Son Konular
Abbas Güçlü Ahmet Tan Alev Coşkun Ali Eralp Ali Sirmen Ali Tartanoğlu Alican Uludağ Altan Öymen Arslan BULUT Ataol Behramoğlu Atilla Kart Aydınlık yazarları Ayşenur Arslan Barış Yarkadaş Bedri Baykam Bekir Coşkun Bilim Teknik Bozkurt Güvenç Burak H. Özdemir Bülent Soylan Can Ataklı Can Dündar Celal Şengör Cengiz Önal Cengiz Özakıncı Cevat Kulaksız Ceyhun Balcı Coşkun Özdemir Cumhuriyet yazarları Cüneyt Arcayürek Deniz Kavukçuoğlu Doğan Kuban Dr. M. Galip Baysan Dünya haberleri Ece Temelkuran Ekonomi Emin Çölaşan Emine Ülker Tarhan Emre Kongar Erdal Atabek Erdal Atıcı Eren Erdem Ergin Yıldızoğlu Erhan Karaesmen Erol Manisalı Ertuğrul Kazancı Eğitim Ferhan Şensoy Fikret Bila Fırat Kozok Gündüz Akgül Güner Yiğitbaşı Güngör Mengi Güray Öz Gürbüz Evren Hakkı Keskin Hasan Pulur Hayrettin Ökçesiz Hikmet Sami Türk Hikmet Çetinkaya Hulki Cevizoğlu Hüner Tuncer Hüseyin Baş Işık Kansu Işıl Özgentürk Kemal Baytaş Kemal Kılıçdaroğlu Kurtul Altuğ Köşe Yazıları Kürşat Başar Levent Bulut Levent Kırca Leyla Yıldız Mehmet Ali Güller Mehmet Faraç Mehmet Haberal Mehmet Halil Arık Mehmet Türker Melih Aşık Merdan Yanardağ Meriç Velidedeoğlu Mine Kırıkkanat Miyase İlknur Mustafa Balbay Mustafa Mutlu Mustafa Sönmez Mümtaz Soysal Müyesser Yıldız Necati Doğru Necla Arat Nihat Genç Nilgün Cerrahoğlu Nuray Mert Nusret Ertürk Oktay Akbal Oktay Ekinci Oray Eğin Orhan Birgit Orhan Bursalı Orhan Erinç Rifat Serdaroğlu Ruhat Mengi Rıza Zelyut Sabahattin Önkibar Saygı Öztürk Sağlık Selcan Taşçı Serpil Özkaynak Sevgi Özel Sinan Meydan Siyaset Soner Yalçın Spor Sözcü yazarları Süheyl Batum Tarih Tarım Tayfun Talipoğlu Tekin Özertem Tülay Hergünlü Tülay Özüerman Tünay Süer Türey köse Türkiye Türkkaya Ataöv Utku Çakırözer Uğur Dündar Uğur Mumcu Vatan Yazarları Video Yakup Kepenek Yazı Dizileri Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Öztürk Yener Güneş Yeniçağ yazarları Yurt Yazarları Yüksel Pazarkaya Yılmaz Özdemir Yılmaz Özdil Zeki Tekiner Zeynep Göğüş Zeynep Oral Zulal Kalkandelen chp genel lozan muharrem ince Çiğdem Toker Ömer Yıldız Özdemir İnce Özgen Acar Özgür Mumcu Öztin Akgüç Ümit Zileli İlhan Cihaner İlhan Selçuk İlhan Taşçı İnci Aral İrfan O. Hatipoğlu İsmet İnönü Şükran Soner

Ey altılı masa nedir bu korku ve endişeniz?
AKP Genel Başkanı ve partili Cumhurbaşkanı ERDOĞAN bugün İzmir’de yaptığı konuşmada;

“Seçim önümüzdeki yıl haziran ayının ortasında yapılacak.  Kaçacak yerin yok bay Kemal.  Habire söylüyorsun Cumhur İttifakı'nın adayı belli olsun.  Cumhur İttifakı'nın adayı Tayyip Erdoğan.  Bay Kemal ya adaylığını açıkla ya da adayını açıkla.  Siyaset hem yürek hem samimiyet işidir.  Bu soruma cevap vermezsen hem yüreksizsin hem samimiyetsizsin demektir.  Unutmayın horozun çok olduğu köyün sabahı geç olur derler.  Baksanıza aday bile çıkmıyor,  gerisi nasıl gelecek. ”demiş ve bize göre çok da doğru söylemiş. 

ERDOĞAN'ın; normal seçim tarihinde yapılacak olan seçimde, anayasaya göre üçüncü kez cumhurbaşkanı adayı olmaya hakkı vardır veya yoktur, bu yazımızda bunu tartışmayacağız. 

Sonuç olarak, ERDOĞAN; zamanında yapılacak seçimde cumhurbaşkanı adayı olacağını açıkça beyan etmiş ve altılı masaya meydan okumuştur. 

Altılı masayı oluşturan muhalefet cephesi, hala ortak adayını açıklamaktan kaçınacak mıdır? çok merak ediyoruz. 

Nedir bu korkunuz, endişeniz ve öz güvensizliğinizin sebebi. 

Daha önce de çok yazdık, adayınızı artık açıklayınız diye. 

Neymiş efendim,  seçimlere daha bir sene varmış, aday şimdiden açıklanırsa yıpratılırmış. 

Halkımızı da inandırdınız,  bu saçma sapan görüş, korku ve güvensizliğinize. 

Bir açıklayın artık neden korkuyorsunuz diye yazdıkça, okurların büyük kesimi bizi eleştiriyor, daha erken, seçim tarihi kesinleşsin, şimdiden açıklanırsa aday yıpratılır diyorlar. Biz bu görüşe asla katılmıyoruz. 

Artık sağır sultan duydu ve biliyor ve gerçekten de hak ediyor, altılı masa ve Millet İttifakının cumhurbaşkanı adayı KILIÇDAROĞLU' dur ve olmalıdır da.  

Bu ülkede,  yıpratılacak eleştirilecek milyonlarca nedeni üzerinde taşıyan AKP Genel Başkanı ERDOĞA; hem de,  anayasaya göre hakkı olmadığı halde,   bugünden adaylığını korkusuzca açıklıyor ve anayasaya göre üçüncü kez aday olamayacağını bugünden tartışmaya açabiliyorsa, siz neden çekiniyorsunuz ve korkuyorsunuz?

KILIÇDAROĞLU'nun alevi olması,  yıllarca bilinen bir gerçek ve bunu KILIÇDAROĞLU'da gizlemiyor zaten. 

Alevi olmak da; suç, utanılacak ve eleştirilecek, yıpratılma nedeni yapılacak ve cumhurbaşkanı adayı olmayı engelleyen bir kusur değil ki. 

ERDOĞAN; KILIÇDAROĞLU'nun adaylığını, şayet, alevi olması nedeniyle tartışmaya açar ve bu nedenle KILIÇDAROĞLU'nu yıpratmaya çalışırsa,  bundan zararlı çıkacak olan,  bizzat ERDOĞAN'ın kendisi olacak, KILIÇDAROĞLU; ahlaka, insanlığa, laikliğe, din ve vicdan özgürlüğüne aykırı olarak nesebi üzerinde eleştirilmesi ve yıpratılmaya kalkışılması nedeniyle,  mağdur olacak ve oy sayısı azalacağına daha da artacaktır. 

Altılı masa, adayını şimdi açıklamaz da, seçime çeyrek kala açıklarsa,  KILIÇDAROĞLU'nun mezhebi mi değişmiş olacak?

Bırakınız artık; bu ERDOĞAN korkusunu , alerjisini,  o ne söylerse kötü niyet aramayı ve inatla tersine hareket etmeyi. 

Gerçekten, hiçbir haklı nedene ve gerçekliğe dayanmayan bu gereksiz nazınız,  artık kendi adıma söylüyorum, çekilmez hale geldi, öz güvensizliğiniz, sizlere olan güvenimi kemirmeye başladı. 

Altılı masa ortak adayını açıklamada geciktikçe, maalesef bizim aklımıza gelen en doğru ve   mantıklı gerekçe; aday konusunda hala birbirlerine güvenip anlaşamamaları,  seçimlere kadar altılı masayı devirme haklarını ellerinde tutmak istemeleri olmaktadır. Bu gerekçeler de; gerçekten, milletimizin  altılı masaya olan güvenlerini sarsacaktır. 

Ben, hala aday açıklamamayı,  böyle değerlendiriyorum, kimse kusura bakmasın. 

Bravo ERDOĞAN; zamanında yapılacak bir seçimde anayasaya göre, üçüncü kez aday olamayacağını bildiğin halde, adaylığını bugünden açıklayarak, adaylığını ve kendini tartışmaya açma cesaretini gösterdiğin için.

Güner Yiğitbaşı

09/06/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Gidişiniz Akaryakıt'dan Olacaktır
Evet; Saray iktidarının 2023 de yapılacak seçimlerde sonlanacağı,  AKP'nin tüm kadrolarıyla siyaset tarihinin çöplüğündeki yerini alacağı,  artık kesin gibi. 

İktidarın biletinin sandıkta kesilmesi için çok sebep var aslında. 

Doğru yaptıkları hiçbir şey yok. 

Ülkeyi yönetemiyorlar artık. 

Özgürlükleri, demokrasiyi, ekonomiyi, dış politikayı berbat ettiler. 

Şunu iyi yapıyorlar diyebileceğimiz,  hiçbir olumlu faaliyetleri yok. 

Akaryakıt aldı başını gidiyor. Bir yıl içinde, yaklaşık  7 TL olan benzin ve mazotun bugün ulaştığı fiyat,  28TL. lerde. Yaklaşık dört kat artmış litre fiyatları. 

Buna bağlı olarak enflasyon sürekli yükseliyor, fiyatlar yerinde durmuyor sürekli artıyor. Çarşı pazar yanıyor. Dar gelirlilerin kazançları sürekli eriyor, Türk Lirası sürekli kan kaybediyor. 

Bildiğiniz gibi, en basit tanımıyla fiyatların artışı, paranın alım gücünün azalması anlamına gelen enflasyon ‘un belli başlı iki tipi vardır. 

Birincisi, talep enflasyonu, ikincisi maliyet enflasyonu. 

Talep enflasyonunda; dolaşımdaki para arzının ve ona bağlı olarak talebin artarak, üretilen mal arzının artan talebi karşılayamaması üzerine,  fiyatlar artar. Buna talep enflasyonu denir. 

Maliyet enflasyonunda ise, talep de aşırı bir artış olmadığı halde, arza sunulan mal ve hizmetlerin üretimindeki iş gücü, enerji,  hammadde fiyatlarının ve vergilerin artmasına bağlı olarak, mal ve hizmet arzındaki maliyetin artması sonunda,  bunun fiyatlara yansıyarak, fiyatların sürekli artması söz konusudur.  

İşte, bu tanıma baktığımızda, ülkemizde bugün yaşanan ve sürekli fiyatların arttığı enflasyon türü,  maliyet enflasyonudur.  

Zira; mal ve hizmet üretiminde kullanılan, doğal gaz, doğal gazdan üretilen elektrik, dışa bağımlı ham madde ve akaryakıt fiyatlarının sürekli artması ve bu artışların mal ve hizmet üretim ve arzının maliyet fiyatlarının artışına sebep olması sonunda,  çalışanların çoğunluğunun asgari ücret aldığı, işsizliğin had safhada olduğu ülkemizde taleplerde bir artış olmadığı halde, enflasyon,  yani fiyat artışları sürekli yükselmekte ve enflasyon üç haneli seviyelere ulaşmış bulunmaktadır. 

Doğal gazı da akaryakıt içine dahi edecek olursak, ülkemizde son bir yıl içinde yaşadığımız kronikleşen akaryakıt fiyatlarının sürekli artırılması, yaşamakta oluğumuz hiper enflasyonun baş nedenidir bize göre. 

Doğal gaz, benzin ve özellikle mazot fiyatlarının, dış piyasa fiyatlarındaki ve döviz kurundaki artışlar bahane edilerek sürekli artırılması, akaryakıt üzerinden alınan fahiş KDV ve ÖTV'ye tamah edilerek, bütçe açığının giderilmeye çalışılması,  bize göre, ekonomik bir intihardır, kaz gelecek yerden tavuğun esirgenmesidir. 

Doğal gaz ve akaryakıt ülkemizde büyük bölümüyle sanayi, ticaret ve tarımda kullanılmaktadır. Bu da mal ve hizmet üretiminin en önemli maliyet unsurudur. 

Ülkemizdeki cari açığın kapatılması, döviz kurlarındaki artışların önlenmesi için,  sanayi ve tarımda üretimin ve ihracatın artırılması zorunludur. 

Sanayi de ve tarımda üretim sürekli artırılmalıdır ki; sanayi ve tarımdaki üretimin yetersizliğinden kaynaklanan ihracattaki azalma ve buna karşılık ithalattaki aşırı ve gereksiz artış,  önlenebilsin. 

İhracattaki azalma ve buna paralel olarak da, ülkemizde üretilebilen tarım ürünleri de  dahil olmak üzere,  ithalatımızın sürekli artması değil midir? Cari açığı ve döviz fiyatlarını sürekli artıran. 

Evet, cari açığı ve buna bağlı olarak döviz fiyatlarını sürekli artıran, ülkemizde üretilebildiği halde,  çiftçinin desteklenmemesi nedeniyle tarım ürünlerinin dahi döviz karşılığı ithal edilmesidir. 

Mazot fiyatlarını sürekli artırdığınız ve çiftçinin üretim maliyetini sürekli yukarıya çektiğiniz sürece, üretim yapamazsınız, tarım ürünlerini dahi ithal etmek zorunda kalarak, olmayan dövizinizi kullanmak zorunda kalırsınız, döviz fiyatları sürekli artar ve döviz fiyatlarının artışını gerekçe yaparak akaryakıta sürekli zam yaparsınız, tam bir fasit daire içine girersiniz. Ülkemizin yaşadığı ekonomik krizin ve döviz rezervlerinin eksiye düşmesinin en önemli nedenlerinden birisi budur. 

Evet,  doğal gaz ve mazotu, özelikle üretimde kullanan kesimlere bir fiyat ayrıcalığı getirilmelidir, akaryakıt fiyatlarındaki süreklilik arz eden  artışın durdurulması,  devlet tarafından sübvanse edilmesi, orta ve uzun vadede, üretim maliyetlerini düşürecek, üretimi artıracak ve bundan devletimiz ve halkımız yararlanacaktır. 

Akaryakıt fiyatlarının sürekli artması sonunda, üretimin menfi olarak etkilenmesinin yanı sıra, insanlar otomobillerini kullanamaz hale gelmiş, otomobil satışları ve buna bağlı olarak otomobil üretimi düşmüş,  bundan elde edilen KDV ve ÖTV kayıpları oluşmuş, otomobil üretim ve kullanımından kaynaklı iş yapan sanayici ve esnafın ödediği vergi değerleri düşmüş, en önemlisi de, geçiş garantili yap işlet devret yöntemiyle yapılan köprü ve yollardan geçen ve verilen garantilerin çok altında kalan araç sayısı daha da düşerek,  hazineden ödenen garanti paralarında, aşırı  artışlar oluşmuştur.  

Neresinden bakarsanız bakınız, akaryakıt fiyatlarındaki fasit daire haline gelen artışlar ve bu artışların tüketicilere yansıtılması, ülkemiz ekonomisi için bir felakete dönüşmüş olup, siyasal iktidar gidiş biletini kendi elleriyle kesmekte ve gidişi akaryakıttan olacaktır. 

Bu açgözlü ve kısa vadeli politikanızla, akaryakıt ve doğal gaz fiyatlarını kur artışlarını bahane ederek sürekli artırmaya devam ederseniz, sübvanse yoluna gitmezseniz, kısa sürede elli TL'lere ulaşacak olan bir litre mazot içinde boğulacaksınız. 

Bizden söylemesi.  

Güner Yiğitbaşı

09/06/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Birisi Bu Kardeşinize Saldırmak Türkiye'ye Saldırmaktır Demiş
Bu sözü kim söyleyebilir bizim ülkemizde?

Evet; hep bir ağızdan, söylese,  söylese , ancak ve ancak AKP Genel Başkanı söyleyebilir dediğinizi duyuyorum. 

Kolay bir soruydu, bu nedenle,  hiç fire vermeden hepiniz bildiniz, bu sorunun cevabını. 

Soru kolay olsa da, isabetli cevabınızdan dolayı hepinizi kutluyorum. 

Şuna bakar mısınız?

Bu sözü söyleyen zat-ı muhterem; ben Türkiye'yim diye içeriye ve dışarıya meydan okuyor. 

Yüzde 50+1 oyla iktidar olmuş partili Cumhurbaşkanı seçilmiş, ülkeyi yönetemediği,  Türk Milletini ve Türkiye'yi yoksullaştırdığı, hazineyi zenginlere peşkeş çekerek boşalttığı, halkımızı özgürsüzleştirdiği için, şu anda ise, oyları yüzde 20'lere gerilemiş olan  bu zat-ı muhterem, kendisini Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle özdeş kılıyor. 

Bu sözü ben söylesem, derhal  bana deli gömleğini giydirip akıl hastanesine tıkarlar,  haklı olarak. 

Zaten,  bu  saldırma sözünden maksat,  güç kullanarak,  cana yönelik cebri bir saldırı eylemi de değil. 

Kendisini Devlet ve Türkiye sanan AKP Genel başkanı; içeriden ve dışarıdan yapılacak olan kendisine yönelik haklı eleştirilerin dahi, Türkiye Cumhuriyeti Devletine yapılmış ve yapılacak olan bir saldırı olarak değerlendirerek, şahsını kutsamaktadır. 

AKP Genel Başkanı,  partili ve taraflı Cumhurbaşkanı; Türk Milletinin oylarıyla seçilerek, bir dönem için  ülkeyi yönetmeye yetki almış, gelip geçici, yolcu konumundaki bir siyasetçidir. Yoktur diğer siyasetçilerden bir farkı ve üstünlüğü. 

Bu ülkenin kurtarıcısı ve devletimizin kurucusu Türkiye’nin ezeli ve ebedi ölümsüz tek lideri ATATÜRK dahi, yaşamı boyunca, bazı çevreler tarafından eleştirilmiş ve hatta canına fiilen kast edilmiş olmasına rağmen, bana yapılan saldırılar, Türkiye'ye yapılmıştır diye, boyundan büyük,  saçma sapan ve iddialı bir söz söylememiştir. 

Şu anda dahi, ATATÜRK'ün ilkeleri, büstleri ve heykelleri, kişilik hakları, şeref ve haysiyeti, manevi hatıraları; hem de, bana yapılan saldırı Türkiye’ye yapılmış demektir diyen AKP Genel Başkanı ve partili Cumhurbaşkanı tarafından atanan,  korunup ve kollanan, sırtları sıvazlanan,  Atatürk tarafından kurulan Diyanet İşleri Başkanlığının başındaki ve bu kurumda çöreklenmiş, gerici ve ATATÜRK düşmanları başta olmak üzere, anti laik  karşı devrimciler tarafından saldırıya uğramakta olup, ne acıdır ki; bu zat-ı muhterem bu saldırılardan memnun ve  mutlu olmalı ki; bu saldırılara sessiz kalmakta ve bu kadroları Diyanet İşleri Başkanlığından uzaklaştırmamakta, en tipik örneği tescilli ATATÜRK düşmanı, ATATÜRK'e diliyle saldıran hain Fesli KADİR, onun can dostu olabilmektedir. 

Bu Dünya; Peygamberlere, ATATÜRK'e, Fatih Sultan Mehmet'e, Kanuni Sultan Süleymanlara dahi kalmamıştır, ey zat-ı muhterem. 

Sen değil misin?

Dünya ülkelerinin temsil edildikleri, uluslararası Birleşmiş Milletler Teşkilatının Genel Kurulunda konuşarak ve Güvenlik Konseyinin beş daimi üyesini hedef alarak; Dünya beşten büyüktür deyip sözle saldıran ve eleştiren. 

Sen değil misin?

Bağımsız bir devlet olan Suriye'nin iç işlerine karışan ve bu ülkeye düşmanca tavır takınan, Şam'daki Emevi Camisine gidip namaz kılacağız diyen ve hala Suriye'nin meşru ve seçilmiş lideri ESAD'ı muhatap kabul etmeyen,  toprak bütünlüğüne saygılıyız diyerek, her ne maksatla olursa olsun,  Suriye'ye askeri harekatlar yapan. 

Demek ki; gerektiği zaman,  Dünya devi Birleşmiş Milletler Teşkilatı, bağımsız bir devletin lideri, eleştirilebiliyormuş. hatta bağımsız bir devletin toprağına girilerek askeri harekat yapılabiliyormuş, silahlı güç kullanılabiliyormuş. 

Ama, bu zat-muhterem; yoğun ve akıl almaz korumaları nedeniyle, canına yönelik bir fiili saldırı zaten  imkansız olduğuna göre, saldırı olarak nitelendirdiği, kendisine yönelik bir eleştiriye dahi tahammül edememekte ve kendisine sözle yapılan ve yapılacak olan haklı eleştirileri (eleştirel saldırıları)dahi, Türkiye'ye yapılan bir saldırı olarak kabul ederek, adeta ben Türkiye'yim diyebilmektedir. 

Bu zihniyettir ki; yani, ben Türkiye'yim, beni eleştiremezsiniz, bana yapılan eleştiriler Türkiye'ye yapılan bir saldırıdır dediği içindir ki; yaklaşan seçimlerde,  sandıkta kaybettiği taktirde, korkarız ki; ben Türkiye'yim, bu nedenle asla saraydan ve iktidarımdan uzaklaşmam, ben gidersem Türkiye yok olur, benim varlığım Türkiye'nin beka sorunudur, koltuğu bırakmıyorum,  dahi diyebileceğinden endişe duymaktadır Türk Milleti. 

Bu sonuca ulaşması mümkün müdür?

A S L A. 

Güner Yiğitbaşı

06/06/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Türk milleti de o  C. B.  Şapkanızı sandıkta sizden geri alıp çöpe attıktan sonra hak ettiğiniz sıfatları bir bir sıralayacaktır
Millet iradesinin tecelli ettiği, duvarında “Egemenlik Kayıtsız ve Şartsız Milletindir” yazan,  Kurtuluş Savaşının karargahı, Cumhuriyetimizin ilan edildiği,  kutsal gazi meclisin çatısı altında,  parti grubundan yaptığı konuşmasında; sözüm ona,  milletimizin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanı sıfatına rağmen, kendisine muhalif olan milletin büyük çoğunluğuna,  erkek ve kadın ayrımı yapmaksızın,  “çürük ve sürtük bunlar” diyerek,  küfür ve hakaret eden AKP Genel Başkanı; bugün Ankara Kızılcahamam ilçesinde düzenlenen partisinin 30. İstişare ve Değerlendirme Toplantısında yaptığı konuşmasında;  ”Milletimiz gezicileri nasıl tanımlıyorsa biz de aynı sıfatları kullanıyoruz.  Bay Kemal ve şurekası ne derse desin,  biz vandala vandal,  çapulcuya çapulcu demeye devam edeceğiz.  “diyerek, kendisinden boş yere beklediğimiz özür dileme bir yana, söylediği küfür ve hakaretlere sahip çıkmış ve bu hakaretlerine devam edeceğini açıkça ilan etmiştir. 

ERDOĞAN'ı 20 senedir izleyen ve çok iyi tanıyan birisi olarak, biz zaten özür falan beklemiyorduk. O hakaret içeren sözleri,  o kadar içten ve inanarak söylemişti ki; geri adım atması zaten büyük sürpriz olurdu. 

ERDOĞAN; Cumhurbaşkanı şapkasına sığınarak,  millerimize meydan okumaya,  haklarında kesinleşmiş yargı kararı olmayan geziye katılan milyonları, kendi kafasına göre suçlamaya ve karalamaya devam edeceğinin ışığını yakmıştır. 

Bir de haddi olmadan, milletimiz adına bir değerlendirme yapmış, kendisini milletin yerine koymuş hazret. 

Demiş ki; ”Milletimiz gezicileri nasıl tanımlıyorsa,  biz de aynı sıfatları kullanıyoruz. ”

Haydi oradan. 

Türk Milletinin gezicileri nasıl tanımladığı ve kendilerine sahip çıktığı bellidir. 

Milletin büyük kesimine,  çürük bunlar, sürtük bunlar diyerek küfür ve hakaret eden AKP Genel Başkanı; yaptığı küfürlerin sorumluluğunu,  Türk Milletine atmış gözüküyor, küfürlerine Türk Milletini alet ve ortak etmeye çalışıyor. 

Milletimizin, gezicileri çürük ve sürtük olarak tanımladığını, kendisinin de milletimizin bu tanımına uyarak, gezicilere çürük ve sürtük sıfatlarını yakıştırdığını demeye getirerek,  boyundan büyük iş yapmış ve haddini aşmıştır. 

Nereden çıkardın, Türk Milletinin gezicileri çürük ve sürtük olarak tanımladığını?

Sizin;  açıkça, Türk Milleti dahi demekten çekindiğiniz, ATATÜRK hayranı, hukukun üstünlüğüne dayalı, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyetinin sadık evlatları; sizi,  demokratik yolla sandıkta oylarıyla saraydan ve iktidardan uzaklaştıracak olan Türk Milleti, asla ve asla gezicileri çürük ve sürtük olarak tanımlamamaktadır. Siz,  hayal görüyor olmalısınız. 

Sizin, Türk Milleti dahi diyemediğiniz,  laik, hukuka ve insan hak ve özgürlüklerine dayalı demokrasi aşığı Türk Milleti değil, sizin korkudan milletim demekle yetindiğiniz, ümmetim demekten çekindiğiniz, size körü körüne bağlı ÜMMET'iniz olan bir azınlık,  sizin görüşünüzde olabilir, gezicilere sizin gibi çürük ve sürtük diyerek hakaret edebilir, bunu hiç yadırgamıyoruz, hakaret özgürlüğünüzün de sonuna geldiniz, az kaldı, çürük ve sürtük olarak yaftaladığınız asil Türk Milletinin demokratik oylarıyla abbas yolcusunuz. 

Bu nedenle,  yeni küfür ve hakaretlerinize, çaresizlikten dolayı,  kısa bir süre daha tahammül edecek bu Türk Milleti. 

Ancak. bu Dünyanın etme ve bulma Dünyası olduğunu,  asla unutmayınız. 

Bekleyiniz, sırası ve zamanı gelecek, Türk Milleti de;  o sığındığınız şapkanızı, oylarıyla kafanızdan çıkarıp aldıktan ve çöpe attıktan sonra, şu anda korkudan söyleyemediği hak ettiğiniz sıfatları; size,  bir bir sıralayacaktır.

Güner Yiğitbaşı 

04/06/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

“Siyasette zenginleşen kişi babam bile olsa bilin ki hırsızdır”. Eski Ulaştırma Bakanı Yaşar Topçu

Köylü ve Hırsızlar
Tarihin her devrinde hırsızlık çok yaygın olarak bir meslek mi diyelim, iş mi diyelim, hep devam edegelmiştir. İnsanoğlu ilk çağlarda yerleşik düzene geçmeden önce, geçimlerini toplayıcılık, “çalma çırpma” ile geçimini sağlıyordu. Tarihimiz çalma ve hırsızlıklarla doludur. Günümüzde bile para eşya çalmadan, camide ayakkabı çalmaya kadar, akla hayale gelmeyen hırsızlıklar yapılagelmiş ve ne çeşit hırsızlıklar yapıldığını Radyo ve TV lara yansıyan haberlerden biliyoruz. Kimisi camiden halı, sadaka kutusu, ayakkabı, kimisi kurbanlıkları bile çalıyorlar. Aklınızın alamayacağı kadar günümüzde hırsızlık çeşitleri var.
Öyle devirler olmuş ki, tarihte hırsızlık meşru bir işmiş gibi görülür, hırsızlığı beceremeyene kız bile verilemeyen kavimler olmuştur.
Neyse fazla uzatmadan Mevlana’nın Mesnevi’sinden alınan ilginç ve eğlenceli bir hırsızlık olayını aktaralım.
Köylünün biri, eşeğine binmiş olarak Bağdat’a geldi. Bir keçiyi de boynuna çan bağlamış, eşeğin arkasına katmıştı. Keçi, eşeğin arkasından koştukça çan çalınmaktaydı, çan çaldıkça köylü keçi arkadan geliyor diye düşünür rahatlar yoluna devam edermiş.
Üç hırsız da yol kenarında oturuyorlar, nereden ne aşıracaklarının hesabını yapıyorlardı.
İçlerinden biri, oradan keçisiyle geçmekte olan köylüyü göstererek şöyle dedi:
“-Ben gidip köylüden bu keçiyi çalar, getiririm”.  Öbürü, “sen bu işi yaparsan ben de eşeğini aşırırım”, dedi. Öbürüyse, bunlar kolay, dedi, ben onun elbisesini soyar, getiririm”.  Derken hırsızların biri, köylünün ardına düştü, tenha bir yer bulunca keçinin boynundaki çıngırağı çıkardı, eşeğin kuyruğuna bağladı. Eşek, kuyruğunu salladıkça çıngırak ses veriyor, köylü de keçi geliyor sanıyordu. Öbür hırsız, sokak başında durdu; köylü gelince, “bu köylüler tuhaf insanlar” dedi; halk çıngırağı eşeğin boynuna takar, buysa kuyruğuna bağlamış, diyerek adama tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Köylü ardına dönüp bakınca keçiyi göremedi, “keçiyi kim götürdü” diye bağırmaya başladı. Bunun üzerine onun takip eden hırsız, “ben bir adam gördüm, dedi, “bir keçisi vardı, şu sokaktan aşağı doğru gitti” dedi. Köylü bu sözü duyunca hırsıza, “aman adamım” dedi, “lütfen eşeğime göz-kulak ol da ben keçimi arayayım” dedi”.
Hırsız, “canıma minnet” dedi; “ben şu mescidin müezziniyim”; çabuk gel, seni buracıkta bekliyorum”. Köylü eşekten inip sokağa dalınca hırsız eşeği alıp sırra kadem bastı. Derken üçüncü hırsız çıktı ortaya. Olacak bu ya, köylünün gittiği yolun başında bir kuyu vardı. Hırsız kuyunun başına oturdu; feryat edip çırpınmaya başladı. Köylü, oraya gelince, “a adam ne oldu sana”? Benim keçim elimden gitti, sen feryat ediyorsun”. Hırsız, “nasıl feryat etmeyeyim”, dedi”, altın dolu torbam şu kuyuya düştü, kuyuya giremiyorum. Aahh köylü, kuyuya girer, çekmecemi çıkarırsan, sana on kızıl altın veririm” dedi. Köylü, kendi kendine, “kuyuya girer, bu adamın çekmecesini çıkarır, on kızıl altınını alırım”, dedi. Elbisesini soyunup kuyuya dalınca hırsız elbisesini alıp sıvıştı.
Köylü, kuyudan bir şey bulamayınca, kuyunun dibinden, “bu kuyuda bir şey yok” diye bağırmaya başladı, fakat kendisine kimsenin cevap verdiği yoktu. Köylü kuyudan sıkıldı, yukarıya çıktı; fakat dışarıda ne hırsızı gördü ne elbisesini.  Bir sopa bulup kendine vurmaya başladı. Bu hali görenler, “a köylü” dediler, “deli mi oldun sen?” “Yok”, dedi, beni de çalmasınlar diye kendimi koruyorum”.(1)
Çalma hastalığı (Kleptomani)
Çalma hastalığı olarak da bilinen Kleptomani, normal hırsızlık vakaları ile karıştırılmaması gereken bir dürtü bozukluğudur. Yunancada hırsız anlamındaki “kleptes” kökünden gelen Kleptomani, bireylerin ihtiyaçları olmayan nesneleri çalmalarına sebep olur. Kleptomanik kişilerde, çalma dürtüsü o kadar yoğun olur ki, buna engel olmak istemelerine rağmen, nesneleri çalmaktan kendilerini alamayabilirler. Ya da bir başka deyişle dürtülerini kontrol edemediklerinden marketlerden, mağazalardan veya da arkadaşlarından nesneleri çalma eğiliminde olurlar.(2)
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu, meydan mitinginde, ülkedeki hırsızlıkları kastederek “hırsızlık artık devlet sırrı olmaktan çıktı” diyerek, ülkedeki hırsızlığın yaygın oluşun vurguluyordu.  

Köylü ve Hırsızlar
Almanya’daki tahtalı makam odası
Ulaştırma Bakanı iken Almanya’da resmi bir ziyaret kapsamında Almanya Hazine Bakanı ile görüştüğünü ifade eden Topçu, bir anısını şöyle anlatır:
“Bakan olarak Almanya’ya gittim, bizi karşıladı. Misafir ağırladıkları salona aldılar. İçeride alışmadığım bir görüntü var. Bakanın masası bildiğiniz tahta. ‘Herhalde ceviz falan olsa gerek’ dedim içimden. Oturduğu koltuk da tahta. Toplantı masası var; tahta. Masanın etrafındaki sekiz tane sandalye de tahta. Ben, görüntüden etkilendim. Görüşme bitti. Kalkarken Onur Bey’e (Bonn’daki Türk Büyükelçi Onur Öymen) dedim ki sor bakalım bu neyin nesi? O dönem Almanya, Amerika’dan sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Henüz daha Çin min yok. Bizim herhangi bir müdürün odası bakanın odasından çok daha lüks.
Soruya cevaben Alman Bakan dedi ki: “Bizim burada devlet parasıyla saltanat sürmek yasaktır’. Gelişmiş ülkelerde insanlar kamu hizmetini böyle yürütüyorlar.” dedi. Türkiye’de devletin itibarı bahanesi ile israf yapıldığını kaydeden Topçu, “o Alman devletinin itibarı yok mu?” diye sordu. Demek ki çağımızda itibar lafta değil, ekonomik güçtedir.(3)
Almanya deyince aklımıza tasarruf tutumluluk gelirken şunu söylemeden geçemeyeceğiz. Avrupa’nın en zengin ülkesi Almanya. Almanya’nın 16 yıl başbakanlığını yapmış, geçen aylarda kendi isteği ile siyaseti bırakmış Bayan Merkel, sizin bizim gibi mütevazi bir apartman dairesinde oturduğunu biliyor muydunuz?  Ya bizim gırtlağına kadar borçlu ülkemizin Cumhurbaşkanı nerede oturuyor, dersiniz? Yoksul halkın parası ile yapılan Avrupa’nın değil, dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmayan 1150 odalı sarayda oturuyor ve ülkemiz gittikçe borçlanıyor ve fakirleşiyor. Gerisini yorumunu siz yapın.

Tarihin En Meşhur Siyasi Hırsızlar
Madem hırsızlıktan konu ediyoruz. Dünyada ve ülkemizde pek çok hırsızlık çeşidini sayabilirsiniz. Ama bizim anımsamaya çalıştığımız bazılarına yer verdik. Bu hırsız yöneticilerin de çoğunluğu Müslüman ülkelerin yöneticileri.
Spartalılar hırsızlığı değil, yakalanmayı cezalandırırmış. Biz de kendimizce yeni bir metot bulduk, hırsızlık yapanı ilk önce bir tartıyoruz. Kimin nesidir, ne iş yapar, kimlere yakındır ölçüyoruz ondan sonra baktık dişimize dokunuyor cezalandırıyoruz. Yok efendim kendisi şöyle biraz pazulu, güçlü bir adamsa salıyoruz gitsin. Allah muhafaza başımıza dert olmasın. Hatta kendisini televizyon kanallarına çıkartıyoruz ki alem bu şanla, şerefle dolu vatandaşı görsün, hepimize emsal olsun. Yazık ki bu yeni 'metot' dünyada pek karşılık bulmuyor. Eski kafalı birtakım adamların yönettiği muhataplarımız cart diye hırsızlığı cezalandırıyor. Ona rağmen, memleketlerinde meşhur olmuş, herkesin bakıp hikayelerini anlattığı hırsızlar yok mu? Elbette var.(4)
Sayfalar dolusu pek çok hırsızlık olaylarını sayabiliriz, ama aklımız gelen yakın siyasi tarihimizde halkın parasını çalan bazı siyasileri kısaca almak istedik.             

Köylü ve Hırsızlar

1. Ferdınand Marcos – Filipinler eski cumhurbaşkanı (5-10 milyar dolar)

            Filipinler eski Cumhurbaşkanı Ferdinand Marcos’un devlet kredilerinden, rüşvetten, zimmete para geçirmekten, özel şirketleri kendi hesabına satın almaktan ve direkt hırsızlıktan dolayı 5 ila 10 milyar dolar arasında çaldığı tahmin edilmektedir. Bu paralar yabancı banka hesaplarına yatmış veya ABD’de gayrimenkule yatırılmıştır. Marcos büyük halk ayaklanmaları sonucu devrilmiş ve Hawai’de sürgünde iken ölmüştür. Yetkililer çalınan meblağdan 4 milyar dolar kadarını bulabilmişlerdir.

2. Saddam Hüseyin–Irak Devlet Başkanı (Bağdat merkez bankası (1 milyar dolar)

           Tarihte tek bankadan yapılmış en büyük soygun 18 Mart 2003’te, koalisyon güçlerinin işgalinden bir gün önce Irak’ta gerçekleşti. Yönetimde olduğu 24 yıl boyunca ülkeyi kendi derebeyliği gibi gören Saddam Hüseyin, Amerikan ve İngiliz birliklerinden oluşan koalisyon kuvvetlerinin ülkeye girmesinden bir gün önce oğullarından Kusay’a elle yazılı bir evrakla Irak Merkez Bankası’ndaki tüm parayı çekmesini emretmiştir. 100 dolarlık banknotlardan oluşan yaklaşık 1 milyar doları özel kutulara yükleyerek bankadan almıştır. 22 Temmuz 2003’te da iki oğlu da öldürüldükten ve bu 1 milyar doların 650 milyon dolarlık kısmı saraylarından birinde duvarda gizli bir bölmede gizlenmiş olarak Amerikan birliklerince tespit edildikten sonra Saddam Hüseyin’in kendisi 13 Aralık 2003’te kanalizasyon çukurunda gizlenirken yakalandı. 30 Aralık 2006’da Kurban Bayramı’nın ilk gününde asılarak idam edilmiştir. Tüm bunlara rağmen 1 milyar doların kayıp olan 350 milyon dolarlık kısmı asla bulunamamıştır.

3. Jean-Claudeduvalıer –Haiti eski cumhurbaşkanı (bilinmiyor)
“Baby Doc” lakaplı Jean-Claude Duvalier, Dünya Bankası verilerine göre bu küçük ve fakir ülkenin başında kaldığı sürece her yıl gayri safi milli hasılanın %1,7 ila %4,5’ini çalmıştır. 1986’da yönetimden inerek Fransa’ya kaçmış ve 2014’te hayatını kaybetmiştir.

4. Danetete -Nijerya eski petrol bakanı (Nijerya petrol sahası hırsızlığı) (1,1 milyar dolar)
2011’de Nijerya’da Nijer Deltası’nın 150 kilometre açığında bulunan ve OPL-245 olarak bilinen petrol sahasının satışında yapılan rüşvet ve dolandırıcılık olayıdır. Eni ve Shell petrol şirketleri, “OPL 245” off-shore petrol sahasını 1993-1998 yılları arasında Nijerya Petrol Bakanı olan Dan Etete’ye ait olan Paravan şirket Malabu Oil&Gas şirketiyle ortak olarak 1,3 milyar dolara satın almışlardı. Bu satış, petrol sektöründe görülen en büyük yolsuzluk skandalına yol açmıştı. İddialara göre satış fiyatının 1,1 milyar doları temsilcilere ve aracılara verildi. 2018 yılında açılan dava sonucu görülen mahkemenin yargıcı Shell yetkililerinin, Etete’nin paranın bir kısmını kendine alıp bir kısmını da sahayı mülkiyetine geçirmesine yardım eden Nijeryalı siyasetçilere dağıtacağını bildiklerini söylemiştir.

5. General Sani Abacha
Nijerya devlet başkanı (3 ila 5 milyar dolar)

1998’de kalp krizinden öldüğünde General Sani Abacha’nın Nijerya’daki 5 yıllık hükümdarlığı süresince 3 ila 5 milyar dolar para çaldığı rapor edilmiştir. Milli güvenlik projelerini bahane ederek Nijerya Merkez Bankası’ndan on milyonlarca dolar nakdi hesabına geçirmiştir. Nijeryalı yetkililer izini sürerek bu paranın küçük bir kısmını geri almayı başarmışlardır fakat büyük kısmı General tarafından paravan şirketler kullanılarak yurt dışı bankalarda muhafaza edildiği için o kısma erişememişlerdir.(5)  Bu listeye daha pek çok hırsızlık olaylarını ekleyebilirsiniz. Biz sadece aklımıza gelen örnekleri vermeye çalıştık.
Devlette siyasette hırsızlık olaylarını incelerseniz, bütün siyasi hırsızlık olayları gerçek demokrasinin olmadığı İslam ülkelerinde tek adam yönetimlerinde olmaktadır. Devlette, siyasette hırsızlık olaylarını önlemenin tek yolu vardır, o da saydam, denetime ve halka açık gerçek bir demokrasi ile ülkenin yönetilmesidir.

Cevat Kulaksız  

Cevat Kulaksız kulcevat599@gmail.com

SON NOTLAR

(1) Kaynak: Mesnevi Şerhi Vl Mevlâna sf. 94-95

(2)https://www.iyihayat.com/yazi/kleptomani-nedir/?gclid=CjwKCAjwv-GUBhAzEiwASUMm4t-rNnzBTYIWnKJbjWKZbChLLDZmxagoGVRnW5DO8Ttei-VelGxXhBoC2QgQAvD_BwE

(3) Eski Ulaştırma Bakanı Yaşar Topçu.
https://www.yeniasya.com.tr/politika/eski-bakan-siyasette-zenginlesen-kisi-babam-bile-olsa-hirsiz-dir_347377

(4) https://onedio.com/haber/tarihin-en-meshur-10-hirsizi-430123

(5) https://dedektifdergi.com/tarihteki-tuyu-bitmemis-yetimin-hakkini-calan-hirsizlar/

Sürtük
AKP Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı seçilen partili zat; bugün,  Mecliste AKP Grubunda yaptığı konuşmasında, dokuz seneden bu yana aklından bir türlü çıkaramadığı, artık paranoya haline getirdiği, ülkemizde gerçekleştirilen en önemli demokratik protesto eylemi sayılan gezi direnişine katılan kişiler için, çürük bunlar,  sürtük bunlar demek suretiyle, eyleme katılan kadın ve kızlarımıza alenen hakaret etmiştir. 

Çift şapkalı bu zat; cumhurbaşkanı şapkasının korumasına ve sorumsuzluğuna güvenerek, yiğitliğe sığmayacak bir tavırla, kendisine aynı şekilde cevap verilemeyeceğinin,  bu lafın aynen kendisine iade edilemeyeceğinin rahatlığı ve güvencesi içinde,  önüne gelene hakaret etmeyi,  kendisine iş ve meslek edinmiştir. 

Sürtük Türk Dil Kurumuna göre; 

Vaktini çok gezerek geçiren,  evinde oturmayan kadın, 

Aynı anda birden fazla kişiyle gönül eğlendiren kadın, 

Hayat kadını, orospu. 

Anlamına gelmektedir. 

AKP Genel Başkanı;  yurt çapında demokratik gezi direnişine katılan yaklaşık 10 milyon civarındaki kadına sürtük demek suretiyle, başkanlığını yaptığı ve kendilerini temsil ettiği milyonlarca kadın ve genç kızımıza,  meclis kürsüsünden alenen hakaret etmiştir. 

Türk Kadınlarından özür de dilese,  bu hakaretin kamu vicdanında yarattığı tahribatı asla gideremez. 

Yaklaşık iki sene önce de, Sakarya Üniversitesinde görevli bir profesör ünvanlı öğretim üyesi, üniversiteler fuhuş yuvasıdır diyerek,  üniversitede okuyan genç kızlarımıza hakaret etme cüreti göstermişti. Bunun üzerine;  biz de,  o kızgınlık ve teessürle bir makale yazarak, bu öğretim üyesine; üniversitelerimiz iddia ettiğin gibi, gerçekten  fuhuş yuvasıysa, sen de bu fuhuş yuvasında görevli ve sorumlu bir öğretim üyesi olduğuna göre, bu haksız suçlama ve hakaretin karşısında, sana emanet ettiğimiz kızlarımızın öğretim üyesi olarak sen de pezevenk mi oluyorsun o zaman? diye sormuştuk. 

Bu öğretim üyesi, üniversiteli genç kızlarımızı fahişe olarak suçlaması nedeniyle,  bu ağır hakaretlerinin hesabını yargı önünde vereceğine, beyefendi aslında kendisine doğrudan hakaret içermeyen hakaret kastı olmaksızın sorduğumuz bu soru üzerine, hakarete uğradığı iddiasıyla hakkımızda suç duyurunda bulunma cüretini gösterebilmiştir. 10/06/2022 tarihinde bu nedenle hakim önüne çıkacağız. 

Partili Cumhurbaşkanı da, bugün AKP Genel Başkanı ve politikacı kimliğiyle yaptığı konuşmasında,  milyonlarca Gezi direnişçisi kadınımıza çürük bunlar, sürtük bunlar diyerek ağır hakarette bulunmuştur. 

AKP Genel Başkanı ve partili Cumhurbaşkanı'nın sürtük olarak yaftaladığı milyonlarca kadın ve kızımız;  T. C. Devletinin şerefli yurttaşlarıdır, 84 milyon cumhurun içinde yer almaktadırlar. 

Anayasaya göre, Cumhurbaşkanları;  Türk Milletinin birliğini temsil ettiğine, partili de olsa cumhurbaşkanı olan bu zat, başkanlığını yaptığı, tümünü temsil ettiği cumhurun önemli bir kesimini,  çürük ve sürtük olarak nitelendirdiğine göre, ben onun yerinde olsam büyük bölümü sürtük olan bu cumhurun başkanlığından, yani cumhurbaşkanlığından derhal istifa ederim, bu yüz karası sürtük insanların başkanlığını asla yapmam. 

Gezi eylemlerine katılan milyonlarca kadın ve kızımıza,  sürtük bunlar diyen T. C. Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan bu zatın, Üniversiteler fuhuş yuvasıdır diyerek, üniversiteli genç kızlarımızı fahişelikle suçlayan öğretim üyesinden ne farkı var?

Neme lazım, suç olmadığı halde, başımızı derde sokmamak için, üniversiteli kızlarımızı fahişelikle suçlayan öğretim üyesine sorduğumuz soruyu,  AKP Genel Başkanına sormuyoruz. 

Zira, AKP Genel Başkanı ve partili cumhurbaşkanının; içlerinde, büyük bir kitle olarak sürtüklerin de bulunduğunu iddia ettiği cumhurun başkanlığından,  yani,  cumhurbaşkanlığından derhal istifa edeceğini düşünüyoruz. 

Güner Yiğitbaşı

01/06/2022

Güner YİĞİTBAŞI

Hukukçu

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget