarpılan, ezilen kim oldu? Küçük yatırımcılar.  Şimdi kara kara düşünüyorlar” itirafının altını ve içini doldurarak, küçük yatırımcının çarpılmasının ve ezilmesinin gerçek ve baş sorumlusunun kendisi ve saray yönetimi olduğunu da itiraf edecek kadar,  etik ve cesur olmadığını çok iyi biliyoruz. 

Bay NEBATİ ve Saray yönetimi de çok iyi biliyor olmalı,  şu güzel sözü; ”son gülen iyi güler” Bay NEBATİ.  

Güner Yiğitbaşı

24/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Tamamen Aldatmaca Bir Sistem
Dolar endeksli, dolar güvenceli mevduat hesabı sistemi;  bize göre tamamen bir aldatmacadır. 

Amaç, mevduat sahiplerinin enflasyon karşısında paralarının erimesinin önlenmesi almayıp, faiz sebep enflasyon sonuç saplantısıyla faizlerin düşürülmeye devam edilmesi, faizlerin enflasyonun çok altına  düşürülmesinden dolayı elinde Türk parası bulunduran insanların gazının alınması,  faizlerin düşürülmesi nedeniyle parasını enflasyona karşı korumak için dolar almaya hücum etmelerinin,  dolar mevduat hesaplarının, yani polarizasyonun artışının önüne geçmek arzusudur. 

Dolar veya diğer değerli dövizler,  niçin Türk Lirası’na karşı değer kazanırlar, başka bir deyimle,  Türk Lirasının değeri,  döviz karşısında niçin düşer?

En önemli ve birincil neden; ekonominiz sağlam temellere dayanmıyorsa, yapısal bazı reformları yapamıyorsanız, ihracata yönelik üretiminiz azsa, ihracatınız az, ithaflarınız daha fazlaysa, yani dış ticaret ve cari açığınız varsa, ihraç ettiğiniz ürünlerin maliyetinde ithale dayalı ham veya yarı mamul madde oranı fazlaysa, belli bir plan çerçevesinde özellikle üretime dönük öncelikli ve dengeli yatırımlara dayalı bir kalkınma modelini uygulayamıyorsanız, tarım ülkesi olmamıza rağmen,  önemli birçok tarım ürününü dahi ithal ediyorsanız, kazandığınızdan çok harcayarak mali kaynakları cari harcamalarla israf ediyorsanız, sürekli bütçe açığı veriyorsanız, dış borçlarınız sürekli artıyorsa, enflasyonu ve ona bağlı olarak da,  Türk Lirasının değer kaybını önleyemezsiniz. 

İkinci olarak da, özellikle ülkemizde,  döviz kurlarını, yukarıda belirtmeye çalıştığımız ekonominin yapısal bozukluğuna  ilaveten ekstra artıran bir neden de, ülkeyi yönetenlere güvensizliğe dayalı psikolojik nedendir. 

Siyasal iktidardan, karşı olduğu ve uygulamaktan kaçındığı, faizleri aşırı derecede artırmak dışında, ekonominin yapısal bozukluğunu gidermek suretiyle enflasyonu azaltarak Türk Lirasının değerini koruması, döviz kurlarının artışını önlemesi beklenemeyeceğine ve bu gerçeğin siyasal iktidar tarafından da çok iyi biliniyor olması nedeniyle, siyasal iktidar kolay yolu seçmiş ve döviz kurlarındaki artışı daha da körükleyen psikolojik etkiyi azaltmak ve para sahiplerinin Türk Lirası mevduatından kaçarak dövize yönelmesini önlemek, biriken döviz mevduat hesaplarının kilidini açarak insanların dövizlerini bozdurup Türk Lirası mevduat hesaplarına dönmelerini, çözülen dövizlerle Merkez Bankası döviz rezervlerini artırmak için bu döviz garantili mevduat hesabı uygulamasına can simidi gibi sarılmıştır. 

Amaç; mevduat sahiplerini korumak değildir. 

Asıl amaç; para sahibi insanların, paralarının  değerini korumak için dövize yönelmelerini önleyerek,  döviz kurlarının;  arz ve talep dengesine ve psikolojik nedenlere dayalı aşırı artışının önüne geçmek, bu yolla döviz kurlarındaki artış oranlarını faizler seviyesinde tutarak, döviz artış farkı alacaklarına ve enflasyona ezilmeyeceklerine güvenerek ve inanarak dövizlerini bozduracak olan insanlarımızı yanıltmaya çalışmaktır. 

Bu yol, asla  bir çözüm değildir. 

Dövize endeksli mevduat hesabı uygulaması, çok kısa vadede çözüm gibi algılanabilirse de; bu uygulama,  ne para sahiplerine,  ne de siyasal iktidara uzun vadeli bir rahatlama ve kolaylık sağlamayacak ve uzun soluklu bir çözüm olmayacaktır. 

Diyelim ki; bu uygulamaya güvenerek dövizlerini bozduranlar veya döviz almaktan vazgeçenler, Türk paralarını dövize endeksli mevduat hesabına yatırdılar, bugün yürürlükte olan ve enflasyon oranının çok altında kalan  %14 faize, siyasal iktidarın vaat ettiği döviz kur farkı desteğine güvenerek razı oldular. Peki döviz kur artışları %14 faizin altında veya seviyesinde kalırsa ne olacak?

%14 faizle yetinecekler, ama enflasyon faizden yüksek olduğu için paraları enflasyon karşısında ezilecektir. 

Burada karlı çıkan siyasal iktidar olacaktır. Enflasyonun çok altındaki düşük faiz oranına rağmen, dolar hesaplarını bir süreliğine de olsa çözmüş ve Merkez Bankasının döviz birikimlerini göreceli olarak artırmış olacaktır. 

Ancak, bu sistemin bir çözüm olmadığı çok kısa süre sonra ortaya çıkacaktır.  

Güner Yiğitbaşı

23/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Düne kadar aklınız neredeydi?
Saray yönetimine haklı olarak soruyoruz buradan. 

Madem ki; 18 Türk Lirasına fırlayan doları ve 20 Türk Lirasına fırlayan euro'yu alacağınız bir kararla dizginleyecek, şıp diye düşürecek dahiyane bir fikriniz vardı da, niçin düne kadar beklediniz?

Halkımızı; 

Niçin, döviz kurlarının aşırı  artışına bağlı olarak pahalılığa ezdirdiniz?

Niçin, tüm zamların anası olan akaryakıt fiyatlarına bir ay içinde üst üste aşırı zamlar yaparak, bir depo akaryakıt için benzin ve mazot kuyruklarında perişan ettiniz?

Niçin, elinde üç beş kuruş Türk Lirası birikimi olan fakir halkı, parasının değerini korumak için,  panik içinde,  aşırı zamlanan döviz alımına zorladınız?

Niçin, döviz rezervi ekside olan Merkez Bankasını, elindeki kendisine ait olmayan emanet dövizleri satarak piyasaya müdahale etmek zorunda bıraktınız?

Niçin, bu dahiyane kararınızı baştan alıp uygulamadınız ve dövizin aşırı yükselmesinin faturasını fakir halkımızın sırtına yüklediniz?

Niçin, ülkemizin parasını pula çevirerek, ülkemizi yabancıların ucuz açık pazarı haline getirerek, ülkenin değerlerini ucuza yabancılara peşkeş çektiniz?

Niçin, can havliyle ve panik içinde aşırı fiyatlarla döviz alan fakir küçük tasarruf sahibi halkımızın pahalıya aldığı dövizden dolayı zarar etmesine neden oldunuz?

Niçin,  Türk Lirasının aşırı değer kaybına neden olarak, Türkiye Cumhuriyetinin pul olan parasından dolayı itibar kaybına neden oldunuz?

Yandaşlarınızın davul zurnayla halaylar çekerek kutladıkları bu dahiyane kararınızla dövizin fiyat artışını şimdilik dizginleyerek, ilk önce eşeğini kaybettirdiğiniz için üzerek, daha sonra eşeğini buldurup sevindirdiğiniz ve halay çektirdiğiniz halkımızı, bu durumlara düşürdüğünüz için,  size bravo doğrusu. 

Yürürlüğe koyduğunuz,  kur farkı garantili mevduat hesabının bir benzerini,  biz bir yerden tanıyoruz. 

Evet, yap işlet devret metodu ile yandaş mütahitlere  yaptırdığınız geçilmeyen yollar, köprüler ve tüneller, kullanılmayan havaalanları ve şehir hastaneleri için hazineden, fakir halkın vergilerinden yaptığınız dövize dayalı garantiler için ödediğiniz paralar yetmiyormuş gibi, şimdi devlet hazinesine bir kambur daha yükleyerek, bankalarda yüksek miktarlarda Türk Lirası mevduatları olan varlıklı kesime,  kur farkı ödeyerek, kaynak transferi yapma kararı aldınız ve  hazineye yük getirecek olan bu kararınızla, bankada mevduat hesabı olmayan fakir halkımızın vergilerini, tasarruf yapabilen mevduat sahibi varlıklı kesimin garantörü yaptınız ve bu haksız kararınızla övünmeye, zil takıp oynamaya başladınız. 

Buna uygun çok güzel bir söz vardır bizim toplumumuzda, sıkça tekrarlanan. 

Teşbihte hata olmaz. Evet siz, el s. . . . . . gerdeğe girme yolunu seçtiniz. 

Yine kolay ve haksız yolu seçtiniz. 

Türk Lirasının değerini yabancı paralara karşı korumak için alınması gereken ekonomik yapısal reformları yapamayacağınızı, Türk Lirasının değer kaybının devam edeceğini, kendinize güvenemediğinizi bildiğiniz için, hazineye yük getirecek olan bu haksız kararı almak zorunda kaldınız. 

Bu karar; iktidarın,  ekonomiyi düzeltemeyeceğinin, cari açığı gideremeyeceğinin, aşırı enflasyonu ve döviz fiyatlarını kontrol altına alamayacağının açık bir ikrarıdır.  İktidarın, ekonomide pes edip havlu atmasıdır. 

Saray'a son bir soru daha. 

Dolar;  alınan son kararla, şimdilik 18 liralardan 12 liralara düştüğüne göre, döviz artışlarına bağlı olarak yapılan tüm zamlardan geri dönülecek midir, özellikle akaryakıta son bir ayda üst üste yapılan zamlar geri alınarak, doların 12 lira olduğu zamandaki pompa  fiyatlarına derhal geri dönülecek midir, yoksa üzerine mi yatılacaktır? 

Güner Yiğitbaşı

21/12/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget