Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Adını doğru koyalım lütfen!..
T.C.Devletinin laik ve demokrat gerçek Müslüman yurttaşlarının ortak bir dileği vardı.

Cumhuriyetimizin 98.yaşı; bu sene,  mübarek Cuma gününe denk gelmişti.

Herkes,  nefeslerini tutmuş ve Cuma Hutbesinde;  T.C.Devletinin kurucusu,  Cumhuriyeti bize hediye eden ATATÜRK'ün ismine yer verilerek,  ona da özel olarak dua edilecek ve minnet duygularımız ifade edilecek miydi?

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan ortak Cuma Hutbesinde; maalesef,  her zaman olduğu gibi, yine ATATÜRK'ün adına yer verilmemiş ve ona dua edilmemişti.

Bugün gazeteme baktım,  herkes bu affedilemez kasıtlı davranışın faili ve mesulü olarak,  Diyanet İşleri Başkanını gösteriyordu.

Bu nankörlüğün, ATATÜRK'e  ve Türk Halkına saygısızlığın gerçek faili,  yine perde arkasında kalmayı ve gizlenmeyi başarmıştı.

Bir akıllı gazeteci çıkıp, gerçek ve tek  sorumlunun Diyanet İşleri Başkanı'nın olmadığını, gerçek sorumlunun ülkemize siyasal İslam’ı getiren laiklik karşıtı eylem ve faaliyetlerin odağında olduğu Anayasa Mahkemesinin kararıyla tescil edilen partili Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'ın kendisi olduğunu,  açıkça dile getiremedi.

Evet, hutbeyi hazırlayan,  aynı zihniyetteki, ATATÜRK düşmanı Fesli Kadirin hayranı ve yakın dostu Cumhuriyet düşmanı ümmetçi Diyanet İşleri Başkanıydı.

Ancak, Diyanet İşleri Başkanının;  doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı olup, onun talimatına göre davranan bir emir kulu olduğu unutuluyordu.

Partili Cumhurbaşkanın; Cuma Hutbesinde,  ATATÜRK adına yer verilmesini ve özel olarak ve adı zikredilerek ATATÜRK' e de dualar edilip şükran duygularımızın açıklanmasını emretmiş ve bu isteğini talimat olarak bildirmiş olsaydı, Diyanet İşleri Başkanı ATATÜRK adına  Cuma hutbesinde yer verdirip,  dua ettirmeyecek miydi?

Partili Cumhurbaşkanı talep etti de; Diyanet İşleri Başkanı,  partili Cumhurbaşkanının bu isteğine ve talimatına karşı mı çıktı zannediyorsunuz, bu mümkün müdür?

Asla, mümkün değildir. Aksi halde bu koltukta bir saniye dahi kalamazdı. 

Sizin anlayacağınız, alan razı satan razı bir danışıklı dövüş seyrediyoruz.

Bu nedenle,  gerçek suçlu partili Cumhurbaşkanıdır.

ATATÜRK ve laiklik karşıtı, hem laik,  hem de Müslüman olunamaz tezinin savunucusu partili Cumhurbaşkanı istemediği için, Cuma hutbesinde ATATÜRK'e yer verilmemiştir ve bu durum asla sürpriz değildir.

Bu ATATÜRK karşıtlığı nankörlüğün, Cuma hutbesinde ATATÜRK'süz bir Cumhuriyet kutlamasının gerçek sorumlusunun partili Cumhurbaşkanı olduğu, Diyanet İşleri Başkanının da, sadece  bu suçun ortağı olduğu unutulmamalıdır.

Bu nankörlüğe verilecek en güzel cevap; gerçek Müslümanların,  evlerinde vakit namazlarını aksatmadan, Cuma namazlarına giderek bu ATATÜRK ve laiklik karşıtı ve düşmanı zihniyetin temsilcileri ve Diyanet görevlilerinin arkasında secdeye durmamaları,  olmalıdır. 

Güner Yiğitbaşı

30/10/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu 

Sayın Erdoğan Hayır Böyle Bir Cumhurbaşkanı'na Layık Değildir Bu Millet
Yeter artık. 

Bu ülke senin babanın tapulu  malı değil,  partili cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın ERDOĞAN. 

Bu ülke şehit ve gazi kanlarıyla kurtarılarak kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. 

Siz, bu ülkenin ilk Cumhurbaşkanı olmadığınız gibi, son Cumhurbaşkanı da olmayacaksınız. Koltuğu,  eninde sonunda, en geç 2023 de yapılacak seçimlerle boşaltacak ve köşenize çekileceksiniz. 

Bu ülke tüm 84 milyon vatandaşın eşit ve ortak malıdır. 

Bu ülke insanı;  sizi,  anayasa ve yasalara, cumhuriyetin ve demokrasinin temel ilkelerine göre ülkeyi yönetmek ve insanlarımıza tarafsız,  adil ve eşit bir şekilde hizmet etmeniz için,  bu koltuğa layık görüp seçmiştir. 

Bu koltuğun saygınlığına, her Türk vatandaşı gibi, anayasa ve yasa kurallarına siz de uymak zorundasınız, sizin anayasa ve yasalara uymama gibi bir imtiyazınız ve ayrıcalığınız asla yoktur. 

Seçimle geldiniz, aynı yolla, yine  seçimle gitmeyi kabul edip  içinize sindirmek zorundasınız. 

Seçimler yaklaştıkça ve anketler seçimi kaybedeceğinize işaret ettikçe,  daha da sertleşiyorsunuz, anayasa ve yasalara saygısızlığınız her gün artıyor ve hata üzerine hatalar işliyorsunuz. 

10 Büyükelçinin istenmeyen adam ilanındaki blöfünüz ve sonunda geri adım atmak zorunda kalışınız,  bu hatalarınızdan son bir örnektir. 

Sizin en büyük yanılgınız, buralara kadar geldiğiniz yeri unutup hatırlayamamak, bu makamlara doğuştan, Allah’ın emriyle geldiğinize, bu ülke için vazgeçilmez olduğunuza kendinizi inandırmak ve her kula nasip olmayan elde  ettiğiniz bu  koltukları,  sanki doğuştan hak edip ölene kadar da sahip olma hakkına sahip olduğunuzu zannetmenizdir. Yok öyle bir şey, unutmayınız ve kendinize geliniz.  

Siz,  her vesileyle Kasımpaşalı ve mert  olduğunuzu beyan etmektesiniz. 

Ancak; tarafsız,  anayasa ve yasalara saygılı, gerçekten  korunmayı hak eden gerçek cumhurbaşkanlarını,  çirkin sözlerden himaye amacıyla Türk Ceza Kanununa konulan Cumhurbaşkanına hakaret suçunu,  bir silah ve tehdit olarak kullanarak, mertliğe,  eşitliğe ve adalete sığmayan bir tutum sergileyip,  hak etmediğiniz bu yasa maddesinin korumasını kalkan yaparak, önünüze gelen tüm muhaliflerinizi tehdit edip hakaretler yağdırıyorsunuz, buna karşılık vererek, hakaret etmeden sizi sadece eleştiren insanları, hak etmediğiniz halde mahkemelerde süründürüyorsunuz. Bunun neresi mertliğe sığar Sayın ERDOĞAN?

Gelelim son meclis grup toplantısında AKP Genel Başkanı sıfatıyla yaptığınız konuşma sırasında yayınlattığınız KILIÇDAROĞLU'na yönelik olarak Çubuk ilçesinde yapılan linç girişimine ilişkin video görüntülerine ve bu görüntüler verilirken yapılan seslendirmeye. 

Siz Müslüman geçiniyorsunuz, vakit namazlarını kılıp kılmadığınızı bilmiyoruz ama, cuma namazlarınızı hiç aksatmadan eda ediyorsunuz. Bir Müslüman olarak, grup toplantısında yaptığınız konuşma sırasında,  hiç gereği yokken,  bu linç videosunu izlettirmenize artık pes diyoruz. 

Bu görüntülerin ne gereği vardır o konuşmanızda. 

Bu linç görüntüsünün eşliğinde yapılan seslendirmede yer alan;  “11 yıllık mağlubiyetlerden ders çıkarmayan,  halkımıza hakaretler eden” sözleri,  ne demek oluyor? Seslendirmenin sonunda da yer alan,  “millete hesap verecektir” sözlerini anlamak da mümkün değildir. Hangi hesaptan bahsediyorsunuz siz? Bu ülkede politikacılardan şayet hesap sorulacak olursa, yasalar önünde hesap vermesi gereken ilk kişi siz, son kişi de KILIÇDAROĞLU olmalıdır. 

Grup toplantısında yer verilen video görüntülerinde mağdur olan, saldırıya uğrayan, hayatına kast edilen kişi bizzat KILIÇDAROĞLU, ancak bu görüntüler eşliğinde yapılan seslendirmede,  KILIÇDAROĞLU, halkımıza hakaretler yağdıran, millete hesap vermekle suçlanan bir suçlu gibi sunuluyor. Sanırım KILIÇDAROĞLU bir başkasıyla karıştırılarak,  büyük bir seslendirme hatası yapılmış. 

Ülkemizde geldiğimiz bu noktada, suçlular mağdur, mağdurlar suçlu oldu sayenizde. 

Seçim mağlubiyetlerini kast eder görüntüsü altında, 11 yıllık  mağlubiyetlerden hiçbir ders çıkarmayan KILIÇDAROĞLU derken, aslında KILIÇDAROĞLU'na yönelik linç girişiminin dahi KILIÇDAROĞLU'nun ders almasına yeterli olmadığını, hala muhalefet ederek size yönelik haklı eleştirilerine,  muhalefet görevine devam ettiğini söyleyerek, KILIÇDAROĞLU'nu; şayet susmaz ve köşesine çekilmezse,  ölümle tehdit ediyor olmalısınız. Ben kafası çalışan, sözlerin satır aralarını okumakta başarılı bir hukukçu olarak,  bu sonuca vardım. 

Siz, hiç gereği yokken KILIÇDAROĞLU'na yönelik bu linç görüntülerini meclis grup salonundan tüm millete seyrettirmekle, KILÇDAROĞLU'nun;  “ülkemizde siyasi cinayetler olacağından kuşku duyuyorum” sözünün haklılığını kanıtlıyorsunuz. 

İyi Parti Genel Başkanı AKŞENER'in Karadeniz gezisinde uğradığı saldırıyı da eleştirecek yerde, bunlar daha iyi günleriniz, durun bakalım daha neler olacak neler diyen de sizsiniz. 

Şimdi, KILIÇDAROĞLU'nun, ”ülkemizde siyasi cinayetler olacağından kuşkularım var” şeklindeki, doğru ve çok yerinde ve isabetli olan şüphe içeren bu beyanlarını,  sanki suçmuş gibi savcılığa taşıyarak, KILIÇDAROĞLU'nu sanık koltuğuna oturtmak ve itibarsızlaştırmak için, savcılığa ifade vermeye zorluyorsunuz. 

KILIÇDAROĞLU'nun şüphe içeren bu iddiası için savcılığa giderek beyanda bulunmasına ve kanıtlarını sunmasına gerek bırakmadınız. 

Sizin, AKŞENER için söylediğiniz tehdit içeren sözler ile son grup toplantınızda meclis kürsüsünden yayınlattığınız KILIÇDAROĞLU'na yönelik linç girişim video görüntüleri ve bu görüntüler eşliğinde sarf edilen sözler, KILIÇDAROĞLU'nun şüphelerinin en büyük kanıtı olup, bu konuda soruşturma açan savcılık, kendileri dahil 84 milyon Türk Vatandaşının duyduğu  sizin bu tehdit içeren beyanlarınızı ve KILIÇDAROĞLU'na yönelik linç girişimi görüntülerini incelesin,  KILIÇDAROĞLU'nun şüphelerinde ne kadar haklı olduğunu anlayacaktır. 

Sayın ERDOĞAN; konuşmayın artık lütfen,  konuştukça itibar, puan ve oy kaybediyorsunuz. 

Sayın ERDOĞAN; Allah’ın sopası yok, Allah,  kendi dilinizle, eylem ve beyanlarınızla sizi ele veriyor,  konuştukça batıyorsunuz. Bizden söylemesi.  

29. Ekim Cumhuriyet Bayramını kutladığımız bu mutlu günümüzde,  bunları mı yazmamız gerekirdi? Bu da ayrı bir üzüntü kaynağımız.  

Tüm kötü koşullara ve üzücü eylem ve söylemlere rağmen, tüm milletimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını yürekten kutluyorum. 

Bize bu ülkeyi ve Cumhuriyeti kazandıran ATATÜRK ve tüm silah arkadaşlarına, ilk meclisin değerli milletvekillerine,  şükranlarımızı sunuyor, minnet ve saygıyla manevi huzurlarında eğiliyoruz. Hepsinin mekanları cennet olsun.  

Güner Yiğitbaşı

29/10/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun
Bayramların en büyüğü, Cumhuriyet Bayramını, Cumhuriyetimizin ilanının 98 yıl dönümünü kutlayacağımız 29. Ekime, sayılı gün kaldı. 

Bu sene de,  en büyük bayramımız olan Cumhuriyet Bayramını, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi,  yine buruk kutlayacağız. 

Cumhuriyet ve onun temel kurucu ilkeleri ve Cumhuriyetin kurucusu ATATÜRK  ile sorunları olan AKP iktidarı döneminde,  tüm milli bayramlarımızı, özellikle de Cumhuriyet Bayramımızı,  kısıtlı ve buruk kutlamaya alıştık artık. 

Daha doğrusu,  bizler alışmadık ama, AKP iktidarı bizi bu duruma alıştırmakta ısrarlı. 

Mutlaka bir bahane bularak, Cumhuriyet Bayramı Kutlamalarına sınırlandırma getirmeyi alışkanlık yaptılar. 

Ancak, Cumhuriyetin;  en başta laiklik olmak üzere,  tüm değerlerine sadık bizler,  Cumhuriyet Bayramını, hak ettiği coşkuda kutlamakta kararlıyız. 

Hepinizin Cumhuriyet Bayramını yürekten kutluyor, bu vatanı ve Cumhuriyeti bize kazandıran ve emanet eden  ATATÜRK ve tüm silah arkadaşlarını, rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum. 

29. Ekim. 2011 yılında,  Cumhuriyetin 88. yıldönümünü,  yine çok kısıtlı ve buruk olarak kutladığımız Cumhuriyet Bayramı nedeniyle on sene önce yazdığımız ve güncelliğini hiç kaybetmeyen,  “ŞİMDİ GERÇEKTEN ÖLDÜM İŞT!” başlıklı yazımıza, sizlerle paylaşmak üzere, aşağıda aynen yer veriyoruz. 

27/10/2021

Güner YİĞİTBAŞI 


ŞİMDİ GERÇEKTEN ÖLDÜM İŞTE!

Ben,  Van ve Erciş de yüzlerce kişinin enkaz altında kalarak öldükleri depreme Erciş de yakalanarak enkaz altında yaşamını yitiren onlarca öğretmenden biriyim. 

Ben,  Cumhuriyet çocuğuyum,  bu nedenle,  Cumhuriyetin kazanımlarından yararlanarak ve Cumhuriyetin ilkelerini benimseyerek okudum ve öğretmen oldum.  

Cumhuriyetin kazanımlarını ve ilkelerini benimseyerek,  bunların savunuculuğunu yapacak ve Türkiye Cumhuriyetini daha da ileriye götürecek olan genç nesiller yetiştirmek üzere,  tüm sıkıntılarına,  yokluklarına ve zorluklarına katlanarak,  Erciş ilçesinde severek ve isteyerek öğretmenlik yapmaya başladım. 

Hayatın cilvesi işte,  her şey iyi ve yolunda giderken,  tabii bir afet olan depremin,  Van ve Erciş'i vurması üzerine,  yıkılan bir binanın enkazı altında kalarak,  hayata veda ettim. 

Beni bu fani dünyadan uzaklaştıran depremden üç beş gün sonra,  29. Ekim. 2011 de,  Cumhuriyetimizin 88.  kuruluş yıl dönümü kutlanacaktı.  Tek arzum;  öğrencilerimle birlikte 29. Ekim Cumhuriyet Bayramını kutlamak ve bu vesileyle,  ülkemizde Cumhuriyeti kuran Atamızı ve diğer büyüklerimizi anıp,  onlara şükranlarımızı sunmak ve öğrencilerime,  Cumhuriyetin ilkelerini ve pozitif kazanımlarını anlatarak; onların,  Cumhuriyetin ilkelerine ve Türkiye Cumhuriyeti Devletimize dört elle sarılmalarına katkı sağlayabilmekti. 

İnanın,  depremde enkaz altında kalarak bedenen sizlerden ve aile yakınlarımdan ayrılmış olmam,  beni  hiç üzmedi,  tek üzüntüm,  29. Ekim. 2011 tarihinde Cumhuriyetimizin 88. kuruluş yıl dönümünü kutlama imkanından mahrum kalmış olmamdı. 

Aslında daha yolun başındaydım ve bu vatana ve bölge halkına yapacağım ve yapmak istediğim daha çok güzel şeyler vardı.  Ancak,  benim için kısmet bu kadarmış. 

Ülkemizde,  Cumhuriyetin ilkeleri doğrultusunda yetişmiş,  insan hak ve özgürlüklerini ve demokrasiyi benimsemiş ve özümsemiş çok sayıda insan ve öğretmenin var olduğunu bildiğim için,   deprem yüzünden hayatımı kaybederek,  Cumhuriyetimizin 88.  kuruluş yıl dönümünü kutlayamamaktan kaynaklanan üzüntüme rağmen,  teselli buluyor ve gözüm arkada kalmıyordu.  

Canlı bedenim sizlerden ve ülkemden kopmuş olsa da,  ruhum sizlerle ve ülkemle birlikte,  tüm canlılığı ile yaşamaya devam edecek,  Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarının yadigarı olan,  insan hak ve özgürlüklerine dayalı demokratik ve laik sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin yaşatılması ve daha da ileriye götürülmesi için yapılacak olan icraatları uzaktan izleyerek,  teselli bulacaktım. 

Biliyordum ki;  benim yapamadıklarımı,  arkamda bıraktığım arkadaşlarım yapacaklar,  Cumhuriyetimizin kuruluşunun 88. yıl dönümü,  tüm ülkede coşkuyla kutlanacak,  Cumhuriyetimizi kurarak bize emanet eden Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşları,  minnetle anılacak,  bu coşkulu kutlamalarla,  demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetinin her kesimden tüm iç ve dış düşmanlarına korku salınacak ve  hak ettikleri cevap verilecekti. 

Heyhat!

Bir de ne duyayım;  her fırsatta insan hak ve özgürlüklerinden,  demokrasiden,  Cumhuriyetten dem vuran ve daha özgür bir yeni Anayasa yapma hazırlığında olan Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN,  bir genelge yayınlamış ve tüm yurtta,  çelenk sunumu ve tebriklerin kabulü dışında,  Cumhuriyetimizin 88. kuruluş yıl dönümü olan bu seneki Cumhuriyet Bayramı kutlamaları ve resmi geçit törenlerini  iptal etmiş. 

Gerekçe olarak da,  benim de enkazı altında kalarak hayata veda ettiğim Van depremini göstermiş.  Asıl beni üzen husus da,  Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının iptaline,  benim de enkazı altında kalarak bu hayattan göçmeme neden olan  Van depreminin gerekçe yapılarak,  benim cansız bedenimin,  bu gereksiz iptal kararına alet edilmiş olmasıdır. 

Oysa ki,  benim tek arzum ve vasiyetim,  geride bıraktığım arkadaşlarım tarafından,  Cumhuriyetin 88.  kuruluş yıl dönümü olan 29. Ekim. 2011 bugün,  Cumhuriyet Bayramının coşkuyla kutlanmasıydı.  Şunu da ilave edeyim;  Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını iptal ettiniz ama,  görüyorum ki,  ölenle ölünmüyor ve herkes,  olduğu gibi günlük yaşantısına aynen devam ediyor.  

Kaldı ki,  ülkemiz,  tabii afet olsun,  PKK terörü olsun,  çok sık aralıklarla onlarca toplu ölümlere maruz kalıyor,  bu koşullarda,  Milli Bayramlarımızı iptal etmeye kalktığımızda,  hiçbir bayramı kutlama imkanı bulamayacağımız çok açık.  Önümüzde,  bir de dini Kurban Bayramı var.  Kurban Bayramı için Sayın ERDOĞAN ne düşünüyor bilemiyorum. 

İşte,  en önemli Milli Bayramız olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının,  hem de,  benim de içlerinde bulunduğum Van depreminde ölenler gerekçe gösterilerek iptal edilmesiyle,  şimdi ben gerçekten öldüm. 

Sizlerin,  kutlanması yasaklanan,  ancak hepinizin gönüllerinizde yürekten kutladığınızdan emin bulunduğum 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınızı kutluyorum. 

Hoşça kalın.  

Güner Yiğitbaşı

29. Ekim. 2011

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kimin Geri Adım Attığını Geri Adam Atan Kişinin Kendisi Çok İyi Biliyor

Kimse hamasat yapmasın, vatan severlik ve vatana ihanet kavramlarını çarpıtarak,  doğruları söyleyenlere,  kara çalmaya zeytinyağı gibi suyun üzerine çıkmaya kalkışmasın. 

Biz, 10 büyükelçinin, asla ve asla Türkiye’nin içişlerine ve Türk yargısına müdahale olmayan, Avrupa Konseyi üyesi olan ülkemizin, altına imza koyduğu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına uyma konusunda taahhütte bulunduğu İnsan Hakları Sözleşmesine ve Anayasamızın 90. maddesine aykırı olarak,  Kavala hakkında verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararına uymayan tavrı üzerine,  ülkemize taahhütlerini hatırlatan elçilerin bildirisi karşısında, iktidarla birlikte, sırf oy kaygısıyla,  korkak davranarak, 10 büyükelçinin temsil ettikleri devletler adına yaptıkları hatırlatmayı, ülkemizin içişlerine müdahale olarak değerlendiren ve partili Cumhurbaşkanına, 10 büyükelçiyi istenmeyen adam olarak ilan etme cesaretini vererek,  ülkemizi büyük bir felaketin eşiğine getiren muhalefeti, şiddetle kınıyorum. 

İç politikada sıkışan ve büyük oy kaybeden partili Cumhurbaşkanının,  iç politikaya göz kırpan,  10 büyükelçinin sınır dışı edilmeleri kararını alarak ülkemizi felakete sürükleyecek çılgın kararı almasında, korkak muhalefetin büyük rol oynadığını tarafsızlığımızın ve hukukçu olmamızın adilliği gereği açıklamak zorundayız. 

Aklı başında bir hukukçu olarak;  buradan ısrarla tekrarlıyoruz, 10 büyükelçi içişlerimize ve Türk yargısına müdahale etmedi,  bize imzaladığımız anlaşmaların ve anayasamızın 90. maddesinin gereğini yerine getirmemizi hatırlattı sadece. 

Soruyorum sizlere, bu hatırlatmanın ülkemize ne zararı oldu?

Siz;  örneğin,  evinizi bir mukavele yaparak kiraya verdiniz, kiracınız imzaladığı mukavele ile ödemeyi taahhüt ettiği kira bedelini ödemediği takdirde,  siz ona kira ödeme taahhüdünü hatırlatmayacak mısınız, taahhüt ettiği kirayı ödemesini istemeyecek misiniz?

Biz bir hukukçu olarak,  10 büyükelçinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin,  ülkemizi bağlayan ve uymamız gereken kararına uymamız için yaptığı uyarı ve hatırlatmayı,  asla ve asla içişlerimize ve yargımıza müdahale olarak ve de egemenlik haklarımızın ihlali olarak değerlendirmiyoruz. 

Biz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini, tüm sonuçlarını  bilerek ve isteyerek imzalayarak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisini, vatandaşlarımızın bu mahkemeye bireysel olarak başvuru haklarını kabul ederek, egemenlik hakkımızı bu konuda baştan kendimiz sınırlamış bulunmaktayız. 

Şimdi, bu gerçekleri inkar ederek, biz AİHM nin kararlarına uymayız, bu bildiri içişlerimize ve Türk yargısına müdahaledir diye yaygara yapmak, uluslararası mızıkçılık olup, asıl bu mızıkçılık Ülkemizin itibarına gölge düşüren,  ülkemizin itibarını ayaklar altına alan bir skandaldır. 

Bununla da yetinmeyerek, her biri bizden iktisaden güçlü ve itibarlı ülkelerle diplomatik ilişkilerimizi koparacak, ülkemizi felakete ve yalnızlığa sürükleyecek  Dünyaya meydan okuyan 10 büyükelçiyi istenmeyen adam ilan ederek sınır dışı edip o ülkeleri, ülkemize misilleme yapmaya zorlamak, bir akıl tutulmasıdır.  


Bu çılgın kararın uygulanmasını ve ülkemizin büyük bir felakete sürüklenmesini engelleyenler ve bu diplomatik skandal krizi sonlandırarak tatlıya bağlama imkanını ERDOĞAN'a bahşedenler de,  o beğenmediğimizi 10 ülke ve büyükelçilerinin ferasetli tutumu ve Viyana Sözleşmesinin 41. maddesine göre içişlerimize karışma gibi bir niyetlerinin olmadığını ve bunu teyit etmeye devam ettiklerini açıklamaları olmuştur. 

On büyük elçi ve temsil ettikleri devletler, tüm gerçekleri bilmektedirler, asla geri adım atmamışlar ve özür de dilememişlerdir. 

ATATÜRK Türkiye’si ile bir sorunları olmayan ve Türk Halkını seven ve bu nedenle Türkiye ile ilişkilerini koparmak istemeyen 10 büyükelçi; ERDOĞAN'ın geri adım atmak için sarılmak zorunda kaldığı, ikinci açıklamalarında, Türkiye’nin içişlerine ve egemenlik haklarına müdahale etmediklerini, Viyana Sözleşmesinin 41. maddesini ihlal etmedikleri konusundaki inançlarını muhafaza ve teyit ettiklerini açıklamışlardır. 

Şayet bir geri adım atan varsa, o da partili Cumhurbaşkanıdır, geç de olsa hatasını anlayarak geri çekilmiştir. 

Bize göre, büyükelçilerin güven mektuplarını ve bu elçileri, ülkemiz adına kabul eden kişi ve makam, Cumhurbaşkanı olarak ERDOĞAN olduğuna göre, bu elçilere olan güvenini yitiren ERDOĞAN, yürütmenin başı ve Cumhurbaşkanı sıfatıyla,  bir gece yarısı çıkaracağı kararname ile sınır dışı etme kararını alıp Resmi Gazetede yayınlayarak niçin hemen yürürlüğe koymamış ve işi Dışişlerine havale ederek zaman kazanma ihtiyacını hissetmiştir? bunu da anlamak mümkün değildir.  

Güner Yiğitbaşı

27/10/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Erdoğan'ın Kanal İstanbul’u Da Geride Bırakan En Çılgın Projesi
Evet, başlıkta gördüğünüz gibi, ülkemizi her alanda felakete sürükleyecek, esasen batık olan ülkemizin ekonomisini daha da çökertecek,  halkımızı daha da  fakirleştirecek, ülkemizi Dünya siyasetinden soyutlayacak ve yalnızlaştıracak,  ülkemizin güven ve itibarını yok edecek,  Kanal İstanbul’u dahi geride ve yaya bırakacak olan, uluslararası  yeni bir ERDOĞAN çılgın projesi, hatta çılgınlığın da ötesinde,  akıl tutulması diyebileceğimiz, Romanın yakılması misali ülkemizin ateşe verilmesi çılgın projesinin riski ile yüz yüze bulunmaktayız. 

Partili Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'ın; hukuk ve anayasa tanımaz tutumuyla,  kendisinin hancı değil sadece yolcusu olduğu T. C.  Devleti tarafından imzalanan Uluslar arası sözleşmelerden doğan taahhütlerini inkar ederek, anayasamızın 90. maddesine göre uymak ve uygulamak zorunda olduğu İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği yargı kararlarına uymayarak, bu kararları Türk yargısına müdahale olarak değerlendiren hukuk tanımaz tutumu nedeniyle, haklı olarak,  İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye ile ilgili kararlarını uygulayınız uyarısı yapan 10 ülkenin ülkemizdeki büyükelçilerini istenmeyen adam (persona non grata) ilan ederek sınır dışı edilmeleri yolunda Türk Dışişleri Bakanlığına talimat vermesi, bize göre gerçekten büyük bir çılgınlıktır. 

Daha önce de yazdık, 10 ülkenin büyükelçileri bu uyarıyı,  kendi kafalarına göre değil,  temsil ettikleri devletlerin adına yapmışlardır. Bu nedenle, adı üzerinde kendileri bir elçi olan büyükelçileri, elçiye zeval olmaz sözüne aykırı olarak suçlu ilan edip,  bunların istenmeyen adam ilan edilerek sınır dışı edilmeleri,  neyi değiştirecek?

ERDOĞAN da bu gerçeği biliyor ama, iç politikadaki çözemediği sorunların ağırlığı altında ezilen ERDOĞAN; bu çılgın karar ve tutumuyla hamaset yaparak, milliyetçi duyguları kabartıp önümüzdeki seçimler için puan kazanmaya çalışıyorsa,  çok yanılıyor. Artık, seçmenin bu tür hamasetlere karnı tok, halkımız uyandı artık, karnı doymuyor, aldığı asgari ücretle geçinemiyor, bir çoğu da işsiz. Günümüzde  bayatlamış olan bu  hamaset siyaseti, halkın karnını doyurmuyor. 

Bu nedenle, EDOĞAN'ın; ülkenin içinde bulunduğu gerçeklerin ve yangına körükle gittiğinin farkında olmadığı, adeta akıl tutulmasına uğradığı ve gözlerinin kör olduğu anlaşılıyor.  

10 ülkenin büyükelçileri sınırdışı edildiklerinde, mütekabiliyet esasına göre,  onlar da bizim büyükelçilere yol verecek, 10 ülkeyle diplomatik ilişkilerimiz sonlanacak, o devletler ülkemiz aleyhinde ekonomik amborgo dahil,  her türlü kötülüğü yapabilecekler, aç insanlarımız açlığa devam edecek, karınları biraz doyanlar da açlığa mahkum edilecektir. 

Her ülke;  bir karar alırken haddini bilecek, önce kendisini sorgulayacak, ben nerede hata yaptım diyerek özeleştiri yapacak, hele ekonomik olarak yetersizse, ekonomik bağımsızlığı yoksa,  bir karar vermeden önce düşünecektir. 

Sayın ERDOĞAN; kendi siyasal hırsınızı ve öfkenizi kusarak,  84 milyon insanı zor durumda bırakarak,  mahkum edemezsiniz. Buna hakkınız ve yetkiniz yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti,  sizlerin babanızdan miras,  şahsi çiftliğiniz asla değildir. 

Partili Cumhurbaşkanı ERDOĞAN;  tüm Dünya'ya açıklamış olduğu bu kararından dönse de dönmese de, kendisini çok zora sokmuş, iç politikada seçmen nezdinde itibar kazanarak tekrar seçilme şansını elde etme bir yana,  bu şansını tamamen çıkmaza sokmuş ve imkansız kılmıştır. 

ERDOĞAN; Dimyata pirince giderken,  evdeki bulgurdan olacaktır. 

ERDOĞAN;  sakin kafayla düşünerek, daha önce almış olduğu sınır dışı etme kararından geri döndü diyelim, bu durumda ülkemizin ve kendisinin prestiji ve inandırıcılığı yok olmayacak mıdır?

ERDOĞAN; tek adam ve otoriterliğinin bedelini sandıkta öderken, Türk Halkı ve seçmeni de,  çok büyük zararlar görecektir. 

Ülkeyi tek başına 20 yıl yöneten, bu fakir halkın vergileri ve  ülkenin satılan ekonomik  değerlerinden oluşan yaklaşık iki trilyon doları harcayarak, halkını açlığa ve işsizliğe mahkum eden ERDOĞAN; ülkesini sevmiyor ve ona verdiği zarardan üzülmüyor olabilir, ama hiç değilse kendi itibarını ve prestijini düşünmeliydi ve bu çılgın adımı atmamalıydı. 

Şu anda ERDOĞAN;  kendi hatasıyla,  eline iki ucu boklu bir değnek almıştır, almış olduğu sınır dışı edilme kararını uygulasa da, bu karardan geri dönse de, zarar görecek olan kendisi ve ülkemiz olacaktır.  

Demokrasinin ve demokrasiden yana  halkın en büyük erdemi; demokrasinin ve özgürlüklerin  yok edilmesi pahasına,  otoriterleşen ve demokrasiyi yok eden yönetimlere karşı çaresiz kalsalar da, sonuna kadar anayasa ve yasalara saygılı olmalarıdır. 

Halkımızın demokrasiye olan umut ve saygısına, siz de saygılı olunuz lütfen. 

Asla unutmayın, bu halkın sessizliği;  demokrasiye olan sevgi,  saygı, umudu ve asaletinden kaynaklanmaktadır, halkın sabrını,  daha fazla sınamaktan vazgeçiniz lütfen.  

Güner Yiğitbaşı

24/10/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

İnsanları Güldürmeyiniz
On ülkenin büyükelçileri tarafından yapılan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Osman KAVALA hakkında aldığı tahliye kararını uygulayınız açıklaması üzerine, bu elçileri sınır dışı edin,  yani haklarında istenmeyen adam ( persona non grata) kararı alın, istenmeyen adam ilan edin diye çağrılar yapılmakta ve bu konu kamuoyunda ciddi olarak tartışılmaktadır. 

Bir önceki yazımızda belirttik. Bu büyükelçiler;  bu açıklamayı,  kendi bağlı oldukları devletlerden aldıkları talimat üzerine, kendilerini büyük elçi olarak atayan ülkelerinin devlet başkanları adına yapmışlardır. 

Bu nedenle; Sayın ERDOĞAN,  bu büyük elçileri istenmeyen adam ilan edemeyecektir. Boşuna tartışmayınız ve insanları güldürmeyiniz. 

Bildiri yayınlayan on ülkenin büyükelçilerini istenmeyen adam ilan ederek sınır dışı etmek, bu ülkelerin bu talimatı veren devlet başkanlarına savaş açmak,  onları yok sayıp inkar etmek, o devletlerle diplomatik ilişkilere son vermek, o ülkelerdeki Türkiye’nin Büyükelçilerinin de misilleme ile sınır dışı edilmesini göze almak demektir. Türkiye olarak, bu riski göze alabilecek miyiz?

Alabileceksek, on büyük elçiyi istenmeyen adam ilan edip sınır dışı edelim gitsin. 

Bu tartışmalar,  iç politikaya yönelik, sonuçsuz ve faydasız,  beyhude tartışmalardır. 

Ülkenin daha önemli sorunlarını tartışalım lütfen.  

Güner Yiğitbaşı

22/10/2021

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget