Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Diktatör demek hakaret midir?
CHP İstanbul İl Başkanı Canan KAFTANCIOĞLU hakkında, yaptığı bir konuşmada söylediği;  ”Dünya tarihinde bir ilki başaracağız.   Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz” sözleri nedeniyle, cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle adli soruşturma açılmıştır.  

Bu sözde geçen ve kast edilen  kişinin;   şu anda iş başında olan AKP Genel Başkanı ve  partili Cumhurbaşkanı ERDOĞAN olduğunda hiçbir şüphe yoktur.  

Burada önemli olan ve saptanması gereken;  bu sözün kime yönelik olduğu değil, içeriğinde geçen ve ERDOĞAN'a sıfat olarak tanımlanan  diktatör kelimesinin anlamı ve hakaret teşkil edip etmeyeceğidir.  

Diktatör;  Latince, dictatör kökünden gelmekte olup, emir veren, dikte ettiren, bütün siyasi yetkileri eline almış, elinde mutlak ve sınırsız bir otoriteye sahip olan yöneticileri tanımlayan bir kelimedir.   

Bu itibarla, diktatör olarak tanımlanmak;  bir öneticiyi,  asla küçük düşürmez,  saygınlığına, itibarına, kişilik haklarına, şeref ve haysiyetine bir saldırı değildir.  

19/12/2018 tarihinde “DEMOKRASİ VE DİKTATÖRLÜK” başlıklı bir makale kaleme alıp yayınlamıştık.  

Aşağıda bazı bölümlerine tırnak içinde aynen  yer vereceğimiz, bu makalemizde de belirttiğimiz gibi;  

“ Demokrasi ve  diktatörlük, birbirinin karşıtı iki ayrı siyasi rejim ve yönetim biçimidir.  

Demokrasinin karşıtı olan diktatörlüklerin, dayandıkları ideolojik temellere göre, sağ, sol ve dini olanları vardır.  

İngiltere’de,  geleneksel ve sembolik hanedana dayalı bir kraliçe mevcutsa da, İngiltere,  tam anlamıyla demokrasi ile yönetilen bir ülkedir.  Yönetimde yetkisiz ve etkisiz sembolik bir kraliçe mevcutsa da, İngiltere demokrasinin beşiği olarak bilinir.  

Bu nedenle, demokrasilerde seçim ve sandık gereklidir ancak,  demokrasinin tek ve yeterli koşulu değildir.  Seçim ve sandık var, öyleyse orada demokrasi de vardır denilemez.  

Demokrasi ile yönetilen çoğu ülkede;   kadınlar,  seçme ve seçilme hakkını  Türkiye’den sonra elde etmişlerdir,  bu ülkelerde kadınların seçme ve seçilme hakları mevcut değilken, seçme ve seçilme hakkı sınırlı iken de demokrasi vardı.  

Diktatörlükle yönetilen ülkelerde de seçimler vardır, diktatörler de seçimle iş başına gelirler.  

Demek ki, seçim ve sandık var,  ülkeyi yönetenler seçimle iş başına geliyorlar,  öyleyse o ülkede demokrasi vardır tezi,  asla doğru değildir.  

Demokrasi karşıtı olan diktatörlükle yönetilen, anayasası buna göre yazılan  ülkeler de, bu ülkeleri yöneten diktatörler de saygındırlar.   

Bu nedenle, anayasasına göre diktatörlükle yönetilen ülkeleri yöneten diktatörlere diktatör demek,  asla hakaret değildir, bilakis onlar için övünç vesilesidir.  

Bir de,  anayasasına göre,  aslında diktatörlükle yönetilmeyen, anayasasında insan hak ve özgürlüklerine ve hukukun üstünlüğüne dayalı, yargısı bağımsız, demokratik bir hukuk devleti olduğu yazılı olmasına rağmen, anayasanın bu amir  hükümlerine uyulmayan,  demokrasinin fiilen rafa kaldırıldığı ülkeler vardır ki;  bu ülkelere,  seçim ve sandık var,  öyleyse o ülke demokrasiyle yönetiliyor denilemez.  

Bu tür ülkelerde, yani aslında demokratik olmasına rağmen fiilen demokrasinin askıya alındığı ülkelerde, anayasayı ve  demokrasiyi rafa kaldıran yöneticilere diktatör diyemezsiniz,  derseniz alınırlar kendilerine hakaret ediliyor zannederler,  aslında hakaret değil,  sadece bir eleştiri ve durum tespitidir,  bu.  

Bir ülkede, fiilen yargı bağımsız değilse, tüm devlet yetkileri tek kişide toplanmışsa, parlamento işlevsiz kalmışsa, devleti yönetenler;   yönetimleri ve harcadıkları devletin paraları nedeniyle denetlenemiyorsa, en başta düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlükleri olmak üzere, insan hak ve özgürlükleri sınırlandırılmışsa, insanlar ve gazeteciler,  düşündüklerini açıklamaktan ve yazmaktan korkuyorlarsa, korkmayanlar da,  açıkladıkları ve yazdıkları düşüncelerinden dolayı hakarete ve tehdide maruz kalıyorlarsa, basın özgür değilse, basının çoğunluğu yandaş edilmişse, yandaş olmayan basın da korkudan oto sansür uygulamak zorunda kalıyorsa,  adına ne derseniz deyiniz,  bu ülkenin demokratik olduğunu,  söyleyebilir misiniz?”

Evet, Diktatörlük;  demokrasiler gibi, onun karşıtı  bir yönetim tarzıdır ve dünyada örnekleri olan bir realitedir.  

Diktatör de;  yönetim tarzı diktatörlük olan ülkeleri yöneten, bütün siyasi yetkileri eline almış kişiyi ifade eden siyasi ve yönetimsel bir terim olup, asla küçük düşürücü hakaret teşkil eden bir terim değildir.  

Anayasasına göre demokrasiyle yönetilen ancak, fiilen demokrasisi ihlal edilen ülkelerde, ülkeyi yöneten kişiye diktatör demek de,  gerçekten bir hakaret değildir, bir durum tespitidir, ağır eleştiridir, siyasal ve demokratik bir sitemdir.  

Kaldı ki;  bir kişi gerçekten diktatör değilse, kendisine haksızlık yapılıyorsa, el alem ne derse desin, asla üzerine alınmamalı, hicap duymamalı, kendisini aşağılanmış, hakarete uğramış olarak hissetmemelidir.  

Bu makale, Canan KAFTANCIOĞLU hakkında açılan bir soruşturma nedeniyle;  bir aydın olarak ve hukukçu kimliğimizle halkımızı bilgilendiren, durumu hukuken değerlendiren bir düşünce açıklaması olup, AKP Genel Başkanı ERDOĞAN dahil, hiç kimseyi diktatör olarak yaftalama,  eleştirme, küçük düşürme ve hakaret etme amaç ve kastı taşımamaktadır.

Güner Yiğitbaşı

15/08/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Ölümsüz Şairimiz Nazım İle Bir Düet
Bu hafta sonu şiiri olarak; Nazım HİKMET'in güzel şiiri, “Seviyorum Seni” şiiri ile tarafımdan yazılan “Nasıl İstersen Öyle Sev” isimli eski bir şiirimi,tam anlamında olmasa da, bir benzetme yaparsak,düet tarzında diyebileceğimiz bir şekilde, peşpeşe birlikte yayınlıyorum.Umarım beğenirsiniz.

Hepinize iyi bir  haftasonu diliyorum.

Sevgiden uzak kalmayın.

Hayat boyu Sevin ve sevilin.


SEVİYORUM SENİ (Nazım HİKMET)

Seviyorum seni 

ekmeği tuza banıp yer gibi 

Geceleyin ateşler içinde uyanarak 

ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi 

Ağır posta paketini 

neyin nesi belirsiz 

telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi 

Seviyorum seni 

denizi ilk defa uçakla geçer gibi 

İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık 

içimde kımıldayan birşeyler gibi 

Seviyorum seni 

Yaşıyoruz çok şükür der gibi. 

NAZIM


NASIL İSTERSEN ÖYLE SEV (Güner YİĞİTBAŞI))

Nasıl istersen öyle sev,

Yeter ki; sev beni.

İstersen büyük sev,

Himalayalar gibi.

İstersen küçük sev,

Küçük karıncalar gibi.

İstersen azgın sev, 

Azgın dalgaların,kıyıdaki kayaları dövdükleri gibi.

İstersen fırtına ve kasırga olup eserek sev,

Beni önüne katıp, yüreğinin içine süpürür gibi.

İstersen dörtnala koşup gelerek sev,

İpi göğüsleyerek kazanan yarış atları gibi.

İstersen yavaş ve aheste sev,

Kaplumbağa adımları gibi.

İstersen ateşler içinde yanarak sev,

Kor ateşin içine düşmüş gibi.

İstersen başımı döndürerek sev,

Kadehteki kırmızı şarap gibi.

İstersen yüreğime akarak sev,

Billur,saf ve temiz kaynak suları gibi.

İstersen sana açtığım kollarıma uçup gelerek sev, 

Gök yüzünden uçuşup savrularak yere inen,

Bembeyaz kar taneleri gibi.

İstersen mutluluktan ağlayarak sev,

Yağmur olup ağlayan bulutlar gibi. 

İstersen coşkuyla sev,

Coşarak akan nehirler gibi.

İstersen çağlayarak sev,

Çağlayarak akıp giden şelaleler gibi.

İstersen patlayıp sevgini üzerime püskürterek sev,

Lavlarını püskürten yanardağlar gibi.

İstersen bedenimi ve yüreğimi yakarak sev,

Kızgın bir güneş gibi.

İstersen hasretle sev,

Kuruyup çatlamış toprağın suyu emen  hasreti gibi.

İstersen şakıyarak sev,

Bülbül'ün gül'ü sevdiği gibi.

İstersen gizlice  sev,

Yüreğinde saklar gibi.

Sadece beni sev,yüreğinin tek sahibi gibi.

Nasıl istersen öyle sev,

Yeter ki;Ölesiye ve yürekten sev beni.

Güner YİĞİTBAŞI


Suriye Çıkmazı
Ülkemizi Suriye bataklığına ve çıkmazına sokan, ülkenin mali kaynaklarını bu bataklıkta yok eden bugün içinde bulunduğumuz ekonomik krizin en büyük nedenlerinden biri olan Suriye bataklığının baş mimarı,  AKP iktidarı ve onun başındaki ERDOĞAN'dır. 

Biz bu hükme kendi kafamızla varmıyoruz. 

Yalan söylemeyen arşivler yerinde duruyor, ERDOĞAN; açıkça niçin Suriye’de olduğumuzu itiraf ediyor. Suriye’deki Beşer ESAT hükümranlığına son vermek için Suriye’deyiz diye bağırıyor. 

Ne demek ESAT hükümranlığına son vermek?

Suriye Birleşmiş Milletlere üye bağımsız bir devlet ve ESAT da Suriye'nin meşru lideri değil midir?

Bu ülkenin kurtarıcısı ve devletimizin kurucusu Büyük ATATÜRK; ”Yurtta Sulh Cihanda Sulh” tavsiyesinde bulunmamış mıdır?

Ülkenin yararına dış politika yürütme yerine, kendi dini inanç ve mezhep anlayışınıza, takıntılarınıza göre bir dış politika izlerseniz, varacağınız sonuç işte böyle çıkmaz sokak ve bataklık olur. 

Size ne Suriye’nin içişlerinden, Esat'ın mezhebinden, ülkeyi yönetim modelinden,  Suriye’de yaşayan Kürtlerden?

Evet tüm bunlardan size ne?

Dünya devlerinin dolduruşlarına ve din ve mezhep inançlarınıza kapılarak,  Suriye’nin; Esat'ın liderliğindeki merkezi yönetimini devirmek istediniz de elinize ne geçti?

Onlarca şehit verdik, milyar dolarları Suriye bataklığına gömdük ve ülke yararına bir adım mesafe kat edemedik, hala boğuşup, çırpınıp duruyoruz, bu Suriye bataklığında. 

Ülkemiz için risk olarak gördüğünüz, Suriye’de, Suriye’nin Kuzeyinde bir Kürt oluşumuna engel olabildiniz mi?

Sizi Suriye bataklığına itenler;  şimdi,  Suriye’nin Kuzeyinde de, Kuzey Irak da olduğu gibi fiili bir Kürt Devleti kurdular. 

Ülkeyi iktisaden güçlü duruma getirmeden, ekonomik bağımsızlığımızı elde  elde etmeden, şimdi bölgede gerçek güç ve söz sahibi olan emperyalist devletlerin dolduruşuna ve ihtiraslarınıza esir olarak boyunuzdan büyük işlere girdiniz, gelinen bugünkü koşullarda, sizi bu bataklığa itenlerin oyuncağı haline getirdiniz ülkeyi. 

Yapacağım dediğiniz Suriye’ye yönelik yeni bir operasyon için dahi,  bu büyük devletlerin onayını bekliyorsunuz. 

Biz, ülkemizin uğradığı silahlı saldırılara karşı anında yapılacak  bir sıcak takip, sıcak takiple sınırlı ve  kısa süreli Suriye operasyonları dışında,  başka ülkelerin topraklarına girip yerleşmekten yana değiliz. 

ERDOĞAN; ne diyor? ESAT hükümranlığına son vermek için Suriye’deyiz diyor.  

Falanca bir devlet, mesela Amerika ve Rusya veya bir başka güçlü devlet, biz Türkiye’deki ERDOĞAN iktidarını ve hükümranlığını beğenmiyoruz, zira; halkına göz açtırmıyor, bütün özgürlükleri yok etti, Türk insanı demokratik barışçıl protesto haklarını dahi kullanamıyorlar, hemen polis tarafından gözaltına alınıyorlar, yargı bağımsız değil, müzik festivalleri, mesnetsiz iddia ve kaygılarla yasaklanıyor, tek adamın ağzından çıkan yasa, ekonomi büyük bir kriz altında, Türk Halkı yoksullaştı geçinemiyor, işsiz, bir lokma ekmeğe muhtaç, cari açık çok fazla, Türk parası devamlı değer kaybediyor, Türk halkının bu vahim durumuna üzülüyoruz. Bu nedenle,  ERDOĞAN iktidarına ve hükümranlığına son vermek ve Türk Halkını düze çıkarmak, özgürleştirmek ve zenginleştirmek amacıyla Türkiye topraklarına giriyoruz, tüm muhaliflere destek veriyoruz diyebilirler mi?

Diyemezler tabi. 

Öyleyse, sizin Suriye’de ne işiniz var?

Şunu da diyemezsiniz efendim. 

Suriye’nin Kuzeyinde ülkemizin geleceği adına tehlikeli gördüğümüz bir Kürt oluşumuna karşıyız ve buna engel olmak için Suriye’deyiz de diyemezsiniz. 

İşte gerçekler ortada,  ne kadar uğraşırsanız uğraşınız, Suriye’nin Kuzeyinde hem de Nato müttefikimiz Amerika bir Kürt oluşumunu sağladı bile, korkunun ecele faydası yok. 

O zaman hiç durmayın ABD'ye savaş açın kovun onları Suriye’den, NATO’dan ayrılın protesto olarak, varsa gösterin gücünüzü, sizin gücünüz Esat'a mı yetiyor sadece?

Sizin yapacağınız en akıllı iş, Esat'tan özür dileyerek,  Suriye sorununu-artık bu aşamadan sonra o da pek mümkün değil ama-Esat'a destek vererek, onunla anlaşarak çözmektir, tabi kabul görürseniz. 

Ha şunu da unutmayınız. 

Suriye kağıt üzerinde hala özgür ve bağımsız bir devlet olduğuna göre, Suriye’deki Kürt sorununu da,  Suriye’nin meşru yönetimi Esat ve Kürtler birlikte anlaşarak çözecekler ve bize de bu çözüme saygı göstereceğiz. 

Suriye’deki Kürt oluşumunu, kurtuluş savaşını birlikte yaptığımız,  birlikte kan döktüğümüz, eşit yurttaşlarımız olan yıllarca beraber yaşadığımız, kız alıp verdiğimiz, kanlarımızın karıştığı et ve tırnak haline geldiğimiz ülkemizde yaşayan Kürt kardeşlerimiz için bir tehlike olarak görmek, ülkemizdeki Kürt kardeşlerimize yapılan büyük bir saygısızlık ve haksızlıktır. 

Korkmayın. Çözün o zaman Kürt sorununu. 

Ülkemiz Kürtlerinin Türkiye’miz ile aidiyet bağlarını,  bir daha kopmamak üzere güçlendiriniz, biz de Türkiye’nin eşit sahibi ve eşit yurttaşlarıyız ve ülkemizden memnunuz deme aşamasına getiriniz. 

Şunu da unutmayın, ülkeyi kötü yönetmeye devam ederseniz, dış politikada yalpalarsanız, yirmi seneden bu yana her alanda güçsüz kıldığınız Ülkemize rağmen, güçlü emperyalist devletler,  siz istemeseniz de, orta doğuya istedikleri şekli verebilirler. 

Bu nedenle, bırakın askeri çözümleri, ülkenin ekonomisini düzeltin, ekonomik yönden bağımsız kılın, demokrasiyi tesis edin, Türk ordusundan elinizi çekin, güçlendirin ülkemizi, yeniden inanılır, caydırıcı ve güçlü kılın. Yok başka yolu. 

Gördünüz mü?

Esat'ı devirmek için maddi ve manevi destek verdiğiniz,  Özgür Suriye Ordusu mensubu müttefikleriniz, Esat'a yaklaşma eğiliminiz karşısında, satıldıkları duygusuna kapılarak eylem yaptılar, Türkiye aleyhinde sloganlar attılar, tehditler savurdular, Türk Bayrağını yaktılar. 

ÖSO' da başınıza bela oldu. 

ÖSO silahlı militanlarını harcayarak Esat'ın kucağına mı atacaksınız, yoksa ülkemize kabul ederek Türk Silahlı Kuvvetlerine subay ve general olarak mı atayacaksınız?

Tam bir çıkmaz sokak ve iki ucu boklu değnek. 

Ne kadar övünseniz azdır ve  hakkınızdır!

Güner Yiğitbaşı

12/08/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Çok Düşündüm Sonunda Yazmaya Karar Verdim
Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati,  Türkiye’deki enflasyonun yüksek olduğunu söyleyen yabancı bir ülkenin bakanına,  “Ben bu enflasyonla sokağa çıkabiliyorum,  siz yüzde 10’la çıkamıyorsunuz” dediğini,  büyük bir gururla itiraf etmiş.

Bay Nebati'nin söylemi çok açık olup, hiçbir  yorumu gerektirmiyor.

Bay Nebati, açık yüreklilikle; kendisi dahil,  AKP de politika yapanların karakterlerini ve ülkemizde vatandaşların haklarını arama ve kötü politikacılardan hesap sorma bilincinin ve özgürlüklerinin bulunmadığını, ülkede baskı rejiminin uygulandığını itiraf etmiştir bu sözleriyle.

Bakan Bay Nebati; yabancı ülkenin bakanına, ”siz  yüzde on enflasyonla sokağa çıkamıyorsunuz, ben daha yüksek,  yüzde seksen enflasyon ile sokağa çıkabiliyorum” derken;

Sizin halkınızda,  demokrasi kültürü gelişmiş ve yerleşmiş, 

Halkınız; oy vererek iş başına getirdiği politikacılardan, yeni seçim dönemini beklemeden hesap sormasını, onları sorgulamasını bilen bir siyasi ve demokratik bilinç ve kültüre sahip, 

Ülkenizin demokrasi iklimi de bu hesap sormaya müsait, halkınız; kendisini yüksek enflasyon altında ezen iktidardan,  hiçbir baskıya ve engele maruz kalmadan,  demokratik yollarla hesap sorabiliyor, politikacıları demokratik yollarla protesto edebiliyor, bu nedenle siz halkın demokratik tepkisinden korkuyorsunuz, bu korkuya onurunuz da eklendiğinde sokağa çıkamıyorsunuz, kaldı ki; sizin politikacılarınız yüksek enflasyona yol açmışlarsa, istifa ederek koltuklarını bırakıp gidiyorlar,  

Bizim ülkemizde bunların hiçbiri olmadığından,  bu yüksek enflasyona rağmen sokağa çıkabiliyorum demek istemiştir.

Bay Nebati'nin sözlerinden başka bir anlam çıkarılamaz maalesef.

Üzücü ama gerçek bu.

Bu nedenle, Bay Nebati'nin sözleriyle ilgili olarak,  yazayım mı yazmayayım mı diye çok düşündüm, sonunda üzücü de olsa,  yazmaya karar verdim.

Güner Yiğitbaşı

11/08/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Politikacı Ve Milletvekili İken Yaptıkları İşlerle Ve Muhalefetle Görsel Medyada Parlamak Ve Kendini İspatlamak Asıl Ve İtibar Edilir Olmalıdır
Teğmen Mehmet Ali ÇELEBİ vak'ası da göstermiştir ki; sosyal ve görsel medyada bir şekilde, mağdur rolü oynayarak veya tartışma programlarında boy gösterip, halkın duygularına hitap edecek şekilde laf üretip esip gürleyerek,  gerçek ve güvenilir bir politikacı olunamaz. 

Bu tür,  yazılı ve görsel medyada şu veya bu şekilde kendini göstererek kamuoyunun dikkatini çekip  beğenisini kazanarak, bundan yararlanmak suretiyle, tepeden inme paraşütle politikacı ve milletvekili yapılan kişilerin  örnekleriyle doludur siyaset tarihimiz. 

Mesela aklımıza hemen geliveren Süheyl BATUM ve Emine Ülker TARHAN örnekleri de,  Cumhuriyet Halk Partisinde kolayca bir yerlere gelen ve milletvekili ve hatta parti içinde yönetici yapılan ve daha sonra kendilerine kol kanat geren parti üst yönetimiyle ters düşen politikacı eskileri olarak,  siyaset tarihinde yerlerini almışlardır. 

Yine IŞİD saldırısına uğrayarak kaçırılan ve uzun süre rehin hayatı yaşadıktan sonra kurtarılan eski Musul Başkonsolosu ismini şimdi hatırlayamadığımız yanlış anımsamıyorsak soyadı ÖZTÜR olan zat da, bu ününden ve mağduriyetinden yararlanarak CHP içinde tepe noktalara getirilen ve milletvekili yapılan daha sonra da partiden kopup giden bir şahsiyettir. 

Demem odur ki;  görsel medyada, tartışılacak konulara önceden hazırlanarak,  periyodik bir şekilde programlara çıkıp, branşına giren veya girmeyen konularda esip gürlemek ve ahkam kesmek,  CHP üst yönetimini asla aldatmasın. 

CHP'den başarılı olan iyi örnekler de verebiliriz. 

Makale başlığımıza da koyduğumuz gibi, bazı istisnaları hariç, parti örgütünde çalışmadan,  tepeden inme bir şekilde hazıra konarak başarılı bir politikacı olunamaz. 

Partisine ve ülkesine yararlı iyi ve başarılı bir  politikacı; medyayı sıçrama tahtası olarak kullanarak, halkın nabzına göre şerbet verip,  onun duygularına hitap eden soyut laflar ederek değil, faal politikacı olarak, milletvekili iken, yaptıkları ve ortaya koydukları somut işlerle, iktidara yönelik somut muhalefetleriyle görsel medyada parlayarak ve kendisini ispatlayarak olunur. 

Örnek mi istiyorsunuz?

Aklıma gelmeyenler lütfen alınmasınlar, hemen aklıma geliveren mesela; Mersin'in genç Milletvekili Ali Mahir BAŞARIR, Zonguldak'ın genç Milletvekili Deniz YAVUZYILMAZ, ortaya çıkarıp kamuoyuyla paylaştıkları belgelere dayalı somut yolsuzluk dosyaları ile bu kişiler, laf üretmeden partileri CHP ve ülkelerine, ülke insanlarına, seçmenlerine hizmet etmekte ve seçildikleri makamları hak etmektedirler. 

Tabi daha niceleri var. 

Bir seçmen olarak, CHP yöneticilerinden ricamız, daha dikkatli davransınlar ve halkın güvenlerini boşa çıkarmasınlar. 

Bu ülkede, tribünlere oynamadan, amatörce,  mesleki birikimlerine dayanarak, sosyal medyada,  internet sitelerinde, sürekli ve sistemli olarak amatör bir ruhla ve hiçbir beklenti içine girmeden yazan, ülke gerçeklerini dile getiren, iktidarı yerden yere vuran, yapıcı eleştirileriyle toplumu aydınlatan ne gizli kahramanlar var, şayet teşkilat dışından tepeden inme hazır politikacı adayları arıyorsanız,  biraz gözünüzü açın, gizli kahramanları çıkarıp bulun,  gözünüzdeki at gözlüklerinizi çıkarın lütfen.

Güner Yiğitbaşı

09/08/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Boşuna Söylememişler Balık Baştan Kokar Diye
Balık baştan kokar derler biliyorsunuz. 

Bu sözü,  Türkiye Cumhuriyetine uyarlarsak, balık başından kokmuş, tuz kokmuş bu ülkede. 

Yine bir sınav hırsızlığı ve yolsuzluğuyla karşı karşıyayız. 

Son yapılan KPSS sınavında sorulan yaklaşık yirmi sorunun çalındığı, ortaya çıktı. 

Şaşırdınız mı?

Biliyorum şaşırmadınız. 

Bu konuda şerbetliyiz. 

FETÖ taktikleri,  hırsızlık ve sahtekarlıkları, tüm hızıyla devam ediyor ülkemizde. 

Hain FETÖ'nün darbe girişimi, yüzlerce şehit ve gazi kanının döküldüğü demokratik direnişle önlendi de ne oldu ve ne değişti bu ülkede?

FETÖ gitti, onun tüm hırsızlık ve sahtekarlıkları, yargıdaki adalet ve hukuk dışı uygulamaları aynen devam ediyor, maalesef. 

Sarayın;  kötü ve partizan, insanları bölüp parçalayan, sizden ve bizden diyerek halkı ikiye bölen ayrıştırıcı politikasının bir yansımasıdır bu sınav sahtekarlığı bize göre. 

Bu ne cürettir?

ÖSYM Başkanının kendi inisiyatifi olabilir mi bu sınav skandalı?

Bize göre asla olamaz. 

ÖSYM Başkanının görevden alınması ve bu konuda Devlet Denetleme Kurulunun soruşturma yapmakla görevlendirilmesi, bize göre suçun itirafı ve bakınız işte ben bu yolsuzluğun üzerine gidiyorum diyerek,  hedef saptırma ve halkın gazını alma gayretidir. 

Balık baştan kokar bize göre. 

Tek adama dayalı Saray iktidarının iler tutar yanı kalmamıştır artık. 

Tuz kokmuştur. 

Bu nedenle,  ortalığı saran yolsuzlukların ve bu yolsuzlukların tüm ülkeye yayılan mide bulandırıcı kokusunu gidermeye yarayacak tek çare,  sandık ve derhal yapılması gereken seçimlerdir.  

Bu iktidar, FETÖ'nün kötü bir taklididir. 

FETÖ;  tüm uygulamalarıyla aynen devam etmektedir. 

FETÖ'nün;  hukuk,  insanlık ve etik dışı tüm uygulamalarının aynen devam etmekte olması nedeniyle;  FETÖ'nün darbe girişiminin başarısız olmasına sevinemedi bu ülke insanı maalesef. 

Saray iktidarı;  zaten,  sınav sonuçlarına bakmadan,  mülakat sonuçlarına göre,  istediği insanı istediği göreve atıyor ve sınavda başarılı olanları eleyebiliyordu. Demek ki; bunu da yeterli bulmamışlar, KPSS sınavlarını,  sadece kendilerine sınav öncesi soruları verdiğimiz  yandaşlar kazansınlar,  mülakata sadece yandaşlar gelsin ki; biz yandaşlar arasından kolay bir tercih yapalım,  diye düşünmüş olmalılar.  

Çok afederiniz, ülkemizde siyaset için söylenen çok amiyene bir söz vardır, açıkça yazmamıza terbiyemiz müsait değil, bazı harflerini gizleyerek hatırlatmayı görev biliyoruz. 

Bu ülkede, siyasal düzen ve bu siyasal düzen tarafından düz. lenler hep aynı kalır. O da halktır. Seçimlerle, sadece,  halkımızı d. . zenler değişir veya aynı kalır. 

Bu ülke insanları;  artık, önümüzdeki seçimlerle,  bu sözün geçerli olmayacağı,  gerçekten; d. . . . zülmeye son verecek,  eski kokuşmuş,  yolsuzluklara boğulmuş,  antidemokratik düzenin değişmesini, yolsuzluklardan arınmış, demokratik, laik,  özgürlükçü adaletli, yargıyı silah olarak kullanmayan hukuka, anayasaya saygılı ve hakkına razı  yeni bir düzenin gelmesi özlemi içinde,  yanıp tutuşmaktadır.

Güner Yiğitbaşı

03/08/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget