Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Atatürk'ün Vasiyeti İş Bankası Hisseleri
İş Bankasını, verdiği talimatla kurduran ve kuruluş sermayesine katkı sunan önderimiz ATATÜRK; yaptığı vasiyet ile İş Bankasında sahip olduğu %28 hissenin yönetimini kurucusu ve ebedi genel başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisine, parasal getirisini de, Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarına bırakmıştır.

AKP Genel Başkanı ERDOĞAN; ATATÜRK'ün vasiyeti gereği, sahibi olduğu hissesi oranında yönetimine katıldığı, ancak parasal hiçbir getiriye sahip Olmayan CHP'nin, İş Bankasındaki hisselerinin Hazineye devredilmesini talep eden bir beyanatta bulunmuş.

ERDOĞAN'ın; kendisini, Türkiye Varlık Fonu'nun başkanı olarak ataması kararından sonra, böyle bir talebi dile getirmesi, hiç de sürpriz olmamıştır. Bir gün çıkıp, İş Bankasının; yönetimi CHP'ye ait %28 hissesi dahil, tüm hisselerini başkanı olduğum Varlık Fonu'na devrettim diye bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarırsa, hiç şaşırmayınız.

Varlık Fonu, ERDOĞAN'ın son şansı olup, yabancı dış finans kurumlarından çok miktarda dış kredi alabilmek için, sahip olduğu varlıklarının güvence olarak gösterileceği Varlık Fonu'nun; gelir getiren, yabancı finans gruplarına güven veren İş Bankası gibi ciddi finans kurumlarına ihtiyacı vardır.

Bu iktidar, ne yaparsa yapsın, içeride ve dışarıda güvenini yitirmiş olup, ATATÜRK'ün vasiyetini yok sayarak, İş Bankasındaki CHP hisseleriyle ilgili bugünkü talebi, kendisine duyulan güveni, daha da sarsmış olup, korkarız ki; ERDOĞAN'ın bu beyanlarının, dövizi yeniden dalgalandıracak olumsuz sonuçları olacaktır.

CHP'nin İş Bankasındaki hisselerinin hazineye devredilerek, buradan gelecek kar payı paraların, iktidarın çok alışık olduğumuz doymak bilmeyen israf ve lüks harcamalarda kullanılacağı şüphesi dahi, insanların tüylerini diken diken etmeye yeterlidir.

Hisselerin Hazineye devri, CHP'nin İş Bankasındaki yönetim kurulu üyeliklerinin de hazineye, yani Sayın ERDOĞAN'a devri sonucunu doğuracak ve yandaş partililere İş Bankası yönetiminde yeni arpalıklar yaratacaktır.

Sayın ERDOĞAN, aslında demek istiyor ki; Ey CHP, bugüne kadar, İş Bankası yönetimini hissen oranında sen arpalık olarak kullandın, CHP hisselerini hazineye devrederek, İş Bankasını biraz da ben arpalık olarak kullanmak, kendi yandaşlarıma arpalık olarak açmak istiyorum, oradan gelecek paralarla da, belki uçak koleksiyonumu daha da zenginleştiririm, haberin ola.

ERDOĞAN, inşallah bizi yanıltır ve mahcup eder.

Güner Yiğitbaşı

17/09/2018
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Türkiye ne yapıp yapıp Esat’la masaya oturmalıdır
Yüce Türk Milleti ve Devlet içindeki Vatansever Kadrolar Türkiyeyi ve Bölgeyi Yaklaşan Felaketten Kurtarmak  İçin Derhal İktidara El Koymalı ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la Bölge  ve Türkiye İçin Derhal Masaya  Oturmalıdır!

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad,  Ortadoğu’nun Emperyalizme  ve onun Cihatçı Teröristlerine ve İşbirlikçilerine  karşı Savaşan Aslanıdır.
Buna karşı olmak, emperyalizm ve terörizm ile aynı yatağa girmek demektir. Türkiye Devleti  ne yapıp yapıp, Acilen İhvancı ve Cihatçı teröristlerin hamisi Tayyip Erdoğan  ve Havarilerinden kurtulup Esad ile Masaya Oturmalıdır.
Türkiye’nin ve bölgenin kurtuluşu buna bağlıdır. Aksi takdirde akan kan Türkiye’ye ve bölgeye çok acılara neden olacaktır. Türkiye’yi de  çok sarsacak sonuçları olacaktır.
Bundan dolayı Türkiye’nin Gerçek Sahipleri olan Atatürk’ün izinden giden, Yüce Türk Milletinin ve Devlet içindeki Vatansever kadroların,  harekete geçmesi ve duruma el koyması elzemdir.
Bölgedeki ortam İhvancı ve Terörist hamicisi Tayyip ve havarilerine bırakılmayacak kadar mühimdir.

Saygılarımla
Sefa Yürükel
Etnograf ve Sosyal Antropolog
Soykırımlar ve Terörizm Araştırmacısı

Sonbahar - Güner Yiğitbaşı
1 Eylül de Yaz'ı Kışa bağlayan ara mevsim Sonbaharı yaşamaya başladık.
Hazan mevsimi olarak da adlandırılan; güz, yaprak dökümü mevsimi olan sonbahar, nedense çoğu insanlarımız tarafından hüzün ayı olarak da adlandırılır.
Hüzün içeren Sonbahar, hazan mevsimi, birçok güfte ve bestecimize, hüzün dolu güzel şarkıların ilham kaynağı olmuştur.
Renkler ve zevkler gibi, mevsimler ve onların güzellikleri de görecelidir, insandan insana farklılıklar gösterir.
Genellikle, İlkbahar ve Yaz mevsimleri insanlarımızca çok sevilir.
İlkbahar; uzun süren yağmur, kar, buz, soğuk ve çamurdan usanan insanların, kasvetli Kış Mevsiminden kurtuluşlarını müjdeleyen, karların eridiği, yağmurların ise; aşıkların altında el ele yürüyerek birlikte ıslanmaktan zevk aldıkları enayi ıslatan olarak da tabir edilen düzeye indiği, havaların ısınmaya başladığı, insanların ağır kış giysilerinden yavaş yavaş soyunmaya başladıkları, ortalığın yeşillendiği, kırmızı gonca güllerin açmaya başladığı, papatyaların açtığı, aşıkların papatya fallarıyla moral buldukları, yaz tatillerinin hayallerini kurdukları bir mevsim olduğu için, genellikle insanlarımız tarafından çok sevilir.
Yaz mevsimi; biraz azalsa da, İlkbahar'ın izlerini taşıyan, havaların iyice ısındığı, parlak bir Güneş ve Gökyüzü içeren, denizlerin ısınarak, insanları kendisine davet ettiği, çalışanların izinlerini kullanarak dinlendikleri, denize ve Güneş'e kucak açtıkları, çiçeklerin ve ağaçların en Yeşil’e ve meyve ‘ye oturarak en verimli çağlarını yaşadıkları, meyve ve sebzelerin bollaşarak ucuzladığı, bu nedenle insanların ekonomik sıkıntılarını en az düzeyde hissettikleri, sere serpe oturabildikleri, güneşi ve rüzgarı direk tenlerinde hissedebildikleri güzel bir mevsim olarak, ilkbahar gibi insanlarımız tarafından genellikle çok sevilir.
Kış ayı; genellikle sevilmez. Kasvetlidir, Güneş'i ve Gökyüzü ‘nü o parlaklıklarıyla göremezsiniz, kalın ve kaba kış giysileri, sizin Güneş ve rüzgar ile teninize işleyen o direk temasını önler, soğuktur, kar ve buz, yaşam koşullarınızı olumsuz etkiler, yağmurlar ilkbahar tadında ve yumuşaklığında değildir, aşıklar dahi, el ele tutuşarak, kış yağmuru altında yürüyerek ıslanmayı göze alamazlar, çünkü zevk vermez, Sonbaharda yapraklarını dökmeye başlayan ağaçlar ve çiçekler Kış aylarında tüm yapraklarını dökmüş ve adeta çırılçıplak kalarak boyunlarını bükmüşlerdir, insanların yüzlerine bakmadıklarının sanki farkındadırlar, kuşlar dahi yapraksız ve çiçeksiz kalan çıplak ağaç dallarına konmakta adeta nazlanırlar.
Kış mevsiminin sevenleri de vardır mutlaka. Kayak merakı olan insanlar, kışı ve Kışın o karını dört gözle beklerler, sıcak evinin camından, lapa lapa yağan karı izlemekten hoşlanan insanlarımız da az değildir.
Aslında, her yaşın olduğu gibi tüm mevsimlerin de mutlaka iyi ve güzel yanları vardır.
İşte, içinde bulunduğumuz Sonbahar ve hazan mevsimini hüzünlü yapan da, aslında çok sevilen İlkbahar ve Yaz mevsimlerini Kışa bağlayan ara mevsim olmasında gizlidir.
Sonbahar aslında güzel bir mevsimdir. Ağaçlar ve çiçekler; meyvelerini vermeyi sonlandırsalar, yavaş yavaş yapraklarını sarartarak dökmeye başlasalar da, o sararmaya başlamış, her geçen gün yeşilden sarının değişik tonlarına bürünerek, renk cümbüşü yaratan yaprakları, insanlara hüzünle karışık da olsa hoş duygular yaşatır. İnsanlar, sararmış yapraklarının altında, yaprakları sarının tonlarından renk cümbüşü içeren ağaçlara sarılarak, poz poz fotoğraf çekerler, duygusal öğrenci gençlerimiz; bu sararan yaprakları, kitap ve defterlerinin sayfalarının arasına koyarlar, onları adeta koruma altına alırlar ve sonraki İlkbahara kadar, zaman zaman o sararan yapraklara bakarak avunurlar.
Sonbahar biter ve kasvetli ve soğuk uzun bir Kışa gireriz, Sonbaharın en büyük şansızlığı, insanlarımızın çok sevdikleri İlkbahar ve Yaz aylarından sonra gelmesi, Yaz Mevsimini Kış Mevsimine bağlayan, Yaz ile Kışa aracılık eden bir mevsim olmasıdır. İnsanlarımız, Kışın acısını Sonbahardan çıkarırlar, Kışın suçlusu olarak Sonbaharı görürler.
İnsanlarımız; Sonbaharın solan ve yaprak döken yüzünü, her sene yaşlanmaya ve solmaya başlayan kendi yüzleri ile özdeşleştirirler, kendi hayatlarındaki Kışa, hayatlarının sonlanacağı o güne bir adım daha yaklaştıklarını hissederler ve içlerine bir hüzün çöker.
Ama biliniz ki; Sonbaharı yaşamadan, bir sonraki İlkbahar ve Yaz'ı yaşamak asla mümkün değildir.

17/09/2018
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Okullar açılırken dikkat!..

• Asgari Ücretlilerin Okula Giden Çocuklarının
Tüm Giderlerini Devlet Karşılasın.
 
• Asgari Ücretliler Çocuklarının Ulaşım, Yemek
Ve Diğer Giderlerini Karşılıyamıyor.

• Okulda Başarı İçin Sağlıklı Kahvaltı Şart.

• Okul Kantinlerinde Hazır Gıdaların Değil,
Sağlıklı Gıdaların Satılmasına İzin Verilsin.

• Çocuklara Okulda, Fındık, Fıstık Ve Ceviz Verilsin.

• Milli Eğitim Bakanlığını, Hazine Ve Maliye Bakanlığını, Sağlık Bakanlığını Ve Diğer Yetkili Kurumları Göreve Çağırıyoruz.

Pazartesi günü okullar sorunlarla açılıyor. Özellikle de, eşleri çalışmayan, iki çocuklu ve açlık sınırının altında yaşayan asgari ücretli ailelerin okula giden çocuklarının giderlerini karşılamaları pek mümkün görünmüyor. Çünkü Türk-İş’in araştırmasına göre, Ağustos 2018’de açlık sınırı 1812TL’dir. Bugün itibariyle ise eşi çalışmayan iki çocuklu bir asgari ücretlinin eline 1679TL geçmektedir. Bu nedenle, asgari ücretlilerin, okula giden çocuklarının ulaşım, yemek ve diğer okul giderlerini karşılamaları mümkün görünmüyor. Bu bakımdan, asgari ücretlilerin okula giden çocuklarının tüm giderlerini devlet karşılasın.

Okulların erken saatlerde eğitime başlamalarından dolayı, çocukların belli bir kesimi kahvaltı yapamadan okula gitmek durumunda kalıyorlar. Bu durum, çocukların sağlığını ve başarısını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu bakımdan, çocukların yeterli, dengeli ve sağlıklı bir kahvaltı yaparak okula gitmeleri başarıları açısından çok önemlidir.

Okullarda yaşanan çok önemli bir sorun ise, okul kantinlerinde satılan hazır – paketlenmiş unlu ve şekerli gıdaların ağırlıkta olmasıdır. Çocuklar, harçlıklarının nerede ise tamamına yakın bir kısmını okul kantinlerinden aldıkları hazır ve sağlıksız yiyeceklere harcamaktadırlar. Özellikle de, Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre, Türkiye’de şişmanlık ve obezite hızla artmaktadır. Bu bakımdan, okul kantinlerinde hazır gıdaların değil, sağlıklı gıdaların satılmasına izin verilsin.

Okulda çocukların başarılı olabilmeleri için gerekli olan vitamin ve mineralleri alabilmeleri açısından fındık, fıstık ve ceviz gibi gıdaları tüketmeleri çok gerekli ve önemlidir. Bu nedenle, okullarda öğrencilere her gün yeterli miktarda fındık, fıstık ve ceviz verilmelidir.

Tüm bunlar için, Milli Eğitim Bakanlığını, Hazine ve Maliye Bakanlığını, Sağlık Bakanlığını ve diğer yetkili kurumları göreve çağırıyoruz.

Basınımıza ve kamuoyuna duyurulur.
Turhan ÇAKAR
Genel Başkan

Yavru Tekir Kedi'nin Karşılıksız Sevgisi
Bugün politika yazmayalım, ülkemizde kaybolup giden sevgiden bahsedelim biraz.

Yaklaşık bir ay önce, bir gece vakti Kuşadası’ndaki yazlığımızın verandasında kızım Pınar ile oturuyorduk, avukat olan kızım, ertesi güne yetişmesi gereken bir dilekçe yazıyordu bilgisayarında.

Gecenin sessizliğinde, o sessizliği bozan yavru bir kedinin acı miyavlaması yüreğimizi acıttı, sahipsiz hayvanları çok seven ve onları sahiplendirmeyi kendisine görev sayan kızım Pınar, acele yazıp bitirmesi gereken dilekçesini yazmayı bırakarak o yürekleri dağlayan acı miyavlama sesinin geldiği yere gitti, annesinden ayrılan ve annesini aradığı için acı acı miyavlayan tekir yavru bir kedi ile geri döndü, o andan itibaren kızımın koruması ve bakımı altına giren bu sevimli tekir kedi, ben dahil tüm ailenin sevgilisi oldu,şu anda kendini kurtarmış duruma geldi.

Niçin bu sevimli tekir kediyi bugünkü yazımıza konu aldık merak ediyorsunuzdur mutlaka.

Bu sevimli tekir kedinin, o küçücük masum yüreği, bugün artık insanlarda dahi çok azalan gerçek ve karşılıksız bir sevgi ile dopdoluydu.

O kadar ki; kendisine açlığını gidersin diye mama vermek istediğimizde, ayağımıza dolanıyor, sürtünüyor ve sevgisini; tenini tenimize değdirerek, bize dokunarak ancak ifade edebiliyordu, hele kucağımıza alıp bir de sırtını sıvazlarsak, hırlayarak mutluluğunu ifade ediyor ve sevgisinin doruğuna ulaşıyordu. Bu sevgi gösterisinden sonradır ki; ancak, kendisine verilen mamayı yemeye başlıyordu. Tam bir gerçek, saf ve karşılıksız sevgi sizin anlayacağınız.

Bu sevimli tekir kediyi, sezon sonunda, yaz kış yazlıkta oturan arka komşumuza bırakıp İzmir'deki kışlığımıza döneceğiz. Arka komşumuzun; kışın, bu tekir kedinin bakımını üstlenmesinin huzuru içinde ayrılacağız bu sevgi dolu sevimli tekir kediden.

Sevgisi yüreğimizi yumuşatan, yüreğimizdeki sevgiye sevgi katan bu tekir kedinin bu karşılıksız saf ve temiz sevgisini, insanlarda da görebilmek, en büyük dileğimizdir.

Yazlıkta olduğum sabahları mayomu giyerek sahile deniz kenarına iniyorum, çıplak ayakla kumda iki üç kilometre yürüyüş yapıyor ve daha sonra denize giriyorum. Sahildeki bu yürüyüş sırasında benim gibi yürüyen kadınlı ve erkekli insanlarla karşı karşıya geliyoruz, bu insanlara ben günaydın demezsem kendiliğinden günaydın diyen yok maalesef, kimi yüzünüze bön bön anlamsız bir şekilde bakıp geçiyor, kimi de yüzünüze dahi bakmaya tenezzül etmiyor, nasıl bir insanlıktır bu, ben inadına içimdeki insan sevgisinin dürtüsüyle karşımdan gelenlere günaydın diyorum, insanlar duydukları bu günaydın sesi ile irkiliyorlar ve şaşkınlıkla bakıyorlar, beni geçtikten sonra cılız bir sesle cevabi günaydın diyenler olduğu gibi, günaydın dememi karşılıksız bırakanlar çoğunlukta tabi.

Tanımasa da, karşısındakine günaydın demeyi bile beceremeyen, bir günaydın'ı bile karşısındaki insandan sakınan bir toplumun insanlarından, sevgi beklemek imkansız tabi.

Sevgiyi, ancak aile yakınlarına, çok yakın arkadaşlarına, eşine veya sevgilisine gösterebilen, sevgiyi gönül ilişkisine, hissiyata, aşka ve tutkuya indirgeyen insanların, benim o tekir kedimin insan sevgisinden alacakları çok ders olmalı.

Bu toplumda, eşin veya sevgilin dışındaki karşı cinsten samimi olduğun bir arkadaşına; duygusallık ve aşk içermeyen temiz bir sevgi gösterisinde bulunmak, yeri geldiğinde, kendisini sevdiğini söylemek, canımlı, cığımlı hitap etmek dahi, bu toplumda karşınıza dedikodu olarak çıkıveriyor.

Geçtiğimiz günlerde yine deniz kıyısında yürüyüş yaparken, oldukça yaşlı ve toplu bir bayan, denizden çıkmak istiyor, ancak, dalgaların kıyıda oluşturduğu yüksek kum setini aşarak bir türlü kıyıya çıkamıyordu, aslında benin hemen gidip ellerinden tutarak yardım etmem ve o yaşlı bayanı kıyıya çıkarmam gerekiyordu ama, çağrı almadan bu yardımı yapmak istemedim, çaresiz kalan kadın benim hamle yapmadığımı görünce, “lütfen  bana yardım edebilir misiniz” diyerek yardım talep ettikten sonra, ellerinden tutarak sahile çektim ve yaşlı kadını denizden çıkardım, teşekkür etti yanından ayrıldım.

Bırakın her şeyi, eşini veya sevgilisini aşk ve duygusal anlamda sevmeyi dahi beceremiyor insanlarımız. Çabuk aşık oluyoruz, daha doğrusu aşık olduğumuzu zannediyoruz ama, gerçek aşkın ne olduğunu ve bize yüklediği sorumluluklarını bilmiyoruz. Aşık olduğumuzu, çok sevdiğimizi sandığımız eşimizi ve sevgilimizi, güvenlerini kaybederek terk edildiğimizde, kolayca öldürebiliyoruz ve sonra da başında göz yaşı dökebiliyoruz.

Tabi, toplumdaki tüm insanlarımız sevgiden yoksun diyemeyiz, ama toplumdaki yürekleri sevgi dolu insanların çoğunluğu oluşturmasını arzu ediyoruz ve bekliyoruz.

Değerli okurlar, hepinizin yüreği, insan, hayvan ve doğa sevgisiyle dolu olsun, hepinize sevgi dolu günler, daima seviniz ve seviliniz, yaşamdan daha fazla zevk aldığınıza ve daha çok mutlu olduğunuza tanık olacaksınız.

Güner Yiğitbaşı

15/09/2018
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

İki Ucu Boklu Değnek Bir Uçak Alışverişi
Yazımızın başlığına aldığımız iki ucu boklu değnek sözünün tanımına baktığımızda, bu sözün; “Kaba ne yönden bakılırsa bakılsın çözülmesi çok güç iş veya durum.” olarak tanımlandığını görmekteyiz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın Katar Emir’inin 400 milyon dolar değerindeki süper lüks uçağını, önce satın aldığı ve daha sonra da eleştiriler üzerine, bu uçağın Katar Emiri tarafından ERDOĞAN'a parasız hediye edildiği haberlerinin basında yer alması üzerine, bu iki haberden hangisine inanacağımızda zorlanınca, aklımıza iki ucu boklu değnek lafı geliverdi.
Bilemiyoruz, daha doğrusu hangi haberin doğru olduğunu, uçağın satın mı alındığını, yoksa gerçekten hibe mi olduğunu kestiremiyoruz. artık yoğurdu üfleyerek yemek durumundayız.
Diyelim ki; 400 milyon dolar değerindeki bu süper lüks uçak, parası devletin kesesinden ödenerek satın alındı.
Bu durumda bu fakir halk, korkusundan açıkça değilse de, kendi iç vicdanında; uçan kuşa borçlu, iç ve dış borçları zirve yapmış, parasının değeri pul olmuş, döviz rezervleri erimiş, döviz cinsinden dış borçlarını çevirmekte zorlanan, dış ticareti açık veren bir ülkenin Cumhurbaşkanı, mevcut olan zengin uçak filosuna rağmen, bizim vergilerimizden oluşan devletin parasını, ihtiyacı olmadığı halde, yeni bir lüks uçak alımı için çarçur etmekten utanmıyor mu, hiç mi vicdanı sızlamıyor diye sormaz mı?
Aksini düşünelim ve diyelim ki, bu süper lüks uçağı Katar Emir'i Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'a gerçekten parasız olarak hediye ve hibe etti.
Bu durumda da, halkımız; Cumhurbaşkanı ERDOĞAN'a, Katar Emiri ile aranızda ne türden bir dostluk ve yakınlık olursa olsun, siz, Katar Emirinin ülkesinde bulunmayan demokratik ve laik, insan hak ve özgürlüklerine dayalı bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanı olarak, filonuzda yer alan bunca lüks uçaklara rağmen, ihtiyacınız olmadığı halde,400 milyon dolar gibi çok yüksek değeri olan süper lüks bir uçağı, Katar Emirinden hediye olarak kabul ederseniz, bir gün bunun diyetini ödemek zorunda kalabilirsiniz, ödemek zorunda kalacağınız bu diyet, ülkemizin menfaatlerine aykırı sonuçlar doğurabilir, siz petrol zengini olmak dışında hiçbir özelliği olmayan, demokrasi ve laiklik karşıtı bir ülkenin emirine, Türkiye Cumhuriyeti Devletini gebe ve utlu bırakamazsınız, buna asla hakkınız ve yetkiniz yoktur, Allah gözünüzü doyursun deme hakkına sahip olmayacak mıdır?
Devlet memurlarının dahi hediye kabul etmelerinin yasak ve suç olduğu ülkemizin Cumhurbaşkanının; bu devlet kendisine yeterinden fazla uçak tahsis etmesine ve uçak ihtiyacının bulunmamasına rağmen, sırf gözü doymayarak, başka bir devletin Emir'inden 400 milyon dolar değerinde süper lüks bir uçağı hediye olarak kabul etmesi; bize göre suçtur, ülke menfaatlerini Katar'a ipotek etmektir, her şeyden öteye etik dışı bir davranıştır.
İşte, size iki ucu boklu değnek olan 400 milyon dolar değerindeki süper lüks bir uçak alışverişinin hikayesi, mübarek bu Cuma günü Allah kabul etsin.
Hepinize iyi hafta sonları.

Güner Yiğitbaşı

14/09/2018
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget